KAŞIKÇI

Ali BADEMCİ

İSLÂM-SİYÂSET-TÜRKLER

Bu haber 07 Ağustos 2018 - 2:38 'de eklendi ve 543 kez görüntülendi.

       Ali BADEMCİ

           alibademci@gmail.com

 

“Fethullah Gülen Olayı”nı sığ siyasi değerlendirme ve tartışmalardan kurtarıp, Türk Din Sosyolojisi rehberliğinde İslamı her yönü ile incelememiz gerekiyor. Bu hususta Hudgson’ı aşamazsak  siyasi polemiklerden kurtulamayız. Bugünkü Türk toplumu, hatta Türk dünyasının incelenmesi, İslami hareketlerin  bir kronolojisinin çıkarılması ve  meydana geldiği çağın  dünyasının  incelenmesi şarttır. Burada başta akademilere büyük görev düşüyor; çünkü şahsi imkânlarla böyle kapsamlı ve can alıcı çalışmalar yapmak mümkün değildir.

 

İSLÂM-SİYÂSET-TÜRKLER

 

1000 yıldan beri Sünnî olsun, Şiî olsun Türk ırkının kahir ekseriyetinin  Müslüman olduğu tahrifi mümkün olmayan bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Böyle bir gerçek veya kümelenmeye mutlaka bir kılıf uydurmamız gerekmiyor; o sebeble İslâm’ın Türk bünyesi ve Türk sosyolojisine uygunluğu tamamen bir hikâyeden ibarettir. Ne yazık ki yakıştırmaların dışında bu alışılmış iddiaları destekleyen ilmi sayılabilecek materyallerden yoksunuz. Bir kere öyle olsaydı toplumun kendi içinde hiçbir tartışma olmayacak, tartışmalardan etkilenilmeyecek ve Türkler’in tamamı  Sünnî veya Şiî olacaktı. Fakat yaşadığımız tarihi süreç  bunu doğrulamıyor; Sünnî mezheplerde  bir yeknesaklık var; elbette Medine veya Mısır, yani Ortadoğu ekolü Şafiîlik yerine, Bağdat ekolünde Hanefilik bir şark ideolojisi olarak  baskın çıkacaktı.  O sebeble Hanefilik Türk Ortadoksî inancında tek parça bir  ağırlık teşkil ederken, aynı bütünlüğü heteredoksi ağırlıklı Şiî Türk dünyasında göremiyoruz. Bütün bunlara karşılık  tasavvufla başlayan  tarikat ve cemaat şuuru  Türkler’in siyaset misyonu ve  tarihî hakimiyet ideolojisini de  fevkâlede etkilemiş, kurumları misyon kaybına uğratmıştır; işte asıl farkında olmadığımız gerçek budur.

 

Şurası katiyen doğru değildir: İslâmiyet katiyen bir göçebe dini değildir; aksine şehirli inancıdır ve Orta Doğu menşeyli olan bütün semavî dinler aynı karakterdedir. Bu sebeble Türk kültürü ve sosyolojisi ile örtüştüğünü söylemek mümkün olabilir mi? Türkler boşluğu olmayan bir tarihi süreçte göçebe bir milletdir ve şehirleşme ancak onların Müslüman olmasıyle başlamıştır; iyi mi kötü mü olduğu çok ayrı bir meseledir. O sebeble temelden itibaren  Türk şehri olmuş hiçbir büyükşehir gösteremezsiniz ki kurucusu  sadece Türkler olsun. En azından Hodgson’un Nil’den Mavaünnehir’e kadar  İslâmın ve medeniyetin mihver bölgesinde böyle bir örnek göstermekte pek zorlanırız; Buhara – Semerkand – Herat – Horasan – Hindistan – İran şehirleri  gözlerimiz önündedir.

 

İslam daha ortaya çıkışından itibaren siyasidir; o sebeble bunu bilerek  çare üretmek yerine  siyasi islamdan  müşteki oluyoruz. Ne ihtilaller ne halife katlleri İslamın bu özelliğini frenleyememiştir. Hz Peygamber zamanında dış fütühat olmaması Arap toplumunda depreşen iç siyasi dalgalanmaların sonucu değil midir? Benzer durumu Fars tarih ve kültüründe bulabilirsiniz, lakin Türk kültür inanç dünyasında İslamiyet’ten evvel fundamentalist eğilimler göstermek mümkün değildir. İster Şaman, Buda veya Mani olsun, isterse Hristiyanlık ve Musevilik denemelerinde devlet hayatında inanç tezahürleri hemen hemen  gösterilemez; bir din adamının komutan veya devlet başkanı örneğini göremiyoruz. İslami Türk tarihi inançların da ötesinde cemaat, tarikat gibi eğilimlerle  katı bir  “Sufizm” ortaya çıkarmıştır. Bu gelişmelerin fayda ve zararları da  çok aynı bir konudur. Bir tarikat veya cemaatleşmenin yüzlerce türevi vardır; dünyanın en sağlam sosyal ve iktisadi bünyesi böyle bir ağırlığı  kaldıramaz.

 

İslâm tarihinde tamamen siyaset kaynaklı hiçbir kalkışma, kargaşalık, devlet veya devlet otoritesi ile hesaplaşmanın bir müslüman tarafından  adamakıllı tahlili  yapılmış değildir. Elbette elimizde bulunan yabancı mahreçli çalışmalarda da bilgisizlikten kaynaklanan birçok yanlışlıklar vardır. O sebeble son yıllarda İslam çalışmalarına artan dünya ilgisinin müslüman toplumlara faydası olduğunu söylemek  değildir. Bunları çok taraflı olduğuna  şahsen inanmıyoruz; hatta  alimin etnik kimliği ile ilminin izahı hiç de doğru değildir. En güzel İslam çalışmalarının Musevi alimlere ait olması çok abartılacak bir olay değildir; netice itibariyle ilim ilimdir ve bilimsel çalışmaları değerlendirmek çok zor değildir.

 

Çok uzaklara gitmeyelim; iki yıl önce yaşadığımız  15 Temmuz nedir? Kimine göre terör, kimine göre elli yıllık illegaliteden sonra  ülkede müesseseleşen İslamın kabına sığmayışı, kimilerine göre de ABD yönlendirmesidir. Acaba bunların hangisi doğrudur? Selçuklu’nun  “Babailiği”, Osmanlı’nın  Alevi  kalkışmalarını  henüz anlayabilmiş değiliz ki, Şeyh Bedrettin, Anadolu seyyahı dede  Şeyh Cüneyd’i  izah edelim. Şimdi bunlara raflara bırakıp  şu  15 Temmuz’ı  mercek altına almak zamanı geçmiyor mu?

 

“Fethullah Gülen Olayı”nı sığ siyasi değerlendirme ve tartışmalardan kurtarıp, Türk Din Sosyolojisi rehberliğinde İslamı her yönü ile incelememiz gerekiyor. Bu hususta Hudgson’ı aşamazsak  siyasi polemiklerden kurtulamayız. Bugünkü Türk toplumu, hatta Türk dünyasının incelenmesi, İslami hareketlerin  bir kronolojisinin çıkarılması ve  meydana geldiği çağın  dünyasının  incelenmesi şarttır. Burada başta akademilere büyük görev düşüyor; çünkü şahsi imkânlarla böyle kapsamlı ve can alıcı çalışmalar yapmak mümkün değildir.

 

Hoşçakalın.

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments