betexper
ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü Ocaklarıdövizakpchpmhp
DOLAR
8,8689
EURO
10,4740
ALTIN
499,21
BIST
1.385
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
23°C
İstanbul
23°C
Parçalı Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
26°C
Pazartesi Az Bulutlu
25°C
Salı Sağanak Yağışlı
22°C
Çarşamba Mevzi Sağanak
21°C

YENİ DÜNYA DÜZENİ

YENİ DÜNYA DÜZENİ

 Safter TANIK

 

 

 

-17-

 

 

 

ABD’nin; kredi desteği vermemesi, sadece 30 milyon dolarlık bir bağış ile yetinmesi; Menderes’i derinden sarstı. Tüm hesabı alt üst olmuş, halkın nezdindeki imajı da zedelenmişti.

Devletçi politikaları eleştiren, ona şiddetle karşı çıkan Menderes; çare olarak, tekrar devletçi politikalara başvurdu. Zaten ABD; “bu kadar” demekle, O’na; başının çaresine bak!” demişti.               

1954-1957 Sanayi Politikası

1954-1957 Döneminde; serbest piyasa ekonomisine dayalı, devletin; ekonomide tekrar aktif rol aldığı ve ekonomiye olan müdahalesinin arttığı, bununla birlikte sanayileşmede; özel sektörün öne çıkarılmaya çalışıldığı, plan ve programdan yoksun; karma ekonomik bir modelin uygulamasına gidildi.

İthalatta; ithalatı zorlaştıran bir düzenlemeye gidildi, yabancı sermaye yatırımı için; “Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu” değiştirildi, “Petrol Kanunu” çıkarıldı, devlet; KİT’ler ile sanayi alanında aktif rol aldı, aynı zamanda sanayi alanında faaliyet gösteren özel teşebbüse ham-ara ve yatırım malı desteği verdi. Hem kamu, hem de özel sektör ile temel ve tüketim malları üretimini gerçekleştirecek bir sanayi hedeflendi.

Uluslararası Banka-Şirketler İle Pazarlık ve Çözüm

Uluslararası banka ve şirketler ile görüşüldü; 1953 sonu ile 1954’te ödenmeyen ithalat bedelleri için devlet garantisi verildi. Haliyle ödenmeyen ithalat bedelleri; satıcı şirket kredisine dönüştürülerek takside bağlandı, ilave kredi limiti sağlandı. Bundan böyle; uluslararası banka ve şirket kredileri, sürekli başvurulan önemli bir dış kredi kaynağı oldu.

Ekonominin Küçülmesi

İthalat bedeli ödemesinde sıkıntıya girilmesi ve ithalatı kısıtlayan düzenlemeye gidilmesi; ithalatın daralmasına, ithalatın daralması da;  tüketim-ithalat ve borçlanmaya endeksli ekonominin, 1954,’ te; % 3 oranında, küçülmesine yol açtı.

KİT’lerde Yeniden Yapılanma ve Yeni KİT’lerin Kurulması

1954’te; Devlet Su İşletmesi Genel Müdürlüğü (DSİ), Türkiye Petrolleri A.O. (TPAO), 1955’te; Türkiye Demir Çelik İşletmeleri AŞ (TDÇİ), 1956’da da; Türk Hava Yolları AŞ (THY), Türkiye Yem Sanayi AŞ kuruldu.

Özel Sektörde Koç Grubunun Başı Çekmesi

Koç grubu, 1954’teki; Bozkurt Mensucat, Kavel Kablo, Türkay Kibrit,  1955’teki; Erel Çelik Eşya (Arçelik), Türk Demir Döküm,  Ansan Ankara Sıhhi Tesisat sanayi yatırımları ile özel sektörde başı çeken bir grup oldu. Grup içinde yer alan; Koçtaş, Beko gibi tanınmış ticari kuruluşlar da yine bu dönemde kuruldu.

Yeni Büyük Grupların Doğuşu

1954’te, Çiftçiler ailesi; Alman Volkswagen firmasından distribütörlük alarak, Volkswagen markası altında, kamyon-minibüs montajına başladı. Bu da; O’nun, otomotiv sektöründe tanınmasını sağladı.

1954’te, Todori Karakaş-Fuat Süren (Faruk Süren’in babası) ortaklığı ile kurulan Tokar grubu; Sümerbank, Tekel, Et Balık Kurumu’ndan aldığı soğutma tesisleri ihalesi ile dikkati çekti.

1955’te, İbrahim Etem Ulagay ailesi; yatırımını gerçekleştirdiği ilaç fabrikası ile tanındı.

1956; Tekfen, Sezai Türkeş-Fevzi Akkaya ve Güriş gruplarının kuruluş yılı oldu.

1957’de, İbrahim Bodur; Çanakkale Seramik Fabrikası yatırımı ile seramik sektöründe bir ilki gerçekleştirdi. Mustafa Nevzat; ilaç,  Necip Aktar da; Gripin fabrikası ile ismini duyurdu.

Çok Tartışılan Petrol Kanunu

1954’te, “6326 sayılı Petrol Kanunu” çıkarıldı. Bu kanun ile petrol arama, akaryakıt dağıtımı, rafineri ve petrokimya yatırımı konusunda; yeni bir düzenlemeye gidildi.  Ancak; bunun en önemli özelliği, yabancı sermayeye de bu hakkın verilmesi idi.

Neden?

Cumhuriyetin ilk yıllarında; petrol arama, akaryakıt dağıtımı, rafineri ve petrokimya yatırımı ile ilgili dikkate değer yasal bir düzenleme yoktu.

1930’da; Yaşua Biraderlerin ortak olduğu, Türkiye Naft Sanayii A.Ş. tarafından; Beykoz’da, Romanya’dan gelecek petrolü işlemek üzere,  “Boğaziçi Tasfiyehanesi” adı verilen; 13.200 ton/yıl işleme kapasiteli bir rafineri kuruldu. Ancak; tesis, 1934’te çıkan vergi sorunu sonucu kapandı.

1935’te kurulan Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA) ile petrol aramasına hız verildi. 1940’ta; önce, Raman Dağı’nda; daha sonra da Garzan Bölgesi’nde petrol bulundu.

Boğaziçi Tasfiyehanesi’nin malzemesi ile 1942’de; 3.300 ton/yıl işleme kapasiteli “Raman Tasfiyehanesi”, 1945’te de; 66.000 ton/yıl işleme kapasiteli “Batman tasfiyehanesi” kuruldu. Ancak, bu tesisler; deneme mahiyetinde, TCDDY’nın fuel oil ihtiyacına karşılamaya yönelik basit tesislerdi.

Petrole ve petrolü işleyecek tesislere ihtiyaç vardı; buna karşılık, bunun için gerekli sermaye ile teknoloji ise yoktu.

1951’de, İran petrollerinin millileştirme kararı sonrasında; İngilizlerin İran’dan çekilmesi, bir fırsat olarak değerlendirildi. Ancak; Irak ve Suudi Arabistan’da, zengin petrol yataklarının bulunması ve dünyada oluşan petrol bolluğu; bu fırsatı, geçersiz kıldı.

Batman Rafinerisi’nin Kurulması

1955’te; ilk modern petrol rafinerisi olan, 330.000 ton/yıl işleme kapasiteli, TÜPRAŞ Batman Rafineri yatırımı gerçekleştirildi. TPAO’na ait bu tesis ise ABD Parsons firması tarafından inşa edildi.

Özel ve Kamu Teşebbüsün Otomotiv Sanayiine Yönelmesi    

İstanbul-Karaköy Tophane’deki Amerikan Ford Montaj Otomobil Fabrikası’nın, 1934’te; üretimini durdurmasından sonra, montaj da olsa; otomotiv imalat sektöründe, faaliyet gösteren bir firma yoktu.

1950’nin ilk yıllarında; Türkiye’de, bir jeep furyası vardı. Hibe olarak gelen Jeepler; Anadolu’nun engebeli arazisinde, en çok kullanılan bir araç haline geldi. Bu da Jeep üretimini düşündürdü.

Jeep üretimini düşünen Nejat Verdi-Ferruh Verdi kardeşler; “Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’ndan” güç alarak, Amerikan Chrysler otomobil grubu ile temasa geçti.

1954’te, Nejat Verdi-Ferruh Verdi kardeşlerin; % 75, Amerikan Chrysler otomobil grubunun da % 25 oranında ortak olduğu, bir Türk-Amerikan şirketi kuruldu.

Şirket; 1955’te, İstanbul-Tuzla’da; 7 milyon liralık yatırım ile Türk Willys Overland Jeep Montaj Fabrikası’nı kurdu; sivil ve askeri amaçlı Jeep’in yanı sıra Büssing marka kamyon üretti; başlangıçta, yerli payı; % 2 iken, bunu; 20 yıl içinde, % 60’a çıkardı.

Çiftçiler ailesi; Volkswagen kamyon ve minibüslerin, montaja dayalı üretimine başladı.

On Türk ortak tarafından kurulan, Federal Türk Kamyonları AŞ; Çayırova’daki tesisinde, Federal markası altında, ticari amaçlı kamyonların montaj şeklindeki üretimine geçti.

MKE-TZDK-Ziraat Bankası-Tariş-Çukobirlik-Minneapolis Moline ortaklığı ile kurulan Türk Traktör ve Ziraat Makineleri Anonim Şirketi (Türk Traktör); Ankara Gazi’de, kapatılan uçak üretim ve bakım fabrikasında, “Minneapolis-Moline” firmasının traktörlerinin montajına başladı.

Kuruluş sırası ve önemi itibariyle; Willys Overland Jeep Montaj Fabrikası ile Türk Traktör fabrikası; Türk otomotiv sanayiinin temelini oluşturdu.   

Geçim Sıkıntısı

İthalattaki aksama ile ithalatı zorlaştıran düzenleme; temel ve dayanıklı tüketim malları fiyatının artmasına, temel ve dayanıklı tüketim malları fiyatının artması da halkın satın alma gücünü azalttı. Bu da; refahı tadan halk için, ciddi bir sıkıntı doğurdu.

Halka göre, sıkıntının kaynağı; iç ve dış ticarette etkin olan, kardan başka hiçbir şey düşünmeyen gayrimüslim sermaye idi. En çok göze batan ise, İstanbul’da; 100.000 kişilik nüfusa ve ciddi bir ekonomik güce sahip olan Rumlardı. 

1955/ 6-7 Eylül Olayları

6 Eylül 19.00’da; Şişli’deki Haylayf Pastanesi’ne yapılan saldırı, büyüyen kalabalıklar ile başta Beyoğlu-Kumkapı-Samatya-Yedikule olmak üzere, gayrimüslim azınlığın yoğun olduğu semtlere sıçradı.

Rumların yanı sıra Ermeni ve Musevi cemaatine ait birçok ev-işyeri-okul-ibadethane tahrip oldu. Bundan; Dönme, Müslüman olmuş Beyaz Rus; hatta bazı Türkler bile zarar gördü.

Olaylar, 7 Eylül’de ilan edilen sıkıyönetim ile son buldu.

Olaylar sonucunda; 11 kişi hayatını kaybetti, 4.214’ü ev, 1.004’ü işyeri, 73’ü kilise, 1’i sinagog, 2’si manastır, 26’sı okul ve fabrika-otel ile barın yer aldığı toplam; 5,317 mekân saldırıya uğradı, 150 milyon ile 1 milyar TL arasında da zarar oluştu.

Neden?

1955’te, Türkiye ile Yunanistan arasında; Kıbrıs konusunda, gittikçe artan bir gerginlik yaşandı. 6 Eylülde; Atatürk’ün Selanik’teki evine, bomba atılması ise “6-7 Eylül Olayları” denilen olayın fitilini ateşledi.

Sorumlusu kim?

Olaylar sonucu, 5.104 kişi tutuklandı.

Olay günü; tirajını 20.000’den, 290.000’e çıkaran; DP yanlısı, İstanbul Ekspres’in sahibi Mithat Perin ve yazı işleri müdürü Gökşin Sipahioğlu ile Kıbrıs Türktür Derneği yöneticileri; olayın sorumlusu olarak suçlandı. Ancak; daha sonra, bunun; “komünist bir komplo” olduğu ileri sürülerek, aralarında Aziz Nesin-Nihat Sargın-Kemal Tahir-Asım Bezirci-Hasan İzzettin Dinamo ve Hulusi Dosdoğru’nun bulunduğu bir grup solcu tutuklandı.

Olayın Arka Planı

Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba attığı iddia edilen, Selanik Üniversitesi Siyasal Bilgiler öğrencisi Oktay Engin; Yunanistan’da gıyaben yargılanarak mahkûm edildi. Bu da; şüphenin, Türkiye üzerinde toplanmasına neden oldu.  Haliyle “6-7 Eylül Olayları”, devletin; “Milli Burjuva Siyasetinin” bir devamı ya da NATO Gladio Örgütünün bir operasyonu olarak değerlendirildi.

Sonuç olarak; devlet, zarara uğrayıp zararını ispat edenlere; 60 milyon TL tazminat ödedi. İstanbul piyasasında etkin olan birçok Rum işadamı, Yunanistan’a göç etti; 1955’te Karamanlis ile başlayan hızlı kalkınma sürecine destek verdi.

Türkiye’nin Ortadoğu’da Aktif Rol Alması

1952’de NATO’ya girmemiz ile birlikte, ABD ve İngiltere; Türkiye’den, SSCB’nin Ortadoğu’ya sarkmaması için Ortadoğu ülkeleri ile paktlar yapmasını istedi.

Bunu; Türkiye için de hayırlı gören Menderes, bir ittifak arayışı içine girdi; 1954’te, Irak Başbakanı Nuri Sait Paşa ile görüşerek düşüncesini açıkladı.

Irak Başbakanı Nuri Sait Paşa; “Arapların, İsrail’i ilk tanıyan ülke olma sıfatı ile Türkiye’ye sıcak bakmadığını” söyledi ise de, 1955’te; Türkiye ve Irak’ın içinde yer aldığı Bağdat Paktı kuruldu.

Irak’tan sonra, Suriye’yi de ittifaka dâhil etmek isteyen Menderes; Şam’ı ziyaret ederek, ittifak teklifinde bulundu. Suriye’nin önde gelen kişileri ise; ”SSCB’nin, İsrail ve Batı kadar bir tehdit oluşturmadığını” belirterek teklifi reddetti.

Gerginleşen İlişkiler

Menderes’in teklifini, Batı’nın bir tehditti olarak algılayan Suriye; Türkiye’ye karşı Mısır ile bir ittifak arayışına girdi, SSCB ile de temasa geçti.

İplerin Kopma Noktasına Gelmesi

1957’de, Suriye’nin; 1946’dan o yana, Hatay konusunu ikinci kez gündeme taşıması, gerginleşen ilişkileri kopma noktasına getirdi.

Türkiye; Suriye’yi bir ültimatom ile uyardı, ardından sınıra asker yığdı.

Türkiye’nin askeri bir harekâta girişmesinden çekinen Suriye, Mısır’dan; askeri destek, SSCB’nden de Türkiye’ye baskı yapmasını istedi.

Nikita Kruşçev; BM’de yaptığı sert bir konuşmada, “Türkiye’nin; Suriye’ye karşı askeri bir harekâta girişmesi halinde, karşısında kendisini bulacağını” söyledi. Ardından; Türkiye’nin Bulgar ve Sovyet sınırında, askeri bir hareketlilik gözlendi.

Dörtlü Oluşum

Suriye; Mısır ile ittifaka giderken, İngiltere; Ürdün ve Suudi Arabistan ile ittifak antlaşması yaptı. Böylelikle; Ortadoğu’da, İsrail ve Bağdat Paktı ile birlikte dörtlü bir yapı oluştu.

Sorunun Çözümü

Sorun; Suudi Arabistan’ın, arabulucu olması ile çözümlendi. Türkiye, Suriye sınırındaki askeri yığınağa son verdi.

Başkasının İpiyle Kuyuya İnilmez  

Türkiye’nin, Arap Dünyası’na yönelik aktif dış politikası; fiyasko ile sonuçlandı, İngiltere; Menderes’i, “Suriye’nin, SSCB’nin kontrolüne girmesine” neden olmakla suçladı. Haliyle Menderes’in, önce; İngiltere, ardından; ABD ile olan ilişkisi bozuldu.

“Yeni Ortadoğu Projesi’nin mimarı, Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu; 1960 Askeri Darbesi sonrasında idam edildi, Türk kökenli Irak Başbakanı Nuri Sait Paşa ise; 1958’de düzenlenen bir askeri darbe sırasında öldürüldü.”.

1954-1957 Dönemi Önemli Sanayi Yatırımları

1954’te; Konya Şeker Fabrikası, Kütahya Şeker Fabrikası, Bozkurt Mensucat Fabrikası, Kavel Kablo Fabrikası, Türkay Kibrit Fabrikası,  1955’te; Batman Petrol Rafinerisi, Amasya-Suluca Şeker Fabrikası, Türk Willys Overland Jeep Montaj Fabrikası, Türk Volkswagen Montaj Fabrikası, Türk Traktör Fabrikası, Federal Türk Kamyonları Montaj Fabrikası, Kayseri Şeker Fabrikası, Dr. İbrahim Etem Ulagay İlaç Fabrikası, Erel Çelik Eşya (Arçelik), Türk Demir Döküm Fabrikası,  1956’da; Erzincan Şeker Fabrikası, Erzurum Şeker Fabrikası, Elazığ Şeker Fabrikası, Malatya Şeker Fabrikası, 1957’de; İzmit Sümerbank-Mannesmann Dikişli Boru Fabrikası, Eskişehir Çimento Fabrikası, Adana Çimento Fabrikası, Afyon Çimento Fabrikası, Mustafa Nevzat İlaç Fabrikası, Gripin İlaç Fabrikası, Çanakkale Seramik Fabrikası işletmeye alındı.

Enflasyonun Tırmanması

Temel ve dayanıklı tüketim malları üretiminde, bir artış oldu ise de; enflasyon, tırmanışını sürdürdü. Öyle ki enflasyon, 1951’de; % 2,9 iken, 1956’da; % 13,2, 1957’de de 18,7 oldu. Bu da; o gün için, yüksek bir orandı.

Neden?

Bu; hem talep, hem maliyet ile ilgili idi.

Parasal genişleme politikasının sürdürülmesi; tüketimin artması ve bütçe açığına, bütçe açığı; TC Merkez kaynaklarına başvurma ile KİT ürünlerine zam yapılmasına, ithalata sınırlama ve kontrol getirilmesi ise; mal darlığı ve ithal mallarının fiyatının yükselmesine yol açtı.

Fiyat Kontrolünün Getirilmesi

1956’da; “Milli Koruma Kanunu” tekrar yürürlüğe kondu, iç piyasada; fiyat kontrolüne gidildi, faiz oranları; yükseltildi, ticari banka kredileri; sınırlandırıldı, İhracata ve döviz kazandırıcı işlemlere; prim verildi. Bu; aynı zamanda, 1960’ta son bulan; ikili kur uygulamasının da başlangıcı oldu.

1958 Mali Krizi

1956’dan itibaren; IMF, Dünya Bankası ve OECD; devalüasyona gidilmesini, sıkı para politikasına geçilmesini istedi.

Hükümet; ithalatı kısan, fiyat kontrolünü içeren bir takım tedbirlere başvurdu ise de; parasal genişleme politikasını sürdürdü. Amacı ise; hızlı ekonomik büyüme ile bütçe ve cari açığı telafi etmek, haliyle enflasyonu düşürmekti. Tabii ki bu; dış kredilerin, aynı hızda devam edeceği varsayımına dayanıyordu. Ancak; dış krediler, azalan bir seyir izledi; Ağustos 1958’de de dış borç ödeme sorunu ile karşılaşıldı.

Ağustos 1958’de, Türk Lirası;  % 68,9 oranında devalüe edildi, çoklu kur rejimi genelleştirildi. Her ne kadar, resmi kur; 1 dolar = 2,8 TL ise de, ihracata ödenen prim ve ithalata uygulanan vergi ile 1 dolar = 9 TL oldu.

IMF’nin güdümündeki OECD ile yapılan görüşmeler sonucunda, 420 milyon dolarlık borç; yeniden yapılandırıldı, ödemesi takside bağlandı; 359 milyon dolarlık ilave kredi limiti sağlandı.

1958-1960 Dönemi Sanayi Politikası

1958-1960 Döneminde; serbest piyasa ekonomisine dayalı, devletin; ekonomide daha aktif bir rol aldığı ve ekonomiye olan müdahalesinin en üst seviyeye çıktığı, sanayileşmede; özel sektörün ikinci planda kaldığı, plan ve programdan yoksun, karma ekonomik bir modelin uygulamasına gidildi.

İthalata; yeniden serbesti getirildi, ithalat ve ihracat; kolaylaştırıldı, ara ve yatırım malları ithalatına; öncelik verildi, fiyat kontrolü; kaldırıldı, sıkı para politikasına; geçildi, banka kredilerine; tavan konuldu, KİT ürünlerine de; büyük ölçüde zam yapıldı.

Sonucu

Enflasyon, 1959’da; % 19,5’e çıktıktan sonra, 1960’ta; % 5,3’e düştü.  İthalat ve ihracatta, % 48’lik bir artış oldu. İç borçlar, hızla yükseldi. Özel teşebbüs; sanayiden spekülatif alana yöneldi, bu alandaki boşluk ise; KİT yatırımları ile doldurulmaya çalışıldı.

Menderes’in Ağır Sanayi Hedefine Yönelmesi

Önce tarım sektörünü öne çıkaran, daha sonra temel ve dayanıklı tüketim mallarını üreten bir sanayii hedefleyen Menderes; 1958’den itibaren, ağır sanayi hedefine yöneldi.

Neden?

Şeker, tekstil, çimento sanayi alanında; ciddi yatırımlar yapıldı, montaj da olsa beyaz eşya ve otomotiv imalat sektöründe bir başarı sağlandı. Haliyle temel tüketim mallarının, ithalat içindeki payı; % 22’den, % 10’a düştü. Ancak; sanayi ürünlerinin, ihracattaki payı; % 5’i geçmedi.

Beyaz eşya-otomotiv sanayi ile gemi inşası için gerekli yassı metali üreten bir tesis olmadığı gibi, Batman Rafinerisi dışında bir rafineri ile petrokimya endüstrisi yoktu.

Menderes’in ABD Ziyareti

Sanayileşmek ile döviz darboğazını aşmayı düşünen Menderes; 1959’da, ABD’yi ziyaret etti.

Menderes; Beyaz Saray’da, uzun bir bekleyişten sonra; dönemin ABD Başkanı Eisenhower ile görüşebildi. Görüşme ise sadece 3 dakika sürdü.

Menderes; “sanayileşmeden, krediden” söz etti, Eisenhower ise; “Türkiye bir tarım ülkesidir” dedi, sözünü noktaladı. 

ABD’den eli boş dönen, sadece nasihat alan Menderes; bu sefer de çareyi SSCB’nde aradı. Amacı; takasa dayalı ticaret ile hem döviz darboğazına, hem de sanayi yatırımına çözüm bulmaktı. Çayırova Cam Fabrikası yatırımı da bunun ilk adımı oldu.

Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları’nın Kuruluş Çalışması

1957’de, yassı metal üretecek bir tesisin kurulması kararlaştırıldı.

Araştırma amacı ile Alman Krupp, Sümerbank, Etibank ve T. İş Bankası’nın ortak olduğu bir şirket kuruldu. Ancak; Alman Krupp firması, her ne hikmetse; bunu, fızıbıl bulmayarak yatırımdan vazgeçti.

İkinci girişim; 1959’da, ABD Koppers şirketi ile yapılan görüşme ile başladı. ABD Koppers şirketinin; olumlu rapor vermesi ve 129 milyon dolarlık bir krediyi taahhüt etmesiyle, 470.000 ton/yıl yassı metal üretecek olan Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları yatırımına karar verildi.

Kredi, Amerikan Kalkınma İkraz Fonu ile ilgiliydi; hazine garantisi, Koppers şirketinin kurulacak olan şirkete ortak olması ve yatırımın O’nun gözetiminde yapılması gibi şartları içeriyordu.

Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları yatırımını gerçekleştirmek amacıyla, Mayıs 1960’ta; 600 milyon sermayeli, Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları T.A.Ş. kuruldu.

Kuruluş sermayesinin; % 51’ine Sümerbank–TDÇİ-KARDEMİR, % 21’ine Koppers Assoc konsorsiyumu, % 8,25’ine Chase Int. Investment Co, % 19,75 ’ine de T. İş Bankası, Ankara Ticaret ve Sanayi Odası gibi tüzel kişiler iştirak etti.

Anadolu Tasfiyehanesi AŞ’nin (ATAŞ) Kurulması

1954 Petrol Kanunu, yabancı sermayeye; petrol arama, akaryakıt dağıtımı, rafineri ve petrokimya tesisi kurma hakkı vermekle birlikte; onlar, daha ziyade düşük bir kar ile riski içeren akaryakıt dağıtımını tercih etti. Anadolu Tasfiyehanesi A.Ş. (ATAŞ) ise bunun istisnası oldu.

1958’de; her ne kadar, % 5 pay ile Marmara Petrol (Ortağı, Ersan ve Türk Petrol’dür) gibi yerli bir ortak olsa da; ortakları arasında Mobil Oil, Shell, BP vb. dünya petrol tekellerinin yer aldığı, Anadolu Tasfiyehanesi AŞ; Mersin’de, 3,2 milyon ton/yıl işleme kapasiteli ATAŞ rafinerisini kurdu.

Yabancı sermaye; “akaryakıt tüketimin çok olduğu Marmara Bölgesi yerine, Mersin’i neden tercih etmişti?” Bu soru; DP iktidarını, adeta düşündüren bir olay oldu.

Yatırım yerinin, Mersin olarak tercih edilmesi ise; tesisin, rafineriden ziyade; Ortadoğu petrollerinin depolama ve transit ticaret alanında kullanılması ile ilgili idi. Nitekim de öyle oldu. Tesis, 1969’da; işleme kapasitesini 4,4 milyon ton/yıla çıkardıktan sonra üretimi durdurdu, bir dağıtım deposu haline geldi.

İstanbul Petrol Rafinerisi AŞ’nin (İPRAŞ) Kurulması

DP iktidarı; artan akaryakıt ihtiyacı karşısında, Marmara Bölgesi’nde; mutlaka bir petrol rafinerisinin kurulmasını düşünüyordu. Bunun için;  Anadolu Tasfiyehanesi A.Ş.’nin kuruluşunda yer alan, daha sonra da anlaşmazlık nedeni ile ayrılan, California Texas Oil Corp. (CALTEX)  şirketinden istifade etti.

Nisan 1960’ta; % 51’i TPAO’na, % 49’u da California Texas Oil Corp. (CALTEX) şirketine ait olan İstanbul Petrol Rafinerisi A.Ş. (İPRAŞ) kuruldu. CALTEX ile de 10 yıllık bir ortaklık anlaşması imzalandı.

Şirket; İzmit-Tütünçiftlik mevkiinde, 1 milyon ton/ yıl işleme kapasiteli bir tesis yatırımına girişti. Tesis yatırımı; Ağustos 1961’de tamamlandı ve işletmeye alındı.

1972’de; ortaklık anlaşması gereğince, CALTEX firmasına ait hisseler; TPAO tarafından satın alındı, İPRAŞ da milli bir şirket haline dönüştü.

DEVAM EDECEK

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Porno Gratuit Porno Français Adulte XXX Brazzers Porn College Girls Film érotique Hard Porn Inceste Famille Porno Japonais Asiatique Jeunes Filles Porno Latin Brown Femmes Porn Mobile Porn Russe Porn Stars Porno Arabe Turc Porno caché Porno de qualité HD Porno Gratuit Porno Mature de Milf Porno Noir Regarder Porn Relations Lesbiennes Secrétaire de Bureau Porn Sexe en Groupe Sexe Gay Sexe Oral Vidéo Amateur Vidéo Anal