YAŞAMA İZ BIRAKANLAR…

Atilla ÇİLİNGİR

Cumhurbaşkanı Ahmet Kaya kararından vazgeçmediği takdirde AKP’nin vebaline ortak olacaktır

Bu haber 31 Ekim 2013 - 13:22 'de eklendi ve 1.232 kez görüntülendi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı, Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk, “Meşruiyet, alınan oylarla, oy yüzdesiyle değil, politik iradenin ne oranda millet egemenliğini yansıttığıyla ölçülür.”

yazir79770b325

MHP Genel Başkan Yardımcısı, Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk, “Meşruiyet, alınan oylarla, oy yüzdesiyle değil, politik iradenin ne oranda millet egemenliğini yansıttığıyla ölçülür. Egemenlik, partilere, şahıslara ve belirli bir zümreye değil, millete mahsustur.” dedi.

MHP’li Oktay Öztürk, gündemi değerlendiren yazılı basın açıklamasında, siyasi partilerin iktidara geldikleri andan itibaren ortak akla, milli çıkarlara ve milli devletin muhafazasına yönelik adımlar atmakla mükellef olduğuna işaret ederek, iktidar partisinin siyasi projeleri millet menfaatlerine, halkın önceliklerine, gelenek ve göreneklerine, taleplerine uygun olmak zorundalığını vurguladı.
Siyasi iradenin bütün iktidarların kullandığı bir argüman olduğunu söyleyen Öztürk, şöyle devam etti:

Siyasi partiler iktidara geldikleri andan itibaren ortak akla, millî çıkarlara ve millî devletin muhafazasına yönelik adımlar atmakla mükelleftir. İktidar partisinin siyasi projeleri millet menfaatlerine, halkın önceliklerine, gelenek ve göreneklerine, taleplerine uygun olmak zorundadır.

Siyasi irade bütün iktidarların kullandığı bir argümandır. Önemli olan sadece siyasi iradeyi arkasına almak ve iktidara gelmek değildir. İktidara geldikten sonra milletin verdiği yetkiyi milletin öncelikleri ve vazgeçemeyeceği değerler için kullanmaktır. Çünkü siyasi irade millet adına kullanılır ve başlangıçta millete verilen sözler sadakat içinde tutularak kullanılır. Ancak hükümet edenlerin siyasi iradeden anladığı, iktidar partisinin görüş ve politikalarını hayata geçirmekse bu, siyasi irade olmaktan çıkar, dayatmaya dönüşür.

İktidarlar meşruiyetini siyasi iradeden alır. Ancak siyasi iradeyi partizanlıkla çiğnedikçe de meşruiyetten sıyrılır. “Ben yetkiyi milletten aldım” deyip iktidara oy vermeyen kitleleri hesaba katmamak, demokrasinin özüne aykırıdır.

Meşruiyet, alınan oylarla, oy yüzdesiyle değil, politik iradenin ne oranda millet egemenliğini yansıttığıyla ölçülür. Egemenlik; partilere, şahıslara ve belirli bir zümreye değil, millete mahsustur.

Devlet soyut bir kavramdır ve ortak iradenin temsilcisidir. Devletin uygulamaları ortak iradeye hizmet ettiği sürece meşrudur. Ne var ki AKP iktidarı ortak irade yerine parti yönetiminin iradesini hâkim kılarak meşruiyet çizgisinden sapmış, siyasi iradeyi dayatmaya dönüştürmüştür. Dayatmanın en büyüğü Türk adı ve Türklük üzerindedir. , Türk milletine has ne varsa ortadan kaldırmak için kolları sıvayan AKP; Türk milletine kendi adını kullanmasını ve egemenlik haklarına sahip çıkmasını yasaklamaya çalışmaktadır AKP iktidarının aldığı kararların bütünü, millî varlığımızı boğmak, birlik ve beraberliğimizi ortadan kaldırma hedefine yöneliktir. Bir taraftan Türklük, etnik bir kavram gibi gösterilmeye, baskı altında tutulmaya çalışılırken, diğer taraftan da bölücülerin ekmeğine yağ sürecek projeler hayata geçirilmektedir.

Ne yazık ki;

Türkiye, 30 bin kişinin katili olan tehlikeli bir caninin dayatmalarının iktidar tarafından hayata geçirildiği günleri görmüştür.

Türkiye; binlerce vatandaşımızın kanına giren bir örgütü memnun etmek için elebaşına ve militanlarına siyasi meşruiyet kazandırmaya çalışan bir iktidar görmüştür.

Türkiye; eli kanlı bir örgütün silahlı eylemcilerini terörist değil de “Kandil’deki vatan evlatları” olarak nitelendiren iktidar vekilleri görmüştür.

Türkiye; kanlı örgütün temsilcileriyle yol arkadaşlığı yapmayı demokratik çözüm olarak sunan bir iktidarın siyasi cinnetini yaşamaktadır.

Cinnetin bir aşaması da sözde Demokratikleşme Paketinin TBMM’ye getirilerek ayrılıkçı projelerin milletin vekillerine onaylatılması hazırlıklarıdır.

Bu menhus paketin ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda mutabakata varılan 60 maddenin parlamentodan geçirilmesi için AKP iktidarının çaba gösterdiği bir zamanda, hükümet icraatının anayasa ve yasalara uygunluğu araştırılmalıdır.

Başbakan Erdoğan’ın, 3 yıl önceki anayasa değişikliği sürecinde Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubunu okurken döktüğü timsah gözyaşlarını, uzlaşmalı anayasa maddelerini meclisten geçirebilmek için getirildiğinde tutuklu milletvekilleri için de akıtması pekâlâ mümkündür. Sayın Erdoğan, başkanlık sistemine giden ve bölücülerin hayallerini hakikate çeviren yolda her çareye başvuracaktır.

Basında AKP’nin kavalını çalan yazarlara ve sözde aydınlara tavsiyemiz, AKP’nin projelerinin anayasa ve yasalara uygunluğunu tartışmaya açmalarıdır. Zira hükümetin millî iradeyi ve mevcut yasaları hiçe sayarak reform adı altında çıkarmaya çalıştığı bölücü değişimler, demokratikleşme diye sunduğu projeler, henüz yürürlükte olan anayasaya aykırıdır. Yeni anayasa çalışmalarının sürüyor olması, mevcudun yok sayılmasını sağlamaz. Cumhuriyet savcıları iktidarın projelerini didik didik etmeli, bunların meşruiyetini, uygulayıcıların ehliyet ve maksadını masaya yatırmalıdır.

İktidarın bölücülere verdiği tavizleri katmerlendiren son karar, Cumhurbaşkanlığı tarafından alınmıştır. Sağlığında bölücülük yapmakla meşhur olan ve Türk milletine ihanetten başka marifeti bulunmayan ölmüş bir sanatçıya “Türk kültür ve sanatına katkılarından dolayı” ödül verilmesikararlaştırılmıştır. Türk milletine hakaret anlamına gelen ve millî iradeyi hiçe sayan bu akla zarar kararı şiddetle kınıyoruz. Ödül verileceği ilan edilen sanatçı, Türkiye’yi terk ederek gittiği ülkeden milletimize galiz küfürler savurmuş biridir. Sayın Cumhurbaşkanını, Türk milletini derinden yaralayan bu karardan ve iktidarın uygulamalarını destekleyen çabalarından vazgeçmeye davet ediyoruz. Aksi takdirde AKP iktidarının tarihi sorumluluk ve vebaline kendisi de ortak olacaktır.

haberiniz.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments