YAZMAK

Atilla ÇİLİNGİR

Zühal Topçu: Eğitimi siyaset malzemesi olarak görmekten vazgeçin

Bu haber 16 Aralık 2013 - 4:36 'de eklendi ve 1.016 kez görüntülendi.

Zühal Topçu: “11 yıllık AKP döneminde öğretmenlik mesleği hiçbir dönemde olmadığı kadar itibar kaybetti”

yazir81587b325

Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesi üzerinde söz alanMHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Prof. Dr. Zühal Topçu, personel giderlerinin dışında bütçenin kalan kısmıyla, eğitimin altyapı sorunlarını, personel ve öğretmen açıkları sorununu çözmenin 2014 yılı için pek mümkün görünmediğini öne sürdü.

Sorunları çözmek bir yana öğretmenlere ödenen ücretin tatminkâr olmadığını öne süren Topçu, 11 yıllık AKP döneminde öğretmenlik mesleğinin hiçbir dönemde olmadığı kadar itibar kaybettiğinisavundu.

Topçu, “2002 yılında en düşük devlet memuru maaşından yüzde yüz fazla maaş alan öğretmenler, bugün en düşük devlet memuru maaşını almaktadır” dedi.

Topcu’nun MHP Grubu adına yapmış olduğu konuşma şu şekilde:

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri;

Milli Eğitim Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurulu, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı veÜniversitelerin 2014 bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BÜTÇE

Hükümetin 2014 yılı için MEB’e ayırdığı bütçenin büyük bir bölümü, yaklaşık 39 milyar TL’si (yaklaşık %70’ni)sadece personel giderleri için ayrılmıştır. Yatırıma, eğitimin geliştirilmesine ve planlamasına yeterince kaynak ayrılmamıştır. Bütçenin kalan kısmıyla altyapı sorunları, personel ve öğretmen açıklarını çözmek 2014 yılı için mümkün görünmemektedir.

ÖĞRETMEN MAAŞLARI ve ÇALIŞMA SÜRELERİ

Bu sorunları çözmek bir yana acaba eğitim sektörünün itici gücü ve lokomotifi olan öğretmenlere ödenen ve MEB bütçesinin %70’ini oluşturan personel ödemeleri ne kadar tatminkârdır ve günümüz hayat standartlarını karşılamada ne kadar yeterlidir? Biraz bunları irdeleyelim.

11 yıllık AKP iktidarı döneminde öğretmenlik mesleği hiçbir dönemde olmadığı kadar itibar kaybetmiştir.

  • 2002 yılında en düşük devlet memuru maaşından yüzde 100 daha fazla maaş alan öğretmen, bugünen düşük devlet memuru maaşını almaktadır.
  • 10 yıl önce lise mezunu bir polis memurundan yüzde 4 daha az maaş alan öğretmen, bugün yüzde 22 daha az maaş almaktadır.

1930-2013 Yıllarında Öğretmenlerin Alım Gücü

 

YILÖĞRETMEN MAAŞLARI (TL)ÇEYREK ALTIN MİKTARI
19309097,82
200247020,01
20131.89411,55

 
Sayın Başbakan’ın 2014 Bütçe Açılış konuşmasındaki simit açılımını biz de yıllara göre öğretmen maaşları üzerinde yapmak istedik. Elde ettiğimiz sonuçların öğretmenler açısından üzüntü verici olduğu görülmektedir. Sayın Başbakan’ın simit hesabı üç öğün üzerinden 5 kişilik öğretmen ailesine uygulandığında tablo şu şekildedir;

 

 

20022013ARTIŞ (%)
Simit Fiyatı20 Kuruş1 TL%400
Çay Fiyatı10 Kuruş1 TL%900
Öğretmen Maaşı470 TL1.894 TL%303

 

 

  • Çay için verecekleri para 2002 yılında 45 lira iken, 2013 yılında 450 liradır.
  • Simit için verecekleri para 2002 yılında 90 lira iken, 2013 yılında 450 liradır.
  • 2002 yılında simit+çay parası bir öğretmen maaşının %28’i ederken, 2013 yılında simit+çay parası

Sayın Başbakan ile bizim yaptığımız hesap birbirini tutmamaktadır. Acaba Sayın Başbakan simit hesabını yaparken akşam pazarı olarak 3 simit 1 liraya satılan simitler üzerinden mi yaptı merak ediyoruz. Bir de sormak istiyoruz; Neden hep simit yemek zorunda asgari ücretliler?

OECD ülkelerinde yıllık 1675 saat, Türkiye’de ise yıllık zorunlu çalışma süresi 1816 saat olan ve günümüzde hala birleştirilmiş sınıflarda yaklaşık 257bin öğrenciye eğitim veren öğretmenlerin mesleklerine yönelik görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Türk Eğitim-Sen tarafından yapılan bir ankete göre;

  • Öğretmenlerin Yüzde 97’si mesleklerinin itibar kaybına uğradığını görüşünde.
  • Yüzde 32’si öğrenci ya da veli şiddetine maruz kaldığını
  • Yüzde 67’si Tükenmişlik sendromuna yakalandığını belirtmektedir.
  • Yaklaşık Yüzde 80’i aylık 1/2 kg ile 2 kg arasında et tüketebildiklerini belirtmektedir.
  • Yüzde 82.1’i çocuğuna ekonomik ve sosyal olarak iyi imkanlar sunduğunu/sunabileceğini düşünmüyor.

Ayrıca Sinema, Tiyatro, Konser, Sergi vb. Sosyal-kültürel etkinliklere öğretmenlerin %80’i “ayırabileceğim bir bütçem yok” diyerek katılamamaktadır. Bir öğretmen sosyal-kültürel etkinliklere gidemiyor. Çocuğu nasıl gidecek? Öğrencileri nasıl değerlendirecek? Üniversite sınavlarını merkezi sınav haline getirip, sosyal etkinliklerdeki başarılarını da üniversiteye yerleştirmede değerlendirmeyi düşünüyorsunuz. Hem zorunluluk var, hem yoksulluk.

Sayın Başbakan 2003 yılında, “İstiyoruz ki benim öğretmenim, çarşıda, pazarda mendil satarak kendi maişetini temin etmesin. Öğretmenim, ‘bu ay kirayı nasıl ödeyeceğim veya bu akşam eve gıda olarak ne götüreceğim’ bunu düşünmek zorunda kaldı. Bunu gidermenin, bunu ortadan kaldırmanın gayreti içerisindeyiz’”derken, Acaba Sayın Başbakan öğretmenlerin 11 yıllık kendi iktidarları süresince hala aynı düşünce ve kaygı içinde olduklarının farkında mıdır?

Sayın Başbakan, gelecek nesillerin en çok öğretmenleri hayırla yâd edeceğini ifade ederken,Öğretmenlerin en çok hakarete kendi iktidarları döneminde maruz kaldıklarının farkında mıdır?

Yine Sayın Başbakan, 2003 yılında öğretmenlere hediye ettiği saatlerin hala 11 yıl öncesini gösterdiğinin de farkında mıdır?

ATANAMAYAN ve ÜCRETLİ ÖĞRETMENLER

Ülkemiz, öğretmenlerin sorunlarının yanında, bir de atanamayan öğretmen adayları gerçeği ile yüz yüzedir. Sayın Bakan’ın 22 Kasımdaki atama bekleyen 300bin adayın varlığından bahsederken, Eğitim sektörünün ihtiyacının 127bin olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, istihdam edilen ücretli öğretmen sayısı da 39bindir.

  • Eğitim fakültelerinin sayısı son 10 yılda Yüzde 54 artarak 97’ye yükseldi. Eğitim fakülteleri her yıl 40 bin mezun veriyor. Madem mezun öğretmen sayısı bu kadar fazla neden iktidara geldiğinizden itibaren eğitim fakülteleri açıp durdunuz! Plan, program yapmadınız!
  • Öğretmenleri atamıyorsunuz, bari bu gençler için başka beceri alanları oluşturun ki hayatlarını idame ettirebilsinler…
  • Ücretli öğretmen olarak alınan bireylerin kaçı ön lisans, kaçı lisans mezunudur?
  • Formasyonları var mıdır?
  • Ücretli öğretmenleri mevsimlik işçi gibi kullanmak hangi mantık anlayışına sığmaktadır?
  • Acaba bazı ücretli öğretmenlerin terör örgütleriyle bağlantıları var mıdır?
  • 11 yıllık iktidarınız döneminde 11bin öğretmenin istifa ettiğini ve 133bin öğretmenin de başka kurumlara geçtiğini biliyorsunuz. Acaba bunların nedenlerini araştırmak aklınıza geldi mi?
  • Sayın Milli Eğitim Bakanı’nın Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşmada, öğretmen arz-talep projeksiyonları geliştirildiğinden bahsetmiştir. Eğer geliştirildiyse, neden bu kadar öğretmen açığı vardır? Seçmeli derslere neden öğretmen bulanamıyor? Şu anda bunlara cevap verebilir konumda olmanız gerekirdi.

Eğer bu projeksiyonlar geliştiriliyor ise,

  • Ataması yapılacak branşları nasıl belirlemektesiniz?
  • Branşlar için ihtiyaç analizi yapılmakta mıdır?
  • 6200 sınıf öğretmeni ihtiyacının % kaçını alacaksınız?
  • 5000 Edebiyat öğretmeni ihtiyacının % kaçını alacaksınız?
  • 6000 Türkçe öğretmeni ihtiyacının % kaçını alacaksınız?
  • 9000 Zihinsel Engelli öğretmeni ihtiyacının % kaçını alacaksınız?
  • 5000 Okul Öncesi öğretmeni ihtiyacının % kaçını alacaksınız?

Özellikle, Milliyetçi Hareket Partisi’nin verdiği önergeyle gündeme getirilen Peygamber Efendimizin Hayatı ve Kuran-ı Kerim veya Din Kültürü derslerini vermek için 17bin öğretmene ihtiyacınız var. Bu açığı nasıl kapatmayı planlıyorsunuz. Çünkü İlahiyat Fakülteleri için formasyonu da kaldırmıştınız.

Ayrıca atanamayan öğretmenlerin de bu süreç içerisinde psikolojilerinin bozulduğu görülmektedir.

Hükümetin tutarsız politikaları, Bakanların ve Başbakanın birbirleriyle çelişen ifadeleri bu gençlerin psikolojisini bozmuştur. Hatta üzülerek belirtmek istiyorum ki bu gençler arasında intihar olaylarının 34’e ulaştığını da paylaşmak istiyorum.

REHBER ÖĞRETMENLERİ

Özellikle eğitimde stratejik öneme sahip rehberlik servislerinin içinde bulunduğu duruma dikkat çekmek istiyorum. 4+4+4 eğitim sisteminde ilkokulun son sınıfından itibaren rehberlik öğretmenleri

  • Öğrencilere meslekleri tanıtarak,
  • Onların yeteneklerini ve becerilerini ortaya çıkararak,
  • Seçmeli ders paketlerine yönlendirilmelerinde etkili olmaları beklenmektedir.
  • Kurumlarda görev yapan rehber öğretmen sayısına bakıldığında bu yönlendirmelerin bir hayli zor olduğu görülmektedir. MEB bünyesinde 12bin rehber öğretmene ihtiyaç var ama bu ihtiyacı da karşılayamıyor.
  • Öğrencilere bireysel gelişimlerine göre yönlendirme yapılacak ise, bu durumu yönetecek öğretmenlere ihtiyaç yok mudur? Bu problemi nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz?
  • Rehberlik mezunları yeterli değilse, psikoloji, sosyoloji ve felsefe bölümlerinden mezunları bu kadrolarda kullanmayı neden düşünmüyorsunuz?

Bir rehber öğretmene düşmesi gereken öğrenci sayısı 250 olması gerekirken, Türkiye genelinde ortalama olarak, bir rehber öğretmene ilköğretimde 941, lisede 589 öğrenci düşmektedir. Ancak bazı illerimizde 2bine yakın öğrenci düşmektedir.

Türkiye’de REHBERLİK VE ARAŞTIRMA MERKEZİ SAYISI 224’tür. Bu ülkede yaklaşık olarak 16milyon öğrenci bulunmaktadır, ilkokul, ortaokul ve lisede. Merkez başına düşen öğrenci sayısı yaklaşık 7bin400 civarındadır.

BİLİŞİM ÖĞRETMENLERİ

Bilişim Teknolojileri Dersi 5 ve 6. Sınıflarda zorunlu, 7 ve 8. Sınıflarda seçmeli, Liselerde seçmeli ve İlkokullarda bu ders okutulmamaktadır.

  • İlkokullarda bu ders olmamasına rağmen Bilişim ve Teknoloji Öğretmenlerine sizce ihtiyaç yok mudur?
  • Bilişim Teknolojileri dersi okutulan okullarda ise Öğretmenler Bilgisayarsız ders anlatır hale gelmiştir.FATİH PROJESİ Eğer ki; Fırsatları Arttırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi ise neden bu öğrenciler Bilgisayar başında uygulamalı ders yapmaktan mahrum bırakılmaktadırlar?
  • Ayrıca hala Formatör Öğretmenler için B.T Öğretmenleri yerine 110 saatlik ders alarak Formatör Öğretmenlik Belgesi alan dışı öğretmenler görevlendirilmektedir. Bu uygulama neden hala devam etmektedir?
  • Neden B.T Öğretmenlerini atamamakta ısrar ediyorsunuz?
  • Döneminizde o kadar çok eğitim fakültesi açıldı ki 100.000lerce öğretmen adayı yanlış istihdam politikalarıyla işsiz ve çaresiz bırakılmıştır.
  • AKP iktidarı ısrarla kendi koyduğu politikalarla çelişmektedir. Eğitim Fakültelerinde Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümleri açıp, öğretmen yetiştirirken, “okullarda öğrenciler zaten bilgisayar biliyor” diyerek bilgisayar derslerini kaldırdınız. Yılın projesi diye ifade ettiğiniz Teknoloji tabanlı FATİH projesini uygularken, bu bilgisayar derslerinin kaldırılması cehalet kavramı ile de izah edilememektedir.

FATİH PROJESİ

FATİH Projesine ait web sayfasında bulunan ifade “Stratejik Hedef 14.1: Bakanlığımıza bağlı okul ve kurumlarımızın bölgesel farklılıkları gidermek amacıyla 2014 yılı sonuna kadar tümünün bilişim teknolojilerinden yararlanmasını sağlamak” görevi sorumlu birim olarak Genel Müdürlüğümüze verilmiştir.” Şeklindedir.

Bu ifadeye göre, 2010 başlayan FATİH projesinin 2014’te tamamlanacağı belirtilmiştir. Ancak ilerlemelere bakıldığında bir arpa boyu yol gidilemediği görülmektedir. Yapılan ihale sayısı 4 olmuştur ve hala bir sonuç çıkmamıştır.
Proje sayfanızda 2014 olarak gösterilen bitiş tarihi, son yapılan açıklamaya göre 3-4 sene daha olduğu belirtilmiştir.

  • Bu proje ne zaman tamamlanacaktır?
  • Böyle uzun zamandır muallakta olan bir projeden nasıl bir sonuç almayı bekliyorsunuz?
  • Bu konu ile ilgili lütfen birileri bizi bilgilendirsin. Biz projenin ne olduğunu, ne tür gelişmeler olduğunu ve ne zaman sonuçlanacağını anlamadık.
  • Allah rızası için bu proje ile ilgili birileri bize net ve tutarlı bilgiler versin. Kim sorumlu ise

SINAV SİSTEMLERİ-TEOG

AKP iktidarının 11 yılda değiştirdiği sınav sisteminin hızına yetişemiyoruz. Şimdi yeni uygulamaya göre yeni sınav sisteminin adı TEOG. Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş sistemi.

Bu sınav yine uygulamalarınızda edindiğimiz tecrübelere göre deneme-yanılma yöntemiyle gidiyorsunuz. Bakalım, sonunda nasıl bir tablo ile karşılaşacağız? Ama uygulama sistemi ile ilgili bazı endişelerimiz var.

Sınav sorularının seçici olmadığı, yine 3 tane sınav sorusunun iptal edildiğini biliyoruz. Sorular ölçme ve değerlendirme sistemine uygun mu?

Sınava 1milyon300bin öğrenci girdi. Bu öğrencilerin yarıştıkları okul kontenjanı 300bin. Acaba bütün öğrenciler 100 tam puan aldığında bu yerleştirmeleri nasıl yapacaksınız?

  • Bu sınavların geçerlilik ve güvenirliğini nasıl sağlayacaksınız?
  • Sayın Bakan’ın tabiriyle bazılarının cimri bazılarının bonkör olduğu sınav notlarını nasıl denetlemeyi düşünüyorsunuz?
  • Özel okullar ve devlet okulları arasındaki not farkını nasıl denetleyeceksiniz?
  • Açık uçlu soruların değerlendirmeleri nasıl olacaktır? Kriterleri var mıdır? Zihinler hala net değildir bu konu ile ilgili.
  • Dün ve bugün 48bin öğrenci telafi sınavlarına girdiler. Bu sınavdaki sorular ilk sınavla aynı güçlükte midir?
  • Telafi sınavlarına giren öğrenciler daha başarılı olurlarsa, 2. Dönem telafi sınavına girecek öğrencilerin sayısının artmasını nasıl engelleyeceksiniz?

PISA SONUÇLARI

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı PISA’nın 2012 raporu geçen hafta açıklandı.
Eğitimdeki sorunlara yönelik tartışmaların zirveye çıktığı dönemde bu sonuçlar bu tartışmalar için “tuzu biberi” etkisini görmüştür.

Sonuçlara bakıldığında 2003 yılındaki sonuçlardan farklı olduğunu söylemek zordur. Genel sıralamada 64 ülke arasında matematikte 42., okumada 41. Ve fen bilgisinde 43. Sıradayız.

Genel olarak OECD ülkeleri arasındaki sırlamamıza baktığımızda ise sondan üçüncüyüz. Puanlarda biraz değişim var ama bunun diğer ülkeler açısından da aynı olduğunu görebilirsiniz. Yani bilimsel gelişmenin temelini oluşturma fen bilimlerinde başarısız okuduğunu anlamayan, matematikte de başarısız bir öğrenci profili görülmektedir.

AÇIK LİSE

Eğitim sistemindeki uygulamalardan biri de açık lise uygulamalarıdır. Önceden eğitim çağını geçirmiş belirli yaşın üzerindeki bireylerin mezun olmak için kullandıkları bir uygulama idi.

8. sınıftan mezun olan ancak açık lise de dahil olmak üzere hiçbir ortaöğretim kurumuna kayıt olmayan öğrenci sayısı 49 bin 449 olarak belirlendi. Bu öğrencilerden 12 bin 172’si erkek, 37 bin 277’si ise kız öğrencidir.

  • Kayıt yaptırmayan 50bine yakın öğrenciye ne oldu, takip ediyor musunuz?
  • Ayrıca dikkat çekmek istediğim başka bir konu ise, kız öğrencilerin sayısıdır. 12 yıllık eğitime geçerken, bu tedirginliğimizden bahsetmiştik. Ve gördüğünüz gibi kız çocukları okullardan alınmaktadır.

Geçen sene yapılan Seviye Belirleme Sınavı (SBS) sonrasında yapılan tercihlerde, 780 bin öğrenci meslek liseleri, açık lise ya da özel okullara gitmek zorunda bırakılmıştır. İktidarın çocuklarımıza nasıl bir gelecek sunduğu maalesef ki ortadadır. Her yıl olduğu gibi bu senede liselerde 40bin kontenjan boş kalmıştır. Boş kalan kontenjanlar da FEN ve ANADOLU liselerinde var olanlardır. MEB bu konu ile ilgili ne zaman harekete geçecektir? Bu gençlik hepimizin gençliğidir. Bu işi yüzünüze gözünüze bulaştırdınız.

  • Açık liselere devam eden öğrenci sayısı,

2003 yılında 267bin,
2013 yılında bu sayı bir milyona yaklaşmıştır.

  • Okula her gün gittiği halde derslerini toparlayamayan öğrenci acaba 20 saatlik açık lise dersleri bütün eğitimini nasıl planlayacaktır?
  • Dershaneler kapatılınca bu öğrencilerin geleceği ne olacaktır?
  • 15-16-17 yaşında gelişim döneminde olan gençlerin eğitim ihtiyaçlarına açık liseler nasıl cevap verecektir?
  • Bu çocukların eğitimdeki rol modelleri kimler olacaktır?
  • Açık lise web sayfasında sunduğunuz, kitaplarla ergenlik döneminde olan bir çocuğun nasıl çalışmasını bekliyorsunuz?

DERSHANELER

Dershaneler konusu hala önemli problemlerden birisi olarak eğitim sistemi içerisinde yerini işgal etmektedir.

Günümüzde tam kapasite çalışmakta zorlanan, hatta kontenjanlarının %40’ı boş kalan özel okullara dönüşme işi yeni bir problem alanı olarak karşımıza çıkacaktır.

  • Dershanelerin açık liselere dönüşeceğinden bahsediyorsunuz. Bu sistemi nasıl oturtacaksınız?
  • Bu liselere gidecek olan öğrencilerin nasıl sosyalleşmesini bekliyorsunuz?
  • Özel okullara dönüşebileceğinden bahsettiğiniz dershaneler, bu okulları nasıl dolduracaklar?
  • Neden devlet okulları varken, öğrencileri özel okulları yönlendirerek, teşvikten bahsediyorsunuz?

ÜNİVERSİTELERDEKİ BOŞ KONTENJANLAR

Bu yıl üniversitelerde 118binden fazla kontenjan boş kalmıştır. Bu kontenjanların boş kalmasının sebebi öğrencilerin yetersizlikleri değil, tamamen ÖSYM’nin beceriksizliğinden kaynaklanan sistem hatasıdır. İktidar bu hatayı kabul etmeyip, yıllardır hata üzerine hata yapmaktadır. Kaç önümüzdeki sene? Çocukların ve gençlerin önümüzdeki sene gibi bir lüksü yoktur, çünkü burada onların gelecekleri söz konusudur.

“Her İle bir üniversite” açtınız ve bunu da her fırsatta dile getirdiniz. Peki, sorarım size üniversite sayısını arttırmak marifet midir? (Basında çıkan haberlere göre Tunceli Üniversitesi Hemşirelik Meslek yüksekokulunda derslere veteriner hekim girmektedir.)

  • Açılan üniversitelerin kütüphanesi ve gerekli veri, iletişim ağı var mı?
  • Teknolojileri ve Laboratuvarları çağa uygun olarak donatılmış mı?
  • Akademik kadrosu yeterli mi?
  • Gençlerin sosyalleşmesi için mekanlar mevcut mu?
  • Üniversiteler arasındaki koşullar eşit mi?
  • Aslında daha da önemli olan soru, bu üniversitelerin kontenjanları ne durumda?

Bu boş kontenjanların sebepleri;

  • Üniversiteler arasındaki kalite eşitsizliği
  • Meslek lisesinden mezun olanların ön lisans programlarına hakkı olmalarına rağmen gitmek istememeleridir. Ön lisans programları cazibesini yitirmiştir. İhtiyaca cevap verememektedir.

2013 yılında LYS’den sonra tercih yapma hakkı kazanan 1.800.433 öğrenciden, sadece 1.112.447 kişi tercih yapmıştır.

Boş kontenjanlardaki artış bir önceki yıla göre, 2013 yılında, %36 artış olmuştur.

2012 yılında boş kalan kontenjan sayısı 80.228 iken, 2013 yılı için bu sayı 118.000’e çıkmıştır. 59.856 boş kontenjanla önlisans programlarına aittir.

YGS-LYS SONUÇLARI

2013 Yüksek Öğretime Geçiş Sınavına (YGS) 1.804.891 öğrenci sınava girmiştir.

 

 

YILSIFIR PUAN ALAN ADAY SAYISI
201014.156
201138.269
201250.805
201361.036

 

 

 

 

4 yıllık mukayesesi yapıldığında eğitim sistemindeki kötü gidişat daha net görülebilmektedir.
YGS’de bulunan testlere yönelik en çarpıcı veri, fen bilimleri testine aittir. Fen Bilimleri testinde sınava giren öğrencilerin %70’i yaklaşık 1 milyon 300bin 40 sorudan 4 ve daha az sayıda doğruları bulunmaktadır. Bu tablo gösteriyor ki, Ülke olarak Fen Eğitimini yapamamaktayız. Her geçen günde fen bilimlerine olan talep azalmaktadır. Örneğin, 2013 LYS’ye yani ikinci sınava Fen Bilimlerinden başvuru yapan aday sayısı 332 bin 285’tir.

Bu örnekleri rahatlıkla arttırabiliriz.

MESLEK LİSELERİ

Ülkemizde Mesleki Eğitim bütün cazibesini yitirmeye başlamıştır. Katsayılar kalktı ama bu öğrencilerin eğitim kalitesinin iyileştirilmeleri gerekmektedir. 2013 yılında YGS’de (Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı- Yani birinci basamak), meslek okullarından barajı geçen öğrencilerin yüzdesi sadece %27’dir. Bu öğrencilere yakıştırdığınız seviye 2 yıllık Meslek yüksekokullarıdır. Bir an önce mesleki eğitime önem verilip, bu alandan mezun olmuş teknik öğretmenlerin çığ gibi büyümüş sorunlarının giderilmesi gerekmektedir.

ÜNİVERSİTELERDEKİ BARINMA SORUNU

2013 yılında Üniversitelere kayıt yaptırmaya hak kazanan 877.784 öğrenci ile birlikte 3 milyonun üzerinde üniversite öğrencisi olmasına rağmen 347 KYK yurdunda sadece 310.000 öğrenci kalmaktadır.

Üniversitelerde okuyan öğrencilere kalacak yer göstermiyorsunuz, sonra da kızlı-erkekli kalıyorsunuz diyerek hem gençleri hem aileleri zan altında bırakıyorsunuz.

ÜNİVERSİTELER

Eğitim bireylere yaşam boyu hizmet sunan bir süreçtir.
Eğitim toplumların ekonomik, sosyal, kültürel ve politik gelişmelerini doğrudan etkilemektedir.

Milli gelirde dünyanın ilk 20 ülkesi arasında olduğu belirtilen Türkiye’ye, 2023 için “İlk 10’a girmek istiyoruz” diyen 2023’te 500 milyar dolarlık ihracat ve kişi başına 25 bin dolarlık gelir düzeyi hedefleri koyan siyasetçiler, nedense bunu sağlayacak insan kaynağının matematikte 42. Sırada, okumada 41. Sırada, bilimde de 43. Sırada olmasını umursamamaktadır.
Türkiye’de üniversitelerin önemli sorunları vardır.
Genel olarak bakıldığında şu şekilde sıralamak mümkündür;

  • Maaş ve özlük sorunu
  • YÖK’ün merkeziyetçi yapısı sorunu
  • İnsan kaynaklarını değerlendirme sorunu
  • Yönetim sorunu
  • En önemlisi de vizyon sorunu

Yukarıda saydığımız maddeleri üniversitelerin genel sorunları olarak ifade ederken bunlara ek olarak yeni açılan üniversiteler için bu sorunları genişletebiliriz.

  • Fiziki alt yapı sorunu
  • Ekonomik sorunlar
  • Kurum kültürü oluşturamama
  • Nitelikli eleman sorunu (İstihdam sürdürülebilirlik) gibi

‘Türkiye’de Temel Bilimler: Durum Tespiti ve Yapılması Gerekenler’ başlıklı rapora göre 2023 yılı için belirlenen hedefleri gerçekleştirmenin yolu yeraltı kaynaklarımızdan değil, bilim ve teknoloji üretmemizden geçmektedir. Rapora göre;

  • Pirincin 1 kilogramı 2 dolar,
  • Etin bir kilogramı 15 dolar,
  • Otomobilin kilogramı 50 dolar,
  • Uçağın kilogramı 250 dolar,
  • Dizüstü bilgisayarın kilogramı 1000 dolar,
  • Cep telefonunun kilogramı 5000 dolar,
  • Uydunun kilogramı 100 bin dolarken,
  • Süper iletken hızlandırıcılar 200bin dolar civarındadır.

Temel bilimler alanına hak ettiği önem verilerek bilim ve yüksek teknolojiye dayalı üretim yoluyla Ülkemizin gelişmişlik düzeyi arttırılmalıdır.

Türkiye üniversitelerinin toplam bütçesi bir Amerikan üniversitesinin araştırma bütçesi kadar bile değildir.2014 yılı üniversitelerimizin bütçeler ile Türkiye’nin ileri araştırma şansı neredeyse başından yok sayılmıştır.

Araştırma görevlilerinin 2547 sayılı kanuna göre 3 değişik maddeyle alınmaktadır. 33., 35. Ve 50/d maddelerine göre alınan araştırma görevlileri arasında hiçbir çalışma farkı yokken, hem statü hem maaş farkı bulunmaktadır. Geleceğin bilim insanlarını farklılaştırmaktan vazgeçin. Yeni bir kanun oluşturarak, yeni bilim insanlarının önünü açınız.

Üniversite öğretim elemanlarının maaşlarının ihtiyaçlarını karşılar düzeyde olmadığı rahatlıkla söylenebilir.

Bundan 30 yıl önce araştırma görevlilerinin maaşı mühendis maaşından %38 daha yüksekti maaş almaktaydı, 2013 yılı itibariyle ise,
Araştırma görevlisi maaşı 2200 lira

Yardımcı doçent maaşı 2600 lira

Şube müdürü maaşı 3250 lira

Mühendis maaşı 3400 liradır.
Aradaki farkı hesaplamayı size bırakıyorum.
2002 yılında 1.500 TL maaş alan bir profesörün maaşı sonraki 11 yılda sadece 2,6 kat artarken aynı dönemde

  • Bir hâkimin maaşı 5,3
  • Avukatın 5,2
  • Teknisyenin 5,1
  • Şube müdürünün 4,3
  • Uzman doktorun 3,8 ve
  • Hemşirenin 3,7 kat artmıştır.

Böyle bir mukayeseden sonra durumun daha da içler acısı olduğu görülmektedir.
Bu durumda öğretim elemanlarının bazılarının yoksulluk sınırında, bazılarının da açlık sınırında olduğunu söyleyebiliriz.

Biz Türk Milleti olarak verilen sözleri unutmuyoruz. Sayın Başbakan Ben de hocayken 2003 yılında Gazi Üniversitesi Açılışında yaptığı konuşmasında “Öğretim elemanlarının özlük haklarıyla ilgili sorunlara da değinmiş ve “Geçim sıkıntısı içinde olduğunuzu, bilimsel yayınları izlemekte zorlandığınızı biliyoruz. Bu ülkenin aydınlık beyinleri olarak size özveri yakışır. Ancak marifet her zaman iltifata tabidir. İnşallah bu iltifatı biz hocalarımızdan eksik etmeyeceğiz” demişti. Ben bütün akademisyenlerin ve öğretmenlerin yüreklerinden geçenlerin sözcüsü olarak 11 yılda ortaya çıkan hayal kırıklığını vermek istiyorum. Eğitimdeki tutarsızlık hala devam ediyor.

Üniversitelerdeki akademisyen özlük hakları yerle bir edilmiştir. Verdiğiniz ücretlerle üniversitelerde akademisyenleri tutmak mümkün olmamaktadır.
Bu paralarla hangi bilimsel çalışmaları yapmalarını beklemektesiniz? 2023 Türkiye’sine hangi yüzle girilecektir?

Özellikle vurgulamak istiyorum ki, Üniversitede nitelik sorununu gidermek için akademisyenlerin özlük problemlerini çözmek şart.

YÖK’ün getirdiği ve dayattığı sistem, İdeolojik, merkeziyetçi, dayatmacı, otoriter bir sistemdir. Bu sistem, bütün üniversiteleri tek tip elbise giymeye zorlamaktadır.

AKP olarak, iktidara gelmeden önce en fazla yakındığınız YÖK ile ilgili iktidara geldikten ve kontrolü ele geçirdikten sonra hiçbir şikâyetiniz olmamıştır ve hala üniversiteleri 80’li yılların YÖK Yasası ile yönetmeye çalışmaktasınız.

Katma değeri olmayan eğitim sistemi ve gençlik yetiştirmede hala ısrar ediyorsunuz.

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİ KONSEYLERİ

YÖK’ün yeni uygulamalarından bir tanesi de her şeyleri bitirip artık öğrenci Konseyleriyle uğraşmak olmuştur.

28807 sayılı 31 Ekim 2013 tarihli resmi gazete uyarınca YÖK seçim tarihleri ile ilgili 2 maddede değişiklik yapmış ve seçim tarihlerini 2 yılda bir Kasım ve takip eden Aralık ayında yapılmasını maddesini “tarihler YÖK tarafından ilan edilecektir.” Şeklinde değiştirmiştir. Zikredilen husus yükseköğretim yasasına aykırı bir yönetmelik düzenlemesi olup siyasi diktaya işarettir.

  • Öğrenci konseyleri seçimleri için neden hala bir tarih belirlemediniz?
  • Demokrasiden bu kadar mı korkuyorsunuz?
  • Üniversitede Öğretim Üyelerinin problemlerini çözdünüz de, öğrenci konseyleri mi kaldı?
  • Laboratuvar, Kütüphane ve alt yapı problemlerini çözdünüz de, öğrenci konseyleri mi kaldı?
  • Üniversitelerin kalite sorununu çözdünüz de, öğrenci konseyleri mi kaldı?

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ

İktidar ve kurumları bütün uygulamalarında hem kalite hem de çalışan memnuniyetini yükselttiği için artık uğraşacak tek konuları kalmıştır o da öğrencilerdir!!

  • İstihbaratın verdiği bilgilere göre üniversitede öğrenciler olay çıkartacaklar
  • Kızlı Erkekli evde kalma durumları
  • Üniversitelerden mezuniyetlerin 6 sene ile sınırlanması
  • Gece gündüz içen kafası kıyak bir nesil

Ayrıca üniversitelerde artan öğrenci olaylarına yönelik olarak üniversite yöneticilerinin daha hassas ve tutarlı davranmaları gerektiği konusunda uyarıyoruz.

ÖSYM

Atıl Fakülteler ve Bölümler

Yükseköğretimin önemli sorunlarından bir tanesi de kontenjanların değerlendirilme sorunudur.

Şu anda ülkemizdeki pek çok Fen ve Edebiyat Fakültesi öğrenci bulamadığı için kapanma noktasına gelmiştir.

Fen ve Edebiyat Fakültelerindeki bölümlere ayrılan kontenjanda son üç yılda 10 binlik bir düşme olmasına rağmen hala bu kontenjanlar boş kalmaktadır.

Bu bölümlerde 2013’de kontenjanların yarıdan fazlası boş kalmıştır.

Kontenjanların dolmaması sebebiyle 58 tane bölüm kapanmak zorunda kalmıştır.

Taşradaki üniversitelerin Fen Fakültelerinin bölümlerini tercih edenlerin sayısı 2’yi 3’ü geçmemektedir.

Puanlar yaklaşık 30-40 puan düşmüştür. Yerleşen öğrenciler sınavdaki soruların sadece yüzde 15’ini yaparak bu bölümleri kazanmışlardır.

Eğitim kademeleri birbirine bağlı birbirinin devamı olan kademeler olduğu için hepsinin bütün içerisinde değerlendirilmesi gerekir.

Eğitimin en önemli çıktıları mezunların istihdamlarıdır.

OECD’nin yeni açıklanan raporunda 15-24 yaş gençler arasındaki işsizlik oranı %18,4 olarak verilirken, bu oranın üniversite mezunları arasında %20’ye yaklaştığı görülmektedir.
Bu sorun üniversitelerin verdikleri eğitimin içeriği ve politikalarının gözden geçirilmesinin gerektiğini gündeme getirmektedir.

  • Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yapılan değişikliklerin hızına yetişemiyoruz. Merkez teşkilatında üst düzey atamalarda kaç kişi kurum içi, kaç kişi kurum dışından atanmıştır? 800bin kişilik öğretmen kadrosuna güvenilmemektedir.
  • Milli Eğitimin illerdeki sorumlusu olan İl Milli Eğitim Müdürlüklerinde Partizanca uygulamalar ayyuka çıkmıştır. İl Milli Eğitim Müdürlüklerinin yarıdan fazlası zannedersem 54 tanesi vekaleten bu görevi yürütmektedir. Vekaleten görevi yürüten Müdürlüklerin illerdeki İktidar Partisi yöneticilerine karşı boyunları büküktür. Özellikle yandaş sendika ve parti teşkilatına biat etmesi için mi tutuyorsunuz?
  • Daha önce de belirttiğimiz bazı problemler hala devam etmektedir. Okullara gönderilen ödenekler çok yetersiz kalmakta ve okul yöneticileri çeşitli kanallardan bazı ihtiyaçlarını gidermek için çırpınmaktadır.
  • Okullardaki su ve doğalgaz kartlı olarak kullanılmaktadır. SORUYORUZ SİZE!! Bunun için ödenek yeterli midir? Yeterli değilse, velilerden mi karşılıyorsunuz? Yoksa öğrencilerin temiz olmayan soğuk ortamlarda ders görmesine nasıl göz yumuyorsunuz?

TÜBİTAK’taki müfredat çalışmaları nasıl gidiyor? Bu konu hakkında güzel duyumlar almıyoruz. Dikkatinizi çekmek istiyoruz.

  • BU GENÇLERİN VEBALİ ALTINDASINIZ.
  • ANNELERİN YÜREKLERİNİN VEBALİ ALTINDASINIZ.
  • AKADEMİSYENLERİN VEBALİ ALTINDASINIZ.
  • ÖĞRETMENLERİN VEBALİ ALTINDASINIZ.
  • ARTIK EĞİTİMİ SİYASET MALZEMESİ OLARAK GÖRMEKTEN VAZGEÇİN.
  • KENDİ ÇOCUĞUNUZA, KENDİNİZE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİNİZ UYGULAMALARI LÜTFEN EĞİTİM CAMİASINDAKİLER İÇİN YAPMAYIN.

2014 Yılı Bütçesinin ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum, teşekkür ediyorum.

 

haberiniz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments