Şirketin AK Parti ve Hükümet Erkanıyla İlişkileri Sorgulanmak Durumundadır’

Bu haber 21 Mayıs 2014 - 18:40 'de eklendi ve 607 kez görüntülendi.

sirketin-ak-parti-ve-hukumet-erkaniyla-iliski-6055399_o

MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Türk milletinin ‘Suçlu ayağa kalk!’ diye feryat ettiğini belirterek, “Bu şirket kesinlikle enine boyuna sorgulanmak durumundadır.

MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Türk milletinin ‘Suçlu ayağa kalk!’ diye feryat ettiğini belirterek, “Bu şirket kesinlikle enine boyuna sorgulanmak durumundadır. Bu şirketin Adalet Ve Kalkınma Partisi ve hükümet erkânıyla ilişkileri sorgulanmak durumundadır.” dedi. Akçay, hangi ihaleleri almış, hangi sahaları nasıl almış ve bağış yaptığı birtakım dernekler, vakıflar var mıdır yok mudur; bu iddiaların mutlaka araştırılması gerektiğini vurguladı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nun 91. birleşimi saat 14.00’te yoklama yapılmaksızın müşahede ile açıldı. Birleşimi TBMM Başkanvekili Sadık Yakut yönetiyor. Ak Parti, CHP, MHP ve HDP tarafından Manisa Soma’da 301 işçinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan maden faciasıyla ilgili Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına yönelik verilen birleştirilmiş önergelerin görüşülmesine başlandı.
CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören, sözlerine Meclis TV’nin yayın saatlerini eleştirerek başladı. Çalışma Bakanının madenlerde denetimlerin olduğunu, denetime giden müfettişlerin konularla ilgili çalıştığını ve Çalışma Bakanlığının bu konuda çok fazla bir kusurunun olmadığını açıkladığını dile getiren Ören, Enerji Bakanının da bununla ilgili “Eğer burada bir kaza var ise burada 301 arkadaşımız hayatını kaybetmiş ise mazeret üretmeye gerek yoktur, burada bir hata söz konusudur.” dediğini aktardı.
“ANALAR AĞLIYOR, ORADA BERABER YAŞADIK”
Madenin sahibinin ise belki de psikolojik olarak hazır olmadığından dolayı dördüncü gün yaptıkları açıklamada “Eğer üç ay daha vaktimiz olsa idi sağlıkla ilgili bölümleri, yaşam odalarını yerleştirecektik ve 300 arkadaşımız ölmeyecekti.” dediğini belirten Ören, şöyle devam etti: “Şimdi, Sayın Bakana soruyorum: Biriniz denetimlerin yapıldığını ve çok kusurlu olmadığınızı söylüyorsunuz, biriniz ise ‘Evet, 301 kişi vefat ettiyse kusursuzluk diye bir şey yoktur, kusurluyuz.’ diyorsunuz. Peki, bir geleneği başlatmaya var mısınız? Yani birçok ülkede… Ben buradan hemen okuyayım, bizden çok geri ülkeleri okuyorum: Güney Kore Başbakanı, Hırvatistan Ulaştırma Bakanı, Japonya Ekonomi Bakanı, Kosta Rika Ulaştırma Bakanı, Letonya Başbakanı, Macaristan Ulaştırma Bakanı, Makedonya Ulaştırma Bakanı… Mısır Ulaştırma Bakanı Muhammed Mansur, 2009’da Kahire’nin güneyinde meydana gelen ve 18 kişinin yaşamını yitirdiği tren kazasından sonra istifa etti. Değerli arkadaşlar, hiçbir katkınız olmaz ise Türkiye’ye bir geleneği sokmuş olursunuz. Bir yıl var önümüzde, bir yıl eksik bakanlık yapmış olursunuz. Bir yıl eksik bakanlık yapmak çok şey kaybettirmez ama bundan sonra kim gelirse gelsin, ister CHP ister AKP ister MHP ister HDP, bu bakanlıkta kim olursa olsun bilmeli ki eğer denetimde küçük bir eksiklik gösterdiğinde, denetleyen arkadaşları denetlemekte ve onların yaptıklarını soruşturmakta eksik kaldığında koltuğunun gideceğini bilsinler. Bu yolu açmak durumundasınız. Eğer açmaz iseniz sizi bürokratlarınız kullanacaklar, açar iseniz siz bürokratlarınızı kullanacaksınız.”
“Anneler ağlıyor. Orada beraber yaşadık, beraber gözyaşı döktük.” diyen Ören, “Çocuğu bağırıyor ‘Benim babamı getirin.’ diye. Eşi bağırıyor, içeride canlı olmadığını bildiği hâlde umudunu taşıyor. Ara sıra canlı çıkan, oradan canlı çıkan, çıkarmaya çalıştığımız arkadaş diyor ki, bağırıyor, o kadar masum, o kadar temiz: ‘Beni bırakın, Mahmut’u çıkarın, Mahmut’un eşi hamile.’ Bu kadar bildiğimiz hâlde, sayın Manisa milletvekilleri, bunların hepsini bildiğiniz hâlde grubunuza niye taşımadınız? Başbakan da biliyor, Çalışma Bakanı da biliyor, Enerji Bakanı da biliyor.” diye konuştu.
“ŞİMDİ O VİCDAN AZABINI ÇEKECEKSİNİZ”
Enerji Bakanının facianın yaşandığı madene ilişkin açıklamalarını hatırlatan Ören, şunları söyledi: “Söylenecek söz çok. Uyarılarımızı yaptık, olmadı. Geriye dönerek yarayı kaşımak da istemiyorum ama ne olursunuz, Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği bir ayet değildir, Recep Tayyip Erdoğan söyledi diye bu Meclis’in hepsi aynı düşünmek zorunda değildir. Recep Tayyip Erdoğan gibi düşünmeye kendinizi zorlar iseniz, kendi aklınızı devreye sokmaz iseniz, bu Parlamento’da ortak çalışmayı, ortak aklı hâkim kılacak duruma gelmez isek Soma ve Soma benzeri birçok madende veya başka iş kollarında bu acıları yaşamaya devam edeceğiz.”
Ören, “Peki, tedbirleri alsaydık, gidip orada iş güvenliğiyle ilgili yapılanları görseydik, bir ihtimal dahi olsa, bir ihtimal dahi olsa önleyemez miydik bunu? Bence bu ümit bile benim acımı hafifletiyor. Ama sizinkini artıracak çünkü siz de bunu düşüneceksiniz, siz de diyeceksiniz ki: ‘Getirdikleri araştırma komisyonu kurma taleplerine keşke biz de burada oy verseydik de şu vicdan azabımızı çekmeseydik.’ Şimdi o vicdan azabını çekeceksiniz. Ama birlikte yine önünü açıp Türkiye’de bundan sonra böyle kazaların olmamasıyla ilgili birlikte çalışma yapmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay ise Bakan Taner Yıldız’ın “Bu acı siyaset üstüdür.” dediğini belirterek şunları ekledi: “Doğru, yaşadığımız acılar elbette ki milletimizin, hepimizin ortak acısıdır ve siyaset üstüdür ama bu yaşanan maden kazası siyasetin tam da göbeğindedir, aynı zamanda tam da siyasi bir olayla karşı karşıyayız. Madenlerin çalışma düzeni, madenlerin rödovanstı, taşerondu ve başka birtakım sistemlerle çalıştırılmasını sağlayan, tedbirleri alacak olan, denetleyecek olan siyaset kurumu, hükümet ve ona bağlı kurumlardır. Yani bu olay hem siyasidir hem de idari bir olayla da karşı karşıyayız. Soma maden faciasında siyasi sorumluluk kesinlikle vardır değerli arkadaşlar. Hükümet, siyasi ve hukuki sorumluluktan kaçamaz ve kaçmamalıdır. Sayın Başbakan ‘Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı koyun benim mesuliyetim altındadır.’ diyor. Mesuliyet sorumluluk demektir, peki bu sorumluluğu nasıl bileceğiz? Görevini yapmış mı Başbakan, hükümet, bakanlar, bürokrasi, kurumlar ve maden şirketi? Bunların mutlaka sorgulanması gerekiyor.” diye konuştu.
“FONDAN BİR SÜRÜ İNSAN YURT DIŞINA GİDİYOR”
Burada asıl sorumlu kurumun Türkiye Kömür İşletmeleri olduğuna dikkat çeken Akçay, Türkiye Kömür İşletmelerinin ise Enerji Bakanlığına bağlı olduğunu hatırlattı. 30 Haziran 2010’da Avrupa Birliği fonundan tam 129 bin Euro para alındığını belirten Akçay, Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün bir proje hazırladığını ifade etti.
Akçay, şöyle devam etti: “Bu projenin adı şu: ‘Madencilik Faaliyetlerini Denetleyen Teknik Elemanların Bilgi Birikimini Artırmak.’ Yani maden faaliyetlerini denetleyecek teknik elemanların bilgi birikimi artırılacak, madencilikteki teknolojik gelişmeler öğrenilecek. Bu projeye ortak kurumlar TKİ, MTA ve ENERJİ BİR-SEN dediğimiz memur sendikası. Bu fondan bir sürü insan yurt dışına gidiyor. Kimler gidiyor? Süremiz yetmez hepsinin isimlerini saymaya ama içlerinde bir AKP milletvekili var, bir AKP il başkanı var. İlgisiz alakasız ne kadar kişi varsa bunlar yurt dışına gidiyor, geziyor, tozuyor, yiyor, içiyor; yetiyor mu, yetmiyor. Ayıba bakın değerli arkadaşlar, üstüne bir de harcırah alıyorlar. Harcırahlarının bordroları da burada. Ayıptır, ayıp! Buradan nasıl bir maden tetkik, denetim faaliyeti öğrendi elemanlar? Birçoğu hiç de ehil olmayan kişiler.”
DENETİMLER GÖSTERMELİK
“Maden kazaları bu işin fıtratında varmış! E, para hırsının da bir fıtratı var tabii.” diyen Akçay, eleştirilerini şöyle sürdürdü: “Aşırı üretim hırsı var. Kömür içten içe yanıyor, gereği yapılmıyor, haber de verilmiyor. İhmal var, aldıran yok. Aşırı kazanç hırsı var. Denetimler göstermelik. Sendika evlere şenlik. Artık, Türk milleti ‘Suçlu ayağa kalk!’ diye feryat ediyor. Bu şirket kesinlikle enine boyuna sorgulanmak durumundadır. Bu şirketin Adalet Ve Kalkınma Partisi ve hükümet erkânıyla ilişkileri sorgulanmak durumundadır. Hangi ihaleleri almış, hangi sahaları nasıl almış ve bağış yaptığı birtakım dernekler, vakıflar var mıdır yok mudur; bu iddiaların mutlaka araştırılması gerekiyor. Bu maden sahalarının pek çoğunun bu şirketlere, patronlara ihalesiz verildiğini de biliyoruz değerli arkadaşlar. Kömürün ton maliyetini 134 dolardan 24 dolara indirmekle övünüyor maden şirketi ve patronu. Bu tasarruf bu kadar nereden sağlanıyor? Elbette, işçinin ücretinden, işçinin can güvenliğinden, işçinin sağlığından ve iş ortamının güvenliğinden. Taşeron sistemi kurulmuş, ‘ekip başı’ demişler, ‘dayı başı’ demişler; tam bir köle düzeni, aşırı derecede bir köle düzeni.”
“ZİNCİRLEME BİR SORUMLULUK VAR”
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel de “Öncelikle, 301 maden emekçisinin, onların kederli, yaralı ailelerinin, Soma halkının, Türkiye halklarının, işçi sınıfımızın bir kez daha başı sağ olsun. Acılıyız, yüreğimiz yanıyor, öfkeliyiz ve bu öfkede de son derece haklıyız çünkü biliyoruz ki eğer böyle giderse, bu kara düzen böyle giderse Soma maden faciası, bu işçi katliamı son olmayacak, ilk olmadığı gibi son da olmayacak. O nedenle, aslında burada büyük bir ciddiyetle bu konunun üzerine gidilmesi gerekir ama dün ve bugün yaşadığımız manzara Meclis’in bu ciddiyeti gösterip göstermeyeceği konusunda hayli soru doğurmaktadır. Şimdi 8 tane tutuklu var. Yeter mi? Bu 8 kişi midir bu 301 maden işçisinin, emekçisinin ölümüne neden olan? Elbette değil. Biliyoruz, zincirleme bir sorumluluk var, kolektif bir sorumluluk var. Listenin ilk sırasında elbette bu madeni, bu ilkel, acımasız sömürü koşullarında o vahşi kapitalizmin bütün uygulamalarını yürüten, özel sektöre has çalışma metotlarıyla günde 10 bin ton kömür üretimini zorlayan ve bedelini bu şekilde karşımıza çıkartan Soma Holding patronu, Soma Kömür İşletmeleri, onun sahipleri, onun oradaki yöneticileri, sorumluları, genel müdürü, işletme müdürü, denetçileri elbette ilk sırada onlar var ama en az onlar kadar bu sorumluluğu taşıyan siyasi, hükümetin yetkilileri var. ‘Özelleştirme politikalarıyla artık devlet küçülmeli, ekonomiden elini çekmeli’ diyerek maden sahalarını, TKİ’ye bağlı işletmeleri, rödovans sistemi, kiralama sistemi, hizmet alımıyla bunlara bir yağlı pasta içerisinde sunan siyasi idare, siyasi iktidar AKP Hükümeti var. Bunu da görmezden gelemeyiz. Ardından gelen tabii ki orada örgütlediği işçinin hakkını, hukukunu, kazancını, emeğini gözetmesi gereken, insanca çalışma düzenini savunması gereken bir sendika var ki, o sendikanın hâli de ortada. Örgütlü sendika, Türk-İş’e bağlı Maden-İş sendikası Genel Başkanı, maden patronunun sahibini ‘Burada her şeyi yapıyor, burada her şey iyiydi.’ diye onu savunma derdine düşen bir sendikacı düşünün. İhanet içerisinde, uzlaşma ve iş birliği içerisinde ‘işçi sınıfı’ diye bir derdi çoktan terk etmiş bir sendikacı. Onların da bu 301 maden emekçisinin ölümünde payları vardır, sorumlulukları vardır, kusurları vardır.” dedi.

MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, TBMM Genel Kurulu’nda konuştu. Akçay, “Soma Kömür İşletmeleri, Soma’da dokunulmaz bir konuma gelmiştir, adeta dokunulmaz bir şirkettir ve sanki AKP’nin yerel yöneticilerinin şirketle ilişkileri adeta hiyerarşik bir ilişkiye dönüşmüştür. Yine tekraren, önemli gördüğüm için ifade ediyorum: Şirketin genel müdürünün eşinin Soma Belediyesinde AKP’den 1’inci sıradan meclis üyesi olması tesadüfle izah edilemez” dedi.
Erkan Akçay, “13 Mayısta Soma’da yaşanan maden faciasının araştırılmasına ilişkin araştırma komisyonu kurulması için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, 13 Mayısta Soma’da yaşanan maden faciası tüm Türkiye’de madencilerimizin ne kadar büyük tehlikelerle, ihmallerle karşı karşıya kaldığını ve büyük facialar yaşanabildiğini en acı şekilde göstermiştir. Şimdi, yasımızı tutacağız, yaralarımızı sarmaya çalışacağız. Ancak, facianın sekizinci gününe geldiğimiz bu günde artık yaşanan bu facianın, meydana gelen bu kazanın sebeplerini, perde arkasını araştırmak, sorumluların hesap vermesini, hiçbir şeyi örtbas etmeden sağlama zamanıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda ve bu konuyla ilgili yapılacak çalışmalarda her türlü olumlu katkıyı ve çalışmaları bütün yüreğimizle yapacağımızı buradan ifade etmek istiyorum. Dün, Enerji Bakanı Sayın Taner Yıldız “Bu acı siyaset üstüdür.” dedi. Doğru, yaşadığımız acılar elbette ki milletimizin, hepimizin ortak acısıdır ve siyaset üstüdür ama bu yaşanan maden kazası siyasetin tam da göbeğindedir, aynı zamanda tam da siyasi bir olayla karşı karşıyayız. Madenlerin çalışma düzeni, madenlerin rödovanstı, taşerondu ve başka birtakım sistemlerle çalıştırılmasını sağlayan, tedbirleri alacak olan, denetleyecek olan siyaset kurumu, Hükümet ve ona bağlı kurumlardır. Yani, bu olay hem siyasidir hem de idari bir olayla da karşı karşıyayız” dedi.
Erkan Akçay, “Soma maden faciasında siyasi sorumluluk kesinlikle vardır değerli arkadaşlar. Hükümet, siyasi ve hukuki sorumluluktan kaçamaz ve kaçmamalıdır. Sayın Başbakan “Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı koyun benim mesuliyetim altındadır.” diyor. Mesuliyet sorumluluk demektir, peki bu sorumluluğu nasıl bileceğiz? Görevini yapmış mı Başbakan, Hükümet, bakanlar, bürokrasi, kurumlar ve maden şirketi? Bunların mutlaka sorgulanması gerekiyor. Artık Sayın Başbakan koyun hesabı yapmaktan vazgeçmelidir değerli arkadaşlar. Burada asıl sorumlu kurum Türkiye Kömür İşletmeleridir. Türkiye Kömür İşletmeleri Enerji Bakanlığına bağlıdır. Süremiz elvermediği için küçük küçük örneklerle temas edeceğim ancak araştırma komisyonu kurulduğunda, tekrar tekrar, defaatle bu konu gündeme geldiğinde daha ayrıntılı bilgileri de sizlerle paylaşacağız. Türkiye Kömür İşletmeleri var, Ege Linyit İşletmeleri var, MİGEM var. Değerli arkadaşlar, sorumlu Hükümetin, Enerji Bakanının da mutlaka bu hususlara açıklık getirmesi gerekiyor. MİGEM’de işler nasıl yürüyor, bunu sorgulamamız gerekiyor. Nasıl bir yönetim anlayışıyla idare ediliyor? Kimler yönetici olmuş? Bu kişiler ehil kişiler mi, layık kişiler mi, kariyeri ve likayati nedir? Tayin ve atamalar, terfiler nasıl yapılmış? Bilgili ve tecrübeli elemanların atıl ve emekli olduklarını da biliyoruz” diye konuştu.
Erkan Akçay, “Şimdi, 26 Şubat 2014’te Enerji Ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğünün bu maden kazasının yaşandığı Soma’yla ilgili “Mahallinde Tetkik ve Değerlendirme Raporu” var değerli arkadaşlar. Asayiş berkemal bu rapora göre, hiçbir kusur bulamamışlar. Bir tek kusur bulmuşlar, o da nedir biliyor musunuz buldukları kusur: Efendim, GSM dediğimiz telefon izni alınmamış, bu kadarcık kusur bulabilmişler. Şimdi, ikinci küçük örnek: 30 Haziran 2010’da Avrupa Birliği fonundan tam 129 bin avro para alınıyor ve Maden İşleri Genel Müdürlüğü bir proje hazırlıyor. Bu projenin adı şu: “Madencilik Faaliyetlerini Denetleyen Teknik Elemanların Bilgi Birikimini Artırmak.” Yani maden faaliyetlerini denetleyecek teknik elemanların bilgi birikimi artırılacak, madencilikteki teknolojik gelişmeler öğrenilecek. Bu projeye ortak kurumlar: TKİ, MTA ve ENERJİ BİR-SEN dediğimiz memur sendikası. Bu fondan bir sürü insan yurt dışına gidiyor. Kimler gidiyor? Süremiz yetmez hepsinin isimlerini saymaya ama içlerinde bir AKP milletvekili var, bir AKP il başkanı var. İlgisiz alakasız ne kadar kişi varsa bunlar yurt dışına gidiyor, geziyor, tozuyor, yiyor, içiyor; yetiyor mu, yetmiyor. Ayıba bakın değerli arkadaşlar, üstüne bir de harcırah alıyorlar. Harcırahlarının bordroları da burada. Ayıptır, ayıp! Buradan nasıl bir maden tetkik, denetim faaliyeti öğrendi elemanlar? Birçoğu hiç de ehil olmayan kişiler. Maden kazaları bu işin fıtratında varmış! E, para hırsının da bir fıtratı var tabii. Aşırı üretim hırsı var. Kömür içten içe yanıyor, gereği yapılmıyor, haber de verilmiyor. İhmal var, aldıran yok. Aşırı kazanç hırsı var. Denetimler göstermelik. Sendika evlere şenlik. Artık, Türk milleti “Suçlu ayağa kalk!” diye feryat ediyor. Bu şirket kesinlikle enine boyuna sorgulanmak durumundadır. Bu şirketin Adalet Ve Kalkınma Partisi ve Hükümet erkanıyla ilişkileri sorgulanmak durumundadır. Hangi ihaleleri almış, hangi sahaları nasıl almış ve bağış yaptığı birtakım dernekler, vakıflar var mıdır yok mudur; bu iddiaların mutlaka araştırılması gerekiyor. Bu maden sahalarının pek çoğunun bu şirketlere, patronlara ihalesiz verildiğini de biliyoruz değerli arkadaşlar. Kömürün ton maliyetini 134 dolardan 24 dolara indirmekle övünüyor maden şirketi ve patronu. Bu tasarruf bu kadar nereden sağlanıyor? Elbette, işçinin ücretinden, işçinin can güvenliğinden, işçinin sağlığından ve iş ortamının güvenliğinden” dedi.
Erkan Akçay, “Taşeron sistemi kurulmuş, “ekip başı” demişler, “dayı başı” demişler; tam bir köle düzeni, aşırı derecede bir köle düzeni. Aslında Sayın Başbakanın kazanın olduğunun ertesi günü İngiltere’de 1800’lerdeki, 1850’lerdeki maden kazalarını referans olarak göstermesinin bir anlamda tersi olarak doğru olduğunu da görüyoruz. Yani, buralarda, 1800’lü yılların İngiltere’sinin maden işletmelerindeki köle düzeni kurulmuştur diye aslında bir itiraftır da bu. 2023’leri hedef aldığını iddia eden bir Hükümete hiç yakışıyor mu 1850’lerden referans göstermek, örnek göstermek? Maden ocaklarını denetleyen bir müfettişle konuştum değerli arkadaşlar, konunun da uzmanı, söyledikleri aynen şu: “Maden kazaları geliyorum demez. Maden kazaları davul zurna çala çala gelir. Soma’daki maden kazası da davul zurna çala çala gelmiştir. Kömür birden alev almaz. Burada yaklaşık on beş gündür küçük çapta kömür kızışması olduğu biliniyor.” ve benim de, bizlerin de Milliyetçi Hareket Partisi olarak yaptığımız araştırmalarda da bu bilgiler teyit edildi değerli arkadaşlar çok sayıda maden işçisi, ustabaşı, başçavuş, mühendis, yönetici, emekli, çalışan ve o kaza anında madende olan arkadaşlarımızla. Şimdi, “Yangın olacağı biliniyor.” diyor. Hükümet bunu açıklığa kavuşturmak durumunda. Bu şartlar altında bu maden işçilerini kim madene soktu, kim çalıştırdı, bunun cevabı bulunmalı” diye konuştu.
Erkan Akçay, “Davul zurnayı sadece teknik elemanlar çalmadı değerli arkadaşlar, 2010 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinin madenlerle ilgili Meclis araştırma raporu var, davul zurna orada da kısmen çalınmış. Devlet Denetleme Kurulunun 2011 raporu var, orada da davul zurnayla haber veriliyor. Mimarlar mühendisler odalarının raporları var, insanların feryatları var ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde biz milletvekillerinin de adeta davul zurna çalarcasına uyarılarımız var, konuşmalarımız var, önergelerimiz var ve defaatle defaatle, ısrarla bunları dile getirmemiz var. Yani, birinin kafasına atsak kafası yarılır. Bu sadece bir kısmı. Şimdi, yine bir maden mühendisi arkadaşımız maden şirketini -aslında bilinen bir şey de- denetleyecek müfettişleri, kimin gideceğini İzmir’deki bir zatımuhterem belirliyor. Çalışma Bakanlığı da belirlenen bu isimleri olduğu gibi onaylıyor. Daha sonra, İzmir’deki bu zatımuhterem maden şirketlerini arayarak gelecek mühendisin ismini ve geliş tarihini bildirmektedir. Bu nedenle, teftiş döneminde maden ocaklarına işçi sağlığı, iş güvenliği açısından peşin peşin geçer not veriliyor ve denetimden sonra da yine eski haline dönülüyor. On beş gün, bir ay evvelden makine, teçhizatlar konulduğunu da yıllardır biliyoruz. Yine, kazanın meydana geldiği maden ocağıyla ilgili, bazı ihmallerle ilgili, biliyorsunuz, kamuoyuna da yansıyan bazı ön raporlar var. Kazadan iki gün önce gaz sensörlerinin uyarı vermesine rağmen önlem alınmadığı, bu iki uyarıda da karbonmonoksit seviyesinin yüzde 50’nin üzerine çıktığı tespit edilmiş. 26 Şubattaki Enerji Bakanlığı raporunda da bu çalışan sensörlerin, alet edevatın, makine, teçhizatın çalıştığı ifade ediliyor. Bu, yangının küçük çapta da olsa başladığını ya da başlamasına uygun bir ortamın oluştuğunu göstermektedir. Bu uyarılara rağmen, hiçbir önlem alınmadan madende çalışma sürdürülüyor. Karbonmonoksit miktarı deftere işlenmemiş ve işletme müdürü tarafından da imzalanmamış. “Ekipbaşı” adı verilen taşeronlar, kişi başı kilogram ve adına da “ilerleme” veya “çekme” diye kendi jargonlarıyla ifade ettikleri çalışma düzeniyle bir prim alıyorlar. Daha çok üretim, daha çok çalışma, işte, biraz evvel, köle düzeni dediğim ve öncelik üretime veriliyor, iş ve işçi sağlığı hiç dikkate alınmıyor” dedi.
Erkan Akçay, “Hatalı havalandırma sistemi, ferdi kurtarmalardaki yetersizlikler, maskelerle ilgili… Yangın başlangıç noktası geç fark ediliyor, bu nedenle müdahalede geç kalınmıştır. Kurtarma planı uygulanmamıştır. Müdahale eksikliği vardır. Riskli bölge önceden izole edilmemiştir. Maden ocağının eylem planı yoktur. Var mı, yok mu? Eylem planı varsa neden uygulanmadı? Uygun olmayan malzeme kullanılıyor. Gerek bantların gerek havalandırma borularının plastik olduğu biliniyor. Telefon kabloları yanmış, haberleşme zaten olay anında bitiyor. Kurtarma, kaçış odaları yok. Yine, tekraren, on beş gün önceden bu yoğun gaz çıkışlarının emniyet mühendisi tarafından uyarıldığı ve çok dar alanda çalışıldığı hususları bütün işçilerin ortak şikayeti. Yer altına inen elektrik kabloları plastik olduğu için yangını daha da tetikliyor. Bant boyundaki kameralarda üretim hacmi izlenirken işçilerin çalıştığı alanlarda kamera sistemi yok. Yani, ne kadar üretim yapılmış; üretim hacmini işletme yönetimi ve patronlar izliyor da işçiler ne alemde, ne halde, izlenmiyor. Madenlerde tatbikat yok, eğitim Hak rast getire. Bütün bu noksanlıklar artık hepimizin bildiği hususlar. Gaz sensörleri yeterli aralıklarla döşenmemiş. Ayrıca, üretimi yavaşlattığı gerekçesiyle gaz sensörlerinin kapatıldığı iddiası var. Bunlar vahim tespit ve iddialardır değerli arkadaşlar. Yine, bu maden konusunda uzman ve kaza anında da madende yer alan, madende bulunan arkadaşlarımızın çok önemli soruları var. Meclis araştırma komisyonu kurulduğunda bunları mutlaka tespit edip ortaya çıkarmamız gerekiyor. Ayrıca, soruşturmayı yürüten savcıların da bu soruları teknik olarak cevaplandırması gerekiyor. Ben tutanaklara girmesi bakımından da buradan paylaşmak istiyorum” diye konuştu.
Erkan Akçay, “Biliyorsunuz, kömür kızışmasından olduğu ifade edildi. Önce trafoydu, sonra bu kömür kızışması oldu ve bu kömür kızışması olduğu hususu madende çalışanların önemli bir kısmı tarafından da ifade ediliyor. Yalnız, soru 1: 4’üncü bant boyundaki kızışma neden kaynaklanmıştır? Bu kızışma neden oluyor? Yangın neden çıkıyor? Biraz evvelki o dayıbaşı sistemi, aşırı üretim çünkü ilerleme dedikleri metre ölçüsünü fazla göstermek için -ve aslında bu taşeron dayı başı işletmeci, patron, birbirlerine devirtmekle de meşgul- fazla gösterme gayretiyle bir kısım madenlerde kömürler kalıyor ve bunlar daha sonra alınmadığı için de kızışma yapıyor, kızışma bundan ve bu da ortak bir görüş. Peki, bu kızışma bundan meydana gelmiş. İki: 4’üncü bantta yangın çıktığına göre, 4’üncü bandın 3’üncü banda döküş kısmı ani bir müdahaleyle kapatılamaz mıydı? Bütün işçilerin söylediği bunun kapatılabileceği şeklinde ve hiç olmazsa üçüncü olarak 3’üncü bandın kuyruğu perde ile kapatılamaz mıydı? Basınçlı hava boruları neden metal değildi soruları cevabını bekleyen ve sorumlularını bekleyen sorulardır değerli arkadaşlar. Bir diğer husus da, kazanın yaşandığı Soma Kömür İşletmeleri ile Adalet Kalkınma Partisi ve Hükümet ilişkileri mutlaka araştırılıp, sorgulanıp ortaya konulması gereken hususlardır” dedi.
Erkan Akçay, “Daha evvelki konuşmacı arkadaşlarımız da ifade etti, bizler de defaatle de dile getirdik. Bu Soma Kömür İşletmelerinin işçileri, Manisa’daki AKP mitinglerine zorla götürülmüştür, yıllardır olan budur ve zorla götürmüştür, yevmiyeleri verilmiştir, ellerine kumanyaları verilmiştir hatta maden ocaklarına dahi parti afişleri asıldığını biliyoruz. Şirket yetkilileri çalışanlarına AKP’ye oy vermeleri konusunda telkinde bulunmuştur, bulunmaktadırlar. “Eğer vermezseniz, eğer AKP seçimde kazanmazsa biz bu maden yerlerini alamayız, siz de işsiz kalırsınız.” tehdit ve şantajına maruz kalmışlardır” diye konuştu.
Erkan Akçay, “Ve bu Soma Kömür İşletmeleri, Soma’da dokunulmaz bir konuma gelmiştir, adeta dokunulmaz bir şirkettir ve sanki AKP’nin yerel yöneticilerinin şirketle ilişkileri adeta hiyerarşik bir ilişkiye dönüşmüştür. Yine tekraren, önemli gördüğüm için ifade ediyorum: Şirketin genel müdürünün eşinin Soma Belediyesinde AKP’den 1’inci sıradan meclis üyesi olması tesadüfle izah edilemez. Soma Belediyespor bu şirkete emanet edilmiştir. Savcılara hesap vermesi gereken patron, Başbakanı karşılama protokolünde yer alıyor, bakan yardımcıları, bakan -fotoğraftan görebildiğim kadarıyla- ve milletvekilleri ile birlikte karşılama yapıyorlar. Bu konuda tabii, söylenecek çok sözler de var. Bundan sonraki konuşmalarımızda diğer hususları dile getirmek üzere, maden faciasında hayatını kaybeden işçilerimize tekrar Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum ve acil şifalar diliyorum işçilerimize” dedi.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments