Babür Hüseyin ÖZBEK
Biz çok yönlü, büyük bir ülkeyiz. Sahip olduğu genç nüfusu, bulunduğu coğrafyada kapladığı yeri, stratejik önemi, üretim kapasitesi ve geçmişte oynadığı rol ile gelecekteki etkili konumu, bölgemiz ve dünya gidişatı için önemli. Ama nasıl, hangi yöntemle?
İktidar ve iktidarın kontrol ettiği yöneticilerin uygulama ve geleceğe dair niyetleri çağdaş değil. Beklentilerin dışında kendi ideolojilerini halka kabul ettirmede şimdilik güç kullanma yok, illegal değil ama, legaliteye de pek uymayan bir yetki kullanma çabası içindeler. Bu tanım bugünkü AKP iktidarı ve onun seçtiği, tarafsız olması gerekirken: “Ben taraflıyım” diyen, yeminin tersini yapan Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan’ın tavır ve uygulamalarında da her gün görülüyor.
Ülke iyi yönetilmiyor. Bir dalgalanma var. İktidar sözcülerinin “%50’yi temsil ettikleri” beyanı halkı bölmek değil de nedir?
AY YILDIZI SÖKÜLMÜŞ
Nüfus kâğıdına göre 70, ama aslında 71 yaşındayım. Kaç tane genel seçim gördüm, kaç kere sandık başına gidip rey kullandım hatırlamıyorum, ama şu sözleri hep duydum: “Bu seçimler ülkenin kaderinde dönüm noktası olacak”, “Böyle giderse bizleri felaket(ler) bekliyor”…
Bu gibi karamsar tahminler şimdiye kadar netice vermedi, ama şimdi bir gerçek var ki kara bulutlar gibi hortumlar oluşturarak çarpa çarpa geliyor. Güneydoğu ha bölündü, ha bölünecek! Pruvasındaki ay yıldızı sökülmüş, T.C’si kalkmış, geçmişi şanlı tekne zorda. Yaralı. Batmaz ama bu şekilde seyretmesi de geçmişine ters; geleceği için umutları karartıyor. Kaptan ve teknik heyet çağın gerisinde bir uygulama içinde.
***
Eğer iyi yönetiliyorsa, evrensel hukuk, eşitlik, insan hakları geçerliyse ki buna demokrasi deniyor; bizde, şimdi o sistemin omurgası olan parlamento yenilenecek. 550 kişi bilgilerini, birikimlerini, derin tecrübelerini 77 milyon için kullanmak üzere seçilecekler.
Adaylardan hemen hepsinin kendilerince tutarlı, arkasına sığındıkları, bazılarının “idealist” de denebilecek gerekçeleri var. Bugünkü meclise bakıp “onlar bu işi yapıyorlarsa ben de yaparım” diye düşünüyorlar. Ama ülke çapında, dünya normlarındaki, “kalitelerine”,”çaplarına”, “vizyonlarına” bakıyorlar mı? Bilmiyorum.
7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’ne dört aydan daha az bir zaman var. Ankara’da, bakanlıklarda, bürokrat istifalarının rekor sayıya ulaştığı haberleri geliyor. Evet, çoğu da iktidar partisi AKP’ye yönlenmiş durumda, görüntüde bir “dalgalanma” var ama gerçekte akış yönü menfaate, yarınlarda çıkarlara dayalı. Neden mi, bu istifa eden bürokratların önemli bölümünün bırakın seçilmeyi aday gösterilme şansları bile düşük.
Bu tutum: “Ben bir teşebbüse geçeyim, aday gösterilmesem, seçilmesem bile beni görsünler, yerim parti tarafından tescil edilsin ki yarınlarda bir “dalgalanma” da süpürülmeye, deliğe itilmeye karşı şimdiden tedbir alayım” diyenlere göre iyi bir uygulama.
İktidar partisi 5 veya 6 milletvekili çıkarabileceği bir ilde 7-8 bürokratı ile seçime giriyor. Bunların içinde haklarındaki soruşturmalardan kurtulmak isteyenler var. Eğer seçilemezlerse 1 ay içinde tekrar eski görevlerine daha güçlü dönebilirler. Zira, yandaş, parti için uygun kişi, etiketleri onaylandığında yerlerini alacaklardır. Zaten o bürokratlar AKP’den aday olmuşsa yerleri boş tutuluyor, yok muhalefetten adaysa aynı özenin gösterilmesi söz konusu değil.
İTAAT, SADAKAT, BİAT
Çevrenize bakın, bazen öyle bir kişi görüyorsunuz ki yaşamında hiç biat etmemiş. Bilgi ve birikimi, ahlaki değerleri zirve yapıyor. Onu veya onları partiler aday gösterir mi? Halk tanıyor mu? Genel başkanları küçük bir tenkitte bile ona nasıl davranır? Bir kere o şahıslar aday gösterilebilir mi? Cevap tabi ki üzücü; hayır veya zor.
Tam, tartışmasız, yüzde yüz “itaat” ve “sadakat”; parti başkanları bunu istiyor. Zaten bilinçli, inanan, “milli değerlere sadık” kişi liderine itaat eder. Tabi lideri, lider gibi davranıyorsa.
Bu seçimlerde sular, Güneydoğu’dan başlayarak bulandıkça bulanacak; çapı, dalga boyu şimdiden tahmin edilemeyen kötü mü kötü bir “dalgalanma” köpükler saçarak, yükselerek geliyor. Apo İmralı’dan estirdiği sert rüzgârlarla konuşma, tavır ve davranışlarıyla hep vitrinde, başrollerde olacak.
***
Seçimlere doğru yol alırken, fırtına şiddetlendikçe dümende zorlanan R.T. Erdoğan’ın gücünün üstünde hayallere kapıldığını, ülkeyi omurgasından çatlattığını, Arap hayranlığını, Arap kültür etkisini, Latin – Katolik Güney Amerika’da Bogota’da gezide bile “Rabia” ile gündemde tuttuğunu seçmen keşke görebilse. Ben “Rabia” deyince Doğu Türkistan Türkleri, Çin-Sincan-Uygur Özerk Bölgesi’nin Tokyo’da sürgündeki lideri, Japon desteği ve koruması ile yaşayan, Atina’ya kadar gelip Ankara’ya ayak basmasına müsaade edilmeyen Rabia Kadir’i, “Rabia Ana”yı tanırım.
Gördüğüm ve bildiğim kadarıyla Latin (Güney) ve Orta Amerika ülkelerinde, Türk ve İslam kelimeleri fazla bir şey ifade etmez. Cumhurbaşkanı’nın gezisi ve orada yaptığı konuşmalarda bir etki oluşturmamıştır. O sıradan bir gezidir.
Burada Barzani ve PKK fink atıyor; 2 milyona yakın Suriyeli Türk halkının zayıf hayat standartlarını daha aşağılara çekiyor. O Anadolu topraklarına “Rabia Ana” ise giremiyor.
Başa dönersek, Mart ve Nisan aylarında seçim hazırlıkları zirve yapacak. Ankara otelleri Anadolu’dan lacivert elbiselerini çekip şimdiden gelmiş, mecliste sağlam bir sandalye, sağlam bir emekli maaşı elde etmek isteyen partililerle dolup taşıyor. Kim nasıl dikkati çeker, listede seçilecek bir mevkide yer alır; kim nasıl R.T.Erdoğan’a mı, A.Davutoğlu’na mı, yoksa onların etki sahasında kime nasıl aborda olur, sahi nasıl olur, siz biliyor musunuz?
Unutmayın ki pruvasındaki ay yıldızı sökülmüş şanlı tekne zorda, siz üzerinize düşeni yapın yeter.