KAŞIKÇI

Ali BADEMCİ

ANADOLU’DA  TARİKAT

Bu haber 06 Mayıs 2018 - 15:39 'de eklendi ve 215 kez görüntülendi.

    Ali BADEMCİ

     alibademci@gmail.com

 

Anadolu insanı gün doğumundan batımına kadar ne ibâdet ne de felsefe düşünemez; çünkü buna zaman bulamaz! Bugün 50 keçi güden bir çoban en az 2000 lira ücret alır, fakat benim çoban dedem Recep  200 keçi güderdi! Ben bunu gördüm! Aslında Suriye’de Savranîler’in hepsi böyledir! Ki, bu Savraniler ilk Müslüman Oğuzlar’dır! Rivayete göre Hoca Ahmed Yesevî onları pek sever, güvenir ve milletim dermiş! Müslümanlar ile zaman zaman çatışan Şamanlar’ın akıl hocaları olmuşlar, fakat ilk mescitlerin  müdavim İslâm cemaatidirler! Güneşin doğumu ile batımı faal çalışma zamanları; rızk ibadettendir geleneği belki buradan geliyor, anlayacağınız ibadet ancak geceleri mümkün! Sordum: ”Dede neden öğle ve ikindi namazlarını kaza ediyorsun?” Dedi ki “ Oğlum namaza durursam bu keçileri ya kurt ya da kuş kapar. Namazın saati mi olur? Bu keçilerle bir  koca sülâle kimseye muhtaç olmadan geçiniyoruz.” Tam anlamı ile Yesevî anlayışı, aman ha bazı Savran şeyhleri gibi “Halveti” demeyin, onlar “Şafiî”, hâlbuki bizim davarcılar “Hanefî”dir; keçiler ve onların genetiği ile bütünleşmişlerdir! Meselâ inat var ama “Kürt“ inadı değil, o aldatıcı! Akıllı inat, yolundan dönmemek, kararlılık! Suriye’de Araplar ile birlikte yaşarız ya, bizim hala oğluna “Meez” derlerdi, inanın gerçek adını bilmiyorum; çocuklarını da hâlâ “Meez”in çocukları diye çağırırlar! Lakap Arapça    “Maiz”den bozma: ماعز. Görüyoruz ki tarikat ve tarikatçılık toplumun sırtından geçinme, alın teri yok! Bu işin İslâm neresinde? Gözünü sevdiğim Anadolu!

 

ANADOLU’DA  TARİKAT

 

Hep  yazar, söyler ve dururlar; ”tarik” yol demek diye! Rabbâne âmenne, doğrudur! Tabiî ki dilimize Farsça üzerinden girmiş Arapça bir sözcük! Böyle olduğu için  kelimeden türetilen kurum veya oluşumların vatanı İran olmuştur! O sebeble düşünce adamları İran’a “tarikat fabrikası” derler! Yol anlamına gelen “tarik”in çoğulu “turuk”; deyimi olarak kullanılan “tarikat” ında cem’i “tarâik”! Mezhepler de  İran Arap hinterlandında vücût bulmuş ve bugünkü doktriner hâli almış! Irak-ı Arab, Irak-ı Acem deyimleri bunları ifâde eder! Kadim Fars nüfûz bölgesi olan Buhûrâ ve Horasan da İran’dan geri kalmaz! Peki hangi fabrika daha randımanlı derseniz elbette  Buhârâ-Horasan! Neden, Arap etkisi az “Etrak” desteği ve safdilliği fazla! Hadi yerleşik olanlara bir şey demiyoruz da, İran’a at sırtında, koyunu kuzusu, keçisi oğlağı, eşi ve çocukları, çadırı ve levazımâtı ile gelen “göçebe”nin netice itibari ile felsefe ile ne ilgisi olabilir?  Yolu belli, geçim ve çoğalmak! Siyasileşmek var mı, yoksa uyanıkların veya yiğitlerin işimi bunu iyice düşünmek gerekiyor! Elbette otlaktan vatanlaşmaya dönüşen topraklarda ancak siyaset ile tutunmak mümkün! Ama esas olan yine de hayat- memat meselesi, yani geçim ve huzûr!

 

Anadolu, bilhassa kendi aralarında mücadele yönünden Türkler’in nefes aldığı bir coğrafya!  Bu coğrafyanın tek başına Selçuklular ile Türkleşmediğini artık iyice biliyoruz! Çünkü bilhassa Ege-Marmara-Trakya-Batı Karedeniz’de  evvelce gelmiş veya Bizanslılar tarafından getirilmiş Uz-Peçenek-Kuman gibi Türk unsurlar var! Osmanlı’nın kuruluşunda Anadolu Beylikleri ile akrabalıklar sonradan tesis edilmiş; bunların elbette Kayı oldukları söyleyemeyeceğimiz gibi son yıllarda yapılan çalışmalarda Oğuzluğa da pek yakın değillerdir. Osmanlı devrinde ortaya çıkan inanç hareketlerinde doğudan ziyade batı (Avrupa) ve Kuzey Karadeniz(Kırım), yani Hiristiyanlık ve Musevilik, etkileri bârizdir! Simav Kadısı Şeyh Bedrettin ve Sabatay Sevi meselesini iyi inceleyeniz! Bir şark kurnazı olarak  Şah İsmail’in dedesi Şeyh Cüneyd buralarda ekmek bulamadığı için Memluk’a yönelmiş, buradan da kovulunca Akkoyunlu Uzun Hasan’a enişte olmuştır! Taze şark düşünce hareketleri de Orta Anadolu’da çok insanın yaşamadığı bozkırlarda vücûd bulmuştur!

 

Osmanlı’dan dönüşen Cumhuriyet  tekke ve zavileri sözde kapatmıştı; fakat gerçekte ve hiçbir zaman öyle olmadı! Osmanlı tarikatları sulandırarak tesirsiz hâle getirmişti! Belki çaresizliktendir ama  Cumhuriyet’in ipleri hâlâ tarik dediğimiz o çıkmaz sokakların elindedir! Cumhuriyet devrinde Menemen-Şeyh Said ve diğer Kürt hareketleri tarikat ve dergâh işi değil miydi? Hâlâ İslâmî tarikatlar ile Sebataizm iç içedir! Nakşilikten Hurûfiliğe, Melâmilikten Bayramiliğe, Halvetilikten Celvetiye’ye kadar! Tunuslu genç sayılabilecek bilim adamı Dr. Thierry Zarcone’yi iyi okumanızı tavsiye ederim! Tercüme edilmiş kitapları kolayca bulunabilir! Ve son tarikatvari ihanet  15 Temmuz! Araştırmacılar en az Cumhuriyet dönemi kadar DP devrini (1950-1960) incelemelidir! Siyasi din düşüncesi ve tarikatların altın devri!

 

Siyonizmin içinde veya dışında  “Sebataizm”in Türk düşüncesinde doğan  bir Musevî tarikat olduğunda şüphe yok! Filistin’de bir devlet kurmak yerine, kaçan Ermeni ve Rumlar’ın boşluğunu doldurarak Devlet-i Aliyye’yi elinde bulundurmak daha akılcı değil mi? O sebeble Sebataistler  büyük savaşta Türkiye’nin yanında olduğu gibi Millî Mücadeleyi de sâmimî olarak desteklediler! Uluslararası ciddî kaynaklar dünya Musevileri’nin Mondros’un biraz daha ılımlı olması için çalıştıkları saklanan bir husus değildir! Sebeb  Sebetaistler’le İslâmî tarkatların dâima iç-içe olması!

 

İnsan düşünüyor acaba Anadolu menşeyli tarikat var mı diye! Yani  en az 1000 yıllık potansiyel Türk gücü bir tarikat yaratamamış mı? Buhâra-Horasan-İran-Hind düşünceleri ve yolları bir taşıma veya bulaşıklaşmadır! Kimine göre hastalık kimine göre şifa kaynağı! Lâkin  karar vermek için çok düşünmeye gerek yok, hâlâ herşey ortada değil mi? İnsanlığın ilk müktesabatı olan “İşgücü” içinde bulunmazlar da ya işgücünü istismar eden sermaye veya bunu koruyan iktidar gücü! Hiçbir tarikat yok ki ekonomi içinde yer alsın! Ahilik mi diyorsunuz, o tarikat değil, batı bile “Korporasyon” diyor! Tarikatların Sebataist içeriği ise  daima sermaye, hem de kirli sermaye temsilcisi!

 

Anadolu insanı gün doğumundan batımına kadar ne ibâdet ne de  felsefe düşünemez; çünkü buna zaman bulamaz! Bugün 50 keçi güden bir çoban en az 2000 lira ücret alır, fakat benim çoban dedem Recep   200 keçi güderdi! Ben bunu gördüm! Aslında Suriye’de Savranîler’in hepsi böyledir! Ki, bu Savraniler ilk Müslüman Oğuzlar’dır! Rivayete göre Hoca Ahmed Yesevî onları pek sever, güvenir ve milletim dermiş! Müslümanlar ile zaman zaman çatışan Şamanlar’ın akıl hocaları olmuşlar, fakat ilk mescitlerin  müdavim İslâm cemaatidirler! Güneşin doğumu ile batımı faal çalışma zamanları; rızk ibadettendir geleneği belki buradan geliyor, anlayacağınız ibadet ancak geceleri mümkün! Sordum: ”Dede neden öğle ve ikindi namazlarını kaza ediyorsun?” Dedi ki “ Oğlum namaza durursam bu keçileri ya kurt ya da kuş kapar. Namazın saati mi olur? Bu keçilerle bir  koca sülâle kimseye muhtaç olmadan geçiniyoruz.” Tam anlamı ile Yesevî anlayışı, aman ha bazı Savran şeyhleri gibi “Halveti” demeyin, onlar “Şafiî”, hâlbuki bizim davarcılar “Hanefî”dir; keçiler ve onların genetiği ile bütünleşmişlerdir! Meselâ inat var ama “Kürt“ inadı değil, o aldatıcı! Akıllı inat, yolundan dönmemek, kararlılık! Suriye’de Araplar ile birlikte yaşarız ya, bizim hala oğluna “Meez” derlerdi, inanın gerçek adını bilmiyorum; çocuklarını da hâlâ “Meez”in çocukları diye çağırırlar! Lakap Arapça    “Maiz”den bozma: ماعز. Görüyoruz ki tarikat ve tarikatçılık toplumun sırtından geçinme, alın teri yok! Bu işin İslâm neresinde? Gözünü sevdiğim Anadolu!

 

Muhabbetle.

 

 

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments