YAŞAMA İZ BIRAKANLAR…

Atilla ÇİLİNGİR

Küresel Emperyalizmin Tarikatlarından “Liberal Connection” Örgütü

Bu haber 08 Nisan 2013 - 20:36 'de eklendi ve 1.915 kez görüntülendi.

Küresel Emperyalizmin Tarikatlarından

“Liberal Connection” Örgütü

 

Dr. Mahmut Rişvanoğlu

Küresel sermaye ve şirketler diktatoryası ile verimli dayanışma içinde olan “siyasetçilerin, akademisyenlerin” örgütlendiği “yerüstü tarikatlarından” birisi de “LİBERAL CONNECTİON” örgütüdür.

Kurucusu Avusturyalı ekonomist ve felsefeci “August Friedrich Von HAYEK’tir. Liberal çevreler Hayek’in fikirlerini “neo-liberalizm” (Yeni liberalizm) olarak da vasıflandırmaktadırlar. İlk olarak 1949’da İsviçre’nin “Monte-Pelerin Köyü”nde, bu tarikat ilk toplantısını yapmıştır. Bu örgüte, yaptığı ilk toplantının, Monte-Pelerin’de olmasından dolayı “Monte-Pelerin” grubu da denilmektedir. İsmi açık ama kendisi gizli çalışan bu tarikat niteliğindeki örgüt için Fransız araştırmacı “Henry Le PAGEN”; “Dünyanın en tehlikeli aydın ve yöneticilerinden meydana gelmiş HÜR MAFYA” olarak nitelendirir.

Liberal demokrat ve sosyal demokrat seviyede, dünya çapındaki siyaset ve ekonomi uygulamasını kontrol eder. Müridler/üyeleri arasında “sağcı (!) ve solcu (!) liberaller önemli bir yer tutar. Polonya, Rusya, Bulgaristan, Fransa, Almanya ve Latin Amerikalı bazı yöneticiler ile Asyalılar da var.
Henry LEPAGE, bu örgütünü felsefesini şu şekilde özetlemektedir:

“Ülkelerdeki siyasi ve ekonomik iktidarları ele geçirmek, ekonomik güçlerin ve bunlarla çıkar köprüleri kurarak dayanışma içinde bulunan sözde o ülkenin birçok yazar ve fikir adamlarıyla dayanışma içinde olmak.”

Bu örgüt tarikatın kurucusu olan ‘Von HA YEK’, “Kölelik Yolu” adlı kitabı ile isim yaptıktan sonra, komünizmin yerine ‘sosyal devletçilik’ ideolojisini ortaya atar. Yapılan ilk toplantıda alman bu kararlar örgüt, “öncü yeni liberal ekol” olarak dünya kamuoyunun önüne çıkar. Bu örgütle bağlantılı olana ülkelerdeki yazar ve akademisyenler bu görüşün dünyamn “mutluluğu (!)” için engelişmiş bir iktisadi model olarak propagandasını yaparlar.

İlk toplantıya – o zamanki Fransız Başkanı De Gaull” -“un ekonomik politikasını tayin eden “Jacques Rueli’de katılmıştır. O tarihlerde, dünyamn en büyük kartellerinden olan “General Elektric Şirketi” de bu örgütün mali desteğini sağlıyordu.

“Liberal Connection örgütü”, daha sonra Avrupa’dan başlayarak Amerika kıtasına kadar yayılır. ABD’nin bir zamanlar başkanlarından olan Honald Reagan da bu örgütün toplantılarına katılırdı .Gittikçe genişleyerek yayılmaya başlayan bu örgüte, tekelci oligarşik iktidarın küresel ekonomisinin ve ideolojisinin yayılmasına ve genişlemesine, kurumlaşmasına hizmet edecek çeşitli ülkelerdemi “düşünürler, yazarlar,

sanat adamları, akademisyenler ve siyasiyer ile birçok diplomatlar” da dahil edilir. Chicago Üniversitesi bu örgütün, bir nevi, ideolojisinin uygulama merkezi haline gelir.

Sovyetler birliğinin parçalanması ve komünizmin “siyasi ve ekonomik iktidarı” yıkıldıktan sonra Vno Hayek, eskide savunduğu “Sosyal Devletçilik” anlayışından vazgeçer bu sefer tamamen aşırı bir liberalist olarak görmekteyiz. Pek çok çevreler kendisini ‘köktenci/radikal liberalizmin bir nevi Mesihi olarak kabul ederler.

Köktenci liberalist Von Hayek sosyal adalet kavramını şöyle ifade eder:
“-Her zümrenin hükümetten özel avanta(!)lar sağlama hakkına sahip olduğu düşüncesinin yattığı bir anlayıştır.” Sosyal adalet bir kurgudan başka bir şey değildir, hiç kimse onun nelerden olduğunu bilmez.” demektedir.

– Marksist ideologlar nasıl Marksismi, biricik doğra bir felsefe olarak kabul ederlerse, Von Hayek’te liberalizmi hakiki anlamda modern dünyanın biricik siyasi felsefesidir” der.

80 yaşlarında iken yazdığı (kendi si 1992’de ölmüştür) ve “demokrasiyi şiddetle” eleştirdiği “Hür Bir Toplumun Siyasi Düzeni” adlı eserinde? Bugünkü demokrasiyi yani milli egemenliğin hakim olduğu demokrasiyi liberalizmin en büyük düşmanı olarak görür.

Ama teoriyi bin yana bırakıp gerçek hayata baktığımız zaman, liberal-kapitalist sistemin kökleştiği ve kurumlaştığı ülkelerde, bu ideolojinin ürettiği ve kapitalist sistem piramidinin tepesine oturttuğu ‘sermaye-şirket feodal lordalarm-kapitalist oligarşisinin aslında gerçek demokrasiye nasıl tehdit ettiğini görmekteyiz.

SSCB’nin dağılmasından sonra Nato’nun bundan sonra yeni görevi ve hedefi “ne olmalıdır!”
hususunda Hıristiyan dünyasının aktörleri arasında önemli bir yeri olan İngiltere’nin eski başkanlarından, “Demir leydi’ lakablı “Margaret Thatcer”; “bolşevizmden daha tehlikeli olarak İslam’ı ileri” sürmüştür. Bazı batılı Hıristiyan faşistlerinin ve aşırı uçların İslam’ı “yeşil faşist” olarak gündeme getirmeleri iki medeniyetler çatışmasını (İslam – Hıristiyan çatışması) haline getirmek için çaba sarfedenlerden birisi olan bu bayan siyasetçisi de “Liberal Connection Örgütü”nün en önemli üyelerinden biriydi.

Liberal Connection örgütünün üye sayısı “400 kişiyle” sınırlı olup, yılda bir kez toplantı yaparak “dünya ülkelerinin – özellikle bizim gibilerin – ekonomik ve siyasi politikalarını yönlendirecek kararlar alırlar.
Sloganlarla ve edebiyatla ne kadar kendilerini gizlemeye çalışırlarsa da “kar -çıkar” hesaplarını bütün kutsal değerlerin üstünde tutan ve bu kabil “açık – gizli ideolojik  –  beynelmilel  “örgüt ve tarikatlar”,  dünya üzerindeki hâkimiyetlerini

güçlendirmek, ülkelerin kaynaklarını daha kolaylıkla emmek için “kanlı vantuzlu kollarını” geniş bir sahaya yaymak, küresel ekonomik kölelik rejimlerini kökleştirmek; ideoloji üreten laboratuvarlannda, dünya kamuoyunu oyalamak, uyuşturmak”, “kendi hedeflerine doğru yönlendirmek” için, “modernizmlik”, “yeni dünya düzeni” ve “gelişmişlik” adına “yeni yeni fikirler, düşünceler ve acaip ideolojiler” ürettikleri gibi, mevcut ideolojileri ve siyasi düşünceleri de kendi felsefelerine uygun ve uyum sağlayacak şekilde “yeniden biçim verilmeye”, “liberalize” etmeye ve yeniden yapılanmaya çalışmış ve çalışmaktadırlar.

Bu yeniden biçiplendirilip yapılanmaya bir misal olarak, Şubat 1998’de İngiltere’de çıkan “The Quardian Gazetisi”e beyanat veren Bilderbegci Başbakan “Tony Blair”in şu açıklamasında açıkça görmekteyiz. Körfez krizinde, Bili Clinton’a (bu da Bilderberg örgütünü üyesiydi) destek veren ve bazı temaslar için ABD’ye giden T. Blair, ev sahipliğini yapan Başkan B. Clinton ile birlikte 21. yüzyılda “merkez ve diğer sol partilerin yeni bir kimliğe (!) kavuşturulması için bir “Hareket Planı” üzerinde çalışma yaptıklarını” bildirir. Her iki devlet yöneticisinin ortak özelliği; sözde merkez solda olmalarının yanında bu makamlara gelişlerinde “Bilderberg” gibi küresel şirketler diktatoryasmın örgütünün büyük desteğini görmüş olmalarıdır.

“Tony Blair”in The Guardian gazetesine verdiği açıklamalar göre; bütün dünyadaki “ilerici ve merkez sol partilerin”, yeni yüzyılın eşiğinde (yeni dünya düzenine uygun olarak) ekonomik, siyasi ve sosyal olarak kendilerini yeniden “tanımlamalarını” ve bu yeni “ortak tanı” uyarınca bir “işbirliği” içine girmelerini öngörüyordu. Uzun vadeli olduğu vurgulanan bu yeni “sol hareket” planı; yani küreselleşmeci ideolojinin “sosu” ile terbiyelendirilmiş bu “yeni sol harekefin ilk ayağını, “Yeni İşçi Partisi” (!) sloganıyla yola çıkan T. Blair’in liderliğini yaptığı bu fikrin milletlerarası bir harekete dönüştürülmesi için kendilerini bu makama getiren Bilderderg örgütünün yeni projesine uygun olarak (2001) Mayıs ayında Londra’da yapılacak ikili buluşma oluşturuyordu. Bu ikili buluşmada, “dünyadaki bütün sol demokratların bir potada birleştirme gibi yeni reform (!) sebeplerinin belirleneceği ifade ediliyordu”.

Liberal – kapitalist ideolojinin “tezgahından” geçirilerek yeni bir biçim verilmeye çalışılan, T. Blair’in yeni sol hareket projesinde; “Batı ve Doğu Avrupa, Güney ve Kuzey Amerika başta olmak üzere diğer ülkelerde de (Asya dahil) kendilerini “ilerici sosyal demokrat ve merkez solcu” olarak tanımlayan partilerin “yeni dünya düzeni”nin bu yeni “Islahat reformları”na göre yeniden “yeni ilkeler” etrafında birleşmelerini öngördüğünü görüyoruz. Planın bütün dünya soluna açık olduğunu da

belirten ingiltere’nin eski başbakanı T. Blair; bu “yeni sol hareketin” programına, dünyadaki bütün sosyal demokratlar, işçi partiler ve sosyalist partiler de katılabilecekler.

Bugün dünyadaki servetlerin ve kaynakların aşağı yukarı % 70 kadarını ele geçirmiş ve kontrol altına almış olan kapitalizmin ürettiği “sermaye ve sanayi feodallerinin lordları, araştırma, geliştirme ve düşünce üretme laboratuvarlarında, yeni balans ayarı yapılıp ehlileştirmek için ve dünya kamuoyuna yeni bir sosyal-politik bir kavram olarak sundular.

Bu yeni sosyal – politik sol hareketin programında bakın neler var neler: “-Küresel ekonomide (küresel bir güç haline getirmek için kar ve zararı), iyi hesaplanmış ve istikrarlı yürütülen ekonomik bir program ortaya konulması,

–  Merkez sol olarak; enternasyonalizmi yani beynelmilelciliği yani kozmopolitizmi desteklemek, toplumun içine kapanık bir yapılanma şekli olarak görülen (tabi kendilerine göre M.R) ve tanımladıkları milli – bağımsız devlet anlayışının ortadan kaldırmak,

–  Ekonomik, siyasi, kültürel ve her türlü bağımsızlığı savunan milli egemenliklerini hiçbir “yabancı güç ve otorite ile paylaşmak” istemeyen milli ve milliyetçi düşünce sistemleri ret etmek ortadan kaldırılmasına çalışmak.”

T. Blair’in başkanlığı zamanında İngiltere’nin Dışişleri Bakanlığı’nın politikasının belirlenmesinde önemli rol oynayan ve yerüstü tarikatlarıyla yakın ilişki olan “Foreign Policy Centrel” (Dışişleri Politikası Merkezi), 25 Mart 2002 tarihinde bir kitap yayınladı; “DÜNYANIN YENİDEN DÜZENE SOKULMASI – II EYLÜL’ÜN UZUN DÖNEMLİ ETKİLERİ” (Re-Ordering the Long term Implications of September II th).

T. Blair’in çok yakın adamı ve danışmanı, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın önde gelen diplomatlarından “Robert Cooper”, bu kitapta bir raporu var dünya düzeni için. 27 Mart (2002)’deki oturumunda bu rapor tartışıldı. Rapora göre bu İngiliz diplomat dünyaya verilecek yeni şeklin ne olması gerektiğini şöyle anlatmaktadır:

“Dünyanın yeniden kolonizasyonuna (sömürgeliştirilmesine) olan ihtiyaç, 19. asırdakinden daha bir önem kazanmış ve hatta bir ihtiyaç haline almıştır. Emperyalizm için bütün şartlar mevcuttur. Yeni bir tür “emperyalizmin” ve 19. uncu yüzyıldaki sömürgeciliğin yeniden getirilmesi gibi yeni bir sömürgecilik modelidir.”

Yeni solcu T. Blair’in önsözüyle başlayan bu raporda R. Cooper, “liberal emperyalizmi” olarak tanımladığı bu yeni emperyalist modelin, “insan hakları, azınlık

ve etnik yapılanmalar ve kozmopolitan bir kültürel haklarına” dayalı olacağını belirtmektedir.
Robert Coaper raporunda, “Avrupa Birleşik Devletlerinin” amacını da şöyle ifade etmektedir; “post-modern Avrupa Birliğinin imparatorluk işbirliği yapacak bir görüş sunmaktadır. Roma gibi, Roma’ya bağlı halklar topluluğu”

Söz konusu bu raporun tartışılması 28 Mart (2002) günkü “İndependent” gazetesinde ve ITV kanalının gece haber bültenin yer alır. İngiliz işçi partisinin sadece bir iki üyesi buna karşı çıkmışlardır.
Çıkarcılığı sömürüyü bir hak ve kendi marazi zihniyetlerine göre bir ahlak (!) düsturu haline getiren küresel şirketler imparatorluğunun profesyonel tertipçileri, “bırak yapsınlar”ın sömürü düzenlerinin küresel akımlarına karşı çıkan, her türlü emperyalizme (hangi ideolojiye dayamrsa dayansın) karşı çıkan ve tekelciliği reddeden fikre sahip olan “milliyetçi ve milli ve de ulusalcı görüş” sistemlerini ortadan kaldırmak veya hiç olmazsa kaldıramazsanız dinamizmini yavaşlatacak şekilde pasifıze etmek için, yukarıda görülen raporlarda nasıl bir emperyalist düşünceye sahip olduklarım görmekteyiz. Batının ister kapitalist ister her türlü solcu ve komünist ideolojiye sahip olsun bütün siyasi görüşleri aslında emperyalist ve sömürgeci geleneğine sahiptirler.

Bütün ülkelerdeki “komisyoncu burjuvanın”; yani kalplere para torbasına dönüşmüş, vatanı birkaç dolara satılacak arazi gibi gören, ülkenin meselesine milli açıdan değil, kasalarına ne girip ne çıkacak açısından bakanların sahip olduğu medyaları kullanarak yaptıkları “psikolojik saldırılarla”, milletlerin bağımsızlık ruhunu ve direncini ortadan kaldırmaya çalışırlarken, besledikleri, korudukları kurum ve yönettikleri çeşitli siyasi, sivil kurum ve örgütler ile kamuda ve akademik çevrelerdeki müridleri vasıtasıyla de ülke için taarruzlarını sıklaştırmışlardır. “Sağ ve soldaki kozmopolitleşme”, bu küresel sömürgecilerin “efendilerin” elde ettikleri en önemli gelişmedir maalesef.

Dünyanın “yer-üstü ve yer-altı”nm ekonomik ve siyasi iktidarlarım ele geçirmiş olan sermaye feodelleri (çoğunluğu da İsrail oğullarından)’nin hareket noktası ve temel politikalarından önemli bir yer tutan unsur;”kendilerine bu gücü sağlayacak veya sağlayabileceklerine inandıkları, ruhları kölelişmiş, yurtsuz, vatansız ve milli kimliğinden sıyrılmış ve de fayrı milli yani kozmopolitan felsefeyi (karnın nerede doyarsı, seccademi nereye serbilirsem orası benim için vatan dediklerinden daha önemlidir diyen) savunucuları örgütlemek, korumak ve ücretli askerler (yerli yeniçeriler – devşirmeler) olarak kullanmaktadırlar.

Oynadıkları dünya tertipçiliğini gizlemek için her ne kadar “demokrasi, hürriyet, insan ve azınlık hakları, etnik kültürü yaşatmak” gibi görünüşte demokratik haklar gibi görülen bu değerlerin savunucuları gibi görünmeye çalışmalarına rağmen aslında “insanlığın da demokrasinin ve bağımsızlığında” can düşmanlarıdırlar. Aslında kendi çıkar dünyalarını ve milletleri sömürmek için, küresel ekonomik köle düzenlerini devam ettirmek için sözde meşru bir alan oluşturmaktadırlar.

Küreselci şirketler imparatorluğun ve sıkı ve gizi bağlı oldukları; Liberal Connection gibi pekçok örgüt/tarikatlar tapmak şövalyaleri, beynelmilel kulüplerine alacağı çeşitli ülkelerdeki önemli görevlerde ve mevkilerde bulunan kişileri seçerken, özellikle “milli ve dini (gerçek anlamda) inançlarından kendini soyutlamış, kozmopolitan, dünyalık için “namert köprüsünden geçmeyi kendisi için bir şeref unsur olarak gören, doymak bilmeyen nefsi arzularına kul – köle olmuş yani “ferdi materyalizme” yatkın olanları öncelikli tercihleridir. Çünkü, bu vasıftaki kimseler; kendilerine ve ideolojilerine rahatlıkla hizmet edecek, zihnen ve fikren “devşirilmiş” kimselerdir.

Böyle bir niteliğe sahip olan siyasiler, iş adamları, şirket patronları, akademisyenler devletin önemli kamu hizmetlerinin en önemli mevkilerinde bulunan bürokratlar, gazeteciler, yazarlar, edebiyatçılar, sanatkarlar ve bu arada çok korktukları milli orduların en üst seviyedeki elde edebildikleri – yüksek rütbeli askerleri – aldıktan sonra, onları, zaman zaman onurlandırmak ve de nasıl bir “üstün özel niteliklere” sahip olduklarına izlenimini kamuoyuna vermek için, çok gösterişli ve bol ödüllü gösteriler tertiplerler. Hasseten; bir ülkenin fikir ve düşünce ve kültür hayatına yön vermeye çalışan yazarlar ve edebiyatçılar arasında, ‘en berbat ve en kalitesiz eserlerde verseler’, kendilerine hizmet ettikleri için bunların nasıl “büyük bir yazar ve edebiyatçı” olduklarını yalanını yutturmak için kurdukları “edebiyat ve kitap fuarı” kuruluşlarında gösterişli toplantılarla, kendileri için bir kahraman olarak (ama ülkesi için hain) gösterdiklerini büyük paralarla ödüllendirirler.

Mesela Almanya’da – iç istihbaratın da desteklediği – kendi siyasi ve ekonomik politikaların ve çıkarlarına hizmet edecek, başta da Türkiye olmak üzere, hayat sahaları içinde gördükleri ülkelerdeki elde ettikleri “yerli devşirme” yazarlar ve edebiyatçılar için bol aparalı ödüller dağıtan bir fon kurulmuştur. Bunun adına “Rekruten Fond” yani Türkçesi; “Acemi Erler Fonu” denmektedir. Türkiye’de kaçıp veya sığman ne kadar terörist, ne kadar Türk ve İslam düşmanı, bölücü, Türkiye devletinin can düşmanı, milli ve dini bütünlüğümüzün yanında bağımsız üniter devletimisi yıkmaya çalışan yazar ve

edebiyatçı geçinen bu sahte kahramanlara, zaman zaman bu fondan büyük paralar aktarılır. Kitapları – çoğunlukla satılmaz – çeşitli dillere tercüme edilerek piyasaya sürülür. Aynı niteliklere sahip basın kanalları ve tetikçi köşe yazarları tarafından büyük methiyeler dizilerek, içimizdeki “kapu kullarına” cesaret ve moral verdirilir.

Bu kabil tarikatlar’m diğer önemli yönü; tarikatlarına, örgütlerine aldıkları bu sözel seçilmiş (!) “kişilerin, kendi ülkelerinde meydana gelen bir takım siyasi ve ekonomik buhranlarda (askeri ihtillalerin oluşturduğu hükümetlerde veya bazı şartlarda özel olarak kurdurulan sivil teknokrat hükümetler de) önemli görevlere getirilerek, ülkeyi düzlüğe çıkaracak yeni “kurtarcılar” olarak lanse ederler.

Yerüstünün siyasi ve ekonomik hakimleri, dünyanın gerçek iktidarlarını oluşturan bu açık – gizli çalışan tarikat ve örgütlerin ülkeler üzerindeki oynadıkları siyasi ve ekonomik oyunlar ve bu husustaki planlamalar şunu göstermiştir ki; milletleri, demokratik bir ortamda yani milletin ve halkın hür iradesinin ve egemenliğinin var olduğu ileri sürülen bir sistemde yapılan seçimlerde; milletin sandığa yansıttığı reyler ile kimi ve neyi tercih etmiş olmalarının aslında pek de önemli olmadığını, nasıl bir sosyo-ekonomik politika izleyeceklerini kendilerinin tayin ettiğini, ortalarda dolaşan demokrasi, milletin egemenliği ve milli irade gibi siyasi kavramların birer gösteriden başka bir şey olmadığım ortaya koymaktadır.

Bugün dünyada olup bitenler bu güçlerin belirlediği sınırlar için yuvarlanıp gitmektedir.

–  Yeni dünya düzenin “yeni ağaları ve bunlara körü körüne bağlı, itiaatkar ırgatlaşmış insanlar topluluğu

– Evet yeni bir “Küresel ekonomik kölelik düzeni” kurulmuştur.

Not: Bu yazı, 2005’de yayınladığım “Küresel Şirketler İmparatorluğu” kitabından alınmış bir bölümdür.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments