YAŞAMA İZ BIRAKANLAR…

Atilla ÇİLİNGİR

MHP’LI YALÇIN: ERDOĞAN İLK MECLIS’IN RUHUNA FATIHA OKUMUŞTUR

Bu haber 11 Aralık 2013 - 20:16 'de eklendi ve 810 kez görüntülendi.

semih-yalcin123

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın,”Türkiye’yi bölüp parçalayan taksimatın devleti yönetenler eliyle yapılıyor olması çok acı ve endişe vericidir. Sözde Kürdistan seslendirmeleri, “Şehit haberleri gelmiyor” istismarına karışmıştır. Şehit gelmiyor, analar ağlamıyor edebiyatı yapanlar, şehitlerimizin kemiklerini sızım sızım sızlatmaktadır. AKP demokratikleşme yalanlarıyla kamuoyunu meşgul ederken, Türkiye’nin bazı yerlerinde devlet otoritesinin kaybolduğunu gözlerden kaçırmaktadır. Bölücü terör örgütü PKK, fiilen kurtarılmış bölgeler hâline getirmeye çalıştığı yerlerde eylemlerini sürdürmektedir.”dedi.

MHP’li Yalçın,”Türkiye’yi bölüp parçalayan taksimatın devleti yönetenler eliyle yapılıyor olması çok acı ve endişe vericidir. Sözde Kürdistan seslendirmeleri, “Şehit haberleri gelmiyor” istismarına karışmıştır. Şehit gelmiyor, analar ağlamıyor edebiyatı yapanlar, şehitlerimizin kemiklerini sızım sızım sızlatmaktadır.
AKP demokratikleşme yalanlarıyla kamuoyunu meşgul ederken, Türkiye’nin bazı yerlerinde devlet otoritesinin kaybolduğunu gözlerden kaçırmaktadır. Bölücü terör örgütü PKK, fiilen kurtarılmış bölgeler hâline getirmeye çalıştığı yerlerde eylemlerini sürdürmektedir.”

Yalçın’ın Cumhurbaşkanlığı Bütçesi’nin Görüşmeleri TBMM’de Yaptığı Konuşması şu şekilde:

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,

Cumhurbaşkanlığı Bütçesi’nin görüşülmesi dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken Yüce Meclis’i saygılarımla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, Cumhurbaşkanı cumhurun, yani halkın başkanıdır. Millî iradenin en yüksek düzeydeki temsilcisi ve orduların da başkumandanıdır; Türk milletinin birliğini ve bütünlüğünü, dirlik ve düzenini temsil eder. O bakımdan Cumhurbaşkanı, halkın birliğini ve dirliğini korumakla mükelleftir.

Etnik farklılıkları öne çıkararak milletimizi parçalara ayırmak için hayata geçirilen bütün adımlara öncelikle karşı çıkması gereken makam Cumhurbaşkanlığı’dır.

Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alan yıldızlar, milletimizin kurduğu 16 büyük devleti temsil etmektedir. Tarihte Türk devletleri sadece millî kültür temeli üzerine bina edilmemişler, aynı zamanda yeryüzüne nizam verme iddiası ve ülküsüne dayalı bir medeniyet inşasına yönelmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti de, milletimizin çağdaş medeniyet inşa projesinin son uygulamasıdır.

Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de başıdır; millî irade o makamda temerküz eder. Türkiye Büyük Millet Meclisi ise, yerel farklılıkları bir arada yaşamaya engel teşkil etmeyen Anadolu insanının, bin yıl sınanmış ortak kültür değerleriyle yoğrulduğu bir kurumdur. 1920 yılında Ankara’da toplanan farklı etnik kökenlerden bütün unsurlar Türk milleti şemsiyesi altında buluşmuştur. Bütün vekiller, gerek içeride, gerekse dışarıda Türk adıyla anılmışlar, alt kimlikler ayrılık sebebi olmamıştır.

Ortak hedefleri, Anadolu topraklarında yeni bir millî birlik projesini hayata geçirmek, Türk milletinin egemenlik haklarını kazanmak ve bağımsız bir Türk Devleti kurmak olmuştur.

Üstelik bu hedefe giden yolun haritası son Osmanlı Parlamentosunda çizilmiştir. Son Osmanlı parlamentosunda, Musul ve Kerkük dâhil olmak üzere bugünkü Anadolu ve Trakya topraklarında yaşayan insanların kader birliği etmesi kararı alınmıştır.

O dönemde de bir takım ayrılıkçı unsurlar ortaya çıkıp, dönemin küresel güçlerinin istediği doğrultuda Birinci Meclis’e isyan etmişlerdir. Neticede bölücülük prim yapmamış, millî irade galip gelmiştir.

Bugün de, konjonktürü fırsat bilen bölücüler dünden daha güçlü şekilde ayrılıkçı taleplerini dile getirmektedir.

Bölücü terör örgütü ve onun temsilcileri, bölgesel özerklik adı altında uydu bir devlet kurma hülyalarını her yerde dillendirmektedir.

Bu cesareti, onlara AKP iktidarının gayri millî politikaları vermektedir. Çünkü AKP; Cumhuriyet’in temel normlarını değiştirme sevdasına düşmüştür.

AKP; vatandaşlarımızı kaderde, kıvançta ve tasada ortak bir millet olma azminden geri döndürmek ve suyu tersine akıtmak için gayret sarf etmektedir.

Hatırlanacağı üzere, bir süre önce Başbakan Erdoğan, PKK’ya verilen tavizlere meşruiyet kılıfı geçirebilmek için “İlk Meclis’in ruhuna geri döndük” demiştir. Başbakan Erdoğan’ın ne demek istediği, şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.

Aslında Sayın Erdoğan İlk Meclis’in ruhuna Fatiha okumuştur.

Hakikat şudur: Birinci TBMM Türk milletinde ittifak eden bir meclistir. Birinci Meclis, Türk milletini tarih sahnesinden silmek isteyenlere karşı var olma davası için Ankara’da toplananların adresidir. Buna en açık delil, Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’dır.

Başbakan ise “Kürdistan’daki kardeşlerimi selamlıyorum” diyerek ağzındaki baklayı çıkarmış, bağımsız bir Kürt devletinin yoluna ihanetten asfalt döşemiştir. Bölücü terör örgütü ve uzantıları da bu yoldan ilerlemektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin idari taksimatı bellidir. Türkiye topraklarının bütünlüğünün garantisi millet iradesi ve bu iradenin dayanağı olan yasalardır. Uygulayıcılar, millet iradesine ve yasalara tabi olmak zorundadır.

Değerli milletvekilleri,

Türkiye’de halen yürürlükte olan bir anayasa vardır. Yenisi yapılıp meclisin veya milletin onayından geçirilmediği sürece mevcut anayasa yürürlüktedir. Devlet gemisini yürütenler bu anayasaya uymakla mükelleftir. Hükümet bu anayasaya göre icraat yapmak mecburiyetindedir. Aksi takdirde iktidar meşruiyetini kaybeder. İktidar, meşruiyetini sadece milletten aldığı oylardan değil, anayasaya ve yasalara, yani hukuka riayetten alır. Demokrasinin kökü ‘demos’tur yani halktır. Demos’u yani halkı parçalara ayırarak uygulanabilir evrensel standartta bir Demokrasi çıkaramazsınız. Kaldı ki hükümetlerin anayasa ve yasalara uymadığı bir ülkede kaos hakim olur. Kaos ise ayrışma ve yıkım getirir. Nitekim AKP sözde demokratikleşme adı altında bölünme ve ayrışma getirmiştir.

Bazı mahfillerin meşruiyet kazandırmaya çalıştığı özerk yapılanma girişimleri açık bir bölücülüktür ve suçtur. İlk aşamada federatif bir yapıya zemin hazırlamayı amaçlayan bu kalkışma, bir takım yasakların kaldırılması ve demokratikleşme çerçevesinde değerlendirilemez.

Böyle bir suçun TBMM çatısı altında işlenmesi, AKP hükümetinin Türkiye’yi nereye getirdiğinin resmini vermektedir.

Oslo görüşmeleri sırasında kapalı kapılar arkasında PKK’ya verilmiş sözler karşılığında Anadolu topraklarının hayalî nitelendirmelerle bölünmesine izin verilemez.

Türkiye’yi özerk bölgelere ayırma teşebbüsü, meclisin meşruiyetine gölge düşürür.

Değerli milletvekilleri,

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun dört bir yanı Türk kültür ve medeniyetinin abidevi eserleriyle doludur. Sadece Ahlat’taki Selçuklu eserlerinin varlığı bile özerk devlet hayallerinin suniliğini ve sahteliğini anlatmaya yeterlidir. Bütün bu kültür ve medeniyet değerleri hem oradaki halkın, hem de bütün Türkiye’nin ortak mirası, malı ve vatanıdır.

Türk toplumunu oluşturan unsurları birbirinden ayırmak bölücülüktür, milletin birliğine ve dirliğine kastetmektir.

AKP iktidarı, el ele tutuştuğu kanlı örgütün bölücü başı ve militanlarıyla birlikte bu vatanı adım adım ayrışma uçurumuna sürüklemektedir.

Başbakan Erdoğan, Bismil’de yaptığı bir konuşmada “Bu sadece başlangıç” demiştir. Demek ki Türkiye daha beterini, daha kötüsünü de görecektir.

Demek ki bunun arkası gelecek ve Anadolu’da Sevr’i hortlatan bir taksimat yapılmaya çalışılacaktır.

Aziz vatanımızın öteki bölgelerine de kim bilir hangi adlar konacaktır.

Türkiye’yi bölüp parçalayan taksimatın devleti yönetenler eliyle yapılıyor olması çok acı ve endişe vericidir.

Sözde Kürdistan seslendirmeleri, “Şehit haberleri gelmiyor” istismarına karışmıştır. Şehit gelmiyor, analar ağlamıyor edebiyatı yapanlar, şehitlerimizin kemiklerini sızım sızım sızlatmaktadır.

AKP demokratikleşme yalanlarıyla kamuoyunu meşgul ederken, Türkiye’nin bazı yerlerinde devlet otoritesinin kaybolduğunu gözlerden kaçırmaktadır. Bölücü terör örgütü PKK, fiilen kurtarılmış bölgeler hâline getirmeye çalıştığı yerlerde eylemlerini sürdürmektedir.

Başbakan’ın Diyarbakır’da bölücülerle verdiği fotoğraf, 1920’li yılların değil, o dönemin İstanbul’undaki Damat Ferit ruhunun geri döndüğünün işaretidir.

Mevlanzade Rıfatların rolünü, bugün bölücülük heveslisi siyasi torunları, İngilizlerin entrikacı ve ayrıştırıcı siyasetini de ABD sürdürmektedir.

Görüldüğü gibi bölücülük ve teslimiyetçilik millî iradenin tecelligâhına sokulmak istenmektedir.

Ancak MHP var oldukça, Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Devlet otoritesi ve hâkimiyeti ortadan kalksa da, bölücü örgütün isyan provaları yaptığı bölgelerde hâlâ Türk bayrağı dalgalanmaktadır. Orası Türk vatanının asla vazgeçmeyeceğimiz bir parçasıdır.

MHP var oldukça, topraklarımız etnik ayrımcıların sefil iştahına terk edilmeyecektir.

Bundan 93 yıl önce olduğu gibi, millî irade, bölücülüğü ve küresel dayatmaları bugün de bozacaktır.

Bu böyle bilinmelidir.

Yüce Meclis’i saygıyla selamlıyorum.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments