Silivri’deki paşalar ile AKP’nin sivil paşaları arasında hiçbir fark kalmamıştır

Bu haber 11 Aralık 2013 - 16:55 'de eklendi ve 796 kez görüntülendi.

mhp-li-yeniceri-hs

Özcan Yeniçeri: “2004 MGK toplantısına on üç üye katılmıştır. AKP hükümetinin sayısı yedidir, askeri taraf ise altı kişidir. Hükümet sayı olarak çoğunluktadır. AKP Hükümeti toplantıda güçlü bir konumdadır. Herhangi bir karar hükümet istemiyorsa çıkmayacaktır. Herhangi bir kararın çıkması ancak hükümetin rızasıyla olabilirdi. Öyle de olmuştur.”

MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, “Engin Alan’ın suçu ne, niçin içeride tutuluyor? İçeride tutulmasının hiçbir ahlaki, insani yanı yok” dedi.

Yeniçeri, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın tahliyesine işaret etti. Yeniçeri, cezaevinde bulunan milletvekillerinin hepsinin, uzun tutukluluktan dolayı mağdur olduğunu ve yasama faaliyetlerini yapamadığını söyledi.

“Engin Alan’ın suçu ne, niçin içeride tutuluyor?” diye soran Yeniçeri, içeride tutulmasının hiçbir ahlaki, insani yanının bulunmadığını ifade etti.

Yeniçeri’nin açıklamaları şu şekilde:

Demokratik Açılım Dediğiniz İşte Budur

Terör örgütü ‘silahsız çekilmeyeceğiz’ dedi. Hükümet ‘ister silahlarınızla, ister silahsız olsun yeter ki sınırın öbür tarafına geçin’ dedi. Teröristlerin asayiş birlikleri, öz savunma güçleri oluşturduğu ortaya çıktı, AKP ve İçişleri Bakanı bunları ‘çoluk çocuk’ diyerek geçiştirdi. Teröristler için PKK’lılar “şehitlik”, “müze” yapıyor, AKP bunları görmezlikten geliyor. Terör örgütü ‘çekilmeyi durduruyoruz’ derken, AKP varsın olsun biz de Barzani’yle yola devam edeceğiz anlamına gelen bir tavır içine girmiştir.

Şaşkın, yorgun, kafası karışık, kırmızı çizgileri olmayan, her şeye müsait ve ne yaptığını bilmeyen bir iktidar karşısında PKK terör örgütü mevzi üstünü mevzi kazanıyor.

AKP’nin “demokratik açılım” dediği şey PKK’nın silahla yapamadığını siyasetle yapmak anlamına gelmektedir. Bizzat Başbakan Erdoğan, Barzani’nin huzurunda bölgeyi “Kürdistan” olarak ilan etmiş bulunmaktadır.

“Kürdistan”: Kelime Olarak Küçük, Bölücülük İçin Büyük Bir Kazanımdır!

Tayyip Erdoğan’ın “Kürdistan”  ifadesini kullanması da kelime olarak küçük, bölücülük için çok büyük bir kazanımdır.

Şimdi bölgede yaşayan halk “Kürt”, dil “Kürtçe”, bölge “Kürdistan” olarak ifade edilir hale gelmiştir. Bu Türk Milletine karşı bir Kürt Milleti inşa etme projesidir.

Talepleri yalnızca insan hakları, demokratik hak ve özgürlükler temelinde değerlendirmek saflıktır. Bölücü mihraklar çok açıktır ki, Kürt üzerinden Kürtçe; Kürtçe üzerinden Kürdistan; Kürdistan üzerinden de Kürdistan Cumhuriyetine gidecek yolu açmaya çalışmaktadır.

Kimse Türkiye Cumhuriyetinin birliğini ve bütünlüğünü kendi saflığına ya da dar görüşlülüğüne kurban etme gibi bir gaflet içine düşmemelidir.

Bölücü cenah, Başbakan Erdoğan’dan aldığı cesaretle Türkiye’nin Güneydoğusuna “Kuzey Kürdistan”, “Türkiye Kürdistanı”, “coğrafi Kürdistan” demeye başlamıştır.
Bölücülerin -ısrarla ve inatla- “Kürdistan” kavramını kullanmaları nedensiz değildir. Kürdistan kavramını yasal ve anayasal metinlere geçirtmek için BDP büyük bir gayret içine girmiştir.

Bütçe Tasarısı ve Plan-Bütçe Komisyonu Raporuna 17 kez “Kürdistan” ifadesini bu nedenle sokmuşlardır. Rapora “Türkiye Kürdistanı”, “Kürt halk önderi Öcalan”, “PKK Gerillaları”, “Rojava” gibi tabirler özellikle konulmuştur. Türkiye’nin Güneydoğusuna “Türkiye Kürdistanı”, Teröriste “gerilla”, terörist başına “halk önderi” unvanı vermek aslında onlara yeni bir statü sağlamak anlamına gelmektedir.

BDP’nin rapora yazdığı şerhteki ‘Kürdistan’da eşitsiz gelişim ve ekonomik sömürü’ başlığını taşıması ilginçtir.

“Kürdistan”, “Kürdistan” vurgularının spor ya da entelektüel egzersiz için yapılmadığı, bölücülüğe ulusal ve uluslar arası meşruiyet kazandırmak için yapıldığı açıktır.

Terör Örgütü Dişini Göstermeye Başlamıştır!

AKP iktidarı açılım teraneleri altında TSK’yı bölgede “meşru müdafaa” yapar konuma sokmuştur. Halbuki İmralı’daki bebek katili gerçek çekilme olmayacak, “çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz”demişti.

Başbakan Erdoğan, demokratik açılım sakızı ile toplumu oyalarken terör örgütü her alanda ve her anlamda örgütlenmesini tamamlamış, mevzilerini de güçlendirmiştir.

Tayyip Erdoğan, açılım, paket ve “Kürdistan” derken İmralı’daki ele başı “Yüksekova Modeli”nden söz etmekte ve “Demokratik Özerkliğin” en iyi uygulandığı yer olarak da Yüksekova’yı göstermektedir.

Öcalan, “kent meclisleri ve öz savunma gücü”nden de söz etmişti. Kentlerde “öz savunma birlikleri”nin oluşturulmasını isteyen bebek katili, “Her yer, Yüksekova’yı örnek almalıdır” diye talimat vermişti.

Yüksekova, Öcalan’ın bahsettiği modeli uzun süredir uygulayan bir merkez. KCK kurduğu “halk meclisleri”ile ilçeyi yönetiyor, vatandaşları “KCK mahkemeleri”nde yargılıyor, “öz savunma birlikleri” olarak oluşturulan YDG-H de ilçenin silahlı “asayiş (polis)” birliği olarak faaliyet gösteriyor.

YDG-H aracılığıyla bugüne kadar kent merkezlerinde molotof ve havai fişekli eylemler düzenliyordu. Önceki gün ise uzun namlulu silahlar kullandı. Yani, “öz savunma birlikleri” ilk defa kent merkezlerinde açık açık polisle çatışmaya girdi.

Yüksekova’da PKK’lılara ait mezarlıkların tahrip edildiği bahanesiyle eylem yapan örgütün şehir yapılanması YDG-H üyelerine müdahale sırasında polise uzun namlulu silahlarla ateş açan iki kişi öldü.

Geçtiğimiz Pazartesi Fis Ovası kesiminde karayolunu kesen bir grup PKK’lı terörist, durdurdukları aralarda bulunanların kimliklerini kontrol etti. Araçları yakmış, araçlardaki 2 astsubay ve 2 uzman çavuşu kaçırmışlardı.

Başbakan Erdoğan, çaresizlik içinde PKK’dan kaçırılanların serbest bırakılmasını isemiştir. Demek ki PKK’nın kaçırma, öldürme, baskın, kitleleri provoke etme ve eylem kapasitesi olduğu yerde duruyor. Başbakan Erdoğan ancak PKK’nın inisiyatifine seslenerek, onların insafına sığınarak askerlerin serbest bırakılmasını istiyor.  Bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti için utanç verici bir haldir.

Başbakan Erdoğan’ın “çözüm süreci”nden bahsedildiği bir zaman diliminde PKK’nın nasıl oluyor da istediği an asker kaçırabildiğini, yol kesebildiğini ve silahlı eylem yapabildiğini açıklaması gerekmektedir.

Öcalan “Çözüm Süreci”nin Gerçekte Suç İşleme Süreci Olduğunu İtiraf Ediyor!

Diğer yadan Öcalan’ın İmralı’da BDP ve HDP heyetine yaptıkları görüşmenin korsan olduğunu söylemesi ilginçtir. Bebek katili görüştüğü heyete diyor ki, “Şimdi siz de, biz de, heyet de suç işliyoruz. Yasal zemine bu görüşmelerin oturtulması gerekir”.

Demek ki ortada “çözüm süreci” yok… Suç işleme süreci var… Bu süreci İmralı’daki terörist başı itiraf ediyor. Biz de buradan eğer bu ülkede Cumhuriyeti Savcıları varsa derhal suç işlediğini alenen itiraf edenlere karşı harekete geçmeleri gerekiyor. Biz de bir kez daha savcıları harekete geçmek için suç duyurusunda bulunuyoruz!

Tarih gün gelecek olanı biteni yargılayacaktır.

Yandaş Basın Kandil’i Masum Göstermeye Çalışıyor

AKP yetkilileri, açılım, paket, demokratikleşme, Öcalan, Barzani, Kürdistan kavramlarıyla meşgul olurken teröristler yığınak yapıyor, mevzilerini güçlendiriyor, bölgesel hakimiyeti ele geçirmeye çalışıyor.

AKP zihniyeti kendisinin bile inanmadığı sürece zarar vermek isteyenlerin bu eylemleri organize ettiğini iddia ediyor. Yeni Şafak Gazetesi’nin istihbarat birimlerine dayandırarak verdiği habere göre,  saldırının Kandil’in inisiyatifi dışında geliştiğini, olayda kullanılan kaleşnikof ve Bixi marka silahları PKK’lılara bir hafta önce KCK ve eski BDP yöneticileriyle görüşen yabancı istihbarat elemanlarının verdiğini yazıyor. Görüldüğü gibi yandaş basın Kandil’i masum göstermeye çalışıyor.

Hemen her ayrıntıyı, silahların markasıyla birlikte istihbarat birimleri biliyorsa bunun gereğini niye yapmadıkları izaha muhtaçtır. Bölgede yabancı istihbarat birimleri her istediğini yapabildiğine göre Türk istihbarat birimlerinin ne iş yaptığının ortaya konması gerekir. Saldırılarda Kandil’in inisiyatifinin olmadığını söylemek ise tam anlamıyla skandaldır.

Kaldı ki, Karayılan örgüt mensuplarının satın aldığı telsizler içinde güvenlik güçlerince alıcı yerleştirildiğine dikkati çekerek, telsizlerin Kuzey Irak’tan gönderileceğini söylüyor. Karayılan, örgüte katılımların durdurulmamasını ve kış üslenmesi sürecinde güvenliğe de dikkat ederek, “yeniden kurulma projesi”kapsamında önümüzdeki döneme hazırlık yapılması talimatı veriyor. Nusaybin saldırısını gerçekleştiren, şantiye basma faaliyetlerine alabildiğine devam eden, tehditlerini sürdüren PKK’nın bunu Kandil’den habersiz gerçekleştirdiğini söylemek için fena halde saf olmak gerekir.

Ey AKP! Hani teröristler sınır dışına çıkacak, silah bırakacak, terör sona erecekti? Yüksekova, Şırnak ve Diyarbakır’da olan bitenler terör örgütünün şiddet, silahlanma, eğitim ve eylem kapasitesi yönünden“çözüm süreci” öncesinden çok daha fazla güçlenmiş olduğunu ortaya koymaktadır.

AKP kendi kendine yalan söyleyen bir makineye dönüşmüş bulunmaktadır. Çözüm süreciyle terör örgütünün yaktığı yangına adeta benzin dökmektedir. Türk halkını da oyalamaktadır ve aldatmaktadır.

AKP’nin Yüzsüzlüğü ve Pişkinliği

2004 MGK toplantısına on üç üye katılmıştır. AKP hükümetinin sayısı yedidir, askeri taraf ise altı kişidir. Hükümet sayı olarak çoğunluktadır. AKP Hükümeti toplantıda güçlü bir konumdadır. Herhangi bir karar hükümet istemiyorsa çıkmayacaktır. Herhangi bir kararın çıkması ancak hükümetin rızasıyla olabilirdi.  Öyle de olmuştur.

2004 yılında MGK’da kararlaştırılan “İrtica İle Mücadele Eylem Planı” tamamen hükümetin inisiyatifi ve iradesi doğrultusunda gerçekleşmiştir.

Askerlere isnat edilen “İrtica İle Mücadele Eylem Planı” dolaysıyla onlarca askere müebbetten başlayan ağır cezalar verilmişti. Aynı planı bavulla Taraf Gazetesi vasıtasıyla yayınlayan, servis eden aynı gazetecidir.

Olanın adı aynı, içeriği aynı, servis yapan gazetecisi aynı, yayınlayan gazete aynı ve hatta belgelerin taşındığı bavul bile aynıdır. Başbakan Erdoğan’ın tepkisi ise farklıdır.

Askeri Paşalar ve Sivil Paşalar

Başbakan Erdoğan, içi “İrticayla Mücadele Eylem Planı” ile dolu olan birinci bavulu demokrasinin gereği, ikinci bavulu ise “Vatana İhanet” olarak nitelemesi çelişkinin ta kendisidir.

Başbakan Erdoğan’ın çelişkisi bununla kalmıyor ve “Devletin bir mahremiyeti vardır..O mahremiyete elini kolunu sallayarak giremezsin. Girersen vatan haini olursun” sözleri ile kendini ortaya koyuyor. Erdoğan’a göre devlet başkalarının elindeyken devletin mahremiyeti yoktur. Ancak devlet AKP’nin eline geçince devlete Başbakan Erdoğan, mahremiyet sıfatı yüklemektedir.

AKP’nin işine gelen belgeler kozmik odalardan dahi sızdırılarak yayınlanırsa vatansever ya da demokrasi havarisi olunuyor. AKP’nin işine gelmeyen belgeler yayınlanırsa vatan haini olunuyor.

Bugün itibarıyla Silivri’deki paşalar ile AKP’nin sivil paşaları arasında hiçbir fark kalmamıştır.

AKP çifte standardı, pişkinliği ve iki yüzlülüğü bir kenara bırakarak altına attığı imzanın hesabını vermeye hazır olmalıdır. Çünkü AKP’nin kudret elitlerinin MGK’da attıklarının kuru değil ıslak imza olduğu da artık kesinleşmiş durumdadır.

Yer Yerinden Oynasın!

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in en mahrem yerde yaptığı konuşma çarşaf çarşaf yayınlandı. Bavul bavul “İrtica İle Mücadele Eylem Planı” dökümanları medyaya ve mahkemeye servis edildi. Kasetler dolusu özel namahremler siyaseti AKP lehine etkilemek için yayınlandı. Bütün bunların hiç birisinin AKP iktidarı üzerine gitmedi ve dosyalar adeta sümen altı edildi. Başbakan şimdi çıkmış “devletin de mahremi vardır, ailelerin de mahremi vardır. Buna dokunduğunuz anda yargı gereğini yapmak durumundadır” diyor.

AKP, büyütüp beslediği, koruyup kolladığı Frankeştaynlar tarafından ısırılmaya başlayınca namahrem ve özel hayat aklına geldi. Tayyip Erdoğan, “bu kampanyayı yürütenleri, içeride ve dışarıda açıklamaya başlarsak, ülkemizde yer yerinden oynar” diyerek işin içine bir de gizem katıyor. Başbakan Erdoğan Gezi olaylarını “faiz lobisinin” yaptığını açıkladığında yer yerinden oynamamıştı.

AKP iktidarı sayesinde Türkiye’de hiçbir olay ya da gelişme artık yeri yerinden oynatamaz haldedir. AKP zihniyeti, Türkiye’de insanların duyarlılıklarının büyük bir kısmını alıp götürmüştür. Türkiye AKP iktidarıyla birlikte her şeye açık ve hiçbir şeyin sürpriz olarak görülmediği bir ülke haline gelmiştir.

Türk toplumu, uyutucu ve uyuşturucu medyanın, büyüklere çözüm masalları anlatan programların ve Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarının uyutucu etkisi altına alınmıştır. Televizyonlardaki konuşmalar ve programlar Hasan Sabah’ın Alamut Kalesinde halka yedirdiği afyon etkisi yapmaktadır.

AKP iktidarı halkın bilincinde, olmayanların olduğu, akla gelmez sanılan şeylerin başa geldiği ciddi bir imaj değişimi meydana getirmiştir. AKP’nin on bir yıllık iktidarı sürecinde yepyeni ve daha önce  hiç akla gelmeyecek kelimelerle dolu bir dil icat edilmiştir.

Türkiye’nin Genelkurmay Başkanı “silahlı terör örgütü kurmaktan” müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. Kimsenin kılı dahi kıpırdamamıştır.

Türk askerinin başına Süleymaniye’de çuval geçirilmiştir. Tayyip Erdoğan’a nota verecek misiniz? Sorusuna“ne notası, müzik notası mı?” demiştir.  Tayyip Erdoğan’ın sözlerine kimse aldırmamıştır!

“Kim ki onunla ya da örgütüyle görüşüyor diyorsa şerefsizdir”  denilmiştir. Bu sözün üzerinden çok geçmeden bütün görüşmeler kanıtları ve konuşulanlarıyla birlikte ortalara saçılmıştır. Bunu “İmralı’yla hükümet görüşmedi. Devlet görüşüyor”  diyerek Başbakan Erdoğan geçiştirmiştir. Millet bunlardan ancak bu beklenir demiş olacak ki buna da ciddi bir tepki vermemiştir.

Başbakan Erdoğan, terör örgütü mensuplarıyla görüşen BDP’lilere yönelik olarak “Fezleke hazırlayıp, gereğin yapmazsak Allah da bu halk da bizi affetmez” deyip, terör örgütü ele başısıyla bizzat BDP’li vekilleri kendisi görüştürmüştür. Yer yerinden oynamadı, kıyamet de kopmadı.

Onca olan bitene tepki vermeyenler, Başbakan Erdoğan’ın “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nın altına attığı imzayı kimin ortaya çıkardığına niye tepki versin ki? Korkmayın Sayın Başbakan sizin “İrtica İle Mücadele Eylem Planı”nın altındaki imzayı hangi “faiz lobisinin” kampanya haline getirdiğini açıklayınız. Yer yerinden oynayacaksa da bırakın oynasın!

AKP’nin Türk Aleyhtarlığı ve Bölücülüğü!

Başbakan Erdoğan, “biz yola çıkarken tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet dedik” diyor ama hangi millet, hangi bayrak, hangi vatan olduğundan söz etmiyor.

Atatürk, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” diyerek milletin adını Türk Milleti olarak ortaya koymuştur. Halbuki Tayyip Erdoğan Türkiye’yi bütünleştirecek yerde “36 etnik unsur”a bölüyor ve etnisiteye özel bir vurgu yapıyor.

Erdoğan, “Bu ülke ne etnik bakımdan Türklerindir, ne de Kürtlerindir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 76 milyonundur” diyor. Halbuki Türkiye hem Türklerin hem Kürtlerin hem de bu ülkedeki herkesindir. Başbakan Erdoğan etnik etnik bölüyor “ne  Kürdün ne de Türkün değildir” diyor. Sonra da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 76 milyonundur, diyerek zevahiri kurtarmaya çalışıyor. Bu söylemle Başbakan Erdoğan, Türk Milletini etnisiteye indirgiyor. Diğer etnisiteleri Türk milletine karşı bir mevziye toplamaya çalışıyor. Bu eğer bilinçli yapılıyorsa bölücülüktür. Türkiye’de bir millet var o da Türk Milletidir. Türkiye’de birden çok milliyet vardır ama bir tane millet vardır ve onun adı da Türk Milletidir.

Türk Milleti Atatürk’ün yaptığı tanımda olduğu gibi Türkiye’deki bütün etnik / bölge / mezhep unsurlarını içermektedir. Türkiye Atatürk’ün ifade ettiği bağlamda Türklerindir.

Galatasaray Maçında Yaşanan Rezalet

Şampiyonlar Ligi temsilcimiz Galatasaray’ın maçının kar yağışı nedeniyle tatil edilmesi olimpiyatların Türkiye’ye verilmemesini ‘Gezicilere’ bağlayan AKP zihniyetine atılmış bir tokattır.

Başta Erdoğan Bayraktar olmak üzere Türkiye’nin ‘en modern’ stadı olan, kamu kaynakları ile yapılan ve TOKİ ile bakanlığınıza ait her yayına gururla koyduğunuz Türk Telekom Arena’nın projede bulunan çatısı nerededir? Bu çatı neden yapılmamıştır? Projede olan çatının yapılmamasının sorumluları kimlerdir?Sayın Bayraktar’ı ‘ince’ işleri bırakıp asli görevlerini takip etmeye davet ediyorum.

Sayın Topbaş; Galatasaray yöneticilerinin ifade ettiği üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi neden buraya neden hala doğalgaz bağlamamıştır? Doğalgaz olmadan sahanın yer altı ısıtmalarının çalışmayacağını bilmek için atom mühendisi olmaya gerek yoktur.

Meteoroloji ve medya günlerdir gelecek kar ile ilgili uyarıları yaparken gerekli tedbirleri almayan tüm yetkilileri Türkiye’yi, Galatasaray’ımızı ve Türk sporunu küçük düşürmüşlerdir. Kendilerini kınıyorum.

Atatürk Türk Milletinin Ortak Paydasıdır!

Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu’nda üzerlerinde ‘YÜCE ATATÜRK’ yazan t-shirt ile çıkan Fethiyespor’u Türkiye Futbol Federasyonu, Profesyonel Disiplin kuruluna sevk etmiştir. PFDK sevk gerekçesinde Fethiyespor’un “…hepimizin milletçe sahiplendiği değerleri, sadece kendilerine mal ederek tartışma yaratmak için kullandıkları görülmüştür” demiştir.

Yakın zamanda Başbakan Erdoğan’a rahatsızlığı nedeniyle takım oyuncularının saha içerisinde açtıkları‘Geçmiş Olsun Sayın Başbakanım’ pankartları, Rabia işaretleri, Mursi posterleri, için kılını kıpırdatmayan Futbol Federasyonunun, Atatürk’ü anan bir mesaj için harekete geçmesi, en hafif tabirle işgüzarlıktır.

Benzer bir işgüzarlığı maç yayınlarında hükümet aleyhine atılan sloganlarda yayının sesinı kısan yayıncı kuruluş yapmaktadır. Bu vesile ile durumdan vazife çıkaran yayıncı kuruluşu sansürcü ve kabul edilemez tutumundan dolayı kınadığımı ifade etmek istiyorum.

PFDK ya da başkalarının hepimizin ortak değerlerini birileri sahipleniyorsa bundan gurur duymaları gerekir. Herkesin yapması gerekeni Fethiyesporlu gençler yapmışsa onları kutlamak gerekir. Atatürk’ü yücelten ibare suç unsuru değil bilakis onur vesilesidir. PFDK’yı titreyip kendine gelmeye, iktidara mesaj gönderme uğruna toplumu germemeye aynı hataya ileride yeniden düşmemeye çağırıyorum.

Kamuoyundan gelen tepkiler nedeniyle geri adım atan Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Suat Kılıç’ın da Fethiyeli sporculara duyarlılıklarından dolayı teşekkür etmesini tavsiye ediyor, iktidarı ise elini kulüpler, spor sahaları ile tribünlerden bir an evvel çekmesi için uyarıyorum.

Hükümet ve Sayın Erdoğan’ın saha ve tribünlerde istemediğinin siyaset değil, muhalefet olduğu açıkça ortadadır.

Bu vesile ile malzemecisinden Başkanına, futbolcularından Teknik Direktörüne kadar bütün Fethiyespor camiasını kutluyorum!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments