DEVLET BEĞ’E MİLLET GÖREVİ: HAYDİ SİVAS’A

Bu haber 28 Ağustos 2013 - 17:19 'de eklendi ve 2.699 kez görüntülendi.

DEVLET BEĞ’E MİLLET GÖREVİ: HAYDİ SİVAS’A

Ali BADEMCİ

 

Konya “Türkçe Mitingi”ni büyük bir zevk ve heyâcanla tâkip ettik. Cihânşûmül olan din ve dini görüşler gibi değerlen dirilerek,anayasa ve devlet icbarı dilimize de  ortak arandığı şu günlerde MHP’nin bu çıkışının  millî ve millî olduğu kadar da tarihi önemi vardır.En az 1000 yıl öncesinden  beri Anadolu’ya taşınmış olan ve Anadolu’nın pek daha iyi anladığı “Horasan Erenleri” ruhu da  öncelikle tebcil edilmiş oldu. Dilimizdeki güyâ “Farsça” ve “Arapça”kelime ve deyimlerden tâciz olan bir görüşte olmamama, bu durumu bir kültürel akrabalık olarak değerlendirenlerden bulunmama rağmen, miting arîfesinde ve bu sütûnlarda “Güzel Türçemiz”başlıklı yazımla “Türkçe”nin ehemmiyetini yazmıştım.Şimdi bunları tekrardan ziyâde neyin tâkib etmesi  lâzım geldiği husûsunu Muhterem Devlet Beğ’e acizâne  görüşlerim olarak arz edeceğim.

 

Peşinen arz edelim ki, Karamanlı Mehmet Bey’in Selçuklu Vezâretindeki anlamlı çıkışı dolayısiyle Konya’da yıllardır kutlanan “Dil Bayramı”na karşılık olmak üzere Sivas’ta bir “Türklük Bayramı”nın ihya edilmesi çok isabetli olmaz mı ? Hani terkettiğimiz Erciyes’in yerine diye de düşünebiliriz.  Anayasamızdan çıkarılması düşünülen  bu toprakların ortaksız sâhibinin “İcarcı” konumuna lâyık görülmesine  en güzel ve en anlamlı cevap sanırım böyle bir çıkışla verilebilir.Gerçi Avrupa ve Amerikalılar gibi “Milliyetçlik”den çok korkan ve onu heyacana gelip  ayakaltı olarak  ilân eden Sayın Başbakanımız, hemen bu hayırlı işin başında  Devlet Beğ varsa  onu “Kafa ölçmekle” ittiham edecektir. Ama bunu onların eksik ve çoğu zaman yanlış olan “İslâmiTefekkür”leri ile yine  biz Türk Milliyetçileri normal  normal karşılarız.Ne yapalım herkesin bir idrak şekli vardır. Suriye’de 1918’in Şerif Hüseyin köpeği, Mustafa Kemal düşmanı Arap Sünniliğini’nin en azından psikolojik olarak  Emevî Ruhu’nun devâmı olduğunun  farkında olmayıp, devlet şiyâsetimizi sahte sünnî  bataklığa gömme yanılgısına düşenlerden “Anadolu İslâmcılığı”nı  doğru değerlendirmek gibi gerçek “Ehli Sünnet” bir davranış beklemek çok yanlış olur.

Efendim bizim “Anadolu Erenleri”dediğimiz rûhun Hacı Bektaş, hatta Hoca Ahmed Yesevî’den bile çok önce 9.yy. ikinci yarısından itibâren bilinen ve tanınan adıyla Hallâcı Mansûr tarafından Anadolu’ya   taşındığını kesin olarak bilmekteyiz. Kendisi Anadolu’lu olmayan Fars-Beyza-Tur’da 858 yılında  doğan Hüseyin bin Mansûr Hallac, adının sonundaki  “Hallâc”a bakarsanız bir “Pamuk Atıcısı” sanırsınız ama, gerçekte “Halâç”olarak okursanız doğduğu ve yaşadığı coğrafyadaki “Halaç-Kalaç”gibi Kaşgarlı’nın Lügatı’nda adı asil ve kalabalık Türk kavimleri arasında geçen Türk kavimlerinden birine mensub  olduğunu anlarsınız. Yeni dostlarımız, Türklüğü birkaç yıldır keşfeden ”Ulusalcılar”ın,  ve “İlerici-Atatürkçü” ağalarımızın, bize yıllardır yutturdukları  Mansur ve Pir Sultan Abdal gibi milli kıymetlerimizin en azından “Devrimci” dolayısiyle milliyeti belirsiz, beynelmilel, evrensel  kişilikler olduğu komünist yalanını geçelim.. Mansûr der ki:

                “Ne Musa’yem, ne Davu’dem, ne İsa’yem

                İbrahim’em, Mustafa’yem, Hüseynî ‘yem.

 

                NeTevratî’yem, ne Zeburî’yem, ne İncilî’yem

                Kuranî’yem,Muhammedî’yem, Kemteri’yem.

 

                Ne Arabî’yem, ne Farsî ‘yem, ne Hindû’ yem

                Beyzalî’yem, Galacî’yem,Türkî’yem.”

Bakınız Türklük vurgusuna.. Peki neden Mansur? Çünkü o Anadolu’da Müslüman-Türk varlığının ilk ideoloğudur. Çünkü kendisi  olgun devrini ilk gençlik yıllarını geçirdiği Bağdad’da Abbasiler’in Eba Müslimi Horasaniî (veya Mervezî) gibi bir Türk yiğidini  önce kullanıp;  talihsiz ırkçı,Arap Milliyetçisi  namussuz Emevî iktidarına son verdirip sonra hunharca katledildiğini, kendisinin de aynı akibeti paylaşacağını bilircesine canını   Türkistan’da Türkler’in yoğun olarak yaşadığı Maverünnehr, Koço Turhan ve İdikut  bölgelerine atmıştır. Onun buralarda yaptığı şey Farslar’ın Şiîliği Abbasiler’in Arap Sünnîliği’nin İslâmiyeti götürdüğü karanlık akıbetten kurtarmaktı. Yani kendi milletini asli kaynağında “Müslüman” yapmaktı. Bu zamânda öyle sanıldığı ve bize öğretildiği gibi Türkler birkaç günde ve kitle hâlinde İslâmla meşbu olmamışlardır. Veya Haccac’ın, yahûd Kuteybe’nin zulmü  ile din değiştirmemişlerdir. Esasında Mansûr’dan evvel bile Müslüman olan veya şu yahud bu şekilde İslâm ordularında paralı asker olup da işi “Alperen”liğe döken, Ferganalı Tapgaçoğlu Ahmed ve Karahanlılar’la çağdaş Tulonoğulları Devletleri her ne kadar Abbasî vasalı olsa da  birer Türk organize  idâresi ile  yüzlerce  Türk’ü  İslâm bayrağı altında,  ya Müslüman olmuş veya bu okula öğrenciliğe gelmiş Türklerdir.. Mansûr bu oluşumları bilen onlara asker toplayan, hatta “Ruh Oluşturan” bir evliya olarak Türkistan’da bulunduğu yıllarda başta kendi kavmi Halaçlar  ve diğer Türk unsurlara  devâmlı batıya gitmelerini ve Hz.Peygemberi’in emrini işâret edercesine, ”Eyyûb-el Ensarî”nin mübârek şehâdet mekânına”ulaşmalaşarını tavsiye”* etmiştir.

 

Bir de şunun için Mansur ki, O, Eş’ariler’ den Kuşeyrî, Gazalî, Fahrettin Razî, Şiî NasireddînTusî; filozoflardan Tavhidî, Suhreverdi Halebî; lehçe şâiri Şuştarî’nin onu örnek aldıkları gibi; daha sonra Nasrabazî, Yusuf Hamadanî, Ahmed Yesevî, Hakim Senaî gibi Horasan tasavvufçuları kesinlikle onun yolundadırlar. Daha sonra Türkistan’da Yesevî, Halep’de Nesimî, Anadolu’da Mevlâna, Yunus Emre, Lamii, Ahmediî, Niyazi Mısrî, Hacı Bektaş Veli  mektepleri kesinlikle  Mansûr’un Türk İslâm  şuuru ile yoğrulmuşlardır. Yunus onun için:

 

Gör Mansur’u nittiler boynuna ip taktılar,

                Her gördüğün söyleme, sözün olsun karaca.”

 

diyor. Bugün Anadolu’da Türk ruhûnu borçlu olduğumuz Eratna Emiri  ve evvelinde Sivas Kadısı olan Kadı Burhaneddin ki  Yıldırım-Emir Timûr kavgasında  “Anadolu Ruhu”nun yanında yer almış  ve  Mansur için:

Gönlümün goncasında bunca sır var,

                Ki keşfetmez mi anı illâ ki Hallaç.”,

 

diyor. Karakoyunlulardan, Akkoyunlulara; Azerbaycan Türkmen Şâiri Seyyid Nesimî’den, Türkçenin en büyük ustalarından olan  Safavî Şah İsmaİl Hatayi’ye kadar ona olan hayranlıklar Anadolu’daki Türkmen varlığı  ve “Misk-i Amber” lezzetindeki mübarek Türk kokusudur.

 

Yakın zamândan bahsetmeğe gerek var mı bilmiyorum! Anadolu için “Anadoluculuk” yapanlara.. Türklük sevdaları depreştiği için “Turancı” denilenlere.. Mustafa Kemal’i yeni keşfedenlerden geçmişte onu hiç tanımayan “Ulusalcılar”a kadar herkes görev başına.. Ben şahsen bu işte en büyük görevin Sayın Devlet Beğ’e düştüğüne inanıyorum. Çünkü geçen gün Konya’da ilân ettiler ki,”Vatan Elden Gidiyor”… Mustafa Kemal Samsun’dan Amasya’ya  varıp burada hızını alamıyarak Sivas’da demirlemedi mi? Amerikalı çirkin gazeteciye “Sevr’i “tanımadıkları burada belirtmedi mi? Mübârek milletimizin boynuna zencir takılamıyacağını “İlk Söz” olarak  Sivas’da ilân etmedi mi? Ben inanıyorum ki yine Türklüğü “Anadolu Asabiyeti” ihyâ edecektir. Artık milliyetçiler de, Sultan Alparslan’ın “Bid’at bilmeyen” torunları da  köhne  “Arabî” kralcılıkdan vazgeçmelidir. En büyük” bid’at” milletini “İnanç” zümrelerine ayırmaktır.

 

Hadi Devlet Bey, kurtar bizi boyunduruktan, parçalanmaktan; birbirimiz ile savaştan, dedikodudan, hırhızlıktan, yalancılıktan ve talancılıkdan.. özümüze götür.. O çeşmeden su içelim. 10 yıl Marşı ile, İstiklal Marşı ile ve o Mübarek Bayrak ile.. Sivas’a, Sivas’a, Sivas’a.. Kılçdaroğlu’nu da dâvet edin.. Ama siz ondan evvel koşun.. ”Emanet Olan Davayı“ nasıl kucakladığınızı görelim ki ”Arkanıza Bakmadan Giderken“ önümüze bakmadan sizi tâkib edelim.. Dolayısiyle “Ulu Vasiyeti”de yerine getirmiş olun. Kıskansın sizi  Kılıçdaroğlu.. Aşkta O’nu geride bırakın.. Makamının ilk sâhibine lâyık olmak istiyorsa  o da aynı görevi Tunceli’de yerine getirsin.. Biz de gidelim.. Bizden olanlarla kucaklaşalım..

 

______________________

 

*Baki Yaşa Altınok, Ene’l Hak Şehidi Hallâc-ı Mansûr Tâvâsîn, Sf.50,Ankara 2013.

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments