SAKIN VURMA!

Asena Kınacı Moral

ŞEHİR VE İNSAN

Ahmet URFALI

2013’TEN KALANLAR VE TCG DEĞİRMENDERE KAZASI

Bu haber 06 Ocak 2013 - 14:44 'de eklendi ve 850 kez görüntülendi.

         Babür Hüseyin ÖZBEK

 

   Halk sokaklara ha döküldü, ha dökülüyor. Yolsuzluğa, hırsızlığa isyan halinde. TSK’ ya komplo kurulduğu, paha biçilmez değerlerin karalandığı, mahkum edildiği, iktidar tarafından da, istemeden de olsa dillendirilmeye başlandı. Sonrada yan çizildi, tornistan edildi. Anayasa Mahkemesi Baş Savcısı görevini yapmalı; Ergenekon, Balyoz…gibi üzerinde komplo töhmeti olan mahkeme kararları eski ve yeni deliller ışığında tekrar açılmalı. Bu yolda hukuki olarak ne yapılacaksa yapılmalıdır.
    İktidarlar hep vaat ederler. Vaatlerini kamuoyu önünde şeffaf, hukuka dayalı icraatlari ile yerine getirebilirlerse bugünde, yarında, tarih önünde saygı ile anılır; gönüllerde yaşamaya devam ederler. Bugünlerde ise yukarıdaki gerçekler uygulanmıyor; icraattan çok tehdit var. Tarihler 7Aralık 2013’ü gösteriyor, Başbakan Trakya da dolaşıyor, konuşmalar yapıyor, yer Çorlu, “…biz açıklamaya başlarsak, ülkede yer yerinden oynar…içerde ihanet içinde olan birileri kalkıp bunu dışarı servis ediyor…” diyor.
   AKP iktidarı ile Cemaat’in sürtüşmesi hızlandı.; öyle bir an geldi ki paralel çalışma, menfaat çatışmasına dönüştü. İçleri berbat şeylerle dolu testiler çarpıştı, kırılıp döküldüler. Buralardan kutu kutu dolarlar, para sayma makineleri, kasalar çıktı. Bunlar iktidar yetkililerinin Türkiye’yi adil, İslami ölçüler içinde haram yemenin kötü olduğunu söylerlerken oldu. Halkı aldatan, üstün yeteneklere sahip Başbakan ve  bakan çocuklarının bazılarının iş yerlerinde, evlerinde ve onların güvenilir kişilerinde ( banka müdürü) bulunan kara paranın kaynağı ne, bu akış nereden geliyor bilen var mı?
    İktidar panikledi, şok geçirdi. Önce direndi, baktı ki köpüren dalgalar sertleşerek gelecek, 3’derken 9 bakan görevden alındı, bir bakan yer değiştirdi. Sular yükselmişti, bordaları dövüyordu, sarsıntı öyle kolay geçeceğe benzemiyordu. 17 Aralık 2013’te başlayan, “Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu”nda gözaltına alınanlar bir ara 89 kişiye yükseldi. Elle tutulan, gözle görülen her yerden kir, pislik ve yolsuzluk akıyordu.
   Sarsıntı şiddetini arttırdı. 25 Aralık 2013’te İstanbul Cumhuriyet savcısı Muammer Aktaş yeni bir yolsuzluk dosyası açtı, bir kısmı Başbakan’ nın oğulları ve yakın kişilerden oluşan 41 kişinin evlerinin aranması ve tutuklanmaları için resmi mahkeme kararı çıkardı.
    İstanbul Cumhuriyet Baş Savcısı Turan Çolakkadı görevini yapan savcının elinden dosyayı aldı, soruşturmadan el çektirdi.
    Hani siz bu tip olaylar askere uygulanırken mutluluktan ellerinizi ovuşturuyor, “İyi Oldu!” der gibi kendinizi rahatlamış hissediyordunuz. Demokrasilerde, hukuk devletinde uygulamalar eşit olmaz mı? Bu yapılanlar suç değil miydi? Hırsıza;”Sana zaman tanıyorum, ilerde bir şey olmaması için git şimdiden tedbirini al!” demek değil miydi, daha açıkçası; “Delilleri karart, yok et!” demekti.
    Başsavcı ve emniyet yargı kararının önünü kestiler. İşte Başbakan; “ İş nasıl bu safhalara kadar geldi” buna köpürüyor. Bütün vukuatlardan Cemaat’i ve Pensilvanya daki Fethullah Hoca’nın Türkiye’deki sadık ve çekirdek kadrosunu sorumlu görüyor.
    2013’ün Haziran rüzgarı yıllarca sürecek. Hakkında makaleler, kitaplar yazılmaya devam edecek. Hızı kesilir gibi olsa bile zamanla ivmelenecek. Tarihte yerini aldı. Ukrayna gibi çevre ülkeleri de etkileyen , “Gezi Parkı” veya “ Taksim Direnişi” adları ile anılan hareket bilin ki yoluna devam edecek.
   Biz bize benzeriz. Yeryüzünde de başka bir örneğimiz yok. Geçen sene 2012 biterken Paris’te 3 PKK’lı üst düzey militan bayan inlerinde öldürülmüş, suç faturası da T.C ‘ye çıkarılmak istenmişti.
    Bir sene daha geriye gidin, gene 2011 Aralık ayı sonları Türkiye ile Irak arasında hudut kalkmış, T.C’nin bayrağı inmiş gibi, serbestçe gidip gelip kaçakçılık yapıyorlarken bombalanmışlar ve ölmüşlerdi. Ölüm kötü, onu istemek insanlığa sığmaz, savunulacak tarafı da yoktur. Fakat orası hudut, o bağırıp çağıran Ertuğrul Kürkçü bilmeyebilir, şirazesine göre değerlendirebilir ama aklı başında olanlar hatırlatmalı. Hâlâ suçlu arıyorlar. Eğer öyle birisi aranıyorsa o Hava Kuvvetleri’dir, o Türk Genelkurmay’ıdır. Bunu biliyorsunuz ama gene de soruyorsunuz. Onlar bu ülkenin hudutlarını korumakla görevliler.
    2013’ün son günleri, ülkenin yarınları aydınlık değil; gri ve hatta karanlıklara gebe. Bunu görmek için hukuku kendine lâzım olduğu zaman beğenen, çevresine, partisine ve ailesine ucu dokunuyorsa itip kakan, suçlayan iktidarla Türkiye’yi çağdaşlaştırmak güç.
   Başbakan tarihe geçen, ilerde belki de pişman olacağı sözler sarf etti, cümleler kurdu. “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık.”  dedi. Konuşmalarında “Atatürk” kelimesini kullanmamaya özenle dikkat etti ve ediyor.
    Arap’tan çok Arapçı. Müslüman etiketi altında onların koruyucu meleği.
    Irak – Kürt petrollerinin temelini Musul ve Kerkük yöresindeki kuyulardan çıkarılan petrol oluşturuyor. Yıllık 16 milyar dolar bir gelir getirdiği hesaplanan ve zamanla artacak bu gelirden, bu toprakların sahipleri Türkmenler hiç faydalanamıyorlar. Onlar XXI’ inci yüzyılda vatanlarında parya durumuna düştüler . Bir T.C. Başbakanı Diyarbakır’a kadar giderek bunu onların hesabına artı olarak, Türkmenler’ e rağmen kaydettirdi. Bu sizsiniz R.T.Erdoğan.
    Abdullah Gül, R.T.Erdoğan ve Bülent Arınç triosu AKP’nin omurgasını oluşturuyorlar. Sanki al gülüm, ver gülüm yapıyorlar. Yarın bir diğeri cumhurbaşkanlığını eski dava arkadaşından devralacak. Ne alâ ülke!
   İktidar, iktidarın ortakları, paralel hareket ettiği ama şimdilerde menfaat çatışmasında her şeyin ortaya döküldüğü “Cemaat’in çekirdek kadrosu” sizi zorlayacak. Sonuçta halk zararlı çıkacak, bilin ki iyi yönetilmiyoruz. 2013’ün sonunda Türkiye ufku siyah bulutlarla kapatılarak, 2014’e doğru itekleniyor.
                                                                       DÜNYADA NELER OLDU
    Bizim dışımızda sıkıntılarla dolu yer kürede, pek çok ülke de iyi ve huzurlu değil.
    Arap Dünyası için için kaynıyor. Mısır ve Libya’da istikrarsızlık, sandalye ve gene menfaat çatışması var.
   Irak ve Suriye iç savaşla yaşıyor. Yarınları meçhul, her gün 10’lerca ölü, kimin ne yaptığı, ne yapacağı belli değil. Komşudaki iç harp Türkiye’nin güneyini kötü vurdu. 700 binin üzerinde, tam da sayılamayan çoğu ve hatta hepsi vasıfsız göçmen topraklarımızda. Daha öncede Turgut Özal zamanında Saddam’ın hışmından kaçan yüz binlerce Kürt’ü topraklarımıza almıştık. Sonuç ortada.
  2013’ten geriye kalan bazı satır başları:
   -Kendisine Atatürk Ödülü verilen ve onu kabul etmeyen Nelson Mandela 94 yalında öldü.
   –Yoksulluktan, cahillikten kaçmak isterken Malta ile Tunus arasında Sicilya Adası’nın 170 km. güney batısında Lampedusa Adası açıklarında 518 kişi ile batan mülteci teknesinde, denizde son yılların en büyük faciası yaşandı. 366 kaçak mülteci boğularak öldü. (Ekim 2013)
   -Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi (N.S.A) ve CİA. görevlisi E. J. Snowden dünyayı birbirine kattı. Güçlülerin, hak ve hukuk dinlemez devletlerin, kirli, kokmuş sırlarla örtülü çamaşırlarını havalandırdı. Bazı pislikleri görmemizi sağladı. Birileri, bu birileri ABD, istediği herkesi dinliyor, ahlak ve uluslar arası etik bir değer tanımıyor.. Bunu gösterdi. ( 6 Haziran 2013)
   -Filipinler’i tarihin en büyük tayfunlarından biri olan Haiyan Tayfunu vurdu. Sonuç; 5700 ölü, 26 bin yaralı ve 1700 kayıp. ( 8 Kasım 2013)
   -İspanya’da Madrid – Santiago de Compostela seferini yapan hızlı tren raydan çıktı, 78 kişi hayatını kaybetti.( 24 Temmuz 2013)
    -Esad güçleri Şam yakınlarında Guta’da kimyasal silah kullandı, çoğu çocuk 1300’den fazla insan öldü.
    -Bangladeş’te Dakka’da, binlerce tekstil işçisi 3 000 taka ( yaklaşık 75 T.L.) 35 dolar olan aylık ücretlerini arttırma istekleri kabul edilmiyor. Yoksulluğu yenmeye yönelik gösterilerde zaman zaman ağır can kayıpları oluyor. Adalet, eşitlik mi dediniz? O ne demek?
   İstanbul – Milano uçuşu, Malpense Havaalanı, sonrada Cortino d’Ampezzo kış sporları merkezi. Veya Zürih üzerinden İsviçre Alpleri’ nde; Davos,  St.Moritz, Aspen ve Gstand gibi kayak merkezlerinde yaşamı renkli tutan, bir söyleyip iki gülen, tuzu kuru insanlarda var.
    Ben adalete inanmam; “Dün yoktu, bugün yok ve yarında olmayacak.” Tabii buna Mersin hatırası  mühendis Yusuf’un adaleti dahil değil. Ha ne diyorsun Harun Kaptan?  Biliyorum itiraz edeceksin ama lütfen etme!
   Güneyimizde güçsüzlüğü ve iç harbi İsrail’e yarayan yarınları olmayan bir Suriye var. 2013’te dünyada her platformda sözcülüğünü Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov yaptı. “Her şeyi bozuk” sanki gizli bir Rus sömürgesi gibi. Taurus’ taki Rus Deniz Üssü’nden atılan füze İskenderun Körfezi’nin güneyinde askeri uçağımızı vurdu, düşürdü.  Nedense sustuk. Sahi Esad’ın çevresindeki 2 Rus danışman ne yapıyor?
           TCG.DEĞİRMENDERE’NİN ALABORA OLMASINDA İHMAL VAR MI?
   İnsanların ilgilendikleri konular meslekleri ve hayat görüşleri ile kesişiyorsa ne mutlu onlara. Yoksa içsiz güçsüz ileri yaşta ölümü bekleyen yaşlılar gibi tatsız bir ömür sürülür. Denizin tuzu, gemiler, limanlar, personel, Güney Kutbu’nda buzullara takılan gemi, uzun okyanus seyirlerinin anlatıldığı geçmiş günler ve 70 yaşına rağmen bu yaz Heybeliada’dan Büyükada’ya yüzerek geçebilir miyim gibi derin konular…
    22 Aralık 2013 haber kanalları kısa, muğlak, pek anlaşılmayan bir gemi kazasının haberini veriyor. Biz denizci millet değiliz, haberi hazırlayan kişiler durumu topluma iyi anlatamıyor. Hani bir roman var 25 – 30 baskı yaptı denizi, denizciliği anlatmak istiyor ama anlatamıyor, onun gibi.
    İzmir Aliağa Tersanesi’nde havuz işlemi bittikten sonra TCG.Değirmendere (A-576) açık deniz römorkörü ile TCG.AĞ-6 (P-308) şamandıra dökme ve denizaltı kurtarma çan gemisi, aynı zamanda havuzdan indirilmek isteniyor. AĞ-6 salimen havuzdan çıkıyor. Değirmendere daha havuzda kızaklar üstünde “domuz damları” ve yan besleme takozları/ takaryalar devre dışı kalmadan önce iskeleye, sonrada sancağa yatıyor, alabora oluyor. İçerde Deniz Tesfiye Fabrikası’ndan 2 işçi var.
    AĞ-6 desteklerden kurtulduktan sonra çekiciler onu havuzdan çıkarıyor. Burada muhtemelen Değirmendere’nin yan takozları kayıyor, önce  iskeleye meyil ettiğinde sancak destekler kurtuluyor, aksi yöne meyledince de takoz ve tutucu payandalar olmadığından tekne sancağa alabora oluyor. Tabii, şuanda bilinmeyen başka sebeplerde olmuş olabilir.
   Bu havuz, “pontonlu – Yüzer havuz” olarak adlandırılıyor. Dalış ve çıkışlar paralellik arz etmeli. Eğer bu paralellik sağlanamazsa, pontonlardaki su dengeli olarak tahliye edilemezse, kaymalar sonucu alabora olmak kaçınılmaz olur.
    Geminin biri havuzdan çıkarken diğeri de çıkmalıydı. Ancak alabora olduktan sonra acil yangın söndürme sistemi bilinmeyen bir nedenle devreye giriyor. Makine dairesini karbon monoksit gazı basıyor. Çeşitli yaralanmalar hariç 7 er, 1 astsubay ve 2 işçi havasız kalıyor, zehirlenerek boğuluyor, şehit oluyor. (Yukarıdaki bilgiler basında da yer aldı.)
    Burada dört sorumlu amir var: a-) Havuz komutanı ( müessese sivilse müdürü) b-) Havuzlama mühendisi c-) Gemi komutanı d-) Gemi baş mühendisi (B.Ç.)
    Elim olay kaza mı, facia mı bilmiyorum! Konu ile ilgili DİSK ve Limter-İş sendikaları kesif hatalardan bahsediyorlar
    Biz ne zaman denizci bir ülke olacağız? Kaza kurbanlarından teskere bırakarak TSK’ da kalmak isteyen 21 yaşındaki er Mert Paşalı’nın Gelibolu’da yapılan cenaze merasimini seyrettim. O ve diğer şehitler yürekleri dağladı. .
    Deniz Kuvvetleri inşallah 30 Ocak 1985’te Seferihisar –Sığacık Körfezi’nde batan  Ç – 136’da şehit olan 40 denizciye çok görülüp verilmeyen “Şehitlik Mertebesi” ni bunlardan esirgemez. Bunlar Türkiye – Irak hududunda kaçakçılık yaparken ölmediler.
    O 40 şehit ailelerinden bazılarının yoksul olup zorda olduğu haberleri geliyor.
    2013 zor geçti, gelecek yıl daha zorlu olacağa benziyor. Yeni yılın bütün insanlığa ve Türk Dünyası’na huzur ve mutluluklar getirmesini dilerim.
                                                            

Babür Hüseyin ÖZBEK
Babür Hüseyin ÖZBEKhozbek44@yahoo.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments