betexper
ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü Ocaklarıdövizakpchpmhp
DOLAR
8,7675
EURO
10,3194
ALTIN
491,84
BIST
1.401
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Parçalı Bulutlu
24°C
Pazar Az Bulutlu
26°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
25°C
Salı Parçalı Bulutlu
22°C

Özdağ AKP ve HDP’yi Perişan Etti

Özdağ AKP ve HDP’yi Perişan Etti
14.01.2016
0
A+
A-
Ümit Özdağ: “Teröre karşı duracaksanız durduğunuz yer her türlü teröre karşı olan bir nokta olmalı ki biz bunu kabul edebilelim. Bundan dolayı Milliyetçi Hareket Partisi bu araştırma önergesine “Hayır.” demektedir.”
HDP’nin verdiği IŞİD terörünün araştırılması ile ilgili önergenin reddi için konuşan MHP Genel Başkan yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ, AKP’nin Suriye politikasının sert bir şekilde eleştirdiği.AKP’nin Esad’ı devirmek için El Nusra ve IŞİD’i desteklediğini açıklayarak, bu politikanın sonunda Suriye iç savaşını Türkiye’ye taşıdığını belirtti. Ümit özdağ,  önümüzdeki günlerde ve aylarda hem IŞİD’in hem de PKK’nın Türkiye’ye yönelik yeni kent merkezli ağır saldırıları olacağını ileri sürdü.
Özdağ’ın HDP’yi perişan ettiği tarihi konuşma şu şekilde:
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Orta Doğu’da rejimlerle devletler arasında bir özdeşlik vardır. Bir Orta Doğu ülkesinde rejimi yıktığınız zaman devleti de yıkarsınız. Çünkü, Orta Doğu ülkeleri ne yazık ki demokrasiler olarak değil, büyük bir çoğunlukla otoriter rejimler olarak, tek parti rejimleri olarak örgütlenmişlerdir.
Önümüzde bir Irak örneği vardır. Irak’ta Baas rejimi yıkılmış, Baas rejiminin yıkılmasıyla birlikte Baas parçalara ayrılmış; bir kısım Baas üyesi terör örgütlerine dâhil olmuş, bir kısım Baas ve Irak ordusu subayı olan kişi daha sonra yeni Irak ordusuna girmiş veya istihbaratına girmiş, bir kısmı ise bugün karşımıza “IŞİD” olarak çıkan örgütün altyapısını oluşturmuştur.
Esasen, Irak’ın işgalinden sonra Baas’ı ve özellikle Irak ordusunu lağvedip etmeme konusunda Amerikalılar arasında bir görüş ayrılığı var. Amerikan istihbarat servisleri “Aman, orduyu dağıtmayalım çünkü dağılırsa devlet yapısı da dağılır.” diyorlar ama Amerikan ordusu dağılma konusunda ısrarcı oluyor ve sonuç bugünkü Irak.
Bu Irak’ın yaşadıkları, bölgede yaşayan, bulunan devletler için, özellikle Türkiye için ve Türkiye’nin dış politikasını şekillendirmede yön gösterici olmalıydı ne yazık ki olmadı ve Türkiye de Suriye’de rejimin yıkılmasını sağlayan, sağlamaya çalışan bir politikayı benimsedi. Gerçi, bu eleştiriyi getirince AKP’nin değerli sözcüleri diyorlar ki: “Biz rejimi ilk günlerde yıkmaya çalışmadık; aksine, rejimi ikna etmeye çalıştık, demokratikleşme doğrultusunda adımlar atmaya, attırmaya çalıştık.” Doğru söylüyorlar, hakikaten bu konuda çok ciddi çalışmaları oldu .
AKP temsilcilerinin, özellikle Davutoğlu’nunama ikna edemediniz. İkna edemediğiniz her rejimi devirmeye çalışmazsınız; hele, burada rejimin devrilmesi ülkenin parçalanması anlamına gelecekse ve bu ülke de sizin sınır komşunuzsa bundan daha da uzak durmanız gerekir. Bunu söylediğimiz zaman aldığımız cevap genellikle “Kendi halkını katleden bir liderle nasıl görüşelim?” şeklinde oluyor.
Doğru, kendi halkını katleden bir liderle görüşmek zordur ama Ömer El Beşir kendi halkından Darfur’da 300 bin kişiyi katletti ve onunla görüşme konusunda bir sıkıntı olmadı. Eğer Ömer El Beşir’le görüşüldüyse Esad’la da görüşülebilirdi. Yani, Suriyeliler insan da, Suriye’de öldürülenler insan da Sudan’da Ömer El-Beşir rejimi tarafından öldürülenler Marslı mı? Üstelik, bakın, muhalefeti destekleyen Suriye’de “Suriye Human Right Watch” diye Londra’dan yayın yapan bir merkez var, o bile diyor ki: “Suriye iç savaşında ölenlerin yarısı rejim yanlısı, yarısı da muhalefet.” Doğru, yani Suriye’de Esad’ın elleri kanlı ama muhalefetin elinin temiz olduğunu da söylemek mümkün değil.
 Üstelik, bu muhalefetin yarısını da, hatta yarısından fazlasını da Suriye’de IŞİD ve El Kaide, El Nusra oluşturuyor. AKP, ne yazık ki, IŞİD’i ve El Kaide, El Nusra’yı hoş görmekle kalmadı, Türkiye’nin bu iki örgütün cephe gerisi olmasına da müsaade etti. IŞİD ve El Nusra Türkiye’de lojistik merkezleri kurdular, ticaret altyapıları oluşturdular ve terörist alma şubeleri kurdular. Bütün bunlar hoşgörüyle karşılandı, görmemezlikten gelindi çünkü Müslüman Kardeşlerle Esad rejiminin devrilmeyeceği ortaya çıkmıştı, onun yerine El Nusra ve IŞİD, rejimin devrilmesi için bir koçbaşı olarak kullanılacaktı.
Fakat, Selefi ideolojiyi benimseyen ve Türkiye’yi de Müslüman olarak kabul etmeyen IŞİD, Türkiye içinde ve Türkiye’ye karşı bir örgütlenmenin de altyapısını geçtiğimiz yıllarda kurdu. IŞİD grupları Musul’a girdiği zaman, AKP Hükûmeti “Bu kadar iyilik yaptık, herhâlde bize saldırmazlar.” diye düşünmüşlerdi Haziran 2014’te oysa Başkonsolosluğumuz boşaltılmadığı için IŞİD tarafından basıldı ve Başkonsolosumuz ve Başkonsolosluk yetkilileri esir alındılar.
Oysa, Ankara da Musul’a IŞİD grupları yaklaşırken 20 Mart 2014’te Niğde’de, Ulukışla’da 1 asker, 1 polis ve 1 yurttaşın IŞİD tarafından katledildiği ve sorguya alınan IŞİD militanına, jandarma kendisine “Ya, siz de Müslümansınız biz de Müslümanız, neden bize ateş ettiniz?” sorusunu sorduğu zaman “Biz Müslümanız, siz değilsiniz.” dediği cevabını hatırlamalıydı. Bunu hatırlasaydı Musul’da Başkonsolosluğumuz herhâlde IŞİD tarafından bu şekilde ele geçirilmezdi.
Şimdi çok daha zor IŞİD’le mücadele etmek çünkü Türkiye’de 2,5 milyon Suriyeli var ve bu Suriyeliler içerisinde de IŞİD kendi altyapısını güçlü bir şekilde oluşturmuş durumda.
Amerika Birleşik Devletleriyle IŞİD’e karşı ortak operasyon yapılma kararı aldığı gün ve öncesinde uyardık, dedik ki: “Bu operasyon kararını aldıktan sonra, IŞİD, Türkiye içinde terör eylemlerine başlayacak.” Hatta, ben Meclisin bahçesinden Samanyolu haber televizyonuna şu açıklamada bulundum: IŞİD Ankara’da Çankaya’da amacı kitle katliamı olan bir saldırıya hazırlanıyor. Ankara polisi baskı altında, bir aydan beri bunu engellemek için çalışıyorlar ama artık polis çok yoruldu, dikkatli olalım dedim.
Bundan sonrası bir tek herhâlde sokağın adını vermek olurdu, ben bilmiyordum, polis de bilmiyordu onun için garın önünde patladı ama böyle bir karar alacağınız zaman altı ay öncesinden operasyonlara başlayacaksınız ki IŞİD size cevap veremesin, içinizde bu kadar güçlü terör eylemlerinde bulunamasın. Şimdi daha da zor bir durumdayız çünkü Rus uçağını düşürdüğümüz günden bu yana Suriye içinden istihbarat alamıyoruz.
Bakın, birkaç gün önce Cumhurbaşkanı PKK’nın Cerablus’a girdiği, aşağıdaki barajı işgal etmek amacıyla girdiği haberi geldiği zaman doğrulatamadığımızı haberlerden bahsetti. Yani Türkiye, Türkiye sınırının hemen Cerablus’un 30 kilometre aşağısındaki bölgede kimin hareket ettiğini bilmiyor.
Buradaki bütün stratejik istihbarat unsurlarımız imha olmuş, tahrip olmuş veya geri çekilmiş durumda gözüküyor. Bundan dolayı önümüzdeki günlerde ve aylarda hem PKK’nın hem IŞİD’in Türkiye’ye yönelik yeni, kent merkezli ağır saldırıları olacaktır. Bunlar üzücü şeylerdir ama bu tür yöntemlerle bunlarla mücadele etmek de mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, teröre karşı duruş ahlaki bir duruştur. MHP teröre karşı ahlaki bir duruşu temsil etmektedir. Ancak IŞİD terörüyle ilgili Meclis araştırması isterken isteyenin arasına her türlü terörle mesafe koyması gerekir. İlk canlı bomba saldırısı Tunceli’de 1996 senesinde silahsız bir birlik olan bando borazan birliğine yapılmıştı ve Türk askerlerinin vücutları paramparça olup Tunceli Meydanı’na dağılmıştı.
Şimdi, o bombalı saldırıyı yapanı kahraman ilan edeceksiniz ve kutsayacaksınız ve ondan sonra gelip “Hadi IŞİD terörünü araştıralım.” diyeceksiniz, bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Teröre karşı duracaksanız durduğunuz yer her türlü teröre karşı olan bir nokta olmalı ki biz bunu kabul edebilelim. Bundan dolayı Milliyetçi Hareket Partisi bu araştırma önergesine “Hayır.” demektedir.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
AKP bugün yaşanan terörün PKK ve HDP’den sonra baş sorumlusudur
 Ümit Özdağ: “Suriye’den gelen nüfus Türkiye üzerinde olağanüstü büyük ekonomik ve politik bir yük oluşturmaktadır. Şu ana kadar bu nüfus için harcanan paranın hesap edilebilir olanı 8 milyar Dolardır. Türkiye gibi bir ülke için bu çok büyük bir harcamadır.”
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Şırnak’a 750 teröristin girdiği, yeni bir terör dalgası başlatmak üzere hazırlandıkları ve Cizre’ye de 850 civarında teröristin sızdığı konusundaki haberleri anımsattı.
“Kamuoyu sahte bir başkanlık tartışmasıyla meşgul edilirken, ülkemiz bir felakete doğru sürükleniyor” ifadesini kullanan Özdağ, dün Diyarbakır’ın Çınar ilçesindeki terör saldırısında da 6 kişinin öldüğünü ve 39 kişinin yaralandığını söyledi.
Özdağ, şunları kaydetti:
Değerli basın mensupları,
Güneydoğu Anadolu’da AKP’nin terör örgütünün önünü açması neticesinde gerçekleşen PKK yığınağını ortadan kaldırmak amacı ile başlayan polis ve jandarma operasyonları TSK’nın verdiği destek ile devam etmektedir. Güvenlik güçlerimizin başarısı için dua ediyor, Allah’tan çocuklarımızı korumasını diliyoruz. Ancak olayların gerçek boyutu konusunda AKP Hükümetinin kamuoyunu karanlıkta bıraktığının farkındayız. AKP’nin sansürünü aşan haberlerden Şırnak’a 750 PKK’lının girdiğini öğreniyoruz. Cizre’ye ise yeni 850 teröristten oluşan bir grubun sızdığı ifade edilmektedir. Kamuoyu sahte başkanlık tartışmaları ile meşgul edilirken, ülkemiz bir felaketin içine hızla çekilmektedir.
Nitekim dün akşam Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde PKK terör örgütü tarafından polis karakol ve lojmanına yapılan saldırıda birisi polis eşi, birisi 4 yaşında bir kız çocuğu, üçü Çınarlı yurttaş beş kişi ölürken, 39 vatandaşımızda yaralanmıştır. Bombalı araç ile yapılan saldırı ile eş zamanlı olarak yıkılan karakol ve ilçedeki jandarma karakoluna roketatarlar ve makinalı tüfekler ile ateş açılmıştır. Bunun nedeni yıkılan karakol ve evlerin enkazlarının altından yaralıların kurtarılmamasının engellenmesidir. Bu saldırı PKK terör örgütünün aşağılık yüzünü bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu saldırı bir kez daha PKK terör örgütünün arkasındaki sözde siyasetin aşağılık ve alçak karakterini ortaya koymuştur.Güneydoğu’da saldıran kent ve dağ eşkıyalarının elleri ne kadar kanlı ise onların bu eylemlerini meşrulaştırma çabası içinde olan Kandil siyasetçilerin de elleri o kadar kanlıdır. Arkalarındaki kaleşnikofların gölgesinde siyaset yapanlar Çınar’da halka ve güvenlik güçlerine saldıran eşkiyalar kadar suçludur.
Böyle aşağılık bir terör örgütü ile masaya oturup yıllarca “analar ağlamasın” diyerek siyaset yapanları da tarih affetmeyecektir. Teröristler ile müzakere yapan ve sonuçta Abdullah Öcalan ile Dolmabahçe sarayında açıklanan mutabakata varan AKP iktidarı bugün yaşanan terörün PKK ve HDP’den sonra baş sorumlusudur. Açılım sona ermesin diyerek PKK’nın kentlere silah ve bomba yığmasına müsaade eden AKP iktidarının aymazlığının bedelini şimdi halkımız ve güvenlik güçlerimiz hayatları ile ödemektedir. Şimdi gazetelerde Ocak ayı sonunda bölgede operasyonların durdurulacağı ve askerin bölgeden çekileceğini haberlerini okuyoruz. PKK terörünün yeni bir dalga ile yükselme çalışmaları yaptığı bir dönemde operasyonları durdurmayı düşünmek sadece AKP’nin bulabileceği bir çözümdür.
Değerli basın mensupları,
Güvenlik güçlerinin terör örgütü tarafından rehin alınan halkı kurtarmak için düzenlemiş olduğu operasyonları aydın sorumluluğu ile değil, örgüt dili ile eleştiren ve devlete saldıran 1128 akademisyenin yayınladığı bildiriyi Cumhurbaşkanı Erdoğan sert bir şekilde eleştirmiştir. Olması gereken de budur. Bir Cumhurbaşkanı devlete sahip çıkmalı ve savunmalıdır. Ancak, devleti sadece kendi dönemi ile sınırlı gören ve Cumhuriyetin kuruluşuna saldırmak için dönemin PKK’sını ezen yönetime “Dersim’de katliam yaptılar” diye saldıran Erdoğan, bugün devlete saldıran 1128 akademisyene yolu açmıştır. Anılan 1128 akademisyenin temsil ettiği zihniyet Açılımın akil adamlarının temsil ettiği zihniyettir. Zaten bu akademisyenler de Erdoğan’a askıya aldığı PKK ile müzakereleri tekrar başlatma çağrısında bulunmaktadır.
Değerli basın mensupları,
AKP Hükümetinin yanlış Suriye politikasının sonucunda güney komşumuzda yaşanan iç savaş ülkeyi geri dönülmez bir parçalanma noktasına getirmiştir.  Suriye’den 5 milyon insan Suriye dışına göç ederken, 10 milyonun üstünde insan da Suriye içinde yer değiştirmek zorunda kalmıştır. Suriye’den kaçmak zorunda kalan 5 milyon insanın 2 milyon 503 bin 426’sı Türkiye’ye gelmiştir. Üstelik bunlar kayıtlı olanlardır. Kayıtsız olanlar ile bu rakam daha da yüksektir.  2 milyon 503 bin 426 insan Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan gibi nüfus devi ülkeler için bile çok büyük bir nüfustur.
Türkiye gibi orta boy nüfusu ve orta boy bir ekonomiye sahip bir ülke için ise 2.5 milyon göçmen kabul edilebilir değildir. 1923-1997 arasında toplam 1 milyon 600 bin göçmenin geldiği düşünülür ise son beş senede gelen 2.5 milyonun ne anlama geldiği daha iyi anlaşılacaktır. Esasen Sayın Davutoğlu, Suriye’den göçün başladığı günlerde Türkiye için kırmızı çizginin 100 bin Suriyeli misafir olduğunu ilan ederek, Türkiye’nin taşıyabileceği yükü açıklamıştır. 100 bin bile çok büyük bir yük iken ülkemizbugün bu yükün 25 kat fazlasını AKP’nin akıldışı Suriye politikasının sonucunda omuzlamak zorunda kalmıştır. Esasen, Davutoğlu, 100 bin mülteci kırmızı çizgimizdir derken çok samimidir. Çünkü Davutoğlu, kısa zaman içinde Şam’da Esad rejiminin yıkılacağını ve kendisinin de Erdoğan ile birlikte Müslüman Kardeşler ile birlikte  Şam’da Emevi  Camii’nde Cuma namazı kılacağını hesaplamıştır. Ancak yanılmışlardır. Bu yanılgının bedelini Türkiye ödemektedir.
Suriye’den gelen nüfus Türkiye üzerinde olağanüstü büyük ekonomik ve politik bir yük oluşturmaktadır. Şu ana kadar bu nüfus için harcanan paranın hesap edilebilir olanı 8 milyar Dolardır. Türkiye gibi bir ülke için bu çok büyük bir harcamadır. 8 milyar Dolar ile yapılabilecek hizmetlerin büyüklüğü ortadadır. Üstelik gerçek harcamalar sivil toplumdan gelen ve hesaplanamayanlar ile birlikte 8 milyar doların çok üstünde olduğu gibi, mali maliyetlerin dışında toplumumuzun üstüne büyük maliyetler binmiş durumdadır.
Türkiye’nin omuzlarına binen maliyet sadece ekonomik değildir. Bir anda gelen 2.5 milyon kişi aynı zamanda ülkemizin demografik dengeleri üzerinde tahripkar etkiler yaratmıştır. Akıl ile yönetilen hiçbir devlet yönetimi yurttaşlarını böyle göz göre göre büyük bir tehlikenin içine atmaz. 2.5 milyonluk dev göçmen dalgası, Suriye iç savaşını da ülkemize taşımıştır. Türkiye, sadece Suruç, Diyarbakır, Ankara ve İstanbul’da gerçekleşen kitlesel kıyımlarda Suriye iç savaşının etkilerini yaşamakta kalmamakta,  ülkemizin sokaklarında Suriye iç  savaşının uzantısı olan infazlar gerçekleştirilmektedir.
Değerli basın mensupları,
Suriyeli misafirlerin durumuna Allah kimseyi düşürmesin. Ülke, şehir, aile, komşu ve iş kaybederek dilini bilmediğin bir ülkede hayata sıfır noktasının altında başlamasının ne kadar hüzünlü bir süreç olduğunu tahayyül etmek bile zordur. Türkiye’ye gelen Suriyelilerin çok önemli bir bölümü yapılan bunca harcamaya ve fedakârlığa rağmen çocuklarının ve kendilerinin yaşamlarını tehlikeye atarak Türkiye’den Avrupa ülkelerine kaçmaktadırlar. Bu aynı zamanda kalanların büyük ölçüde mutsuz, yolunu bulamadıkları için kalan ve patlamaya hazır bir grup olduğunu göstermektedir.
Değerli basın mensupları,
AKP Hükümetinin yapması gereken Suriye’de bir an önce barışın sağlamamasının koşullarına katkıda bulunmak iken, Erdoğan, Aralık 2015’de Esad rejimi de içinde olduğu için Irak, İran, Rusya ve Suriye’nin kurduğu koordinasyon merkezine katılmayı reddetmiştir. Özetle, AKP Hükümetinin gerçekleştirmesi mümkün olmayan Esad’ı devirme politikası hala devam etmektedir.
Değerli basın mensupları,
Avrupa Birliği ile yapılan Geri Kabul Anlaşması çerçevesinde AKP Hükümeti 3 milyar Avro karşılığında 530 bin mülteciyi daha ülkemize almayı kabul etmiştir. Neticede Türkiye, Dünyada en fazla mülteci bulunduran ülke konumuna gelmiştir. Tekrar ediyorum. Türkiye, dünyada en fazla mülteci bulunduran ülke konumuna bir  kaç sene içinde AKP’nin akıl dışı politikalarından dolayı gelmiştir. AB’de Türkiye’yi bir tampon ülke, bir mülteci deposu olarak kullanmak istemektedir.
Şimdi iktidarın yeni bir akıl dışı politika izlemeye karar almıştır. Suriyelilere Türkiye’de çalışma izni verilmiştir. Türkiye gibi TUİK verilerine göre % 10.4 işsizliğin olduğu bir ülkede Suriyelilere çalışma izni vermek kendi işsizlerinizi ebediyen işsizliğe mahkum etmektir. Bu adım işsiz yurttaşlarımızın bundan sonra iş bulma imkânlarına ağır bir darbe indirecektir.  Ancak asıl mesele bu adımın Suriyelilere yurttaşlık verilmesinin ilk aşaması olmasıdır. AKP, yeni bir oy deposu olarak gördüğü Suriyelileri Türkiye için ortaya çıkaracağı güvenlik sorunları başta olmak üzere bütün sorunlarına rağmen yurttaşlığa almanın alt yapısını hazırlamaktadır. Özetle, akıl dışı başlayan Suriye politikası akıl dışı bir çizgide istikrar içinde ilerlemektedir.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Porno Gratuit Porno Français Adulte XXX Brazzers Porn College Girls Film érotique Hard Porn Inceste Famille Porno Japonais Asiatique Jeunes Filles Porno Latin Brown Femmes Porn Mobile Porn Russe Porn Stars Porno Arabe Turc Porno caché Porno de qualité HD Porno Gratuit Porno Mature de Milf Porno Noir Regarder Porn Relations Lesbiennes Secrétaire de Bureau Porn Sexe en Groupe Sexe Gay Sexe Oral Vidéo Amateur Vidéo Anal