DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

KADER SOKAK: TÜRKEŞ AİLESİ

Yayınlanma Tarihi :
KADER SOKAK: TÜRKEŞ AİLESİ

Halim Kaya

 

Ülkücü Hareketin Lideri Başbuğ Alparslan Türkeş ve ailesini hep dışarıdan birileri yazdı. Aileden birisinin yazmış olduğu kabul edilebilecek olan ilk eser Alparslan Türkeş’in sağlığındaki anlatarak dikte ettiği hatıralarının yer aldığı ve Gazeteci Hulûsi Turgut’un kaleme aldığı “Türkeş’in Anıları Şahinlerin Dansı” adlı kitaptan sonra aile fertleri tarafından yazılmış ikinci eser, Alparslan Türkeş’in kızı Selcen Türkeş Homriş tarafından “Kader Sokak: Türkeş Ailesi” adıyla kaleme alınmış ikinci önemli eserdir. Önemi de aile fertleri açısından Alparslan Türkeş’in yaşadıklarının nasıl görüldüğünü ve aile fertlerinin yaşadıkları, toplumun bilmedikleri hususları bizlere aktarmasından oluşmaktadır.

Selcen Türkeş Homriş kaleme aldığı “Kader Sokak: Türkeş Ailesi” adlı bu kitabın Birinci Baskısı Destek Yayınları tarafından Nisan 2026 tarihinde 312 sayfa olarak basılmıştır. Kitap; Selcen Türkeş Homriş’in anne ve babasına yaptığı “İçindekiler”, “Teşekkürler”, “Başlamadan”, “Bir Ailenin Kökleri: Çankırı’da Geçen Çocukluk”, “İstanbul Yılları: Disiplin, Değerler ve Mücadele”, “1944’ün Gölgesinde: Aile, İdealler ve Dava”, “Cesaretin Adı: Şahap Homriş”, “Taşınarak Büyümek: Mektep ve İntibak”, “Washington’da Bir Türk Ailesi”, “Eğitim, Dostluk, Mücadele”, “İnanç, Ahlak ve Vatan Hasreti”, “Dönüm Noktası: Şarkın Paris’inden Kader Sokak’a”, “Bir Baba, İki Dünya: Aile ve Darbe”, “Evin İçinde Siyaset: Dalkavuklar ve Hediyeler”, “İdeallerin Bedeli: Kudretli Albay’ın Yalnızlığı”, “O Gece”, “Sürgün Yolculuğu: Hindistan Günleri”, “Gurbette Birlik Olmak: 14’ler”, “Sürgünden Vatana: Umudun Dönüşü”, “Sürgün İçinde Sürgün”, “Beklenen Haber”, “Sürgünden Siyasete: Göz Hapsinde Bir Hayat”, “Bir Kez Daha Kapı Çalındı”, “Beraat ve Bedel”, “Bir Partinin Doğuşu: İnatla, İnançla, Yoklukla”, “Kapalı Kapılar Ardında Aşk ve Gençlik”, “Homrişler: Bir Ailenin Köklü Mirası”, “İdeolojilerin Savaşı: Komünizme Karşı Türk Milliyetçiliği”, “Aileler Arasında Sıkışan Bir Aşk”, “Kandıra Günleri: Sevgi ve Sadakatin Sınavı”, “Umutla Endişe Arasında: Or-An Günleri”, “Saptırılan Gerçekler”, “Annemin Ardından: Yarım Kalan Bir hayat”, “Güle Güle Muzaffer Hanım”, “Yaralanan İnançlar: Ayrılıklar ve Hayal Kırıklıkları”, “Zorunlu Biat”, “İftiranın Gölgesinde: Bir Ailenin Yalnız Mücadelesi”, “Damga: Bir Soyadının Taşıdığı Risk”, “Darbeyle Kapanan Bir Devirin Hikayesi”, “11 Eylül Gecesi”, “Sabırla Geçen Yıllar: Duaların Gölgesinde”, “Avuçlara Saklanan Mektuplar”, “Zalimin Zulmü”, “Şahap Homriş Bey’in Dava Günlüğü”, “Gerçekler ve Yanılgılar: MHP Davasının Ardından”, “Topal Karıncanın İzinde: Direniş ve Vedalaşma” bölüm ve başlıklarından oluşmaktadır.

Başbuğ Alparslan Türkeş Amerika’daki 15 aylık kurstan dönünce Çankırı Piyade Atış Okulu’nda göreve başlayınca önce “tepedeki ev”e (s.15) yerleşmişler daha sonra daha sonra çay kenarında iki katlı büyük bir bahçesi olan evin üst katına taşınmışlardır. Bu ev “bütün eski evlerde olduğu gibi kocaman bir sofa ve o sofaya açılan dört tane kocaman, yüksek tavanlı odası vardı. Ferah bir evdi. O günleri çok keyifli günler olarak hatırlıyorum. Belki de evi aydınlık ve ferah hatırlamamın sebebi, içinde güzel günler yaşamış olmamdan dolayıdır.” (s.16) hani bir söz vardır Türkçede “İki, gönül bir olunca samanlık seyran olur” her ne kadar bu sevgililer için söylense de tam yerine denk geldi. Gönüller birbirinden hoşnut olduktan sonra insan samanlıkta yaşasa da sanki gezip dolaşıyormuş gibi ferahlamış olurlar. Her şeyden zevk ü sefa alırlar. Burada da dört çocuklu Türkeş ailesi en mutlu günlerini yaşamış olmasının sebebi aslında Selcen Türkeş Homriş hanımın çocuk gönlünde duyduğu aile sevgisi ve masumiyetidir. Belki ailenin büyükleri açısından bu pürüzsüz bir mutluğu ifade etmemektedir. Alparslan Türkeş adına söylersek bir fikrin sancıların 1944’den beri zaman zaman bedenen bizzat yaşasa da diğer zamanlarda kalbinde hissetmektedir diyebiliriz. “Babam annemi çok sayar ve severdi. Sever sözü az kalır, onlar birbirine âşıktılar. Annemde babamı çok sayar ve takdir ederdi. Ne kadar iyi anlaşırlardı…” (s.16) İşte, Selcen Türkeş Homriş Hanım ve ailesinin mutluluk sırrı buradan kaynaklanıyor. Eşlerin birbirine olan sevgi ve saygısı… “Babamın, hapisteyken bana son yıllarda yazdığı bir mektubunda söylediği gibi, Annem doğuştan asil bir ruha sahipti.” (s.17) Hani demişler ya; Evdeki Hanım güzel huylu ise ne işin var düğün evinde gir oyna çık oyna, evdeki hanım kötü huyluysa ne işin var cenaze evinde gir ağla çık ağla. İşte o evi aileye seyran eden Muzaffer Hanımmış…

Kim bilir belki de merhum Mehmet Niyazi Özdemir’in “Çanakkale Mahşeri” adlı romanında da verdiği İstanbul’daki babaanne ile üç yetim torun hikayesi “Bir Fransız entelektüel, Çanakkale savaşı sırasında Trakya’da dolaşmaktadır. Ordusu, en zor zamanında böylesine müthiş bir direniş sergileyen bir milletin cephe gerisinde ne yaptığını, nasıl yaşadığını merak etmektedir. Yolu bir kenar mahalleye düşer. Sokakta üç çocuk görür, üstleri başları perişandır. Kıyafetleri çeşitli çuvallardan uydurulmuştur.
Neşe içinde oynayan çocuklarla konuşmak ister. Öğrenir ki; babaları cephededir.
Tam o sırada kenardaki ha yıkıldı ha yıkılacak şekilde duran bir kulübeden çilesi yüzüne heybet olarak vurmuş epeyce yaşlı bir kadın çıkar. Ve çocuklara doğru seslenir: “Cihangir, Gazanfer, Muzaffer! Oğlum, çorba yaptım gelin için!” Fransız aydını, o heybetli Anadolu ninesinin haykırdığı isimleri birer birer aklından geçirir ve “En mağlup zamanında bile çocuklarına Cihangir (Cihanı fetheden), Gazanfer (Kükremiş Arslan) ve Muzaffer (Zafer kazanan) ismi veren bir millet asla mağlup olamaz!” der.
” Alparslan Türkeş’in İzmir’de 1922 yılında komutan olan kayın pederi Tevfik Bey ülkenin ve kendisinin savaşta olduğu bir zamanda kendisi yokken doğan ve ileride Alparslan Türkeş’e eş olacak kızına Muzaffer ismini vermesi bu hikâyeyi bildiğinden ve etkilenmiş olmasındadır herhalde (s.17).

Çocuklarının beslenmesine, tiyatro ve sinemaya gitmesine, hatta pamuklar içinde çimlendirdiği buğdayları B vitamini alsınlar diye biraz zoraki de olsa çocuklarına yediren (s.22) Alparslan Türkeş belki asker, ciddi, tartışmasız ve otoriter dava adamı, lider Türkeş portresine aykırı gibi gelse de nihayetinde o da bir aile reisi baba ve insan olarak üstünlükleri ve zaafları olan birsidir. İnsan olmak onun liderliğine halel getirmez, aksine insan olarak yüceltir. Çünkü Hz. Peygamber ‘Merhamet etmeyene merhamet edilmez.’ buyurmuştur.

Selcen Türkeş Homriş Hanım “İstanbul Yıldızdaki evde babam, [Harp] Akademi[sin]deki eğitimin ağırlığı yanında bütçemize ek gelir temin etmek için radyoya konuşma hazırlıyordu. O yıllarda ‘Tarihten Bir Yaprak’ diye program vardı ve oraya yazı hazırlar, her hafta dinlerdik.” (s.25) ifadeleriyle Alparslan Türkeş’in hiç bilinmeyen Radyo Program yazarlığı gibi bir özelliğini bizlere aktarıyor.

1944 olayları sırasında İstanbul Örfi İdare Hâkimi olan Yüzbaşı Şahap Homriş’ten Turancılık davasına bakması istendiğinde “Turancılığın suç sayılmayacağını, o yüzden de bu davaya bakmak istemediğini” (s.36) bildirmesi üzerine tayini Erzurum’a çıkmış, ama “Turancılığın suç olmadığını söyleyerek, komutana kafa tutması bu davadan tutuklu olanlar arasında da duyulmuş ve Hakim Yüzbaşı Şahap Homriş isimi babamın hafızasına cesaret, dürüstlük ve inandığı fikirden asla taviz vermemek olarak nakşolmuş.” (s.36-37) Hâkim Yüzbaşı Şahap Homriş ve Başbuğ Alparslan Türkeş arasında kurulacak dünür olmaya dönüşecek münasebetin de ilk adımları atılmış oluyor.

Selcen Türkeş Homriş Hanımın anlattığı Türkeş ailesinin kendi aralarında yaşayıp düşündükleri ve konuştuklarını okudukça kendi ailevi yaşantınızdan bir parça okuyormuş gibi oluyorsunuz. Ve diyorsun ki bu ailede bizim gibi bir aile, insanların kafasında kurduğu cetvelle çizilmiş düz bir çizgi gibi kalıplar ve kurallar arasın sıkışmış bir aile hayatı beklentisini karşılamıyor. Bu ailenin hayatı da insanların tahmin ettiği ve beklenti haline gelmiş o milyonları peşinden sürükleyen bir liderin katı kurallarla örülmüş ve hep aynı yeknesaklıkta tekerrür eden bir aile hayatı değil, inişli çıkışlı, acılı ve tatlı günleri, çocukların mutlulukları, hastalıkları, yaralanmaları ve yaramazlıkları olan herhangi bir Türk ailesi gibi bir aile. Tabi zaman zaman da Selcen Türkeş Homriş Hanımın anlattıkları bizi güldürüyor. Tıpkı Muzaffer Hanımın Başbuğ Alparslan Türkeş’e kaput diktirmesi için askeriyeden verilen askeri kumaştan Selcen Hanım ve diğer kızlarına manto dikmesi ve Selcen Hanımın bunu giyinmiş haldeyken ki durumu anlattığı “Kim bilir ne kadar komik görünüyorduk; babamın yanında cüce askerler gibiydik.” (s.46) cümlede gözümün önünde canlanan ciddi ve sert görünüşlü bir askeri elbiseli baba ve yanında askeri kumaştan manto giymiş kızlar resmine güldüğüm gibi.

Selcen Türkeş Homriş Hanımın “Babam [Alparslan Türkeş] kitap hastası olduğu için evimizin her köşesi kitap doluydu. Raflara sığmayanlar sandıklarda dururdu. O kıt imkanlarla bile kitap almayı ihmal etmezdi.” (s.48) ifadelerini okuyunca kendi kendime Başbuğ Alparslan Türkeş’in fikren takipçisi olmamız yanında bir nebze de olsa kitap konusunda da elhamdulillah Başbuğ Alparslan Türkeş’e benziyoruz, dedim.

Nenem ve halamla sekiz dokuz sene aynı evi paylaşmışlar, babam annemin, halam ve nenem tarafından ezildiğini fark etmese kesinlikle babama şikâyet etmezmiş. Babam kendisi bazı olaylara şahit olduktan sonra neneme, ‘annemin evin hanımı olduğunu’ kesin bir dille anlatması gerekmiş.” (s.48) Şimdiki aile hayatında halanın gelin ile oturmasından evvel kız gelin edilmeden önce kayınpeder ve kaynana ile oturmayacak diye şart koşuluyor. Ayrıca Başbuğ Alparslan Türkeş’in annesini karısının haklarını koruyacak şekilde ikaz etmesi hem eşi Muzaffer hanıma olan sevgisini gösteriyor hem de bir aile yapısında olması gereken evin hanımının kim olduğu durumunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Alparslan Türkeş savunmuş olduğu milliyetçiliğin her fikrini hayatına tatbik eden bir kişi olarak Türk nüfusun artırılması gerektiği yönündeki milliyetçi fikre de uymuş ve ailesini oldukça genişletmiştir. Amerika’ya, Washington’daki NATO Daimî Grubuna eğitim almak üzere giderken uçağın arıza yapması üzerine Londra’da zorunlu iniş yaparak durduklarında hosteslerin ve yabancıların “Bu beş çocuklu [Çağrı, Umay, Ayzıt, Selcen, Yıldırım Tuğrul] sevimli aile hoşlarına gitmişti sanırım.” (s.52) diyen Selcen Türkeş Homriş Hanım daha ilk okul üçüncü sınıf çocuğuyken bu sevginin farkına varmış. Daha sonra Muuzaffer Hanımın vefatından sonra evlendiği Seval Hanımdan da Ahmet Kutalmış ve Ayyüce Hanım ile yedi çocuğu olmuştur. Alparslan Türkeş milli bir görevi yerine getirirken Peygamber Efendimizin “Evlenin, çoğalın! Çünkü ben, kıyamet gününde diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuz ile iftihar edeceğim.” buyruğunu yerine getiren samimiyetle inanmış gerçek bir Müslümandır. Alparslan Türkeş Amerika’da bulunduğu bu süre zarfında kendisini geliştirmenin yollarını aramış ve George Washington Üniversitesinde “political science” (s.54) dersleri de almaya başlamıştır.

Politikada inişlerde zaten dostunuz kalmaz, aileniz yanınızda kalırsa şükretmek gerekir. Ama çıkışlarda etrafınız sizi eskiden beri seven sayan insanlarla dolup taşar hatta o ana kadar adını bile duymadığınız akrabalarınız olur.” (s.55) Düşenin dostu olmaz derler. Selcen Türkeş Homriş Hanım acı bir gerçeği dile getirmiş, ancak bu sadece politika için geçerli değil hayatın her alanında düşenin dostu olmazmış. Hatta bazen “düşene de bir tekeme sen vur” diyenler bile çıkar. Terk edilmenin yanında dost sandıklarınızın terk etmesinden ziyade bilfiil isteyerek verdikleri zararını görürüsünüz. Ama yine de sanırım Türk milliyetçileri kötü zamanlarda terk edilmek ya da doğrudan zarar vermek hususunda dostluk konusunda en az zayiat veren topluluktur diyebilirim.

Ben, büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede yaşadığımıza göre, inanıp uygulamasalar bile herkesin İslamiyet’i hiç olmazsa ana hatlarıyla öğrenmeleri gerektiğine inananlardanım.” (s.60-61) İnanan inanmayan herkesin ekseriyetinin dini olan İslamiyet’i öğrenmesi hem kendi hayatını kolaylaştırmak hem de Müslümanlar ile birlikte yaşarken onları rencide etmemek için inanmayanların öğrenmesi genel kültür açısından kendilerine faydalı olacaktır. Müslümanları kutsalları hakkında bilgili olan bir gayrimüslim onların günlük hayatına kolaylaştırmak için destek olduğu gibi kendi hayatını da kolaylaştıracaktır. Örneğin oruç tutarken Müslümanlara göstereceği karşılarında bir şey yememek gibi bir saygı ile kendisi de saygınlık kazanacaktır.

Alparslan Türkeş ve Talat Aydemir, Alparslan Türkeş’in Washington’dan dönüşte tayini çıktığı Elazığ’da tanışmışalar. “Talat amcalarla o sık sık görüşmelerimiz sırasında meğer babamla ikisi ihtilalin ilk hazırlıkları içindelermiş.” (s.67) ancak bu tanışıklığın zararı Alparslan Türkeş’in parlak kariyerinin önünün kesilmesine engellenmesine sebep olmuştur. “Babamın çok başarılı bir meslek hayatı vardı. Komiteye girmeseydi, o sonbahar tayini Paris’e çıkmak üzereydi ve mutlaka mesleğinin zirvesine ulaşacak, yani general olacaktı.” (s.67) Ancak Alparslan Türkeş komite üyelerinin iktidarı DP alıp CHP’ye vermelerine karşı olduğu için ihtilali tasvip etmiyor, ordunun tarafsız ve partiler üstü durması gerektiğine inanıyordu. “babam ‘milli Şef’ devrini ve o devrin demokrasiden uzak yönetimini [1944 Turancılık Davasıyla] çok yakından görüp yaşadığı için CHP ve İsmet Paşa’dan yana hiç değildi.” (s.69)

Teğmen Numan Esin “1960’ın bahar aylarında bize daha da sı9k gelmeye başladı ve bir pazar günü dördümüzü de alıp Çankaya Köşkü’nün bahçesindeki Atatürk’ün müze evini görmeye götürürdü. Meğer bu gezinti Numan Ağabey’e babam tarafından verilen bir görevmiş. İhtilalden önce Çankaya Köşkü ve çevresini dikkat çekmeden incelemek için bizi de alıp götürmüş.” (s.79) Aslında ihtilali yapan Alparslan Türkeş değildi ancak “İhtilalin Kudretli Albayı” olmak için ancak bu kadar ileri görüş ve tedbirli olmak gerekiyor demek ki.

İhtilalin Kudretli Albay’ı ihtilalde nasıl Başbakanlık müsteşarı olduğunu “30 veya 31 Mayıs günüydü. Başbakanlık’tayım Hakimler kasaları saymakla meşguldü. Başbakanlık Levazım Müdür ve diğer ilgili memurlar bana gelerek, ‘Başbakanlık müsteşarı veya Başbakan kim olacak?’ dediler. Bütün memurların maaş almaları için, bazı belgeler varmış, bunların ita amiri sıfatıyla imzalanması gerekiyormuş. İmza edilmezse memurlar maaş alamazmış. ‘Getirin hepsini imza edeyim’ dedim. Böylece fiilen Başbakanlık müsteşarlığına oturdum. Başbakanlık müsteşarıyım. Aynı zamanda, fiili başbakanım. Devlet Başkanlığına ait işleri de bana bıraktı Cemal Paşa. ‘Önemlileri sadece bana söyleyin’ dedi. ‘Bana malumat verin, ben bunlarla uğraşmam’ dedi.” (s.84) şeklinde anlatıyor anılarında. Ancak Cemal Gürsel Paşa’nın ihtilalden sonra Alparslan Türkeş tarafından bir uçak ile İzmir’den getirilmesi göstermektedir ki Alparslan Türkeş’in bu ifadeleri nezaketen söylenmiştir. Cemal Paşa dahli olmadığı bir ihtilalin yetkilerini dağıtacak kadar etkin ve yetkin olmasa gerek zannedersem.

Selcen Türkeş Homriş Hanımın bazı anlattıkları bugüne kadar kamuoyunda oluşan genel Türkeş algısına karşı belki müspet belki menfi manada farklı bir algılama oluşturacaktır. Ya da zaman zaman Alparslan Türkeş’in eleştirilmesine sebep olacaktır. Özellikle Selcen Türkeş Homriş Hanımın bahsettiği bilezik (s.86) mevzuundan dolayı Türkeş düşmanları mal bulmuş mağribi gibi bu hususu alıp kullanacaklardır. Bu huşu acaba Türkeş ailesinin istek ve arzuları dışında gerçekleşmiş bir hususun hatıra olarak nakledilmesi doğru mu sorusunun sorulmasına sebep olunacaktır.

Selcen Türkeş Homriş Hanımın babasının kendi ağzından verdiği Başbakanlık müsteşarlığından istifa edişi ve on dörtlerin tasfiyesi hususundaki beyanında On dörtler dediği kendi liderliğindeki gruba mensup olanları “Muzaffer Özdağ, Numan Esin, Münir Köseoğlu, Şefik Soyuyüce, Ahmet Er, Mehmet Özgüneş” olarak sıralamakta ve daha önceden kendileriyle beraber hareket ettiği halde ayrılanlar olarak da “Kâmil Karavelioğlu, Emanullah Çelebi” isimlerini telaffuz etmektedir. Türkeş’in bizzat saydığı isimlere bakılırsa bu on dörtler mevzu pek de şöhret bulduğu gibi on dört kişi değil 6 kişi olduğu görülecektir. Çünkü “Kâmil Karavelioğlu, Emanullah Çelebi” isimleri muhtemelen çok erken bir dönemde bu gruptan ayrıldığı için onların ismin benimle hareket edenler diyerek zikretmemiştir. 13 Kasım 1960 tarihinde Milli Birlik Komitesinin Cemal Gürsel ile hareket eden üyeleri erken davranmış altı kişilik ama on dörtler denen Alparslan Türkeş grubunu sabah saat 05.00 de tasfiye etmiştir.

Alparslan Türkeş’in tasfiyeden yaklaşık on dokuz saat sonra (tasfiye edildikleri haber verilen saat 05.00, on dokuz saat sonra göz altına alınış gece 24.00 yani 12.00 civarı) 13 Kasım’ı 14 Kasım’a bağlayan gece göz altına alınışı ve Mürted hava üssüne götürülüşü.  “Dışarıdan sokak kapımıza tüfek dipçikleri ile vuruyorlar, kapı paramparça olmuş, yere düşmek üzere… Bir an sonra da yere düşmesiyle bir sürü asker, polis ve başlarındaki binbaşı antreye dolarak, babamın üzerine atladılar. O anda Ayzıt da binbaşının üzerine ‘Babamı bırakın!’ diye bağırarak atılıp yüzünü tırmalıyordu. Annem, nenem ve biz babamın önüne geçmeye çalışıyor, onu götürmemeleri için çırpınıyorduk. Büyük bir arbede yaşanıyordu. Babam biz sakinleştirmeye çabalıyordu ama nafile. Gece yarısı onu meçhule yollamaya niyetli değildik. Biz babamı yollamaya niyetli değildik ama onlar emir almışlar ve bu emri ne pahasına olursa olsun yerine getireceğe benziyorlardı. İtişip kakışmalar daha da sertleşmeye başlayınca babam bizim hırpalanmamamız için hepimiz zorla içeri gönderdi. Gelen binbaşıya da giyinmesi için müsaade etmesini söyledi. Bir anda yerde yatan kırık kapımızın üstüne basıp geçen yirmi beş, otuz kişi evimize doldu. Babam onların denetinde sivil elbiselerini, giydi. Bu arada diğerleri de evimiz didik didik arıyorlardı. Laf olsun diye birçok evrak ve kitabımız çuvallara koydular. Babamdan da silahını istediler. O da her gün taktığı tabancasını binbaşıya teslim etti. Diğer iki tabancasını bulamamışlardı.” (s.98-99) Selcen Türkeş Homriş Hanımın anlattığı şu dramatik ifadelerden işgale uğramış bir ülkenin vatandaşlarına yapılan muameleleri aktaran en az yarım saatlik bir filim sahnesi çıkar. Başta dışarıyla irtibatını kesmek için telefon hatlarını kesmek, daha sonra gece yarısı kapıyı kırıp içeri girmek ve diğer aile fertlerinin aile reisini koruma çabaları, kitapların çuvallara toplanması hepsi müstemleke ülke vatandaşlarının yaşayacağı acı veren bir durumdur ancak bu ülkede aynı ekibin insanları düşünce farklılığı içinde oldukları kendileri gibi düşünmeyen diğer arkadaşlarına uyguluyordu.

Hindistan’a Yeni Delhi Büyükelçiliği müşavirliğine atan Türkeş Mürted Hava Üssünden ailesi de altı gündür gözetim altında tutuldukları evlerinden alınarak Alparslan Türkeş ile birlikte gidecekleri Hindistan yolculuğu için Esenboğa Hava Alanına (s.104) getirilmişlerdir. Uçakta Japonya’nın başkenti Tokyo’ya sürgün edilen on dörtlerden Muzaffer Özdağ ve ailesi de vardır. Bu olayların yaşandığı zamanlarda on üç yaşında bir çocuk olan Selcen Türkeş Homriş Hanımın yaşadığı travma o kadar büyük ki onda “Memleketimizden atılıyoruz” (s.106) endişesine ve “Artık başımıza gelenlere üzülmek yerine, babamın canını kurtardığına sevinmemiz gerekiyordu. Yoksa o gece çekip onu vurabilirlerdi.” (s.106-107) ölümü görüp sıtmaya razı olmuş bir çocuk duygusunu oluşturmuştur.

Sürgündeki 14’ler arsındaki birliği sağlamak ve daha da güçlendirmek için mektuplaşmalar yapan Alparslan Türkeş’in Yeni Delhi’den 14 Ağustos 1962 yılında Muzaffer Özdağ’a yazdığı mektupta (s.116) “benim şahsım hakkında her zaman tekrarlanan Turancılık-Irkçılık propagandasına dair izahat vermek ve bunun bizi parçalamak için bu şekilde ileri sürüldüğünü izah etmek.” (s.117) İfadelerinden anlaşıldığına göre 14’ler denen gruptan bazıları Alparslan Türkeş’in Turancı olmasından rahatsızlık duymaktadır. 14’ler dene grubu bir arada tutan düşünce yapısı herkes için Türk milliyetçiliği değildir.

Dündar Taşer’in Alparslan Türkeş’in 23 Temmuz 1962 tarihinde Brüksel’de yapılacak 14’ler toplantısına 27 Temmuz’da katılması dolayısıyla protesto ederek yetkilerini Erkanlı’ya devrederek Bern’e dönmesi, Türkeş’in haberi olmadığı halde toplantı başkanı seçilmiş olduğu söylenen Erkanlı Alparslan Türkeş’e “Bundan sonraki görüşmelerde ve ileride 14’ler tarafından her ne karar alınırsa alınsın, bunları kabul edeceğimi ve hiçbir şekilde 14’ler topluluğunu terk etmeyeceğimi taahhüt ederim.” (s.117) yazılı bir metni imzalaması istenmiş olması zaten fikir birliği olmayan 14’ler arsındaki liderlik mücadelesini de gözler önüne sermektedir. Daha önce başka bir yerde de bu konuda fikrimi söylediğim Alparslan Türkeş’in liderliği dışında kendileri arsında birlik sağlayamayan 14’lerin bütün etkisinin Türkeş’in çabalarından ibaret olduğunun ifadesi en doğru değerlendirme olacaktır. Şu gerçeği de unutmamak gerekir ki; Alparslan Türkeş ve onunla hareket eden Dündar Taşer ve Ahmet Er gibi 14’ler mensupları bugün hala sevgi, saygı ve rahmetle her an anılırken 14’lerden ve dolayısıyla Türkeş’ten ayrılanlar ancak tarihin karanlık sayfalarında dahil oldukları olaylar anlatılırken ancak zikredilmektedir. Çünkü arkalarında Alparslan Türkeş Dündar Taşer ve Ahmet Er gibi onları anacak idealist bir kitle bırakamamışlardır.

Alparslan Türkeş’in 11 Haziran 1962 tarihinde 14’lerden Kabibay’a yazdığı mektupta “Benim daha ağustos başlarında 13 Kasım’ın olabileceğini hesaplayarak daha erken davranmak istediğimi biliyorsun. Fakat daima hep seninle beraberliğimi sağlamak için gayet esaslı olarak hazırladığım planı tehir ettim.” (s.123) ifadeleri Alparslan Türkeş’in 14’lerin Milli Birlik Komitesinin Solcu mensupları tarafından tasfiye edildiği 13 Kasım 1960 tarihinden yaklaşık 4 ay önce Ağustos 1960 tarihinde kendilerini tasfiye etmeyi detaylıca planladığı ancak 14’ler ve Kabibay ile birlikte hareket etmek düşüncesi yüzünden planını uygulayamadığını anlıyoruz. Bu ifadeler de göstermektedir ki Türkeş 14’lerin kalan 13’nün düşünemediğini düşünen bir feraset sahibidir ancak bu düşüncesini eşit statülüler arasında kabul ettirip uygulayamamaktadır. Ayrıca bu durum Türkeş’in demokrat bir yapıya sahip olduğunu, grup çıkar ve menfaatlerini kendi çıkar ve menfaatlerinden üstün tuttuğunu, çoğunluğun aldığı kararın fayda sağlamayacağını bildiği halde istişareden çıkan karara uyduğunu göstermektedir. İşte tam burada aynı mektupta Türkeş’in “… hiç kimse söz dinlemeyi kabul etmediği için ve bilhassa benim emrim altında hareket etmediği için 13 Kasım felaketine uğranıldı.” (s.124) ifadeleri bize 14’lerin dışarıdan etkiye maruz kaldığını ve Türkeş’in doğrularını bile uygulamadıkları için tasfiye edildiğini izah ediyor. Bu ifadelerin devamı olan cümlede Türkeş’in 13 Kasım’da 14’ler tasfiye edilmeden son bir kez daha 9 Kasım tarihinde Milli Birlik Komitesinin 14’ler dışındaki üyelerini tasfiye etmek düşüncesiyle harekete geçmek için grubu iknaya çalıştığını da görmekteyiz. Alparslan Türkeş’in Orhan Kabibay’a yazdığı mektup yarıca Türkeş’in liderliğini kabul etmemeleri halinde 14’lerin Orhan Kabibay liderliğinde 13’ler olarak yoluna devam etmesi yönündedir. Türkeş bu durumda da 13’lerin başarısı için dışarıdan destek vereceğini söylemektedir (s.130).

Alparslan Türkeş’in yakınında bulunanlar kendilerinde bir şeyler bularak ayrıldılar ama çok geçmeden o bulduklarının kendilerine yansıyan Türkeş’in ışığı olduğunu anladılar; tabii iş işten geçtikten sonra.” (s.145) Selcen Türkeş Homriş Hanım bu ifadesiyle sanki “Türkeş “Güneş”tir. Dar çevresinde, etrafındakiler ise “Ay”dır. Ülkücülerin her bir de “Yıldız”lardır.” diyor. Ancak kerameti kendinde görenler Alparslan Türkeş’ten ayrıldıktan sonra çevreleri boşalıp yanlızlaşınca kendilerine gösterilen sevgi ve saygının kaynağının kendileri olmadığını görseler de ikrar etme cesaretini göstermemişlerdir. Türkeş’ten ayrılanlar eğer sayıca çok iseler kendi dar ortamlarında katı dayanışma sergileyerek pişmanlıklarını gizlermişlerdir. Kimi de gidip geldiği belli olmadığı için ayrıldıktan bir müddet sonra sesiz sedası geri gelmişler ve hiç ayrılmamış gibi davranarak Türkeş ve arkadaşlarından eski muhabbeti görmüşlerdir. Ancak bir kere yapan bir daha yapar ilkesi gereği bu gidip gelenler başka bir fırsat bulduklarında ayrılıkçı davranışlarını sergilemekten geri durmamışlardır. Sözde “teşkilatçı dev dava adamları!” Alparslan Türkeş’in etrafında kenetlenerek durmamışlar, onu Başbakan ve Cumhurbaşkanı yapacak birlikteliğin yoluna içeriden duvar örmüşlerdir. Büyük ideallerle yola çıkarak Türkeş’e dav arkadaşı olup, onun gördüğünü ve düşündüğünü düşünemeyerek ayrılıp gidip gelenler, ya da hiç gelmeyenler Ülkücü Hareket’in iktidarını engelleme vebalini muzlarında taşımaktadırlar.

babamın kalleş arkadaşları” (s.161) ifadesini Selcen Türkeş Homriş Hanım Başbuğ Alparslan Türkeş’in Şahap Homriş’i Türk Kültür Derneğine genel başkan yamasına rağmen kendisi Hindistan’a sürgün edilince dernek üyeleri Şahap Homriş’i dernek başkanlığında alanlar için kullanmıştır. Ancak Alparslan Türkeş çevresinde bulunanların defalarca kendisini yanıltmalarına, terk etmelerine rağmen beklentilerini boşa çıkaranlara ayrılanları vasıflandırmak içi böyle ifadeler kullanmamıştır. Bu Selcen Türkeş Homriş Hanım tarafından bir evladın babasına karşı duyduğu evlatlık duygularla ortaya konulmuş hissi bir ifadedir.

İnsanın yazılanlarda kendinden bir şeyler bulmuş olması demek bu olsa gerek. Selcen Türkeş Homriş Hanım’ın babaannesi için söylediği “nenemin bir huyu vardı her türlü ilaca bayılırdı. Hele birimizden birimizi ilaç alırken görmesin, hemen ‘Ban da!’ diye tuttururdu.” (s.164) herhangi bir ilaç alma alışkanlığı rahmetli annemde de vardı. Bir gün böbreklerden kum dökmek için bana verilmiş ilaçları içmiş de korku içinde “Oğlum bu ilaçları içtikten sonra idrarımda kan geldi.” diyerek de yanıma gelmişti. Ben de ona korkma o kan değil ilacın boyası, ola ki kum dökerken idrar yollarından kan gelirse hasta korkuya kapılmasın diye idrarı boyuyor dediğim de ferahlamıştı. Sonra başkalarının ilaçlarını doktor tavsiyesi olmadan içmemesini anlatmıştım. Yine babaannesinin simidin 50 kuruş olduğu zamanlarda dışarıdaki fiyatlardan haberi olmaması dolayısıyla Selcen Hanım ve Tuğrul Bey’e beşer kuruş simit parası vermesini (s.165) ilkokul beşinci sınıfta yaşamıştım. Simit’in bir lira olduğu zamanlardı. Öğretmenimiz Gülay Yavuz okul hizmetlisinin yanında bir lira çıkarıp verdi ve bununla kendisine simit ve içecek almamı söyledikten sonra artanıyla da kendime simit alamı söylüyordu. Ben sessiz sedasız gidip cebimdeki harçlığı da katıp öğretmene dediklerini almayı aklımdan geçirirken okul hizmetlisi, “Hocanım simit bir lira, sizin verdiğiniz para ile çocuk sadece bir simit alabilir” deyince öğretmenimiz benden özür dileyerek öğrencilik yıllarına aklının gittiğini söyleyip biraz daha para vermişti.

Genel başkan seçildiğinde partiyle devraldığı üç de odacı vardı. Hasan Efendi, Sami Efendi ve Şahin Efendi. (…) Seçimlerde ise her üçü de listelerde aday olurdu çünkü seçilme ümidi olmadığı için pek fazla kimse adaylığa müracaat etmezdi o ilk yıllarda.” (s.169) Partiyi kendi imkanlarıyla finanse etmenin yanında, propaganda çalışmasını da eşi Muzaffer Hanım ile birlikte yapan Türkeş her zaman bir vazife için “kimsenin olmadığına bakmaz, ben varsam kimseyi beklemeye gerek yok” diyerek hareket eder. Kimsenin olmadığı zamanlarda parti listelerini tamamlamak için bazı illerde çeşitli isimler listelere formalite icabı yazılırdı. Samimiyetten kazanıp kazanmayacağına bakmadan sırf partimiz bir oy fazla alsın diyerek yazılanlar da yok değildi.

Türkiye’de 196 ve 1968’lerden itibaren Üniversitelerde yuvalanan komünist tehlike karşısında alınacak tedbirin Türk milliyetçiliği fikrinin gençler arasında yayılması olduğu kararını verdikten sonra parti binasında başlayan eğitimler Türk Ocakları salonlarından, Selim Sırrı Tarcan Spor salonuna orası da gelen katılımcılara dar gelince Atatürk Spor salonuna geçerek yapılan konferanslarla devam edip bütün ülkeye yayılmıştır (s.183). Selcen Türkeş Homriş Hanım babası Alparslan Türkeş’in kendi yazdıklarından “Bütün Türkiye’de 2300 adet teşkilat kurduk Ülkü Ocakları ve öteki ülkücü dernekleri kurduktan sonra bunların mensuplarına dedik ki: Önümüzdeki en büyük tehlike, Marksizm ve bölücülüktür. Bu cereyan sahipleri, üniversitelerimizi işgal etmektedir. Bu üniversitemiz, bizim insanlarımızın verdiği vergilerle toplanan bütçeden kuruluyor. Bu üniversitelerin duvarına asılacaksa, bizim büyük Türk devlet adamlarının resimleri asılmalıdır.” (s.184) ifadeleriyle aktarmaktadır.

Türkeş ailesi de çocukların okullarını bitirmesi, kızların evlenmesi, torunların doğması, yeni evlerin satın alınması ve “Ayzıt, kocası Özben’den boşanarak Ankara’ya, annemlerin yanına dönüp daha sonra da Avustralya Sefareti’nde çalışmaya başla”ması veya “1971 yılı 24 Haziran’ında nenemi kaybettik. Öldüğünde doksanın üzerindeydi. (…) Ertesi sene [1972] ağustos ayında ise annemin babası Tevfik dedem vefat etti.” (s.201) gibi her normal Türk ailesinde yaşandığı gibi mutlu veya üzüntülü kötü günler yaşanıyor.

Muzaffer Hanım vefat etmiş, Alparslan Türkeş boşanan kızı Ayzıt ve oğlu Tuğrul ile birlikte kalmaya devam etmektedir. Ancak aileden kimsenin haberi olmadan evelenme kararı almıştır. Kız 23 yaşında Alparslan Türkeş 58 yaşındadır. Kızları ve damatları Turgut ve Hamit bu evliliğe karşıdırlar. “1976 yılının ağustosunda babam Yalova’da, İstanbul Milletvekili Turan Koçal’ın evinde evlendi. Nikahına bizim aileden Tuğrul katıldı. Nikahtan sonra anacığımın yaşamayı hayal ettiği eve babam yeni eşi ile yerleşti.” Selcen Türkeş Homriş Hanım babasının evlendiği kızın adını zikretmemektedir. O annesinin üstüne gül koklanmasını istemeyen evlat psikolojisini sürdürmektedir belli ki am Alparslan Türkeş Seval Hanım ile evlenmiştir. Bu evliliğin parti meclisinde de oylandığı anlatılır.

Bülent Ecevit başbakan olarak Aydınlık Gazetesi sahibi Doğu Perinçek, Uğur Mumcu gibi solcu ve komünistler devletin “Özel Harp Dairesi”ni kontrgerilla olarak nitelendirip dünürü MİT Hukuk Müşaviri Şahap Homriş ve damadı Hamit Homriş Özel Harp Dairesinde Hoca olmasından dolayı Türkeş’in bu kanaldan terörü idare ettiğini söylüyorlardı (s.223). Türkeş soy ismi ve Alparslan Türkeş’in Milliyetçi tavrı çocuklarının hayatlarına olumsuz yansıyor, ülkedeki komünizm modası ve iftira basını sayesinde işlerinde mağdur oluyorlar, hatta işyerlerini değiştirmek zorunda bırakılıyorlar. “Sırf Türkeş’in damadı olduğu için Özel harp Dairesi’nden ayrılmak zorunda bırakılması Hamit’i mesleğinden çok soğutmuştu. Ayrıca da o yıllarda artık babamın aleyhinde komünistlerin propagandası dorukta olduğu için insanlar bizimle dostluk kurmaya bile çekinir hale gelmişlerdi.” (s.229)

Muzaffer Hanımın ölümünden sonra Türkeş ailesinin yaşadıkları felaketler devam eder. Hamit ordudan ayrılır, ve “1978’in aralık ayında Umay’ın eşi Turgut Ağabey’i, henüz otuz beş yaşının baharında, talihsiz bir şekilde kaybettik. Umay da otuz dört yaşında, iki küçük çocukla dul kalmıştı. Minik Aybala daha altı yaşında, İlterişçiğim ise on bir yaşındaydı. Babası öldüğünde İlteriş Londra’da Ayzıt teyzesinin yanında okuyordu. Babasını kaybettiğini ancak bir yıl sonra Türkiye’ye döndüğünde annesinden öğrendi.” (s.230)

Bulgaristan, Yunanistan ve Kerkük Türklerine de yardım ediyor, Türkiye’ye kaçıp gelenlere destek oluyor, çeşitli işlere, okullara yerleştirip sahip çıkıyordu. Babamın bu tehlikeli ilişkilerini tabii ki KGB, CIA gibi pek çok istihbarat örgütü yakından takip ediyordu.” (s.233) Hani bir atasözümü der ya “Ardından kır it havlamayan kurt, kurt değildir.” Alparslan Türkeş’i Başbuğ Türkeş yapan işte bu hasletleridir. O nice bentleri yıkarak Ülkücü Hareketi kurdu ve Ülkü Türk Gençliğinin lideri oldu.

Şahap Homriş, “Babamın zaman zaman milletvekili ve senatör olması için yaptığı teklifleri de  ‘Partide uzun yıllar çalışmış, bu görevleri daha çok hak etmiş kiler vardır…” gerekçesiyle hep geri çevirmişti.” (s.238) nerde böyle adam. Mumla ara ki bulasın. Şimdi insanlar bu göreve layık mıyım, benden daha iyileri var mı, hak ediyor muyum diye düşünmedikleri gibi bin bir türlü hile ve rüşvetle görev almaya çalışıyorlar.

Dil Okulunda tutuklu babası Alparslan Türkeş’in ilk ziyaretlerine giden Selcen Türkeş Homriş, dışarıdan birtakım havadisleri iletir ancak Türkeş “Bunlara inanmayın! Bu darbe her ne kadar bütün siyasetçilere karşı görülse de sadece bana karşı yapıldı. Amaç beni yok etmek. Göreceksiniz herkes serbest kalacak, sadece beni tutacaklar… dedi” (s.241) Daha ilk günlerde cezaevinde siyasi lider olarak sadece kendisinin tutulacağını bilmesi ülke gündemini cezaevinden bile doğru okuduğunun alametidir. Selcen Türkeş Homriş Hanım babasının serbest bırakılması için ailecek birtakım girişimlerde bulunduklarını ancak “Bütün çırpınmalarımıza rağmen elimizden hiçbir şey gelmiyordu çünkü Kenan Evren, babama eziyet etmek istiyordu. Tek başına onu hapsetmeyeceği içinde yüzlerce MHP’liyi hapse kapatmış, eziyet ve işkence çektiriyordu.” (s.249) Kenan Evren’in bu Türkeş düşmanlığının ta öğrencilik yılarına askeri okullara, Harp Okulu yılarına kadar dayandığını yazanlar; Kenan Evren’in sönük bir öğrenci olması dolayısıyla hep başarılı olmuş ve siyasette de bir ekol olan Türkeş’i bu ezikliğin hıncı ve kıskançlığı ile kendisini Genelkurmay Başkanlığına önermesine rağmen çekememiş olduğuna işaret etmektedirler.

Hatta Selcen Türkeş Homriş’in “etrafındakilerin bu cesareti göstermemeleri onu teslim olmak zorunda bırakmıştı.” İfadelerinden anlaşılan Alparslan Türkeş üç gün 12 Eylül Cuntacılarından kaçmış ancak daha sonra da teslim olmayı düşünmemektedir. Bu kaçaklık günlerinde o an etrafındakilerin çekingen davrandıklarını ve onu teslim olmaya zorladıklarını ima etmektedir.

12 Eylül Cuntasının hukuk tanımaz iki yüzlü, çifte standart uygulamalarından birini hakkında sayfalar dolusu kitaplar yazılabilecekken en sade haliyle ifade eder Selcen Türkeş Homriş Hanım. “Hamit de babamı ancak mahkemede uzaktan görebiliyordu. Zira damatlara hapishane ziyaretlerine müsaade edilmiyordu. Ama damat olduğu için gözaltına alınıp sorgulayabilirlerdi, bunda bir beis yoktu!” (s.253)

Selcen Türkeş Homriş Hanım kayınpederi Şahap Homriş’in “Dava Günlüğü” (s.253) başlık bir mahkeme hatıraları günlüğü tuttuğunu ve ölmeden önce bu üç defte tutan hatıratı kendisine verdiğini söyleyerek bu hatırattan mahkemelerin seyri hakkında bilgi vermek üzere aktarımlar yapmıştır. O günlerde vekalet aldığı Türkeş ve MHP’ler ile yaşadıklarından bahseden Şahap Homriş 12 Kasım 1980 Pazartesi günü bu günlüğe aldığı notlarda, Nevzat Kösoğlu ve Osman Albayrak ile bir takım anlaşmazlıklar yaşamış olmalı ki onları “Nevzat Kösoğlu avukatmış. Biraz kasıyor ve gereği gibi çalışmadığımız anlatır gibi konuştu.” (s.257) diyerek, Osman Albayrak’ı da “Osman Albayrak da avukatmış ve Kütahya senatörü imiş. O da biraz kasıntılıydı.” (s.258) diyerek günlüğünde kayda geçirdiğini görüyoruz. Nitekim bu husus dava görülürken dışarıda yaşanan çift hukuk bürosu ve dava sözcülüğünü alam gibi bir zımni çekişmenin olduğunu başkaları da kendileri açısında ancak örtülü bir Tuğrul Türkeş ve Şahap Homriş suçlamasıyla yazmıştır. Tabi bir de cezaevinden kurtarılanlar içinde kadir kıymet bilmez şükretmez hatta geçmişinde n pişmanlık yaşayanlar vardır. “Nizamiyede, bizim itiraz dilekçemiz üzerine yalnız İhsan Kabadayı’nın tahliye edildiğini duyunca şoke oldum. Ben hepsi tahliye olur zan ve ümidindeydim. Tahliye edilen İhsan Kabadayı’yı polislerin odasında gördüm. Bir teşekkür bile etmedi. Bir afra tafrayla elimiz sıktı ve gitti. Bu gibiler için gayretime ve emeğime yanıyorum.” (s.260) demek ki her kişi soyadının vakarını taşıyamıyor. Nitekim ihtilal sonrası kurulan MÇP ve MHP de hiç adını duymadık.

Alparslan Türkeş’in üzerine olduğu gerekçesiyle Tuğrul Türkeş’in Şahap Homriş’e şoförü Halil ile birlikte tahsis ettiği arabaya el konulmuş, itirazlarda fayda etmeyin ce merhum Şehit bakanımız Gün Sazak Bey’in kadirşinas eşi devre girmiştir. “merhun Gün Sazak’ın hanımı Nilgün Hanım ikinci arabalarını dünden itibaren Tuğrul’un emrine vermiş.” (s.262)

25 Nisan 1985 Perşembe günü “Avukat Şerafettin’in bürosunda bulunan Sulin Hanım, bana saat 16.50’de telefon ederek, Günaydın ve Anadolu Ajansı’ndan öğrendiğine göre Türkeş için tahliye kararı verildiğini haber verdi.” Türkeş’in tutuklanmasından başlayıp “Tahliyeye kadar olan mahkeme zabıtları 15.735 sayfa idi ve benim bu zabıtları tetkik ederek hazırladığım şahit sayısı 1057 kişiden ibaretti. Artık benim vazifemin burada bittiğine ve zabıtları okuyarak şahit listesine devam ettirmemin gereği olmadığına karar verdim.” (s.283)

MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davasının uyduruk ve siyaseten açılmış bir dava olduğunu gösteren en enteresan cümle Şahap Homriş Bey’in “(mevkuf kaldığı süre ve suçun vasfının değişmesi) ihtimali gerekçesi ile ve evvelki celselerde verilen tahliye taleplerinin reddedilmesinde yeni hiçbir değişiklik bulunmadığı halde Türkeş ve ülkücü derneklerin idarecilerinden 20 kişinin tahliyesine karar verilmiştir.” (s.282) cümlesidir ki bir önceki mahkemede tahliyesi istene Türkeş ve arkadaşları için tahliyeye yer olmadığına karar veren mahkeme bir sonraki mahkemede kanun ve siyasette hiçbir değişiklik olmadığı halde tahliye kararı vermiştir. Suç olan bir şey suç olmaktan mı çıktı ki tahliye kararı alındı. Aslında orta da suç yoktu ancak suçlu oluşturmak için kurmaca iddianameler vardı.

Selcen Türkeş Homriş Hanım Ülkücülerin ve Milliyetçilerin bir yarasına parmak basmaktadır. “Bugün onun fikirleri ile yetişen birkaç nesil yalnızca MHP’de değil, birçok farklı siyasi oluşumda yer almaktadır ama babamın her fırsatta söylediği gibi: ÜLKÜCÜ BAŞKA YERDE DEĞİL HER ŞEYE RAĞMEN MHP’DE OLMALIDIR.” (s.288)

Alparslan Türkeş’in dünürü ve avukatı Şahap Homriş Beyin “Dava Günlüğü” adlı Ülkücü hareketin yargılandığı zaman zarfında yaşamış ve görmüş olduklarından ibaret günlüğü de mutlaka yayınlanmalıdır. Eğer biline başka günlükler varsa onlarda kamuoyuna sunulmalıdır.

Türkeş aile dışında Ülkücü Hareket’in 12 Eylül Cuntacılarının elinde çektikleri çok yazıldı. İlk defe Türkeş ailesinden birisi tarafından yaşanılanlar kaleme alınmıştır. Bu aynı zamanda zaman zaman yazarın sübjektif değerlendirmelerinden dolayı oluşacak bazı yanlış anlamaları düzeltecektir. Aile fertlerinden başkaları da hatıralarını yazmalı ki karanlık bir devrin aydınlanması için birkaç mum yakılmış olsun.

YORUM YAP

Bağdar Caddesi EscortDeneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren Sitelergrandpashabetslotograndpashabetritzbetgrandpashabetmecidiyeköy escortgrandpashabetgrandpashabetgrandpashabetmanavgat escortJojobetgrandpashabetgrandpashabetgrandpashabetgrandpashabetgrandpashabetpusulabet girişjojobetjojobet girişCasibombetasusmeritbet girişmeritbetkralbetJojobetJojobetdeneme bonusu veren sitelergrandpashabet girişgrandpashabet girişgrandpashabet girişdeneme bonusu veren sitelergrandpashabet girişGrandPashaBet Şikayetgrandpashabet girişgrandpashabetbetvaktigrandpashabetdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusudeneme bonusu veren sitelertaraftarium24justin tvrestbetdeneme bonusujustin tvmatadorbetcasibombelugabahisbetgitpiabellacasinobetplayjojobetjojobet girişbetsalvadorsonbahis girişholiganbetgrandpashabetjojobetholiganbetbetsalvadornesinecasino girişnesinecasinoibizabet girişibizabetbahiscom girişbahiscomBettiltjojobet resmi adresmatbet girişsekabet girişpusulabet girişcasinoroyalbetsalvadorpalacebetteosbetbahiscasinoromabetgameofbetradissonbetcratosroyalbetimajbet girişonwinsezarcasinosezarcasinomarsbahiscasinowonjojobetjojobetbettiltbahiscomsuperbetinholiganbetgrandpashabetmatbetmarsbahismarsbahisjojobet girişPusulabetPusulabetgrandpashabet girişHoliganbetdeneme bonusuimajbetmatbetpusulabet girişvdcasinomatbetmarsbahisimajbetmatbet girişpusulabetcasibom girişcasibomjojobet girişgrandpashabetjojobetgrandpashabet güncel girişdeneme bonusu veren sitelergrandpashabetjojobetholiganbet giriş
escort Bağcılar escort Bahçelievler escort Bakırköy escort Bayrampaşa escort Beylikdüzü escort Güngören escort İstiklal escort Kadıköy escort Sultanbeyli escort Üsküdar escort Avsallar escort Mahmutlar escort Oba escort Mecidiyeköy escort Ölüdeniz escort Güllük escort Kültür escort Ataşehir escort Avcılar escort Başakşehir escort Esenler escort Esenyurt escort Fatih escort Gaziosmanpaşa escort Kartal escort Küçükçekmece escort Maltepe escort Pendik escort Sultangazi escort Ümraniye escort Adapazarı escort Yalıkavak escort güvenilir casino siteleri Yalova escort Muğla escort Aydın escort Çanakkale escort Balıkesir escort Tekirdağ escort Manisa escort Trabzon escort Kahramanmaraşescort Kütahya escort Osmaniye escort Sivas escort Tokat escort Çorum escort Yozgat escort Isparta escort Elazığ escort Ordu escort Edirne escort Erzincan escort Zonguldak escort Rize escort Uşak escort Kırşehir escort Erzurum escort Giresun escort Amasya escort Sinop escort Niğde escort Bolu escort Karaman escort Kırıkkale escort Bayburt escort Ardahan escort Gümüşhane escort Artvin escort Çankırı escort Bartın escort Sinop escort Bilecik escort Karabük escort Burdur escort Nevşehir escort Kıbrıs escort Kırklareli escort Kastamonu escort Düzce escort Aksaray escort Adıyaman escort Afyon escort Arnavutköy escort Bebek escort Beşiktaş escort Beykoz escort Beyoğlu escort Büyükçekmece escort Çatalca escort Çekmeköy escort Eyüpsultan escort Kağıthane escort Sancaktepe escort Sarıyer escort Şile escort Silivri escort Şişli escort Taksim escort Zeytinburnu escort Aliağa escort Balçova escort Bayındır escort Bayraklı escort Bergama escort Beydağ escort Bornova escort Buca escort Çeşme escort Çiğli escort Karşıyaka escort Fehiye escort Marmaris escort Gaziemir escort Dikili escort Menderes escort Menemen escort Torbalı escort Atakum escort Çerkezköy escort Yenişehir escort Bodrum escort Toroslar escort Tarsus escort Silifke escort Mezitli escort Erdemli escort Anamur escort Akdeniz escort Melikgazi escort Elbistan escort Lüleburgaz escort İzmit escort İlkadım escort Çorlu escort Battalgazi escort Yeşilyurt escort Milas escort Ceyhan escort Çukurova escort Kozan escort Sarıçam escort Seyhan escort Emirdağ escort Sandıklı escort Merzifon escort Suluova escort Taşova escort Altındağ escort Batıkent escort Çankaya escort Çubuk escort Etimesgut escort Haymana escort Kahramankazan escort Keçiören escort Kızılcahamam escort Mamak escort Polatlı escort Pursaklar escort Sincan escort Ulus escort Yenimahalle escort Aksu escort Alanya escort Belek escort Demre escort Döşemealtı escort Elmalı escort Finike escort Gazipaşa escort Kaş escort Kemer escort Kepez escort Konyaaltı escort Korkuteli escort Kumluca escort Lara escort Manavgat escort Muratpaşa escort Serik escort Side escort Didim escort Efeler escort Nazilli escort Söke escort Altıeylül escort Ayvalık escort Bandırma escort Bigadiç escort Burhaniye escort Dursunbey escort Edremit escort Erdek escort Gömeç escort Gönen escort Havran escort İvrindi escort Karesi escort Kepsut escort Susurluk escort Büyükorhan escort Gemlik escort Görükle escort Gürsu escort Harmancık escort İnegöl escort İznik escort Karacabeyescort Kestel escort Mudanya escort Mustafakemalpaşa escort Nilüfer escort Orhangazi escort Osmangazi escort Yıldırım escort Biga escort Çan escort Gelibolu escort Karahayıt escort Merkezefendi escort Pamukkale escort Keşan escort Aziziye escort Palandöken escort Yakutiye escort Odunpazarı escort Tepebaşı escort Araban escort İslahiye escort Karkamış escort Nizip escort Nurdağı escort Oğuzeli escort Şahinbeyescort Şehitkamil escort Yavuzeli escort Bulancak escort Espiye escort Görele escort Altınözü escort Arsuz escort Antakya escort Defne escort Dörtyol escort Erzin escort Hassa escort İskenderun escort Kırıkhan escort Kumlu escort Payas escort Reyhanlı escort Samandağ escort Eğirdir escort Yalvaç escort Foça escort Karabağlar escort Kemalpaşa escort Kiraz escort Kınık escort Konak escort Narlıdere escort Ödemiş escort Tire escort Urla escort Safranbolu escort Akhisar escort Alaşehir escort Kırkağaç escort Salihli escort Sarıgöl escort Şehzadeler escort Soma escort Turgutlu escort Yunusemre escort Akkışla escort Bünyan escort Develi escort Kocasinan escort Talas escort Yahyalı escort Gazimusağa escort Girne escort İskele escort Lefke escort Lefkoşa escort Başiskele escort Çayırova escort Darıca escort Afşin escort Dulkadiroğlu escort Göksun escort Onikişubat escort Türkoğlu escort Kızıltepe escort Mut escort Dalaman escort Gümbet escort Datça escort Kavaklıdere escort Köyceğiz escort Menteşe escort Turgutreis escort Ula escort Yatağan escort Fatsa escort Altınordu escort Ünye escort Düziçi escort Kadirli escort Ardeşen escort Akyazı escort Arifiye escort Erenler escort Geyve escort Hendek escort Karasu escort Kaynarca escort Sapanca escort Derince escort Dilovası escort Gebze escort Gölcük escort Kandıra escort Karamürsel escort Kartepe escort Körfez escort Akşehir escort Beyşehir escort Bosna escort Ereğli escort Karapınar escort Meram escort Selçuklu escort Gediz escort Simav escort Tavşanlı escort Doğanşehir escort Bafra escort Çarşamba escort Boyabat escort Kapaklı escort Süleymanpaşa escort Erbaa escort Niksar escort Turhal escort Akçaabat escort Of escort Ortahisar escort Yomra escort Armutlu escort Çiftlikköy escort Çınarcık escort Akdağmadeni escort Boğazlıyan escort Sarıyaka escort Sorgun escort Alaplı escort Çaycuma escort Devrek escort Ereğli escort Kilimli escort Kozlu escort