betexper
ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü Ocaklarıdövizakpchpmhp
DOLAR
8,7669
EURO
10,3284
ALTIN
492,75
BIST
1.401
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Parçalı Bulutlu
24°C
Pazar Az Bulutlu
26°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
25°C
Salı Parçalı Bulutlu
22°C

“TERÖRLE MÜCADELE PARANTEZ İÇİNE ALINAMAZ”

“TERÖRLE MÜCADELE PARANTEZ İÇİNE ALINAMAZ”
26.01.2016
0
A+
A-

1997’den bu yana ilk kez MHP’nin grup toplantısında Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin yerine bir başka partili konuştu.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, anjiyo olan Bahçeli’nin yerine partililere hitap etti.

oktay-vural-yillarin-ihmal-ve-tavizleri-8099223_5423_m

TOPLANTI TALİMATI BİZZAT BAHÇELİ’DEN

MHP Grup Başkanevekili Oktay Vural, konuşmasının başında Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin önceden plananlandığı üzere 15 Ocak’ta başarılı bir operasyon geçirdiğini söyledi. Bahçeli’nin istirahatinin sürdüğünü söyleyen ve en kısa sürede görevinin başına dönmesini beklediklerini kaydeden Vural, 5 Ocak’tan bu yana yapılamayan grup toplantısının da bizzat Genel Başkan’ın talimatı üzerine yapıldığını hatırlattı.

“KISA ZAMANDA ARAMIZA KATILACAK”
Devlet Bahçeli’nin daha önceden planlanmış bir tedavi süreci gerçekleştiğini aktaran Vural, “Kısa zaman içinde aramıza katılacak olan genel başkanımızın istirahati şu an itibariyle devam etmekte. Bu döneme parti çalışmalarını ülke gündemini takip etmekte ve parti çalışmaları sürdürülmekte.” diye konuştu.
MUSTAFA KOÇ, KAMER GENÇ VE CENGİZ AKYILDIZ’I UNUTMADI
Vural, konuşmasının başında Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, eski CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve MHP’li Cengiz Akyıldız’a taziyelerini bildirdi, yakınlarına başsağlığı diledi.
Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Sayın Oktay Vural’ın
TBMM Grup Toplantısı’nda Yaptığı Konuşma.
26 Ocak 2016
MHP'de 19 Yıl Sonra Bir İlk! Grup Toplantısında Bahçeli Yerine Vural Konuştu
Değerli Milletvekili arkadaşlarım,
Muhterem Misafirler,
Sayın Basın Mensupları,
En son 5 Ocak 2016’de Meclis parti grup toplantımızı gerçekleştirmiştik.
Bu toplantıda sözün sahibi Sayın Genel Başkanımız ülke ve dünya meselelerini detaylarıyla paylaşmıştı.
Arkasından Sayın Genel B0aşkanımızın daha önceden planlanmış bir tedavi süreci gerçekleşti.
Bildiğiniz gibi Genel Başkanımız 15 Ocak’ta çok şükür son derece başarılı bir operasyon geçirmiştir.
Kısa zaman içinde aramıza katılacak olan Genel Başkanımızın istirahati şu an itibariyle devam etmektedir.
Bu dönemde parti çalışmalarını, ülke gündemini takip etmekte ve parti çalışmaları sürdürülmektedir.
Bizzat Genel Başkanımızın talimat  ve tensipleriyle düzenlediğimiz bugünkü grup toplantımızda Türkiye’yi yakından etkileyen ağır meselelerle ilgili kanaatlerimizi ifade edeceğim.
Aziz milletimize Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin selamlarını, muhabbetlerini arz ediyorum. Bu vesileyle sağlık dileklerini paylaşan siyasi parti temsilcilerine, devlet ricaline, kültür, sanat, spor, iş, sivil toplum çevrelerine MHP Grubunun teşekkürlerini sunuyorum.
Hepinizin huzurunda Sayın Genel Başkanımıza sağlık ve afiyet diliyor, sözün sahibini heyecanla beklediğimizi belirtiyor, katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Değerli Milletvekili arkadaşlarım,
Ülke gündeminde yer alan konular hakkında partimizin tespitlerini paylaşmadan önce Cumhuriyet Türkiye’sinin kalkınmasına, rekabet gücüne önemli katkılar sağlamış,  Türkiye’ye devasa kurumlar kazandırmış, bir ifade ile Türk ekonomisinin KOÇBAŞI olmuş KOÇ topluluğunun yönetim kurulu başkanı Sayın Mustafa Koç’a Allah’tan rahmet diliyor, ailesine ve KOÇ çalışanları ile milletimize başsağlığı diliyorum.
Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisinde uzun dönem milletvekilliği yapmış, Meclis başkanvekilliği yapmış Sayın Kamer Genç’e de Allah’tan rahmet, ailesine ve CHP camiasına başsağlığı diliyorum.
26 Ocak 2014 tarihinde, 2 yıl önce bugün İstanbul Esenyurt İlçe Seçim Koordinasyon Merkezi’mizin açılışı sırasında uğradığı hunhar saldırı sonucunda şehit olan Yusufiyeli Cengiz Akyıldız kardeşimize de Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Mekanı cennet olsun.
Sayın Milletvekili arkadaşlarım,
Maalesef 2016 yılında da hem terör, hem bölücü talepler hem de milli güvenlik ve menfaatlerimiz haleldar eden gelişmeler hız kazanmıştır.
Pazar günü Şırnak’ın Cizre ilçesinde terör örgütü PKK mensuplarına yönelik operasyonda şehit düşen Topçu Üsteğmen Uğur Taşçı’nın berzah alemine yolculuk törenine de İstanbul’da katıldık. Şehidimize Allahtan rahmet şehidimizin ailesine başsağlığı diliyorum.
22 Temmuz 2015 tarihinden bugüne kadar 135 askerimiz, 105 polisimiz ve 5 korucumuz olmak üzere 245 şehidimiz vardır. 2016 yılında şu 26 gün içinde 17 polisimiz, 14 askerimiz ve 1 korucumuz olmak üzere toplam 32 şehidimiz vardır.
Terör örgütüne karşı güvenlik güçlerimizin yürüttüğü mücadele muhakkak başarıya ulaşacak ve bölücü terör örgütü bertaraf edilecektir. Bun inancımız tamdır. Yeter ki yine gaflete düşülmesin, yeter ki devleti yönetenler yine uyumasın.
Yılların ihmal ve tavizleri milletimize pahalıya mal olmuştur.
Sayın Cumhurbaşkanı 24 Ocak’ta Kayseri Ticaret Odası 120’nci Onur Yılı programında bakın aynen şunları söylemiştir:
 “Müttefikimiz, dostumuz, ortağımız dediğimiz devletlerin de aralarında bulunduğu kimi ülkeler, ısrarla terör örgütünün gerçek yüzünü görmüyor, görmek istemiyor. Hem de bizimle başabaş oturduğumuzda, konuştuğumuzda, ne demek tabii ki ismini vermeyeceğim, bölücü terör örgütü, ‘Evet bu bir terör örgütüdür’ diyor. Madem böyledir o zaman çık açıkça tavrını koy.”
Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sözlerin üzerine bir de akrep kurbağa hikâyesi anlatarak, “akrebin yapısı bu eninde sonunda zehirini akıtır”  diyerek terör örgütlerinin de eninde sonunda akrep gibi olduğunu ısıracağını söylüyor.
Sayın Cumhurbaşkanının bu tespitlere gelmiş olmasından memnuniyet duyduğumuzu ifade etmek isterim.
Keşke Sayın Cumhurbaşkanı 7 Haziran’a kadar “ısrarla terör örgütünün gerçek yüzünü” görmeyenleri, “terör örgütüne karşı kimin tavır koymadığını” da belirterek iğneyi kimlere batırmamız gerektiğini de açık yüreklilikle paylaşsaydı.
Şüphesiz Sayın Cumhurbaşkanın çözüm ve açılım sürecinin maliyetinin geldiği bu safhayı değerlendirirken yeniden aynı gaflete, sözde açılım ve çözüm süreci bataklığına saplanmamamız gerektiği dersini de çıkarmış olduğunu düşünmek isteriz.
Yabancı ülkelerin terörle mücadelemize yönelik desteklerinin olmamasından şikâyet ederken, bu ülkeler iyi güzel de bu terör örgütü ile müzakere süreci başlatan, muhatab alan, güvenlik eksenli politikalar artık netice vermiyor, siyasi çözüm gerekir diyen sizler değil miydiniz derse ne denilecektir?
Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Kayseri Ticaret Odasındaki esnafımızın, muhtarlarımız aziz milletimizin tamamının Terörle mücadele iradesi tamdır. Bundan şüphemiz yoktur. Ancak bu iradeyi kaybettiğimiz yer Kayseri değildir. Vatanımız hiçbir köşesi değildir. Muhtarlarımız değildir.
Bu iradenin kaybedildiği yer Habur’dur, Oslo’dur, 1 Ağustos 2009’da başlatılan açılım sürecidir, İmralı’dır, Dolmabahçe’dir.
Keşke akrep kurbağa hikâyesi, terör akrebinin gün gelip el sıkıştıklarının elini sokacağı, OSLO’da, İmralı’da hatırlansaydı. Vatandaşımız akrebin elini soktuğunu biliyor da bu akrebi kim korudu, kim kolladı? Bunları da hatırlamak gerekmez mi?
Oslo’da İmralı’da Dolmabahçe’de PKK’nın yol haritasını milletimize baldıran zehiri olarak içiren kimdi, bu akrebin milletimizi zehirlemesine yol açan kimlerdi?
Şimdi ben milletime sormak istiyorum:  “analar ağlamasın”  diyerek İmralı’daki akreple görüşmelerin başladığını ilan eden kimdi?
Öcalan dediğiniz adam için bebek katili falan deniyor ama şunu da söylemek lazım… Öcalan’ın Nevruz’da uzattığı eli havada bırakırsak bunun vebali altında kalırız”  diyerek teröristbaşını öven akileye akıl danışan ve bu İmralı’daki akrebe elini uzatan kimdi?
“PKK bir terör örgütü değildir… Öcalan’a terörist demek, denize ‘göl’ demek gibi bir şey..” diyerek PKK’yı aklayanlar kimin yandaş yazarı?
“Abdullah Öcalan’ın mesajları bizim de düşüncelerimiz” diyen yıkımdan sorumlu bakan kimin bakanıydı?
“Dağa çıkışlar eskiye oranla daha nitelikli hal aldı, “Öcalan’ı da zor duruma düşürdüğünüzü bilmiyorsunuz. Siz kimin sözcülüğünü yapıyorsunuz da Öcalan’ı itibarsız hale getirmek istiyorsunuz?”
“Öcalan’a sayın demeyi ve PKK bayrağı açmayı suç olmaktan çıkardık” diyen kimin başbakan yardımcısıydı?
“PKK ve IŞİD terör örgütü değil politik hareketlerdir” diyen milletvekilleri bugün hangi partinin sıralarında oturuyor?
“PKK Kürdistan için silah kullanabilir” diyen vekil kimin vekili?
“Öcalan kendi halkının önderi” diyerek teröristbaşını Kürtlerin temsilcisi olarak gösteren,  öven akil adamı görevlendiren kim?
“Analar ağlamasın” edebiyatıyla çözüm süreci adı altında PKK’nın şehirlere dolmasına, anaları ağlatmasına göz yumarken bu akrebin bu milleti sokacağı bilinmiyor muydu?
PKK’nın meşrulaştırılması için PKK’nın propagandasına hizmet etmek için Heyeti Nasihalar oluşturulurken bu terör akrebinin milleti zehirleyeceği görmeyen kim?
Bugüne kadar Terör örgütünü muhatap alarak, onlarla görüşerek,  terör örgütünün talepleri doğrultusunda yasalar çıkararak terörü meşrulaştıran, teröristleri cesaretlendiren, bu terör akrebinin bünyemizi zehirlemesine yol açan kim?
-Askeri kışlasına, polisi binasına mahkum ederken teröriste sokakları, meydanları, belediyeleri terk eden siyaset taciri kim?
PKK’nın silah stoklamasına, alan hâkimiyeti kurmasına, şehirleri ele geçirmesine göz yuman kim?
Ancak, yaşananların “kandırıldık” denilecek ve üstü örtülecek basit bir ihmalin sonucu olmadığı ortadadır.
İyi ama bunca badirenin ve daha da önemlisi kahraman güvenlik güçlerimizin can kaybının bir sorumlusu olmalıdır. Bunca meşakkattin bir müsebbibi olmalıdır.
Siz şehit haberlerinin yürekleri dağladığı bu ortamda Hükümet tarafında bu utanma arlanma hissi görüyor musunuz? Ben görmüyorum.
Siz, terörün sokaklarda cirit attığı, kimin nerede canlı bomba olarak kendisini patlatacağının bilinmediği bu kaosta hükümet üyelerinde bir mahcubiyet ve öz eleştiri görüyor musunuz? Ben görmüyorum.
Siz, her rezaleti “kandırılmış” olduklarına bağlayan vicdan tutulması dışında Allah ve millet huzurunda sorumluluklarını üslenip hesaba hazır olduğunu açıklayan bir ahlak adamı görüyor musunuz? Ben görmüyorum.
Sayın Milletvekilleri,
Aslında herşey zamanla ortaya çıkıyor. PKK ile görüşmeyiz diyerek bunu şeref ve haysiyet iddiası yapanlar sonra görüştüğünü itiraf etmek durumunda kalmışlardı.
Maalesef Türkiye bu süreç içinde vahim hatalar yapmış ve bu hatlar bir bir ortaya çıkmıştır. Oslo çıktı, İmralı’nın bir kısmı çıktı.
Şimdi de İmralı Tutanaklarının Avrupa basımı yayınlandı.
Bazı gazeteler bu tutanaklardan akla durgunluk veren pasajlar yayımladı.
Mesela bu tutanaklara göre Erdoğan, Başbakan iken HDP’li bir siyasetçiye diyor ki;
“Bana ne yapacağımı soruyorsun, söyleyeyim. Her şeyi yapacağım. Bir zamanı var ve bu konuda Apo ile anlaştım.” İddia bu!
Bizim İmralı canisi dediğimiz, sizin ise Apo diyerek seslendiği bebek katiliyle ne konuşulmuştur? Hangi konularda anlaşılmıştır?
Çıkın bunları Türk milletiyle paylaşın. Eğer bunlar doğru değilse bunları yalanlayın ve yayınını durdurmak için girişimde bulunun.
Meğerse AKP, İmralı canisine örgütünü yönetme konusunda icazet vermiş, göz yummuş.
Tutanaklardan bu anlaşılmaktadır.
Bu tutanaklara göre Hükümet adına konuşan Kamu Güvenliği Müsteşarının konuşmaları göstermektedir ki; Bugün PKK ile mücadele eden AKP hükümeti değil güvenlik bürokrasisidir.
Bu tutanaklarda Kamu Güvenliği Müsteşarının teröristbaşıyla yaptığı konuşmada, AKP hükümetinin müzakereden yana olduğundan, buna mukabil güvenlik bürokrasisinin baskısından söz edilmektedir.
Öcalan’a aktarmak istediği üç hususun olduğunu söyleyen Müsteşar,   aynen şunları ifade ediyor:
 “Ben burada son çıkarılan çerçeve yasayla birlikte müzakerenin görevlisiyim. Güvenlik güçlerinin hükümet üzerine baskısı var.”
“Bir, çözüm sürecinin ruhuna aykırı olan gelişmeler var. İki, güvenlik güçlerinin operasyonel süreçlerine hükümet direnç gösteriyor. Üç, önümüzdeki toplantı için buraya İzleme Heyeti de gelecek.”
Müsteşar burada gerçekten çok önemli bir şey söylemektedir:
Güvenlik güçleri PKK’ya karşı operasyon yapmak istemiş ama Hükümet buna direnç göstermiş.
AKP hükümeti PKK’yla mücadele edelim diyen güvenlik bürokrasisinin elini kolunu bağlamış.
Bugün gelinen noktada kimin sorumlu olduğunu şimdi görebiliyor muyuz?
PKK’nın silah stoklamasına göz yumanlar, valilere operasyon izni vermeyenler, güvenlik güçlerinin operasyon yapmasına da direnmişler.
Bir yandan hendekleri kapatmakla PKK’yla mücadele ettiklerini söyleyenler öbür yanda teröristbaşıyla İmralı’da  “Demokratik özerkliği”  “Kamu güvenliğini” “Yerel özerkliği, “Kürt reformasyonunu”  kumu güvenliği müsteşarlığı vesilesiyle pazarlık konusu yaptıkları ortaya çıkmıştır.
 oktay_vural_sert_konustu_h70267.jpg
Sayın Milletvekili arkadaşlarım,
Yalçın Akdoğan “Burada bir takım görüşmeler deniliyor. Örgütle, İmralı ile görüşmeler yok. Bu tarz haberleri tamamen algı için yapıyorlar. Yürekleri varsa Öcalan’ın onların ne kadar çapsız ne kadar beceriksiz olduğuna dair sözlerini de anlatsınlar.” Diyerek PKK’yla görüşmenin olmadığını söylemektedir.
2010 yılında PKK’yla görüşmediklerini söyleyenlerin kokusu 2012 yılında çıkmış, PKK’yla görüştüklerini bizzat dönemin başbakanı itiraf etmişti.
Bunun da kokusu yakında çıkar.
Akdoğan hem “görüşme yok” diyor, hem de “Yürekleri varsa Öcalan’ın onlara dair sözlerini de anlatsınlar” diyerek sirkatin söylüyor.
Şıracının şahidi bozacı. Bu ülke Bir başbakan yardımcısının Terörisbaşını şahit gösterdiği günleri de görmüş oldu böylece.
Öyle ki,  Çözüm ortakları HDP ve AKP teröristbaşına birbirlerini gammazlayacak kadar, birbirlerinin dedikodusunu yapacak kadar vıcık vıcık bir ilişki içindeler.
Değerli milletvekili arkadaşlarım,
Muhterem katılımcılar,
Türkiye çok kritik bir süreçten geçmektedir.  AKP hükümetinin yanlış politikalarının Türkiye’yi getirdiği nokta vahim bir hal almıştır.
Daha önce AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı PKK’nın siyasi uzantılarının kongresinde PKK marşıyla ayağa kalkmıştı, önceki gün de PKK’nın siyasi uzantısı partinin kongresinde ANA Muhalefet partisinin Genel Başkan Yardımcısı PKK marşı eşliğinde saygı duruşunda bulunur vaziyettedir.  PKK’nın siyasi uzantılarının kongrelerinde iktidarı, ana muhalefeti saygı duruşunda bulunmaktadırlar.
AKP ile CHP arasında adeta bir bayrak yarışı vardır. Biri Kürt sorunu diyor diğeri de altta kalmıyor Kürt sorunundan bahsediyor. AKP güvenlikçi politikalarla çözülmez demişti, şimdi CHP bu bayrağı taşıyor. AKP yerel yönetimlere özerklik şartını dile getiriyor, CHP’de özerklik şartı ile ilgili çekince ve beyanları kaldıracağız diyor. İkisinde de milli kimlik, milli devlet hassasiyeti yok. Bütün bu süreçler hangi üst aklın eseridir diye sormamız gerekmez mi?
Hergün gelen şehitler, PKK’nın ve siyasi uzantılarının terörü ülkenin her yerine yayarız tehditleri ve bu tehditlere papuç bırakarak vilayet merkezlerini taşımayı çözüm gören bir iktidar manzarasıyla karşı karşıyayız.
AKP hükümetinin PKK bölücü terör örgütüyle kurduğu masaların, verilen tavizlerin sonucu bu süreçte PKK cesaretlenmiş, şehirlere yerleşmiş, şehirleri bombalarla hendeklerle, militanlarla doldurmuş, devlete meydan okur hale gelmiştir.
Dün Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında Hükümet sözcüsü Sayın Kurtulmuş “Terörle mücadele parantezinin etkin bir sonuç alınarak kapatılmasını arzu ediyoruz. Silopi’de olumlu bir sonuç alınmıştır. Ama Silopi’de bu parantez kapandığına göre telafi ve restorasyon çalışmaları yapacağız.” Demiştir.
Çözüm ve açılım sürecinin kirlettiği ilçelerimizde güvenlik güçlerimizin verdiği mücadele bir destandır. Her yerde devlet ve kanun hâkimiyeti, sağlanmalıdır.
Ancak terörle mücadeleyi bir aç parantez, kapa parantez olarak ele almak aymazlıktır. Terörle mücadele anlık değildir. Terörle mücadele PKK terör örgütü bertaraf edilinceye kadar devam etmeli ve alan hâkimiyeti sağlanarak buralarda terörist unsurların bir daha yer almamasına yönelik tedbirler alınmalıdır.
Önleyici bir terörle mücadelenin sürdürülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede bölge halkının tüm ihtiyaçlarını karşılayacak tedbirler, güvenlik şemsiyesi altında alınmalıdır.
Sayın Milletvekilleri,
Aziz milletimiz her şeyi bilmelidir. Bütün bunların unutulmasına izin veremeyiz. Unutmamalıyız ki ders alalım tekrar yanlış yapmayalım. Şüphesiz herkes yaptığından veya yapmadığından sorumludur. Şimdi bütün tesbitleri yaptıktan sonra terörle mücadele konusunda ortaya konan iradenin akamete uğratılmadan devam etmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Peygamber efendimiz bir hadislerinde “Mü’min aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz” “Yani müslüman ferasetli olmalı, uyanık olmalı, aynı tuzağa iki defa düşmemeli” diyerek hepimizi uyarıyor.
Bu bakımdan terör örgütüyle mücadele yeni bir çözüm, müzakere süreciyle kamete uğratılıp bölücü terörün ve bölücülüğün çözüm olarak milletimizin tekrar dolaptan çıkarılıp önümüze konulmasına izin vermemek gerekir. Yani şunu diyoruz: Dolaba koyduğunuz çözümü, alınız tarihin çöp kutusuna atınız.
Gerek ABD Başkan yardımcısının çözüm süreci hakkında söyledikleri, gerekse AB ilerleme raporunda çözüm sürecine yapılan atıflar kimi AKP sözcülerinin müzakere ve çözüm süreci hakkındaki ifadeleri, parantez için aldıkları terörle mücadeleden sonra yeni bir sürece verilme konusunda ip uçları vermektedir.
Bu bakımdan Sayın Cumhurbaşkanının 20 Ocak’ta “terör örgütü, uzantıları ile asla görüşme olmaz” dedikten 2 gün sonra terör örgütünün siyasi uzantısı partinin tescillisi ve Türk milleti dememek için yemin etmeyen Leyla Zana’yı kabul edeceğini ifade etmesi çözüm sürecinin ısıtılma çabalarının bir yansıması olduğunu düşünüyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanı Türk Milleti dememek için ısrarla yemin etmekten kaçınan birini Türk milletinin birliğini temsil eden bir makama çağırıp ne görüşeceksiniz. Buradan Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum. Gelin bundan vaz geçin. Türk milletini red eden biz zihniyetin 16 Türk devletinin forsunun yer aldığı makamda işi olamaz. Gelin sözünüzde durun terör örgütü uzantılarıyla görüşmeyin.
Burada bir hususa daha değinmek istiyorum. Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanı, ismini vermeyeceğim diyerek terör örgütünün ismini vermekten kaçıyor?  Neden?
Bu ülkede bölücü bir terör vardır ve bu terör örgütü İmralı’daki çözüm ortağının talimatlarıyla askerime polisime kurşun sıkan PKK’dır. PKK Kürt kökenli kardeşlerimizin de bir numaralı düşmanıdır. Bunun adını koymak lazım. PKK bölücü, millet ve din düşmanı bir aşağılık terör örgütüdür. NOKTA
Sayın Milletvekilleri,
Malumlarınız olduğu üzre terörle mücadele sürecinde devleti planlı, kıyım sürgün yapmakla suçlayan sözde akademisyenler bildirisine  MHP olarak tavrımız ortaya koymuştuk. Maalesef bu süreç içinde gerek bu sözde aydınların gerekse devletimizi yönetenlerin gafleti, ihanete varan gafletinin bedelini  ödüyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanı çeşitli konuşmalarında haklı olarak bu akademisyenleri eleştirmiş ve son olarak da 1128 bildirgeci sözde akademisyenlere yine bu konuşmasında “akademik terörün aktörleri” demişti.
Bu ihanet bildirgesini imzalayan sözde akademisyenlere karşılık 2577 vatansever Akademisyen ve 1178 STK temsilcisi tarafından imzalanan “Vatansever Türk Aydınları”  bildirisi tüm gerçekleri ortaya koymuş, gerçek manada Türk milletini aydınlatma görevini yerine getirmişlerdir.
Bakınız bu aydın bildirisi hangi tesbitleri yapıyor.
“Türk milleti ve devleti, tarihimizdeki en ağır saldırılardan biriyle yüz yüze. Türk milletinin birliğini ve Türk devletinin bekasını yürekten savunanların, çözülmeye yol açacağını ikaz ve ihtar ettiği “Çözüm Süreci” boyunca şımartılan PKK terör örgütü, şehir ve mahallelerimizi işgale teşebbüs cüretini göstererek milli varlık ve birliğimize açıkça meydan okuyor. ….. İçinde tek doğru cümle bulunmayan iftira manifestosu, üniversite tarihimize sürülmüş kapkaranlık bir lekedir. Bu zevat arasında yer alan bazı kişilerin daha düne kadar, “çözüm sürecin”nde devleti yönetenlerin aklına danıştıkları kişiler oluşu da bir ibret vesikası olarak tarihe geçecektir. “Barış” gibi ilkeleri, terörü mazur ve meşru göstermek arzusuyla kirli namlulara sürenler, öncelikle insanlığın ulvi değerlerini katlediyorlar.
… Cenab-ı Allah’ın izniyle bu ateş çemberinin de parçalandığını göreceğiz. Yeter ki devletimizi yönetenler, ihanet pusularında mücadele azimlerini yitirmesin, bir daha asla, terör örgütü ve uzantılarıyla bir çözüm arayışına girmesinler. “
Şimdi MHP grubundan Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakana sesleniyorum. Sözde akademisyenlerin ihanet bildirisine koyduğunuz tepki kadar vatansever akademisyenler de desteğinizi ifade etmenizi bekliyoruz. Aziz milletimize bağlı aydınlara da sahip çıkınız. 1128 sözde aydının özde ihanet bildirisine karşılık 2577 vatansever Türk aydının bildirisine sahip çıkıyor musunuz? Destekliyor musunuz? Bu vatansever aydınların yanında yer alacak mısınız? Bizler bu bildirinin altına imzamızı ve irademizi ortaya koyuyoruz: Ya siz? Siz ne yapacaksınız? Hodri meydan.
Sayın Milletvekilleri,
Devletimiz ve milletimiz bir beka tehdidiyle karşı karşıyadır. Şüphesiz terörle mücadele önemlidir ama unutulmasın ki karşımızdaki tehdit bölücülüktür. Terör sadece bir araçtır. Siyasi çözüm arayışlarının hedefinde milletimizin ve devletimizin birliği ve bütünlüğü vardır.
Ülkemiz son zamanlarda büyük ve amansız bir cenderenin içine sıkıştırılmaya çalışılıyor.
Türkiye diplomatik, silahlı, siyasi amansız bir saldırıyla karşı karşıyadır.
İçeride ve dışarıda milli menfaatlerimizi haleldar edecek girişimler giderek artmaktadır.
Bir yandan bölücü terör örgütü PKK saldırılarıyla ülkemizin huzurunu güvenliğini tehdit ederken,  öbür yandan akademisyen kisvesi altında bölücü terör örgütünün değirmenine su taşıyanlar türemiştir.
Dünün müstemleke aydınları, bugünün Küresel güçlerin kiralık kalemleri,  PKK muhipleri dün olduğu gibi bugün de devrededir.
Dün büyük güçlerin büyük düşlerini bugün onların taşeronları hayata geçirmek için saldırıya geçmiş durumdalar.
Ancak buradan vatandaşlarıma sesleniyorum; Emin olun ki, Milletimizi şu günlerde naçar bırakan ve bu şekilde giderse vatanı, milleti, devleti büyük felaketlere sürükleyecek olan bu amansız saldırılara karşı koyacak en büyük güç, milli şahsiyet, milli irade – milli mefkûre,  milli ruh yani Milliyetçi Harekettir.
Bizler bugüne kadar başka başkentlerden, yabancı devlet adamlarından değil,   milli mücadelenin yürütüldüğü, cumhuriyetin inkişaf ettiği, milletin kalbi olan başkent Ankara’dan, yalnızca Türkiye Büyük Millet Meclisinden direktif aldık yine aynı şekilde yolumuza devam ediyoruz.
Ancak ne esef vericidir ki,  siyasi ömürlerini hep bu milletin değerleriyle bu milletin egemenliyle kavgalı geçiren siyasi partilerin temsilcileri,  yine Türkiye’nin meselelerini yabancı devlet adamlarıyla kurulan sözde çözüm süreci masalarında aramak için, bize yabancı çözümleri dayatanların yuvarlak masasına dahil olmak için koşa koşa gitmişlerdir.
Değerli milletvekilleri;
Türkiye’yi ziyaret eden devlet adamları zaman zaman parlamentoda temsil edilen partilerden randevu talep ederek görüşme talep etmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi de bu görüşmelerde Türkiye’nin milli menfaatlerini ilgilendiren hususlarda görüş ve düşüncelerini ifade etmektedir.
Bildiğiniz gibi ABD Başkan Yardımcısı BİDEN de 22-23 Ocak tarihlerinde Türkiye’ye geldi.
Bazı vekillerle görüşme talebinde bulundu yine bu çerçevede ABD başkan yardımcısı Sayın Joe Biden’in bizimle bir görüşme talebi olmuştur.
Ancak bilahare bu talebin gerçekleştirileceği zemin, muhtemel konusu ve diğer siyasi partilerin temsil profili nedeniyle görüşmeye katılmayacağımız muhataplarına bildirilmiştir.
Türkiye’nin meselelerinin Yabancı bir devlet adamının etrafında, yapısı ve zihniyeti belli temsilcilerle konuşulmasını doğru bulmadığımızı söyledik.
Böyle bir yuvarlak masanın MHP’nin temsil ettiği siyasi düşüncesine, duruşuna uygun olmadığını da yine dile getirdik.
Bağımsız ve egemen Türk milletini temsil eden bir parti olarak yabancı bir devlet başkanının başkanlığında toplantı yapılmasını uygun görmediğimizi bunun yanında dileyen ve isteyen herkese partimizin düşünce ve politikasını ilk elden anlatabileceğimizi de ifade ettik.
Eğer BİDEN’le birebir bir görüşmede bulunmuş olsaydık; kendisine şu can alıcı soruları soracağımız ifade etmiştim.
İŞİD’e karşı ortak mücadele edilirken PKK’ya karşı neden ortak bir mücadele sergilenmemektedir?
Terörle mücadelede Türkiye’nin yanında yer aldığını söyleyen bir ülkenin PKK’nın uzantısı PYD’ye silah yardımı yapması müttefiklik anlayışına uymakta mıdır?
Irak ve Suriye’de Türkmen varlığını, siyasi ve hayatı varlığını göz önüne almayan politikaların neden ABD tarafından desteklenmektedir?
Türkiye’nin Başikada bulunmasına tepki gösteren, bizim orada bulunmamızı sorgulayan Biden’e yine şunu sorardım:  Türkiye’nin birkaç yüz kilometre ötesinde bulunan Başika’da ne işi var diyenler, onbinlerce kilometre ötedeki Irak’ta ne işi olduğunu açıklamak zorundadır?
Biden’e son sözüm de şu olurdu: Türkiye’nin Kürt vatandaşlarıyla sorunu yoktur. Türkiye Bölücü terör örgütü PKK’yla mücadele etmektedir.  Türkiye’de Kürdistan diye bir yer yoktur, olmayacaktır da!
Değerli milletvekilleri;
ABD başkan yardımcısı BİDEN’le malum vekillerin, cumhurbaşkanı ve başbakanın görüşmeleri ve oradan çıkan mesajlar, aslında  milletimizle yürüyor gibi yapıp uluslararası projelerin payandalığına soyunanları  açıkça gözler önüne sermiştir.
Medyaya yansıyanlardan, yapılan konuşmalardan anlaşılmaktadır ki MHP bu davetle ilgili duruşunda da yine doğru bir tavır sergilemiş, haklı çıkmıştır.
Hatırlarsanız, 17 Ağustos’ta Teröristbaşı Cemil Bayıkın “ABD’nin Türkiye ile aramızda arabuluculuk yapması gerektiği çağrımı yineliyorum.” Sözü hafızalardadır.
Yine sözde akademisyenlerin 15 Ocak’taki 2016 ihanet bildirisiyle “Kürt siyasi iradesinin taleplerinin müzakeresi için ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcileri”  davet etmesi üzerine BİDEN’in bu ziyareti oldukça manidardı.
Bu görüşmelerin içeriğine ve görüşülen kesimlerin düşünce yapılarına bakıldığında orada Tıpkı PKK gibi özerkliği savunanlar vardır.
Orada PKK’yı terör örgütü olarak görmeyen, AKP, CHP’li ve terör örgütünün siyasi uzantısı partinin milletvekilleri bulunmaktadır.
Orada 18 Mayıs 2015’de Barzani ABD’ye geldiğinde “ Müsterih ol Kürdistanın kurulmasını ikimizde göreceğiz” diyen BİDEN vardır.
Böyle bir görüşmeden Türkiye’nin hayrına ne çıkabilir size sormak istiyorum?
Çünkü Başkan Yardımcısı BİDEN bu görüşmelerde PKK ile Çözüm sürecinin devam etmesinden yana olanlar arasında yeniden çöpçatanlığa soyunmuş, “Çözüm Sürecinin yeniden başlaması gerektiğini” söylemiştir.
PKK’nın arabuluculuk talebi üzerine bu vekillerle “sözde çözüm masası” kurulmuş, Erdoğan’ın buzdolabından indirmek istediği çözüm süreci BİDEN’in arabuluculuğunda derin dondurucundan çıkarılmıştır.
BİDEN Türk devletini katil olarak niteleyen sözde akademisyenlerin söylemini tekrar ederek Kürtlerin demokratik taleplerinin karşılanması gerektiğini, etnik meselelerde silahlı çözüm olmaz İrlanda gerçeği dikkate alınmalı diyerek çözüm sürecine yeniden dönülmesi gerektiğini adeta dayatmıştır.
BİDEN, PYD’nin terör örgütü olmadığını ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini söylemiştir.
BİDEN, Türkiye’nin nasıl bir anayasa yapacağına dair görüşlerini kendi başkanlık sistemlerini örnekleyerek de serdetmiştir.
Görünen o ki, BİDEN Başkanlık ve özerklik pazarlığının ön eskizlerini yapmış, PKK ile siyasal çözümcü AKP/CHP ve HDP arasında yeni bir kanal açmıştır.
Değerli milletvekilleri,
Yabancı bir devlet adamı geliyor sizin rejiminizin ne olması gerektiğini, terör örgütü dediğiniz yapıların terör örgütü olmadığını söylüyor ve ne oradaki vekiller ne de AKP hükümetinden tek bir itiraz gelmiyor
Yabancı bir devlet adamı geliyor PKK taleplerini Kürtlerin demokratik talepleri gibi söylüyor bizimkilerden kimse bu bölücülüktür diyemiyor?
Yabancı bir devlet adamı geliyor PKK sözcüsü akademisyenleri özgür düşüncenin insanları olarak tebrik ediyor bizim mangalda kül bırakmayan hükümetimizden, cumhurbaşkanından cılız bir çıkışın dışında laf işitilmiyor?
Bu milletin egemenliğini kullanan AKP hükümetinden tek bir yetkili çıkıp bu ülkede Kürt sorunu yoktur, PKK sorunu vardır. Bu ülkenin Kürdistan diye bir meselesi diyecek yürekliliği gösteremiyor.
Yabancı bir devlet adamı geliyor “PKK’yla PYD’yi ayırmak gerekir PYD desteklenmelidir” diyor, hükümetten yürekli bir ses çıkıp PYD de PKK da bizim için terör örgütüdür, sen ne biçim müttefiksin uyarısını yapamıyor?
Bu görüşme trafikleri, AKP ile PKK’nın yeniden çözüm süreci denen, hergün askerimizin polisimizin şehit edilmesine yol açan süreç masasına oturmak için yaptığı antrenmanlardır.
18 Mayıs 2015’de ABD ziyaretinde Barzani’ye, “Sayın Başkan müsterih olun. İkimizin de ömrü Kürt devletini görmeye yetecektir” diyen BİDEN Türkiye’deki taşeronlarla Ortadoğu’da İsrail’in çıkarları için kurulacak 4 Parçalı Kürdistan devletinin temellerini atmak için buluşmuştur.
Ancak ben de buradan Türk milletine sesleniyorum.
Müsterih olun;  Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu topraklarda hiçbir gücün ameliyat girişimine müsaade etmeyeceğiz.
Bu topraklarda Kürdistan diye bir ucubenin kurulmasına MHP olarak izin vermeyeceğiz.
Dün SEVR paçavrasını parçalayarak izin vermedik, bugün de izin vermeyeceğiz.
Dün içerideki müstemlekeciler, işbirlikçilerle bunu beceremediler bugün de içerideki taşeronlarla bunu gerçekleştiremeyecekler, bu ülkeyi etnik temelli bir bölücülük çukuruna itemeyecekler.
Sayın Milletvekili arkadaşlarım,
Dün AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Genişlemeden Sorumlu Komiser Johannes Hahn ile İnsani Yardım ve Kriz Yönetiminden Sorumlu Komiser Christos Stylianides’inde bulunduğu bir heyet MHP Grubunu ziyaret etmiştir. AB Komisyon üyesi Bursa Milletvekilimiz Sayın Kadir Koçdemir ve İnsan Hakları Komisyon üyesi Osmaniye Milletvekilimiz Sayın Ruhi Ersoy’unda bulunduğu bu ziyarette AB-Türkiye ilişkileri, Suriye’deki gelişmeler ile ülkemizdeki gündem hakkında MHP’nin görüş ve düşünceleri paylaşılmıştır. Bu çerçevede Suriye’de ve genelde meydana gelen göçmen krizinin oluşmasında bölgeye yapılan dış müdahalelerin de etkili olduğu, bu coğrafyada demokrasiye, hukuka ve insan haklarına dayalı yumuşak gücün önderliğine ihtiyaç olduğu, Türkiye’nin tarihi ve kültürel tecrübesiyle bu potansiyelini bu coğrafyada kullanamadığı ifade edilmiştir. Ayrıca AB’nin göçmen meselesine bir bütçe yaklaşımıyla değil insani ve güvenlik yaklaşımıyla ele alması gerektiği, Suriye’den gelen göçmenler için verilen 3 milyar Avro ile ülkemiz bir göçmen deposu olarak kullanılmasını mahzurları ifade edilmiştir.
Diğer taraftan ülkemizin bir bölücü terör örgütü tehdidiyle karşılaştığı, bu tehdidin amaç ve hedefinin milli ve üniter devleti ayrıştırmak olduğu, terör örgütünü muhatab alan süreçlerin terörü güçlendirdiği, AB ilerleme raporunda çözüm sürecine dönülmesi gerektiğine dair bir tesbitin doğru olmadığı, ülkemiz Kürt kökenli kardeşlerimizle milletimiz arasında bir problem olmadığı, sorunları etnik kimliklere tanımlayıp çözüm aramanın demokrasinin temeline aykırı olduğu, demokrasimizin kalitesini artırarak meseleye bireysel haklar açısından bakılması gerektiği, Anayasa yapım sürecine partimizinn olumlu katkı sağlayarak parlamenter demokrasiyi güçlendirme amacı taşıdığı AB yetkilerine iletilmiştir.
Değerli milletvekili arkadaşlarım;
Türkiye’yi yönetenler milletimizin ortak değerleri Cumhuriyetimizin kurtuluş temellerinden uzaklaşmasına paralel Türk dış politikasının da milli menfaat ekseninden kaydığı görülmektedir.
Milli güvenlik riski oluşturan gelişmeler Türkiye’nin ortadoğu’dan uzaklaşması ve genelde bir züğürt tesellesi olan değerli yalnızlık bu politikaların eseridir. Dış politika sıfırlanmış Türkiye’nin caydırıcılığı dikkate alınmaz olmuştur.
Türkiye’nin milli güvenliği haleldar eden gelişmelerde uluslararası destek sağlanamamaktadır. Cumhurbaşkanı PKK terör örgütüyle mücadelede destek verilmemesinden yakınmakta, PYD’nin terör örgütü olduğu kabul ettirilememekte., Rusya’nın sınır ihlaline karşı Türkiye’nin tavrı Arap birliğince ve kimi dost ülkeler kınanmakta toprak bütünlğümüz tehdit edilmektedir.
Giderek yalnızlaşan Türkiye’nin milli meselelerde tavizler verilebilecek bir dönemdeyiz. AB ile yapılan geri kabul anlaşması, Kıbrıs müzakereleri Irak ve Suriye’deki siyasi yapılanma Ermeni soykırım iddiaları, Rusya ile soğuk savaşta dengeyi oluşturamayan yaklaşımlar verilecek tavizlerin habercisidir.
Irak ve Suriye’nin bölünme senaryoları devreye sokulmuştur. Kırmızı çizgimiz olan Irak’ın toprak bütünlüğü bozulmakta Irak’ta bağımsız Kürt devleti için referandum hazırlıkları yapılmakta, Kerkük’ün Kuzey Irak’a bağlanma süreci devam etmektedir. PKK terör örgütü için Kuzey Irak bir güvenli bölgedir.
Suriye’de meydana gelen gelişmeler maalesef Türkiye’nin milli menfaatlerini ve güvenliğini haleldar etmeye devam etmektedir. Suriye’de rejimin değişmesi için başlatılan süreç, sonuçta bir etnik ve mezhebe dayalı iç savaşa, vekâleten bir savaşa dönmüştür. Suriye politikasının doğurduğu insani dramın en büyük yükünü Türkiye üstlenmektedir. Terör örgütleri Suriye’de hâkimiyet alanı oluşturmakta, terörü ülkemize ihraç etmektedirler.
Maalesef Ortadoğu’da etnik dengeyi gözeten Türk dış politikası yok olmuştur. Bugün Irak ve Suriye’de Türkmenlerin siyasi ve hayati varlığı büyük bir tehdit altındadır. Irak’ta Türkmen varlığına yönelik IŞID, PKK ve peşmerge saldırıları sistematik hal almıştır.
Suriye Türkmenleri’nin “Çanakkale”si olarak nitelendirilen, atalarımızın emaneti ve milletimizin kadim vatanının parçası olan Türkmendağı, son günlerde yaşanan gelişmeler üzerine adeta ateş çemberine dönmüştür. Aralıksız devam eden hava saldırılarında özellikle iki günden beri bir artış yaşanırken diğer yandan İran’ın ve Lübnan Hizbullahı’nın da desteğiyle zalim rejim askerleri neredeyse Türkmen köylerinin tamamını ele geçirmiştir.
İnsanlıktan nasibini almamış, kirli zihniyetini yüce dinimizin adıyla gizlemeye çalışan IŞİD terör örgütüne yönelik olduğu ileri sürülen Rus hava saldırılarının en büyük hedefi Suriye Türkmenleri ve Türkmendağı bölgesi olmuştur. İki gün içerisinde bu kahpece saldırılar daha da artmış, Bayır-Bucak’ta bulunan Türkmen köylerine yoğun bir kara harekâtı başlatmıştır.
 Bu kadar yoğun ve amansız şartlar altında tüm imkânsızlıklara karşı vatanlarını ve namuslarını savunan Türkmenler modern(!) dünyanın gözleri önünde adeta katledilmişlerdir. Türkmenler’in kontrolünde Türkiye sınırında bulunan Yamadi Köyü ve birkaç yerleşim yeri kalmıştır. Tüm bunlar yaşanırken, Aynel Arap için sesi yükselen ne sözde aydınlar ne de insan hakları havarilerinden tek ses çıkmamıştır. Nerede bu insan hakları bezirganları!
Kürsülerden hamasi nutuklar ile gaz alma operasyonu yapan iktidar bir an evvel meselenin ciddiyetini kavramak zorundadır. Zira “Milli Güvenliğimiz” açısından tehlike çanları çalmakta, sınırlarımızı yakıp kavuran yangın ülkemize sıçramak için fırsat kollamaktadır. Türkmendağı’ndan sonra muhtemel hedef Halep ve devamında Hama, Humus gibi Türkmen nüfusun bulunduğu bölgeler yani soydaşlarımız olacaktır.
Tüm bu bölgelerde Türkmenler yok edilirken güçlenen grup olarak ise bölücü terör örgütünün Suriye ayağı olmaktadır. Irak’ta yaşanan gelişmeler paralelinde güçlenen peşmerge ve ülkemizdeki terör faaliyetleri tüm bunlarla birleştirildiğinde ortaya çıkan tablo vahşetin ta kendisidir.
Türkiye’nin ve soydaşlarımızın durumu bu kadar vahim iken iktidarı, küçük siyasi hesaplardan sıyrılarak, akli selim bir devlet politikası yürütmeye davet ediyoruz. Suriye’de bulunan ve ölüm ile burun buruna olan sivil Türkmenlerin ülkemize göç etmesi halinde barınma, gıda ve sağlık ihtiyaçları için acil hazırlık yapılmalıdır. Sınır bölgemizde bulunan Türkmenler’in güvenlikleri ivedilikle sağlanmalıdır. Halep başta olmak üzere mücadele içerisinde olan Türkmenler dış devletlere karşı sahipsiz bırakılmamalı, gerekli destek biran evvel sağlanmalıdır.
Hükümet Türkmenlere yönelik saldırıları yakinen takip ettiğini ifade etmektedir. Mesele takipte değil destektedir. Gelinen sonuç yeterli desteğin olmadığını, Türkiye’nin Türkmen varlığını yok etmeye yönelik saldırıları bertaraf etmek için etkin olamadığını da ortaya koymaktadır.
Bir stratejik ortağımız ABD PYD ile diğer stratejik ortağımız Rusya hem PYD hem de rejimle beraberdir. Rusya Türkmenlere yönelik saldırıları ile hayati varlıklarını hedef almaktadır.
Haklı olarak Türkiye PYD’nin bir terör örgütü olduğunu söylemekte ancak yabancı ülkelerin bu terör örgütüne müzahir olmalarını engelleyememektedir. Maalesef caydırıcılık zayıflamıştır.
Unutmayalım ki bu safhalara gelişimizin de bir süreci vardır. 2013 yılında PYD sınırda kontrolü sağladığında sınırda alarm, özerliklik alarmı, sınırda PKK devleti tehlikesi manşetleri atılmış hükümet bunu kabul edemeyiz, müdahale ederiz diyerek Çankaya köşkünde güvenlik toplantıları yapılmıştı. Peki sonuç ne oldu?
Şu anda PKK sınırımızda değil mi? PYD özerklik oluşturmadı mı? Türkiye bunu önlemek için ne yaptı?
Türkiye bırakınız bu tehdidi ortadan kaldırmayı, tehdidin kaynağını, Salih Müslim’i Ankara’ya çağırdı. Ey Sayın Başbakan sen Müslim’le görüşmedin mi? Özerkliğe karşı çıkmayız demedin mi?
Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan sizler PYD’nin oluşturduğu Kürt bölgesine karşı değiliz demediniz mi?
29 Ekim’de PYD’ye destek için peşmergelere vatan toprağını açmadınız mı?
Süleyman Şah Türbesini Işıd tehlikesi var diye taşıyıp PYD’nin egemenlik alanına getirmediniz mi? Bu nakil işlemi yaparken PYD ile irtibat kurduğunu Sayın Başbakan söylemedi mi? HDP milletvekili bu konuda PYD ile hükümetin talebi üzerine görüştüğünü söylemedi mi?
Sayın Milletvekilleri,
Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, rejim ve muhalefet arasında yapılacak Suriye görüşmeleri için davetiyelerin yarın gönderileceğini, görüşmelerin ise 29 Ocak’ta başlayacağını söylemiştir.
Ancak toplantıya kimlerin katılacağı konusundaki sorulara cevap vermemiştir.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun bu konudaki açıklamaları da izaha muhtaç durumdadır.
Eğer siz AKP hükümeti olarak, cumhurbaşkanı olarak PYD ayrı PKK ayrı diyen ve PYD’nin desteklenmesi gerektiğini söyleyen BİDEN’e PKK da PYD’de terör örgütüdür diye açıkça söyleyemezseniz, Cenevre’deki Suriye toplantısına da böyle gardı düşük gidersiniz.
Sayın dışişleri bakanı “PYD’nin bu görüşmelerde bulunmasını isteyen ülkeler var” diyor.  Sayın dışişleri bakanı bu ülkeler hangi ülkelerdir?  Gerekli uyarıları yaptınız mı? Anlaşılan o ki PYD’nin bu masada olmaması hususu temin edilmiş değildir. Anlaşılan Türkiye’yi kimse dinlememektedir. Bu nasıl etkisiz bir dış pollitkadır.
Türkiye’nin dış politikası YPG/ İŞİD terör örgütlerinin arasındaki çekişmelerin yönlendireceği bir acziyete izin verilmemelidir.
Unutulmamalıdır ki, Türkmenler sadece insani değil siyasi varlıklarını da tanıyana bir Suriye’de yaşamak istemektedirler. Maalesef bugün aldığımız bir habere göre Türkmenler masaya davet edilmemiştir. Bu sonuç Türk dış politikasını yürütenlerin etkisiz eleman olduğunu ortaya koymuştur.
Sayın Milletvekili Arkadaşlarım,
Değerli Basın Mensupları,
Sayın Cumhurbaşkanı Başkanlık sistemi hakkında sürekli konuşmakta ve yeni bir algı operasyonu oluşturulmaya çalışılmaktadır. Cumhurbaşkanının baş danışmanı parlamenter sistemi bir bataklık olarak nitelendirmekte, Sayın Cumhurbaşkanı da Başkanlık sistemine karşı çıkanların millet iradesine karşı çıktıklarını ifade etmektedir. Maalesef Türkiye Başkanlık sitemi ve parlamenter sistem ekseninde yeni bir siyasi kutuplaşmaya sürüklenmek istenmektedir.
Parlamenter sistemi bataklık olarak nitelendiren zat TBMM’ne ve millet iradesine adeta hakaret etmekte ve hakir görmektedir. Gazi meclisimiz milletimizin iradesinin tecelli ettiği yegâne yerdir. Bu Gazi meclis kurtuluş savaşını yönetmiş ve Türkiye Cumhuriyeti devletini kurmuştur. Bu mücadeleyi sürdürenler dahi mecliste milletin vekillerine hesap verirken, şimdi Başkanlık adı altında olanların milletimize hesap verme sorumluluğundan kaçmak istemesi ibretliktir.
Ülkemizi bataklığa sokacak otoriter, tek adamcı, oligarşik yapılara karşı milletimizin yegâne kalesi Meclistir. Ne hazindir ki bataklık dedikleri bu sistem içinde AKP’nin eski Başbakanı Cumhurbaşkanı olmuştur ve AKP 14 yıldır ülkemizi yönetmektedir. Parlamenter sisteme bataklık diyenler ülkemizi antidemokratik bir bataklığa sürüklemek isteyenlerdir.
Sayın Cumhurbaşkanın Başkanlık sistemine karşı çıkanların milletten çekinenler olduğunu söylemesi de bir garabettir. TBMM milleti temsil etmiyor mu? Sizi Başbakan yapan, Cumhurbaşkanı yapan milli irade değil midir? Başkanlık sistemi olmadan milli irade olamaz mı?
Başkanlık sistemi ile yürütme 4 yıl boyunca millete, TBMM’ye, milli iradeye hesap vermekten kaçırılmaktadır. TBMM’den neden korkulmaktadır? Devletimizi yönetenler milli iradenin tamamını temsil eden TBMM’ne yani millet iradesine hesap vermelidir. Milletin vekili milli iradenin temsilcisidir. Başkanlık sisteminde atama ile gelen bürokratlar milli iradenin üstünde olamaz. Başkanlık sisteminde yürütme çıkar gruplarının etki alanına girer. Başkanlık sistemi bürokratik oligarşik bir yapılanma ile özerlik sevdasının üst yapısıdır.
Türk devlet felsefesi, milli bütünleşme ve milli demokrasi ülküsüne dayanır. Demokrasi milletin, siyasi, kültürel ve iktisadi yönetime katılması, siyasi, kültürel ve iktisadi hâkimiyetin millete ait olmasıdır. Demokrasinin kökleşmesi ve gerçek anlamıyla milli egemenliğin tesisi ancak ve ancak böylesine bir yapı içinde mümkün olabilir.
Milliyetçi Hareket Partisi, parlamenter demokrasi içinde milletimizin yönetime katılmasının ve yöneticilerinin milletimize karşı sorumlu olmasının milli bir demokrasiyi güçlendireceği inancındadır.
Sistemler sahip olunan tecrübelerin ışığında güçlenir. Parlamenter demokratik sistemin uygulanmasıyla ilgili sahip olunan tecrübe, uygulama ve birikimlerini gözardı ederek, yeni sistem arayışları ile model arama gayretlerinin Anayasa yapım sürecinde önerilmesinin bir ihtiyaçtan kaynaklamadığı açıktır. İhtiyaçları doğuran uyguladığınız sistemin bütünlüğü içinde uygulamalardan kaynaklanan sorunları dikkate alarak çözüm bulmak rasyonel olanıdır. Bu bakımdan parlamenter demokratik sistem içinde çözüm bulmak doğru bir anlayış olarak değerlendirilmeli ve sistemi iyileştirecek önerilen bu çerçevede ele alınması gerekir.
Bu bakımdan tüm siyasi partilere samimi çağrımız bu coğrafyayı vatanlaştıran, devleti ebed müddet anlayışıyla Türkiye Cumhuriyetini kuran iradenin, Türk milletinin temel değerleri ekseninde yükselen, başkanlık sistemi ve parlamenter sistem çekişmesi yerine, ülkemizde büyük tecrübe kazandığımız parlamenter sistemi güçlendiren, daha etkin ve hızlı çalışmasını, denge ve denetim mekanizmalarını ve daha kaliteli bir sistem bütünlüğünü sağlayan bir Anayasa’da uzlaşalım. Bu çerçevede  muhtemelen bu hafta çalışmalarına başlayabilecek Anayasa Uzlaşma Komisyonuna başarılar diliyorum.
Sayın Milletvekilleri,
Yaşadığımız tüm sıkıntılara rağmen aziz milletimizin desteğiyle bunları aşacağımıza yürekten inanıyorum. Çözülemeyecek bir sorunumuz yoktur. Aziz Türk milletinin tarih boyunca yolculuğunda derin sağduyu, irfan, siyasal akıl ve teşkilatçılığıyla coğrafyayı vatanlaştırması, barış ve güvenlik alanı içinde akrabalık hukuku oluşturması, bağdaştırmacı, dönüştürücü zengin bir kültür geleneği, hâkim olma, yaşama ve toplumsal var olma biçimi bizlere sorunlarımızı çözmek için önemli imkânlar sunmaktadır. Yeter ki rehberimiz aziz milletimizin kadim değerleri ve milletimizin ve devletimizin bekası olsun. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu süreç içinde bu değerler istikametinde uyarılarımızı yapmaktan ve desteklerimizi vermekten çekinmeyeceğiz.
Bu düşünceler hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyor, Allah’a emanet olun diyorum.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Porno Gratuit Porno Français Adulte XXX Brazzers Porn College Girls Film érotique Hard Porn Inceste Famille Porno Japonais Asiatique Jeunes Filles Porno Latin Brown Femmes Porn Mobile Porn Russe Porn Stars Porno Arabe Turc Porno caché Porno de qualité HD Porno Gratuit Porno Mature de Milf Porno Noir Regarder Porn Relations Lesbiennes Secrétaire de Bureau Porn Sexe en Groupe Sexe Gay Sexe Oral Vidéo Amateur Vidéo Anal