Zühal Topçu: “11 yıllık AKP döneminde öğretmenlik mesleği hiçbir dönemde olmadığı kadar itibar kaybetti”
Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesi üzerinde söz alanMHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Prof. Dr. Zühal Topçu, personel giderlerinin dışında bütçenin kalan kısmıyla, eğitimin altyapı sorunlarını, personel ve öğretmen açıkları sorununu çözmenin 2014 yılı için pek mümkün görünmediğini öne sürdü.
Sorunları çözmek bir yana öğretmenlere ödenen ücretin tatminkâr olmadığını öne süren Topçu, 11 yıllık AKP döneminde öğretmenlik mesleğinin hiçbir dönemde olmadığı kadar itibar kaybettiğinisavundu.
Topçu, “2002 yılında en düşük devlet memuru maaşından yüzde yüz fazla maaş alan öğretmenler, bugün en düşük devlet memuru maaşını almaktadır” dedi.
Topcu’nun MHP Grubu adına yapmış olduğu konuşma şu şekilde:
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri;
Milli Eğitim Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurulu, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı veÜniversitelerin 2014 bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
BÜTÇE
Hükümetin 2014 yılı için MEB’e ayırdığı bütçenin büyük bir bölümü, yaklaşık 39 milyar TL’si (yaklaşık %70’ni)sadece personel giderleri için ayrılmıştır. Yatırıma, eğitimin geliştirilmesine ve planlamasına yeterince kaynak ayrılmamıştır. Bütçenin kalan kısmıyla altyapı sorunları, personel ve öğretmen açıklarını çözmek 2014 yılı için mümkün görünmemektedir.
ÖĞRETMEN MAAŞLARI ve ÇALIŞMA SÜRELERİ
Bu sorunları çözmek bir yana acaba eğitim sektörünün itici gücü ve lokomotifi olan öğretmenlere ödenen ve MEB bütçesinin %70’ini oluşturan personel ödemeleri ne kadar tatminkârdır ve günümüz hayat standartlarını karşılamada ne kadar yeterlidir? Biraz bunları irdeleyelim.
11 yıllık AKP iktidarı döneminde öğretmenlik mesleği hiçbir dönemde olmadığı kadar itibar kaybetmiştir.
1930-2013 Yıllarında Öğretmenlerin Alım Gücü
| YIL | ÖĞRETMEN MAAŞLARI (TL) | ÇEYREK ALTIN MİKTARI |
| 1930 | 90 | 97,82 |
| 2002 | 470 | 20,01 |
| 2013 | 1.894 | 11,55 |
Sayın Başbakan’ın 2014 Bütçe Açılış konuşmasındaki simit açılımını biz de yıllara göre öğretmen maaşları üzerinde yapmak istedik. Elde ettiğimiz sonuçların öğretmenler açısından üzüntü verici olduğu görülmektedir. Sayın Başbakan’ın simit hesabı üç öğün üzerinden 5 kişilik öğretmen ailesine uygulandığında tablo şu şekildedir;
| 2002 | 2013 | ARTIŞ (%) | |
| Simit Fiyatı | 20 Kuruş | 1 TL | %400 |
| Çay Fiyatı | 10 Kuruş | 1 TL | %900 |
| Öğretmen Maaşı | 470 TL | 1.894 TL | %303 |
Sayın Başbakan ile bizim yaptığımız hesap birbirini tutmamaktadır. Acaba Sayın Başbakan simit hesabını yaparken akşam pazarı olarak 3 simit 1 liraya satılan simitler üzerinden mi yaptı merak ediyoruz. Bir de sormak istiyoruz; Neden hep simit yemek zorunda asgari ücretliler?
OECD ülkelerinde yıllık 1675 saat, Türkiye’de ise yıllık zorunlu çalışma süresi 1816 saat olan ve günümüzde hala birleştirilmiş sınıflarda yaklaşık 257bin öğrenciye eğitim veren öğretmenlerin mesleklerine yönelik görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Türk Eğitim-Sen tarafından yapılan bir ankete göre;
Ayrıca Sinema, Tiyatro, Konser, Sergi vb. Sosyal-kültürel etkinliklere öğretmenlerin %80’i “ayırabileceğim bir bütçem yok” diyerek katılamamaktadır. Bir öğretmen sosyal-kültürel etkinliklere gidemiyor. Çocuğu nasıl gidecek? Öğrencileri nasıl değerlendirecek? Üniversite sınavlarını merkezi sınav haline getirip, sosyal etkinliklerdeki başarılarını da üniversiteye yerleştirmede değerlendirmeyi düşünüyorsunuz. Hem zorunluluk var, hem yoksulluk.
Sayın Başbakan 2003 yılında, “İstiyoruz ki benim öğretmenim, çarşıda, pazarda mendil satarak kendi maişetini temin etmesin. Öğretmenim, ‘bu ay kirayı nasıl ödeyeceğim veya bu akşam eve gıda olarak ne götüreceğim’ bunu düşünmek zorunda kaldı. Bunu gidermenin, bunu ortadan kaldırmanın gayreti içerisindeyiz’”derken, Acaba Sayın Başbakan öğretmenlerin 11 yıllık kendi iktidarları süresince hala aynı düşünce ve kaygı içinde olduklarının farkında mıdır?
Sayın Başbakan, gelecek nesillerin en çok öğretmenleri hayırla yâd edeceğini ifade ederken,Öğretmenlerin en çok hakarete kendi iktidarları döneminde maruz kaldıklarının farkında mıdır?
Yine Sayın Başbakan, 2003 yılında öğretmenlere hediye ettiği saatlerin hala 11 yıl öncesini gösterdiğinin de farkında mıdır?
ATANAMAYAN ve ÜCRETLİ ÖĞRETMENLER
Ülkemiz, öğretmenlerin sorunlarının yanında, bir de atanamayan öğretmen adayları gerçeği ile yüz yüzedir. Sayın Bakan’ın 22 Kasımdaki atama bekleyen 300bin adayın varlığından bahsederken, Eğitim sektörünün ihtiyacının 127bin olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, istihdam edilen ücretli öğretmen sayısı da 39bindir.
Eğer bu projeksiyonlar geliştiriliyor ise,
Özellikle, Milliyetçi Hareket Partisi’nin verdiği önergeyle gündeme getirilen Peygamber Efendimizin Hayatı ve Kuran-ı Kerim veya Din Kültürü derslerini vermek için 17bin öğretmene ihtiyacınız var. Bu açığı nasıl kapatmayı planlıyorsunuz. Çünkü İlahiyat Fakülteleri için formasyonu da kaldırmıştınız.
Ayrıca atanamayan öğretmenlerin de bu süreç içerisinde psikolojilerinin bozulduğu görülmektedir.
Hükümetin tutarsız politikaları, Bakanların ve Başbakanın birbirleriyle çelişen ifadeleri bu gençlerin psikolojisini bozmuştur. Hatta üzülerek belirtmek istiyorum ki bu gençler arasında intihar olaylarının 34’e ulaştığını da paylaşmak istiyorum.
REHBER ÖĞRETMENLERİ
Özellikle eğitimde stratejik öneme sahip rehberlik servislerinin içinde bulunduğu duruma dikkat çekmek istiyorum. 4+4+4 eğitim sisteminde ilkokulun son sınıfından itibaren rehberlik öğretmenleri
Bir rehber öğretmene düşmesi gereken öğrenci sayısı 250 olması gerekirken, Türkiye genelinde ortalama olarak, bir rehber öğretmene ilköğretimde 941, lisede 589 öğrenci düşmektedir. Ancak bazı illerimizde 2bine yakın öğrenci düşmektedir.
Türkiye’de REHBERLİK VE ARAŞTIRMA MERKEZİ SAYISI 224’tür. Bu ülkede yaklaşık olarak 16milyon öğrenci bulunmaktadır, ilkokul, ortaokul ve lisede. Merkez başına düşen öğrenci sayısı yaklaşık 7bin400 civarındadır.
BİLİŞİM ÖĞRETMENLERİ
Bilişim Teknolojileri Dersi 5 ve 6. Sınıflarda zorunlu, 7 ve 8. Sınıflarda seçmeli, Liselerde seçmeli ve İlkokullarda bu ders okutulmamaktadır.
FATİH PROJESİ
FATİH Projesine ait web sayfasında bulunan ifade “Stratejik Hedef 14.1: Bakanlığımıza bağlı okul ve kurumlarımızın bölgesel farklılıkları gidermek amacıyla 2014 yılı sonuna kadar tümünün bilişim teknolojilerinden yararlanmasını sağlamak” görevi sorumlu birim olarak Genel Müdürlüğümüze verilmiştir.” Şeklindedir.
Bu ifadeye göre, 2010 başlayan FATİH projesinin 2014’te tamamlanacağı belirtilmiştir. Ancak ilerlemelere bakıldığında bir arpa boyu yol gidilemediği görülmektedir. Yapılan ihale sayısı 4 olmuştur ve hala bir sonuç çıkmamıştır.
Proje sayfanızda 2014 olarak gösterilen bitiş tarihi, son yapılan açıklamaya göre 3-4 sene daha olduğu belirtilmiştir.
SINAV SİSTEMLERİ-TEOG
AKP iktidarının 11 yılda değiştirdiği sınav sisteminin hızına yetişemiyoruz. Şimdi yeni uygulamaya göre yeni sınav sisteminin adı TEOG. Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş sistemi.
Bu sınav yine uygulamalarınızda edindiğimiz tecrübelere göre deneme-yanılma yöntemiyle gidiyorsunuz. Bakalım, sonunda nasıl bir tablo ile karşılaşacağız? Ama uygulama sistemi ile ilgili bazı endişelerimiz var.
Sınav sorularının seçici olmadığı, yine 3 tane sınav sorusunun iptal edildiğini biliyoruz. Sorular ölçme ve değerlendirme sistemine uygun mu?
Sınava 1milyon300bin öğrenci girdi. Bu öğrencilerin yarıştıkları okul kontenjanı 300bin. Acaba bütün öğrenciler 100 tam puan aldığında bu yerleştirmeleri nasıl yapacaksınız?
PISA SONUÇLARI
Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı PISA’nın 2012 raporu geçen hafta açıklandı.
Eğitimdeki sorunlara yönelik tartışmaların zirveye çıktığı dönemde bu sonuçlar bu tartışmalar için “tuzu biberi” etkisini görmüştür.
Sonuçlara bakıldığında 2003 yılındaki sonuçlardan farklı olduğunu söylemek zordur. Genel sıralamada 64 ülke arasında matematikte 42., okumada 41. Ve fen bilgisinde 43. Sıradayız.
Genel olarak OECD ülkeleri arasındaki sırlamamıza baktığımızda ise sondan üçüncüyüz. Puanlarda biraz değişim var ama bunun diğer ülkeler açısından da aynı olduğunu görebilirsiniz. Yani bilimsel gelişmenin temelini oluşturma fen bilimlerinde başarısız okuduğunu anlamayan, matematikte de başarısız bir öğrenci profili görülmektedir.
AÇIK LİSE
Eğitim sistemindeki uygulamalardan biri de açık lise uygulamalarıdır. Önceden eğitim çağını geçirmiş belirli yaşın üzerindeki bireylerin mezun olmak için kullandıkları bir uygulama idi.
8. sınıftan mezun olan ancak açık lise de dahil olmak üzere hiçbir ortaöğretim kurumuna kayıt olmayan öğrenci sayısı 49 bin 449 olarak belirlendi. Bu öğrencilerden 12 bin 172’si erkek, 37 bin 277’si ise kız öğrencidir.
Geçen sene yapılan Seviye Belirleme Sınavı (SBS) sonrasında yapılan tercihlerde, 780 bin öğrenci meslek liseleri, açık lise ya da özel okullara gitmek zorunda bırakılmıştır. İktidarın çocuklarımıza nasıl bir gelecek sunduğu maalesef ki ortadadır. Her yıl olduğu gibi bu senede liselerde 40bin kontenjan boş kalmıştır. Boş kalan kontenjanlar da FEN ve ANADOLU liselerinde var olanlardır. MEB bu konu ile ilgili ne zaman harekete geçecektir? Bu gençlik hepimizin gençliğidir. Bu işi yüzünüze gözünüze bulaştırdınız.
2003 yılında 267bin,
2013 yılında bu sayı bir milyona yaklaşmıştır.
DERSHANELER
Dershaneler konusu hala önemli problemlerden birisi olarak eğitim sistemi içerisinde yerini işgal etmektedir.
Günümüzde tam kapasite çalışmakta zorlanan, hatta kontenjanlarının %40’ı boş kalan özel okullara dönüşme işi yeni bir problem alanı olarak karşımıza çıkacaktır.
ÜNİVERSİTELERDEKİ BOŞ KONTENJANLAR
Bu yıl üniversitelerde 118binden fazla kontenjan boş kalmıştır. Bu kontenjanların boş kalmasının sebebi öğrencilerin yetersizlikleri değil, tamamen ÖSYM’nin beceriksizliğinden kaynaklanan sistem hatasıdır. İktidar bu hatayı kabul etmeyip, yıllardır hata üzerine hata yapmaktadır. Kaç önümüzdeki sene? Çocukların ve gençlerin önümüzdeki sene gibi bir lüksü yoktur, çünkü burada onların gelecekleri söz konusudur.
“Her İle bir üniversite” açtınız ve bunu da her fırsatta dile getirdiniz. Peki, sorarım size üniversite sayısını arttırmak marifet midir? (Basında çıkan haberlere göre Tunceli Üniversitesi Hemşirelik Meslek yüksekokulunda derslere veteriner hekim girmektedir.)
Bu boş kontenjanların sebepleri;
2013 yılında LYS’den sonra tercih yapma hakkı kazanan 1.800.433 öğrenciden, sadece 1.112.447 kişi tercih yapmıştır.
Boş kontenjanlardaki artış bir önceki yıla göre, 2013 yılında, %36 artış olmuştur.
2012 yılında boş kalan kontenjan sayısı 80.228 iken, 2013 yılı için bu sayı 118.000’e çıkmıştır. 59.856 boş kontenjanla önlisans programlarına aittir.
YGS-LYS SONUÇLARI
2013 Yüksek Öğretime Geçiş Sınavına (YGS) 1.804.891 öğrenci sınava girmiştir.
| YIL | SIFIR PUAN ALAN ADAY SAYISI |
| 2010 | 14.156 |
| 2011 | 38.269 |
| 2012 | 50.805 |
| 2013 | 61.036
|
4 yıllık mukayesesi yapıldığında eğitim sistemindeki kötü gidişat daha net görülebilmektedir.
YGS’de bulunan testlere yönelik en çarpıcı veri, fen bilimleri testine aittir. Fen Bilimleri testinde sınava giren öğrencilerin %70’i yaklaşık 1 milyon 300bin 40 sorudan 4 ve daha az sayıda doğruları bulunmaktadır. Bu tablo gösteriyor ki, Ülke olarak Fen Eğitimini yapamamaktayız. Her geçen günde fen bilimlerine olan talep azalmaktadır. Örneğin, 2013 LYS’ye yani ikinci sınava Fen Bilimlerinden başvuru yapan aday sayısı 332 bin 285’tir.
Bu örnekleri rahatlıkla arttırabiliriz.
MESLEK LİSELERİ
Ülkemizde Mesleki Eğitim bütün cazibesini yitirmeye başlamıştır. Katsayılar kalktı ama bu öğrencilerin eğitim kalitesinin iyileştirilmeleri gerekmektedir. 2013 yılında YGS’de (Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı- Yani birinci basamak), meslek okullarından barajı geçen öğrencilerin yüzdesi sadece %27’dir. Bu öğrencilere yakıştırdığınız seviye 2 yıllık Meslek yüksekokullarıdır. Bir an önce mesleki eğitime önem verilip, bu alandan mezun olmuş teknik öğretmenlerin çığ gibi büyümüş sorunlarının giderilmesi gerekmektedir.
ÜNİVERSİTELERDEKİ BARINMA SORUNU
2013 yılında Üniversitelere kayıt yaptırmaya hak kazanan 877.784 öğrenci ile birlikte 3 milyonun üzerinde üniversite öğrencisi olmasına rağmen 347 KYK yurdunda sadece 310.000 öğrenci kalmaktadır.
Üniversitelerde okuyan öğrencilere kalacak yer göstermiyorsunuz, sonra da kızlı-erkekli kalıyorsunuz diyerek hem gençleri hem aileleri zan altında bırakıyorsunuz.
ÜNİVERSİTELER
Eğitim bireylere yaşam boyu hizmet sunan bir süreçtir.
Eğitim toplumların ekonomik, sosyal, kültürel ve politik gelişmelerini doğrudan etkilemektedir.
Milli gelirde dünyanın ilk 20 ülkesi arasında olduğu belirtilen Türkiye’ye, 2023 için “İlk 10’a girmek istiyoruz” diyen 2023’te 500 milyar dolarlık ihracat ve kişi başına 25 bin dolarlık gelir düzeyi hedefleri koyan siyasetçiler, nedense bunu sağlayacak insan kaynağının matematikte 42. Sırada, okumada 41. Sırada, bilimde de 43. Sırada olmasını umursamamaktadır.
Türkiye’de üniversitelerin önemli sorunları vardır.
Genel olarak bakıldığında şu şekilde sıralamak mümkündür;
Yukarıda saydığımız maddeleri üniversitelerin genel sorunları olarak ifade ederken bunlara ek olarak yeni açılan üniversiteler için bu sorunları genişletebiliriz.
‘Türkiye’de Temel Bilimler: Durum Tespiti ve Yapılması Gerekenler’ başlıklı rapora göre 2023 yılı için belirlenen hedefleri gerçekleştirmenin yolu yeraltı kaynaklarımızdan değil, bilim ve teknoloji üretmemizden geçmektedir. Rapora göre;
Temel bilimler alanına hak ettiği önem verilerek bilim ve yüksek teknolojiye dayalı üretim yoluyla Ülkemizin gelişmişlik düzeyi arttırılmalıdır.
Türkiye üniversitelerinin toplam bütçesi bir Amerikan üniversitesinin araştırma bütçesi kadar bile değildir.2014 yılı üniversitelerimizin bütçeler ile Türkiye’nin ileri araştırma şansı neredeyse başından yok sayılmıştır.
Araştırma görevlilerinin 2547 sayılı kanuna göre 3 değişik maddeyle alınmaktadır. 33., 35. Ve 50/d maddelerine göre alınan araştırma görevlileri arasında hiçbir çalışma farkı yokken, hem statü hem maaş farkı bulunmaktadır. Geleceğin bilim insanlarını farklılaştırmaktan vazgeçin. Yeni bir kanun oluşturarak, yeni bilim insanlarının önünü açınız.
Üniversite öğretim elemanlarının maaşlarının ihtiyaçlarını karşılar düzeyde olmadığı rahatlıkla söylenebilir.
Bundan 30 yıl önce araştırma görevlilerinin maaşı mühendis maaşından %38 daha yüksekti maaş almaktaydı, 2013 yılı itibariyle ise,
Araştırma görevlisi maaşı 2200 lira
Yardımcı doçent maaşı 2600 lira
Şube müdürü maaşı 3250 lira
Mühendis maaşı 3400 liradır.
Aradaki farkı hesaplamayı size bırakıyorum.
2002 yılında 1.500 TL maaş alan bir profesörün maaşı sonraki 11 yılda sadece 2,6 kat artarken aynı dönemde
Böyle bir mukayeseden sonra durumun daha da içler acısı olduğu görülmektedir.
Bu durumda öğretim elemanlarının bazılarının yoksulluk sınırında, bazılarının da açlık sınırında olduğunu söyleyebiliriz.
Biz Türk Milleti olarak verilen sözleri unutmuyoruz. Sayın Başbakan Ben de hocayken 2003 yılında Gazi Üniversitesi Açılışında yaptığı konuşmasında “Öğretim elemanlarının özlük haklarıyla ilgili sorunlara da değinmiş ve “Geçim sıkıntısı içinde olduğunuzu, bilimsel yayınları izlemekte zorlandığınızı biliyoruz. Bu ülkenin aydınlık beyinleri olarak size özveri yakışır. Ancak marifet her zaman iltifata tabidir. İnşallah bu iltifatı biz hocalarımızdan eksik etmeyeceğiz” demişti. Ben bütün akademisyenlerin ve öğretmenlerin yüreklerinden geçenlerin sözcüsü olarak 11 yılda ortaya çıkan hayal kırıklığını vermek istiyorum. Eğitimdeki tutarsızlık hala devam ediyor.
Üniversitelerdeki akademisyen özlük hakları yerle bir edilmiştir. Verdiğiniz ücretlerle üniversitelerde akademisyenleri tutmak mümkün olmamaktadır.
Bu paralarla hangi bilimsel çalışmaları yapmalarını beklemektesiniz? 2023 Türkiye’sine hangi yüzle girilecektir?
Özellikle vurgulamak istiyorum ki, Üniversitede nitelik sorununu gidermek için akademisyenlerin özlük problemlerini çözmek şart.
YÖK’ün getirdiği ve dayattığı sistem, İdeolojik, merkeziyetçi, dayatmacı, otoriter bir sistemdir. Bu sistem, bütün üniversiteleri tek tip elbise giymeye zorlamaktadır.
AKP olarak, iktidara gelmeden önce en fazla yakındığınız YÖK ile ilgili iktidara geldikten ve kontrolü ele geçirdikten sonra hiçbir şikâyetiniz olmamıştır ve hala üniversiteleri 80’li yılların YÖK Yasası ile yönetmeye çalışmaktasınız.
Katma değeri olmayan eğitim sistemi ve gençlik yetiştirmede hala ısrar ediyorsunuz.
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİ KONSEYLERİ
YÖK’ün yeni uygulamalarından bir tanesi de her şeyleri bitirip artık öğrenci Konseyleriyle uğraşmak olmuştur.
28807 sayılı 31 Ekim 2013 tarihli resmi gazete uyarınca YÖK seçim tarihleri ile ilgili 2 maddede değişiklik yapmış ve seçim tarihlerini 2 yılda bir Kasım ve takip eden Aralık ayında yapılmasını maddesini “tarihler YÖK tarafından ilan edilecektir.” Şeklinde değiştirmiştir. Zikredilen husus yükseköğretim yasasına aykırı bir yönetmelik düzenlemesi olup siyasi diktaya işarettir.
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ
İktidar ve kurumları bütün uygulamalarında hem kalite hem de çalışan memnuniyetini yükselttiği için artık uğraşacak tek konuları kalmıştır o da öğrencilerdir!!
Ayrıca üniversitelerde artan öğrenci olaylarına yönelik olarak üniversite yöneticilerinin daha hassas ve tutarlı davranmaları gerektiği konusunda uyarıyoruz.
ÖSYM
Atıl Fakülteler ve Bölümler
Yükseköğretimin önemli sorunlarından bir tanesi de kontenjanların değerlendirilme sorunudur.
Şu anda ülkemizdeki pek çok Fen ve Edebiyat Fakültesi öğrenci bulamadığı için kapanma noktasına gelmiştir.
Fen ve Edebiyat Fakültelerindeki bölümlere ayrılan kontenjanda son üç yılda 10 binlik bir düşme olmasına rağmen hala bu kontenjanlar boş kalmaktadır.
Bu bölümlerde 2013’de kontenjanların yarıdan fazlası boş kalmıştır.
Kontenjanların dolmaması sebebiyle 58 tane bölüm kapanmak zorunda kalmıştır.
Taşradaki üniversitelerin Fen Fakültelerinin bölümlerini tercih edenlerin sayısı 2’yi 3’ü geçmemektedir.
Puanlar yaklaşık 30-40 puan düşmüştür. Yerleşen öğrenciler sınavdaki soruların sadece yüzde 15’ini yaparak bu bölümleri kazanmışlardır.
Eğitim kademeleri birbirine bağlı birbirinin devamı olan kademeler olduğu için hepsinin bütün içerisinde değerlendirilmesi gerekir.
Eğitimin en önemli çıktıları mezunların istihdamlarıdır.
OECD’nin yeni açıklanan raporunda 15-24 yaş gençler arasındaki işsizlik oranı %18,4 olarak verilirken, bu oranın üniversite mezunları arasında %20’ye yaklaştığı görülmektedir.
Bu sorun üniversitelerin verdikleri eğitimin içeriği ve politikalarının gözden geçirilmesinin gerektiğini gündeme getirmektedir.
TÜBİTAK’taki müfredat çalışmaları nasıl gidiyor? Bu konu hakkında güzel duyumlar almıyoruz. Dikkatinizi çekmek istiyoruz.
2014 Yılı Bütçesinin ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum, teşekkür ediyorum.
haberiniz.