ÇOCUK SESLERİ

Ahmet URFALI

TC polisi size sesleniyoruz.

Bu haber 06 Haziran 2014 - 14:51 'de eklendi ve 682 kez görüntülendi.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, terör örgütü üyelerinin 11 gündür devlet karayolunu kestiğini ve “TC polisi size sesleniyoruz. Derhal dağılın ve meydanı terk edin. Yoksa müdahale etmek zorunda kalacağız” diye megafondan seslendiklerini iddia etti.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Türkiye’de fiilen iki farklı hukuk uygulandığını iddia ederek, “Başbakan Erdoğan, batıda polise ‘nasıl sabrediyor anlamıyorum’ derken, doğuda yol kesen, silahlı haramilere karşı polisi ve jandarmayı harekete geçmekten alıkoyuyor” dedi.

Yeniçeri, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, terör örgütü üyelerinin 11 gündür devlet karayolunu kestiğini ve “TC polisi size sesleniyoruz. Derhal dağılın ve meydanı terk edin. Yoksa müdahale etmek zorunda kalacağız” diye megafondan seslendiklerini iddia etti. 

Yeniçeri’nin açıklamaları şu şekilde:

PKK Devlet Retoriği Kullanır Hale Gelmiştir!
 
Onbir gündür devlet kara yolunu kesen terörist–ki bunları AKP ve işbirlikçi medya ‘eylemci’ olarak niteliyor- PKK/YDG-H’nin başındaki terörist elinde megafon şunları söylüyor: “TC polisi! Size sesleniyoruz. Derhal dağılın ve meydanı terk edin. Yoksa müdahale etmek zorunda kalacağız!
 
Bilindiği üzere bu tür hitap ya da ikaz devletin güvenlik birimleri tarafından yasa dışı toplantı ve gösteri düzenleyenlere karşı yapılmaktadır. 
 
Çözüm süreciyle birlikte KCK/PKK unsurları bölgede halk nezdinde bağımsız bir devlet retoriği kullanılır hale gelmiştir. Bölgede PKK/KCK talimat ve taleplerine uygun davranmayanları silah kullanarak dize getiriyor. Devlet ise olanı biteni kaydeden, seyreden ve izleyen pasif bir unsura indirgenmiştir.
 
Bölgedeki bürokrasinin durumu ise içler acısıdır. Olayların meydana geldiği yerdeki valilerden birisi yol kesmenin iyi bir görüntü olmadığını; Bir başkası, yolun açılması için PKK’lılarla diyaloğa geçmenin gerektiğini söyler duruma düşmüştür. 
 

Yeniçeri: Sakık tarih bildiğini iddia ederek haddini fena halde aşmıştır


Meydana gelen olaylarda askere ateş açma izni verilmediğinden 16 Mehmetçik yaralandı ve giderek yaralı Mehmetçik sayısı artmaktadır. PKK’lıların ateş etmesine karşı onlara askerin karşılık vermesi yasaktır ve bu yüzden PKK’lılardan yaralı da yoktur. 
 
Hatta bazı Jandarma Komutanlarının araya adamlar sokarak; “Olay büyüdü, müdahale etmek istemiyoruz; PKK’lılara söyleyin bölgeden çekilsinler” dediği de gelen haberler arasındadır. 
 
Asker bölgede çoğu zaman kışlada tutuluyor, dışarı çıktığında ise PKK’ya müdahale etmeden, ettirilmeden bekletiliyor. Emniyet güçleri pasif direniş gösteren devlet gücü konumuna indirgenmiş durumdadır. Vali ise devlet güçleri ile PKK’lılar arasında arabulucu rolüne soyunmuştur.
 
Lice-Hani-Genç üçgeninde yaşanan kaçırma, yol kesme ve kimlik kontrolü PKK’nın “özerklik kalkışması”nın provasıdır. 
 
Durumun vahameti ortadadır. 
 
Erdoğan’ın “Çözüm” Ortağı Öcalan Talimatı Veriyor!
 
Bebek katili Abdullah Öcalan’ın örgütüne “Her şeyi hükümetten beklemeyin, fiili durum yaratın” talimatı gönderiyor. Öcalan’ın talimatı ve izni olmadan teröristlerinin bölgede fiili durum yaratmaları mümkün değildir.
 
Kitle katliamcısı Öcalan, bu tür eylemlerle etkinliğini, gücünü ve potansiyelini hem test ediyor hem de diri tutuyor. AKP iktidarına da istediğinde İmralı’dan da neler yapabileceğini göstermiş oluyor.
 
Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde askerlerin aileleriyle yaşadığı bazı evlerin kapılarına kırmızı boyalar ile çarpı işareti konulduğu haberleri geliyor. Evinin kapısına çarpı işareti konulan iki astsubay evlerini terk ederek suç duyurusunda bulundu.
 
Güvenlik güçlerinin bile kendilerini güvende hissetmedikleri bir yerde vatandaşın güvenliğini kimin sağlayacağını birilerinin açıklaması gerekmektedir. 
 
PKK bölgede AKP’nin izni, koruması ve gözetimi altında adeta devletçilik oyunu oynuyor.Güneydoğu’da resmen (kâğıt üstünde) devlet, fiilen terör örgütü hâkim konuma gelmiştir.
 
“Demokratik Açılım” Yollara Çukur Açmaya Dönüşmüştür!
 
Bölgede sokak hakimiyeti yönünden örgüt adına her şey var devlet adına ise hiçbir şey yoktur.
 
Bölgede görev yapan güvenlik kuvvetlerinin, “Açılım” sürecinde, “sadece kendimizi ve karakolları savunuyoruz” itirafları geliyor.
 
Terör örgütü haftalarca yol kapatıyor, adam kaçırıyor, dağa çocuk kaçırıyor. Başbakan, kaçıranlardan yardım dileniyor. 
 
Beşir Atalay, çözüm sürecinde bir tıkanma yok diyor ama teröristler yol kesiyor, adam kaçırıyor.  
 
AKP’nin demokratik açılımı yollara çukur açmaya dönüşmüş bulunmaktadır.
 
PKK’nın ilk etapta kontrolünde Özerk kentler (Büyüşehir Belediyeleri bu amaçla teşkil edildi) kurmayı ardından Kuzey Suriye’deki kantonlarıyla entegrasyona gitmeyi ve ardından da bağımsız bir yapı oluşturmayı amaçladığı açıktır.
 
Çözüm Süreci Anneleri Ağlatma Sürecine Dönüşmüştür!
 
Çözüm süreci anneler ağlamasın retoriği üstüne oturtulmuştu. Süreç Diyarbakır’da Anneleri fena halde ağlatan bir retoriğe dönüşmüştür. 
 
Süreç teröristlerin sınır dışına çıkmasıyla başlayacaktı. Tam tersine teröristler sınır dışına değil kentlerin merkezlerine indiler. 
 
Teröristler silah bırakacaklardı, bırakmadılar. 
 
Çatışmasızlık bağlamında eylem yapmayacaklardı, yaptılar. 
 
Dahası:
 
Türkiye Cumhuriyeti devletine “yol yapamazsınız”, der hale geldiler
 
Demokratik açılım sayesinde teröristler devlete “Karakol inşa edemezsiniz”, güvenliği sağlar konuma gelemezsiniz, diye dayatır durumdadırlar.
 
Baraj yapamazsın tehdidini savurdular.
 
Yetmedi vergi adı altında resmen vergi topladılar, 
 
YDG-H adı altında öz savunma gücü oluşturdular. 
 
Yol keserek haftalarca halkın ulaşımını engellediler. 
 
Yargı yaptılar, infaz gerçekleştirdiler. Sonuçta da dağa çocuk kaldırdılar. 
 
Silah bırakacak sivil hayata dönecek birileri karakol, baraj ya da yol yapımıyla neden ilgilenir? Vergi neden toplar? Kimlik kontrolü neden yapar? Adam neden kaçırır?
 
Hala Erdoğan ve sadık yandaşları iflas etmiş olan çözüm sürecinden söz ediyor. Böyle bir süreç varsa çocukların niye dağa kaldırıldığını, teröristlerin çekilmesinin neden gerçekleşmediğini, yol kesmelerin neden bitmediğinin, araçların neden yakıldığını, güvenlik kuvvetlerine neden ateş açıldığını birilerinin açıklamak gibi ahlakı bir sorumluluğu vardır.
  
Hükümet “Kalekol ya da Karakol Yapmıyoruz” Diyor!
  
PKK’nın isyan niteliğindeki ayaklanmasının sözde nedeni kalekol yapımlarıdır. Terör örgütü bölgede devletin güvenliği sağlayacağı yapıların olmasını istemiyor. Bırakın devlet gücünü, bölgede TC Devletini gösteren her alameti sökmek terör örgütün hedefleri arasındadır. TC’nin tabelalardan indirilmesi de PKK taleplerinin sonucu olarak gerçekleşmişti. İlginçtir Hükümet PKK’nın karakol yapamazsın dayatmasına karşı yeni karakol yapmıyor eskilerini onarıyoruz, türünden açıklamalar gelmektedir.  
 
Hükümetin bu konuda kamuoyuna yaptığı ürkek açıklamalara göre “yeni karakol yapılmadığı, aksine bir çok karakolun kapatıldığı” anlaşılmaktadır. Hükümetin verdiği bilgilere göre, çözüm sürecinin başladığı günden bu yana doğu ve Güneydoğu’da 68 karakolun kapatıldığı bilgileri vardır.
  
Bölgede 119 karakol ise yenileniyor. Bunlardan 28’inin tamamlanmış, 65’nin ihalesi devam ediyor. 54 karakolun ihalesi ise henüz yapılmamıştır.
 
PKK, gerçekte bölgeden askerin, devletin güvenlik güçlerinin çekilmesini istiyor. PKK bölgede devlet otoritesi yerine kendi otoritesini yerleştirmeye çalışıyor. Diğer söyledikleri hikâyedir. Bölgede uyuşturucu trafiğini bu vesileyle denetim altına almaya çalışıyor. 
 
PKK Hakimiyet Alanını Genişletiyor Hükümet Açılım Yapıyor!
  
Beşir Atalay“19 Mayıs’ta Sayın Başbakanımızın başkanlığında son dönemlerin en kritik toplantılarından birini yaptık. Daha somut, yeni bir yol haritasının üzerinde çalışılması, sonuca doğru daha hızlı adımlar atılması kararlaştırıldı” diyor. 
  
Sırrı Süreyya da bunu destekleyen bilgiler vererek şöyle diyor: “Artık mesele devletin bürokrasisinden çıkıp, siyasi heyetler üzerinde görüşülmeye başlandı. Demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve hasta tutsaklar konusu ilk kez bir program ve takvime bağlandı…”
  
Efkan Ala“Çözüm sürecinin ivme kazandığı, hızlandığı doğrudur…Çözerken bazı konular kamuoyuyla paylaşılır. Bazıları da taktik anlamda yerine getirilir”. 
  
KCK ise “1 Haziran 2004 devrimci hamlesi ruhuyla süreci karşılayıp; halkımızın özgürlüğüyle birlikte, kendi demokratik özerk sistemimizi yükselteceğimiz mücadeleyle inşa etmekten başka seçenek yoktur” açıklamasında bulunuyor. 
  
Narko-Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan ile görüşen HDP heyetinden Sırrı Süreyya Önder’in “siyasi heyetler üzerinden görüşmeler başladı” ifadelerine, HDP ve MİT dışında Öcalan ile başka heyet ya da kurumların görüşmesine Başbakan Erdoğan, şöyle cevap vermiştir:“Çok ham, hayal bir şey. Böyle bir görüşme söz konusu değil, bu anlayışla yaklaşmaları halinde kendi kapılarını da kapatırlar. Şu anda sadece bizim müsaade ettiğimiz HDP, daha önce BDP mensupları adaya gitmişlerdir, bir de istihbarat teşkilatımız gitmektedir. Bunun dışında bizim müsaademiz zaman zaman uluslararası veyahut sağlık noktasındaki gitmesi gerekenleri gönderdiğimiz olaylar olmuştur, asla bunun dışında siyasi bir heyetin, ekibinin oraya gitmesi veya basın mensuplarının oraya gitmesi böyle bir şeye müsaade etmiş değiliz, böyle bir şey yok, olamaz. İleride olur mu olmaz mı bunlar şartların oluşturacağı, olgunlaştıracağı şeylerdir.”
 
BDP’li Selahattin Demirtaş , yaptığı açıklamalarda ise çözüm süreci için, “Halk neler olduğunu bilmeden bu süreç yürümez. Ama bakıyoruz masada başka konuşuyorlar, mikrofonların önünde bambaşka. AKP heyeti bize hazırlıklar yaptıklarını söylüyor. Erdoğan ve Arınç ise çıkıp ‘Hayır böyle bir şey yok’ diyor. Hangisine inanacağız? Görüşmelerin şeffaf olması ve kamuoyuna bilgi verilmesi gerekli dedi.
 
“Başbakan bir taraftan ‘Biz süreçten vazgeçmedik’ diyor, diğer yandan HDP/BDP’ye hakaretler yağdırıyor… Bu süreci, kafası karışık bir başbakan yüzünden heba edemeyiz”.
 
Herkesin ayrı telden çaldığı bir süreçten bahsediliyor. Ne yaptığını bilmeyen, nereye sürüklendiğinin farkında olmayan bir iktidar yüzünden ülke bölünmenin eşiğine gelmiş durumdadır. 
  
Türkiye’de Fiilen İki Farklı Hukuk Uygulanıyor!
  
Türkiye’de bugün iki farklı hukuk uygulanıyor. Güneydoğu’da silahlı eylemlere, isyan girişimlerine ve terörist kalkışmalara karşı devlet olmanın gerekleri yerine getirilmiyor. Başbakan Erdoğan, Batı’da polise  “nasıl sabrediyor anlamıyorum” derken, doğuda yol kesen, silahlı haramilere karşı polisi ve jandarmaya harekete geçmekten alı koymaktadır.
Erdoğan, Gezi olaylarının yıldönümünde Taksim’de toplanacak yurttaşlara aynen şunları söylemiştir: “Kusura bakmayın güvenlik güçlerimiz kesin talimat aldı. Gereği neyse yapılacaktır. Geçen sefer olduğu gibi buralara gelmeyeceksiniz. Yasalara uymak zorundasınız”.
 
Polis Rize de dahil olmak üzere çevre ve HES’lerle ilgili protestolarda yaşlı kadınları bile coplarken, terör örgütü yol kesip ateş açarken sessizce durumu sineye çekmektedir.
 
HES protestolarında, spor müsabakalarında, işçi eylemlerinde, Gezi olayları sırasında güvenlik güçlerinin tavrı ile yol kesen, devleti bölgeden çıkarmaya çalışan silahlı teröristlerin eylemlerine karşı devletin tavrı çok farklıdır. Fiilen Türkiye’de iki ayrı hukuk ve iki ayrı davranış biçimi uygulanmaktadır. Bu durum vatandaşların gözünden de kaçmamaktadır.
 
Seçilir Seçilmez Tarihe Saldırdı!
 
Sırrı Sakık, 1 Haziran’da seçimlerinde seçilir seçilmez tarihe ve doğuyu Ermeni çetelerinden temizleyen Kazim Karabekir’e saldırdı. Sakık, belediye başkanlığını kazandıktan sonra yaptığı ilk açıklamada Kazım Karabekir gibi bazı isimlerin cadde ve sokaklardan silineceğini söyledi. Sakık,  turizmci olmasına karşın tarih allamesi gibi herkesten daha fazla tarih bildiğini iddia ederek haddini fena halde aşmıştır.
 
Sırrı Sakık şehrin merkezindeki Şehit Pilotlar Anıtı’nı da yıktıracağını söyledi. Halbuki söz konusu Şehit Pilotlar Anıtı, Sırrı Sakık’ın sandığı gibi Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Ağrı isyanları dolaysıyla dikilmiş değildir.
 
Şehit pilot anıtları Türkiye ile İran arasında, Atatürk’le Rıza Şah arasında kurulan dostluk dolaysıyla  İran’daki bir törene katılmak üzere Türkiye pervaneli uçaklardan oluşan bir filo gönderiyor. Dönüş yolunda, 29 Nisan 1939’da fırtınaya kapılan uçaklardan ikisi düşüyor, 2 pilot şehit oluyor. Cenazeleri Türkiye’ye getirilerek Ağrı Şehitliği’ne defnediliyor. O şehitlerin adı: Fethi Sülker: 2. Teyyare Alayı, 28. Bölük Komutanlığı, Makinist Astsubay Sıddık Uyar: 44. Bölük Komutanlığı, Sivil Makinist. Sakık ise bu pilotların Ağrı isyanında Kürtleri bombaladığını, öldürdüğünü söylüyor. 
 
Sakık, cehalette Guinness Rekorlar Kitabı’na girecek bir yanlışın altına böylece imza atmış bulunmaktadır. Konu Sakık’ın cehaleti değil gerçekte niyetidir. Sakık’ın Güneydoğu, Kürtler ve Cumhuriyetle ilgili diğer söz ve söylemleri de tıpkı Karabekir konusunda söyledikleri gibidir. 
 
Genel kuraldır: Bütün Donkişotlar ilk iş olarak yel değirmenlerine saldırırlar. 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments