ref: refs/heads/v3.0
ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü OcaklarıdövizakpchpmhpAhmet b.karabacakhasan külünk
DOLAR
47,7111
EURO
55,1881
ALTIN
6.660,55
BIST
13.779,39
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
28°C
İstanbul
28°C
Hafif Yağmurlu
Pazartesi Parçalı Bulutlu
30°C
Salı Az Bulutlu
30°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
31°C
Perşembe Az Bulutlu
30°C
ESKİ TÜRKLERDE DEVLET ve TEŞKİLATI

BAYRAM GELMİŞ NEYİME!

25 Haziran 2017 09:51
1.541
A+
A-

         Ali BADEMCİ

           alibademci@gmail.com

 

Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim,

Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.

Dünya denen mezellete dalsın her isteyen,

Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.

Herkes bir özleyişle yaşar… bende öylece

Altaylar’ın ve Tanrıdağ’ın çevresindeyim.

Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara

Son menzilin hüzün dolu kaşanesindeyim.

Artık veda zamanına pek fazla kalmadı;

Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim…

 

 

 

BAYRAM GELMİŞ NEYİME!

 

Bugün Ramazan Bayramı; 1 Şevval 1438; inanç dünyamızın  yeni bir idraki! Elbette güzel şeyler konuşmak, güzel temenilerde bulunmak gerekiyor! Fakat en önemlisi  yaşadığımız  koca bir ömrün muhasebesi  hiç mi önemli değildir? “Züğürt Tüccar”ı çoktan geçtik; çalış çalış aynı yerdesin; elbette bizler bir dâvâ adamıyız; ölüm bile bizi bu dünyadan ayırmıyor; fikirlerimiz soyumuzla birlikte devam ediyor! Keşke şu tarih olmasaydı; herkes  kurtlar, kuşlar gibi gözünü kapar kapamaz unutulur gitseydi! Lâkin insanlık ve onun geçmişi olan tarih bir hakikattir; hiç ölmez ve nihayeti yoktur; kendi başına devam eder gider!

 

Geçtiğimiz hafta  “Çarşamba Yazısı” yazmadım; çünkü okuma çok düşük; yazının başlık antetinde sayaç var, lütfen buraya ara-sıra bakın; aynalar gibi kendi kendimizi görün!  Okumayan bir camia olduğumuz görüşlerine katılmam; lâkin  zamanın esiri olduğumuz hususuna çok ehemmiyet veririm! Elbette  yaşadığımız zaman da çok önemlidir; fakat bu zamanda  dik durmamız ve kendimizi korumamız gerekmiyor mu? Âilemizi, çevremizi, câmiamızı, milletimizi  bir basamak daha  ileriye taşımayı düşünmemizin hiç mi önemi yoktur? Bu yazı uzun bir yazı olacak; zamanı iyi anlayıp  geleceği  görmenin  vakti geçip gidiyor; ömür dediğiniz nedir ki? Bir göz açıp kapayıncaya kadar  geçip gidiyor! İşte bu noktadan itibaren hâlimiz geleceğin  tarihi oluyor! Bu yazıda  bir geçmiş muhasebesi yapacağım; yeri ve zamanı mıdır çok iyi kestiremedim ama, mekân değişikliğinin  kaderi etkilediği bizim çok eski geleneklerimizdendir; o sebeble   dünyanın her tarafına dağılmışız!

 

Bizim kuşak sokaklarda “İdeoloji” öğrendi ve bir ömür boyu da  bu çizgiden ayrılmadı! “Sağ” ve “Sol” elbette yapay mefhumlardır; siz işin aslına ve özüne bakın! Öyle bir imtihan ki insanlar  hesabı canları ile verdiler; nice masum insan çınarlar gibi büyük rüzgara  dayanamadı! İşte   sonradan “68 Kuşağı” denilen  nesil budur! Bendeniz  bir “Çoban Ailesi”nin, bir dağ başında  dünyaya  getirdiği, ırkının medfunu birisi olarak  kendimi cemiyetin içinde buldum! O yıllar  ülkemizin ve milletimizin  elbette bunalımlı yılları idi; artık sıcak savaşlar bitmiş, dünyayı “Siyaset”  tanzim etmeye başlamıştı! Ortaokul ve lise yıllarımız hep bir “Beyin Fırtınası” veya “Düşünce Yılları” oldu! İşte o sebeble  18 yaşından beri  bu ellerim kalem tutar, gözlerim  meskukat arar, gönlüm özlemlerle canlı kalır!

 

Ömrümün ikinci mekanı  Adana idi; İstanbul ve  Ankara  sokaklarında  hiç de keramet göremedim! Çünkü sokaklardan kan akıyordu; artık rüzgar savurmuş Adana’yı mekan tutmuştuk! Yıllarca  sokaklar  saymak bitmedi; lakin birden beş, beşten beşyüz, beşyüzden beşyüzbin  olduk! Acaba  iş bitmiş miydi? Siyaset çok dalgalı bir uğraş, kimin ne zaman ne olacağını bir türlü bilemezsiniz!  Bu evreye  elbette  sokak lâmbaları ışığında kitap okuyup ders çalışarak gelmiştik! O yıllarda en nemli uğrak yerimiz hapishaneler ve mezarlıklardı; ata yadigarı  bu verimli topraklarda nice  çiçekler söndü, kurudu gitti! Şimdi daha iyi görüyoruz! Lâkin toplum hafızası  bunları taşıyamadı ve unutuldu, gitti!

 

Elbette ırkımızdan bahsediyoruz; kahir ekseriyetimiz  Müslümandır; acaba   her Türk   adam gibi bayram yapıyor mu? Mutlaka Anadolu’da  muktedir olması gereken ve bin yıldan beri  istiklâlini kaybetmemiş bir devletimiz var! Sürekli bu devletin varlığı, birliği, dirliği için övünürüz de  neden sağlam bir ufuk yakalayamayız? Hepsinden ötesi  devletin varlığı ve birliğinin  yeminli insanları  neden aralarındaki meseleyi halledip de  daha etkin olamazlar? İşte bütün mesele  budur! Ölüme, kırıma, kıyıma   kader deyip geçiyoruz; olağan dışı olaylar bir günde unutuluyor da neden bu duruma geldik! Yedi iklim dört kıtada  ecdadımız tırnaklarıyla kazıyarak bir mekân bırakmışlar; bu kadar küçülmek  ve adeta hapishane hayatı yaşamak bize göre miydi? Böyle önemli günlerde neden bu meseleleri lâyıkı ile düşünmeyiz?

 

Tarih kendini “Türkler”le izah ediyor;  o büyük vatanımızda  hiçbir milliyet  Türk mefhumu  kullanmadan  kendini ortaya koyamıyor! Çin kaynakları cesaretle söylüyor;” Mücadeleyi  Hunlar’dan öğrendik” diyorlar!  Entari giyen insanlar savaşmayı  Türkler’i taklid ederek  bir milliyet yaratmanın idrakindedirler! Ruslar için hiçbir şey söylemeye gerek yoktur; ”İlk devletimiz Cengiz Han Çarlığıdır” gerçeğini biliyorlar! Bunlar hamaset değil  ilmin gerçekleri! İran, Hindistan ve Ortadoğu’da  Türk ırkının engin tezhâgından geçmeyen  milliyet var mı? İki Cihan Savaşı da dünyada Türkleri sınırlandırmak için yapılmadı mı? Ve şimdi  masada  yine Türkler, Türk Dünyası ve müslümanlar var; bunun idrakinde miyiz?

 

Elbette devletimiz ver devletlerimiz  güçlü olmalı; dünyada sözleri geçmelidir! Artık bu realiteyi hamaset olmaktan  çıkarmalıyız! Milliyetçiler daha akıllı, daha muktedir olmak zorundadır! Çevremizde vidalar tek tek sıkılıyor, devletimize  hareket imkânı bırakılmıyor! Ruslar  Kırım ve Karedeniz’e aşarak  Ortadoğu’ya geldiler; Batı ve ABD  bütün hesaplarını  Orta Asya üzerine kurmuş!  Çin işgal altındaki Uygur yurtlarında  görülmemiş bir jenosid uygulayarak  tarihi yanıltmaya devam ediyor! Çin’de   Müslümanlar  200 milyon sınırını aşmıştır; “Düngenler” Güney Çin’de    Çinlileşmiş  Hunlar’dır! Bunlarla Uygurlar arasına  fesat sokuluyor ve tarihi Çin  politikası  devam ediyor! Rusya’da   umumi bir siyaset deyimi olan   “Tatarlar” devletin zirvesinde; Türkistan’da Kıpçaklar  Rus devletinin hakiki  ortağıdır! Günümüzdeki yoğun  siyaset de gösteriyor ki  çok milliyetli  devletlerin geleceği yoktur! Çünkü dünya  sür’atle  milliyetlere göre ayrışıyor!

 

Böyle bir dünyada elimiz kolumuz bağlı durabilir miyiz? O şık olmayan, tatsız tuzsuz “Turan” nağmeleri de   bizim elimize verilmiş  bir elmalı şekerden farklı mı? Kendi tarifimizi  yapmadan  nasıl “Turan” diyebiliriz? Önce ilmen ve cismen  kendimizi tanıyacak, ondan sonra  böyle bir mekân arayacağız! Bilgi çağında yaşıyoruz; internetin sağladığı  tarih-coğrafya-etnoloji-jeopolik-demografi  vs. imkânları ile  herşey iki tuşa basmaya  bağlı! Çarlık devrinden beri Rusya’da yapılan Türkoloji çalışmaları ve    Çin kaynaklarını tanımada  ancak %10’lardayız! Ülkemiz ve devletlerimizin   bilgi alanı dışında  devasa bir “Türklük Bilimi” var da  muhayyel sloganlarla  ne uğraşıyorsunuz? Milliyetçiliğin liderliğini deruhte edenler  “Mafya Babaları” gibi Türklük tarifi yapıyorlar! Milliyetçilik böyle mi olur? Düşünceler tasavvur olmaktan çıkmıştır, herşey sahada; beğenip alacaksın!  Allahaşkına  kaç devlet adamı  Türk milliyetçiliğini tarif edebilir? Siyasetçide  bilgi ve birikim olmayınca   beceri de olmuyor, kör-topal  yürüyoruz!

 

Hakikatten bayram bizim neyimize mi?  Gerçekten garip miyiz? Asla ve kat’a! Biz varız; biz! Yepyeni, dipdiri ve taptaze olmalıyız! “Sona Doğru”da ne diyor  Atsız:

Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim,

Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.

Dünya denen mezellete dalsın her isteyen,

Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.

Herkes bir özleyişle yaşar… bende öylece

Altaylar’ın ve Tanrıdağ’ın çevresindeyim.

Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara

Son menzilin hüzün dolu kaşanesindeyim.

Artık veda zamanına pek fazla kalmadı;

Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim…

 

Bu duygularla   hayırlı bayramlar diliyoruz efendim, Tanrı Türkü Korsun!

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
20 Eylül 2018 03:09
16 Eylül 2018 12:18
7 Ağustos 2018 02:38
4 Ağustos 2018 01:00
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bağdar Caddesi Escortmadsalads.comhttps://www.salonyjardinlospinos.com/https://ocean.lighthousesuitesinn.com/https://makeup.orangebeauty.com/grandpashabetGrandpashabetgrandpashabetritzbetmecidiyeköy escortgrandpashabetmanavgat escortJojobetpusulabetjojobet girişjojobetchild pornsuperbetingrandpashabetjojobetholiganbetpusulabetimajbetmatbetjojobetgrandpashabetgrandpashabetchild pornkavbetjojobet girişjojobetjojobetmatadorbetgrandpashabetpusulabetchild pornjojobet girişgrandpashabetholiganbetholiganbetholiganbetgrandpashabetjojobetjojobetjojobetjojobetbetgitbetgitromabetbetgitcratosroyalbetgrandpashabetbetgitgrandpashabetgrandpashabetbetgitholiganbetcasinowonmercurecasinowbahisamkbetbettiltsekabet girişbahiscomtambetesbetcashwinvdcasino girişbetpuanteosbet girişjojobet girişromabetteosbetbetgit girişromabet girişgameofbetbetgitgameofbet girişgameofbetcratosroyalbetsonbahisbetcio girişpornomatadorbetbettilt girişcasinolevantjojobetbahiscasinobahiscasinocasibomgrandpashabetcashwincasibombetwoon girişbetwooncasibomGrandpashabet