GÖÇLER VE MODERN ÇAĞIN KAVİMLER GÖÇÜ

Bu haber 29 Ocak 2020 - 15:21 'de eklendi ve 344 kez görüntülendi.

GÖÇLER VE MODERN ÇAĞIN KAVİMLER GÖÇÜ -2- 

Safter Tanık      

2. Kavimler Göçü 

Avrupa’da ikinci göç dalgası; bugünkü Moğolistan’da kurulu Avar Devleti’nin 555’te Göktürkler tarafından yıkılışı, Avarların Bayan Han önderliğinde Hazar Denizi kuzeyinden batıya göçü ile başladı. 

Kısa sürede Karadeniz’in kuzeyinde isminden söz ettiren Bayan Han, 558’de Bizans (Doğu Roma) ile bir ittifak anlaşması yaptı. Bu anlaşma ile de paralı askerlik hizmetini üstlendi. 

Bayan Han, Karadeniz’in kuzeyindeki kavimleri kontrol altına aldı.   

562’de, Tuna Havzası’na girdi. 

565’te; kuzeyde Baltık Denizi, batıda Almanya’ya ulaştı. Thuringia’yı (Orta Almanya) talan etti, Frank Kralı I. Sigibert’i esir aldı. Ancak Batı Avrupa’daki uygunsuz hava koşulları ve Frenk direnişi nedeni ile geri çekildi.   

567’de Gepidleri yenerek Karpatlar Bölgesi’ni ele geçirdi, Lombardları İtalya’ya sürdü, Segedin’i başkent yaptı, Avarların Macar Ovası’na yerleşimini sağladı.   

568’de; askeri hizmet bedelini ödemeyen Bizans’ı vergiye bağladı, aksi halde İstanbul’u yerle bir edeceğini söyledi. Bizans ise müttefiki Alanların kontrolünde olan Kafkasların kuzeyini teklif ederek soruna çözüm getirdi, askeri amaçlı olarak da Hırvat-Sloven ve Sırpları (Slav Kavimleri) Avar sınırına yerleştirdi.           

587’de; ücret karşılığında Bizans’a askeri destek verdi, Yunan Yarımadası’ndaki Slav isyanını bastırdı. 600’de de; batıda Alp Dağları-Elbe Nehri’nden, doğuda Volga Nehri’ne uzanan, güneyde Adriyatik Denizi ve Balkanlarda Tuna Nehri ile çevrili alanda Avar Kağanlığı’nı kurdu.  

Avarlar; 626’da Sasaniler ile birlikte İstanbul’u kuşattılar, ancak deniz gücü olmadığından başarılı olamadılar, geri dönmek zorunda kaldılar. 

Avar Kağanlığı; 627’de Hazar Kağanlığı’nın genişlemesi ile karşılaştı,  toprak kaybına uğradı. .  

632’de; Attila’nın küçük oğlu İrmek’in halkı esas olmak üzere, küçük Türk boylarının Kubrat Han önderliğinde oluşturduğu “Bulgar” siyasi birliğin isyanı ile karşılaştı, Karadeniz’in kuzeyinde yer alan toprakları kaybetti. Slovenler; Alplerin doğusunu, Hırvatlar; Adriyatik sahillerini, Sırplar ise bugünkü Sırbistan’ı ele geçirdi. 

668’de, Hazar Kağanlığı; Bulgar Hanlığı’na son verdi, Karadeniz’in kuzeyinde hâkim konuma geldi. 

674-678’de; Muaviye’nin oğlu Yezid komutasındaki Emevi Ordusu, Anadolu’yu katederek Kadıköy’e kadar geldi. Emevi Donanması; 5 kez İstanbul’u denizden kuşattı, ancak Bizans Donanması’nın üstünlüğü karşısında geri çekilmek zorunda kaldı.    

678’de Hazar Kağanlığı’nın egemenliğini kabul etmeyen Kubrat Han’ın oğlu Asparuh; Besarabya Bölgesi’nde, Tuna Bulgar Hanlığı’nı kurdu. 

Asparuh Han; 681’de, Avarların zorlaması ile Tuna’yı aşarak Bizans topraklarına girdi. Bizans Ordusu’nu hezimete uğratarak Deliorman ve Dobruca’yı ele geçirdi, Slavların 7 kabilesine boyun eğdirdi. 

682’de Avar Kağanlığı; kuzeyden gelen Slav kavimlerinin saldırısına uğradı, Besarabya Bölgesi’ndeki hâkimiyetini kaybetti.    

711-714’te; Tarık bin Ziyad komutasındaki Emevi Ordusu, Cebelitarık Boğazı’nı geçerek İber Yarımadası’na girdi, Vizigot Ordusu’nu bozguna uğratarak bugünkü İspanya’yı fethetti. 

717-718’de, İstanbul; Emevi Ordusu tarafından, hem kara hem de denizden kuşatıldı. Kuşatma, Bulgarların Bizans’a destek vermesi ve Bizans’ın denizdeki üstünlüğü nedeni ile sonuçsuz kaldı. 

756’da, Tuna Bulgar Hanlığı-Bizans ittifakı; Bizans’ın askeri amaçla Suriyeli-Ermeni göçmenleri Tuna Bulgar Hanlığı sınırına yerleştirmesi ile son buldu. Bu da; aralarında geçen, bir dizi savaşı başlattı. 

791-796’da, Sloven ve Hırvatların da bulunduğu Frank Ordusu; 5 yıl süren bir savaş sonucu, Avarların Karpatlardaki merkezini ele geçirdi.   Avar Kağanlığı, Frank Krallığı’na bağlı bir devlet haline geldi. 

803-804’te, Krum Han (1. Bulgar Devleti); 799’da tekrar bağımsız hale gelen Avar Kağanlığı’na son verdi, Tuna Bulgar Hanlığı’nı Orta Avrupa ve Balkanların en güçlü devleti yaptı. Savaş-isyanlar sonucu tüm soylularını kaybeden Avarlar ise; aynı kültüre sahip, Bulgarlar ile karışarak varlığını kaybetti. 

Krum Han; yaptığı seferler ile Bizans’ın Balkanlardaki topraklarının büyük bir kısmını ele geçirdi, 814’te İstanbul’u kuşattı. Ancak: Attila gibi, bilinmeyen bir nedenle ağzından-burnundan kan gelmesi sonucu hayatını kaybetti.  Ölümü ile yerine geçen Omurtag Han ise Bizans ile 30 yıllık ticari bir anlaşma yaparak geri çekildi. 

814-831’de; Tuna Bulgar Hanlığı, kuzeyden gelen Slav kavimlerinin yoğun göçüne sahne oldu. Bulgarlar; göçebe toplumdan, feodal topluma geçiş yaptı. Bu da; alt sınıflarda yer alanların, kimliğini hızla kaybetmesine yol açtı. 

İskandinavya’dan gelen Vikingler (Normanlar); 840’ta, İngiltere’ye ayakbastılar. Britanya sahilleri ardından Fransa’yı talan ettiler, 845’te de Sen Nehri üzerinden Paris’i kuşattılar.       

869’da; Hazarların Kabar boyundan Arpad, Nyek-Kurt-Gyarmat (eski Türkçede, beylikdüzü escort bayan yorulmak bilmez)-Tarjan (eski Türkçede, bir unvan)-Jenö (eski Türkçede, bir unvan)-Ker, Kesci (kesik, parça, bakiye) adlı Türk ya da Türkleşmiş 7 Macar boyu ile Türk kökenli Kabar boyunu bir araya getirerek siyasi birlik oluşturdu. 

882’de, Viking kökenli Oleg; Kiev çevresinde, Viking ve Slavlardan oluşan Kiev Knezliği’ni (Dukalığı) kurdu. 

885’te, Vikingler; Paris’i iki kez kuşattılar, Luvar Vadisi-Bordeaux- Toulouse-Lizbon (Portekiz)-Sevilla (İspanya) ve Güney İtalya’yı talan ettiler, 911’de de Normandiya’ya yerleştiler    

Arpad;  Slav ve Peçenek baskısı nedeniyle, 896’da halkı ile birlikte Karadeniz’in kuzeyinden Karpatlar-Tuna Havzası’na geldi, Bulgarların buradaki hâkimiyetine son vererek Macar Krallığı’nı kurdu. 

Tuna Bulgar Hanlığı; 930’da Bogomil İsyanı ile sarsıldı, 972’de Bizans İmparatoru II. Nikeforos Fokas karşısında ağır bir yenilgi aldı, 997’de Slav kökenli ailelerin yönetimine girdi, 1018’de Bizans egemenliğini kabul etti.   

Macarları batıya süren, Slav Prensliklerin uzun süre güneye inişini durduran Peçenekler; 1049’da Uzların (Oğuzlar) baskısı ile Karadeniz’in kuzeyini terk ederek, Tuna üzerinden Balkanlara girdiler. 1050’de; Edirne’yi kuşattılar, 1053’te de Bizans’ı hezimete uğratarak varlığını kabul ettirdiler. 

Peçeneklerden sonra Karadeniz’in kuzeyine hâkim olan Uzlar; 1064’te Orta Asya’dan gelen Kuman-Kıpçakların saldırısına uğradı. Bu durum karşısında; Bizans’a sığındılar, paralı asker olarak Bizans’ın hizmetine girdiler. Ancak; birçoğu Peçenek saldırısı, soğuk-salgın hastalık nedeni ile hayatını kaybetti. 

1066’da, Norman kökenli Fatih William; bir Norman-Fransız Ordusu ile Britanya’ya saldırdı, İngiltere Kralı oldu, 1087’ye kadar İngiltere’ye hükmetti.    

1071’de, paralı asker olarak Bizans’a hizmet veren Uz ve Peçenekler;   Selçuklu Türklerinin safına geçerek, Bizans’ın yenilmesinde önemli bir rol oynadı. 

1090’da, Peçenekler; Çaka Bey ve Selçuklu Devleti ile birlikte Bizans’ı baskı altına aldılar, İstanbul’u kuşatmak için hazırlığa giriştiler. Ancak 1091’de Bizans’ın kışkırtmasıyla Kıpçakların saldırısına maruz kaldılar. 

Kıpçaklar karşısında, ağır yenilgi alan Peçenekler; dağıldı, bir kısmı Şumnu Bölgesi’ne Bulgaristan) yerleşti, bir kısmı da Bizans tarafından Selçuklulara karşı engel oluşturma amacı ile Orta Anadolu Bölgesi’ne yerleştirildi (Karamaniler), Uzlar ise Karadeniz’in kuzeybatısına göç etti. (Gagavuzlar). 

Peçenekleri yenen Karadeniz’in kuzeyinde bulunan Türk boylarını bünyesine katarak güçlenen Kıpçaklar; Kuzey Avrupa’ya yöneldiler, Kiev Knezliği ve Slav Prenslikler ile sürekli bir çatışma yaşadılar.   

1118’de, Büyük Selçuklu Devleti’nin Kafkaslardaki hâkimiyetine son verdiler. 

1185’te; Slav Prensliklerinin oluşturduğu orduya, Aşağı Don civarında son bir darbe vurdular, Slavları kuzeye çekilmeye zorladılar. 

1187’de; Bizans’ı yenerek, I. İvan Asen ile II. Bulgar Devleti’nin kuruluşunu sağladılar. 

Doğu Avrupa’daki hâkimiyeti; 1200’lü yılların başından itibaren zayıflamaya başladı, Slavlar karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar. Ticareti tercih etmeleri, Bizans ve Selçuklu ile de savaşmak zorunda kalmaları ise bunun nedeni idi. 

1227’de; Moğol saldırısına uğradılar, bir kısmı Moğolların hizmetine girdi, bir kısmı da Macaristan’a yerleşti. 

1242’de; imparatorluk paylaşımı sonucu Batu Han, Altın Ordu (Orda) Devleti’ni kurdu. Bu da kavimler göçünün sonu oldu. 

Kavimler Göçü’nün, nedeni nedir? 

Kavimler Göçü’nü incelediğimizde; bunun biri Orta Asya, diğeri de İskandinavya ve Kuzey Avrupa olmak üzere iki merkezi olduğunu görüyoruz. 

Asya Hun Devleti’nin yıkılışı; birinci, Göktürk Devleti’nin kuruluşu ve yıkılışı ise İkinci Kavimler Göçü’nü doğurdu. 

Birincisinde; Çin’in egemenliğini kabul etmeyen Türk boylarının batıya göçü, ikincisinde ise; Türk boyları arasındaki güç mücadelesi, birinin diğerini yerinden yurdundan etmesi, batıya doğru itelemesi, Karadeniz’in kuzeyi ile Orta Avrupa ve Balkanlarda siyasi bir boşluğun bulunması dikkati çekiyor. Yani temel nedeni siyasidir.

Kavimlerin; Batı-Güney Avrupa’ya yönelmesi ise, savaş ortamının yanı sıra iklim ve ekonomi ile ilgilidir. Nitekim birincisinde; Gotların (Cermen), ikincisinde ise; Viking (Normanlar) ve Slavların Batı-Güney Avrupa’ya yönelik istila-göçünde, soğuktan kaçış-açlık-tarıma elverişli toprak arayışı öne çıkıyor.

Batı Roma, neden önce hedef oldu? 

Batı Roma’nın çöküş sürecini yaşaması, yoğun nüfusa sahip Cermen kavimlerine komşu olması, topraklarının ılıman kuşakta yer alması ve verimliliği ile sahip olduğu zenginlik; O’nu, hedef haline getirdi.      

Kavimler Göçü’nün, sonuçları nelerdir? 

Batı Roma İmparatorluğu yıkıldı,  O’nun yerine irili-ufaklı birçok Cermen krallığı kuruldu. Avrupa Hun İmparatorluğu’nun yıkılışı ise Orta ve Doğu Avrupa’da siyasi bir boşluk doğurdu. 

Batı’da, Roma Kilisesi öne çıktı;  önce Cermen kralları, ardından halkı Hristiyanlığı kabul etti. Roma kültürü-düşüncesi; yerini, Cermen örf-geleneği ve pagan-Hrıstiyanlık inancıyla karışık bir kültür ile skolastik düşünceye bıraktı. Bu da; medeniyetin çöküşü, kültürel gerileme ve ilkelleşen bir toplumu doğurdu.       

Göçebe toplumlar; uzun süren karmaşa-kanlı mücadele sonucu yerleşik hayata geçti, feodal bir devlet ve toplum yapısı ortaya çıktı. 

Antik dönemde var olan, ancak Roma kültür potasında kimliğini kaybeden birçok millet yok oldu, bugünkü Avrupa devletlerinde ismi yazılı milletler öne çıktı.       

Ekonomik çöküş yaşandı, açlık baş gösterdi. Dini motivasyon ile Orta Doğu ülkelerinin zenginliklerinin talanına dayanan Haçlı Seferleri bile, buna çare olamadı. 

Kavimler Göçü, neden uzun sürdü?

Zayıf krallıklar, Orta-Doğu Avrupa’daki siyasi boşluk; Orta Asya ve Kuzey Avrupa’dan gelen kavimlerin, Batı-Güney Avrupa’ya kolaylıkla ulaşmasına yol açtı. Bu da Avrupa’nın sürekli savaş ortamı yaşamasına neden oldu. Nitekim Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu, Lehistan, Macaristan, Altın Ordu vb. güçlü devletlerin ortaya çıkması ve Doğu Avrupa’nın ısınması ile de Kavimler Göçü son buldu. Türk boylarının yeni göç rotası ise; İran üzerinden, Anadolu oldu.  

Yeni Dünya’ya Göçler 

Yeni denizyolu, kıta, kara parçası, adaların keşfi; koloniler oluşturma ve sömürgecilik, Avrupa’dan bu yerlere yeni büyük bir göç hareketini başlattı. Bunun başını çeken ise Portekiz oldu. 

Portekiz; 1143’te, İspanya’daki feodal bölünmüşlüğün aksine, siyasal birliğe sahip monarşik krallık olarak kuruldu, Papa tarafından tanındı. 

1249’da; Endülüs Devleti’nin gerilemesiyle güneye doğru genişledi,  bugünkü sınırlarına ulaştı.    

1383’te; I. Fernando’nun ölümü üzerine, kızıyla evli Kastilya Kralı, Portekiz yönetimine el koydu. Ancak; bu, soylular ve halkın isyanına yol açtı. 

1385’te, tekrar bağımsız bir ülke oldu. Portekizli soylu I. Joao (John), kral olarak seçildi. 

Kısaca; soylular ve halkın ülkeye olan aidiyet-bağlılığı, kralın seçilmesi,  ülkeyi siyasi açıdan güçlü kıldı.      

Portekiz; 15. yüzyıla kadar, kıyıda yaşayan halkın balıkçılık dışında geçim kaynağı olmayan, kaynakları sınırlı, 1 milyon nüfuslu, yoksul bir ülke idi. 

Hem yoksulluktan kurtulmak, hem de Kastilya Krallığı karşısında kendini güçlü kılacak Hrıstiyan müttefikler edinmek istiyordu. Bu; “açık denizlerin, dünyanın sonu olduğu” düşüncesinin hâkim olduğu bir ortamda, açık denizlere açılma, Hindistan’a ulaşma düşüncesini doğurdu. Zira baharat; o günün Avrupa’sında, aranılan kıymetli bir maldı, bunun ticareti ise Venedik-Ceneviz ve Osmanlı tüccarlarının elindeydi. 

Açık denizlere açılma düşüncesi, kral ve hükümet tarafından kabul edildi, bir plan-programa bağlandı. Bunun uygulamasında öne çıkan isim ise Prens Henrique (Gemici Henry) oldu. 

Gemici Henry; Avrupa’nın ilk denizcilik okulunu kurdu, konusunda uzman birçok milletten-dinden (Arap-Yahudi-İtalyan vb) bilim adamını bir araya getirdi. Bunlar; Çin pusulasını geliştirdiler, açık denizler için dayanıklı-hızlı gemiler tasarladılar, matematik-astronomiyi denizciliğe uyarladılar. 

1415’te, bir Portekiz filosu; Kuzey Afrika’nın ticaret merkezi Ceuta’yı ele geçirdi, Atlas Okyanusu’ndaki Azor ve Madeira Adaları’nı keşfetti.

Batı Afrika kıyıları boyunca ilerleyen Portekizli denizciler; 1444’te “Dünya’nın Sonu” diye bilinen Cabo Ver De’ye, 1471’de de Ekvator’a ulaştılar. Bu da; onlara, cesaret kazandırdı.       

1487’de; Portekizli denizci Dias, Güney Afrika’daki en uç nokta olan Ümit Burnu’na ulaştı. Ancak; güçlü bir fırtınaya maruz kaldı, kayıpları nedeni ile de Portekiz’e dönüş yaptı. 

1492’de; Portekiz, İspanya’nın rekabeti ile karşılaştı.   

İspanya; 2 Ocak 1492’de, Granada’yı alarak Endülüs Devleti’ne son verdi, siyasi birliğini tamamladı. Cenevizli denizci Kristof Kolomb’un; Granada’da Kraliçe İsabella ile karşılaşması, pazarlık sonucu teklifini kabul ettirmesi ise İspanya için bir şans oldu. 

Kristof Kolomb, 12 Ekim 1492’de Bahama Adaları’nı keşfetti. Bu; aynı zamanda, Amerika kıtasının keşfini getirdi. Amerika’nın keşfi ise; daha önce Kolomb’un teklifini reddeden Portekiz’i, İspanya’nın rekabeti ile karşı karşıya getirdi. Bu da; iki ülke arasında, bir paylaşım tartışmasını başlattı. Araya giren Papa; “Amerika’nın doğusu Portekiz’in, batısı da İspanya’nın egemenlik alanıdır” diyerek, bu soruna çözüm getirdi. 

1498’de, Portekizli denizci Vasco da Gama; Batı Afrika sahillerinden Ümit Burnu’na geldi, Hint Okyanusu’ndan Hindistan’a ulaştı, muhatap olduğu yetkililere amacının ticaret olduğunu söyledi. Bundan sonra da Portekiz’e altın-fildişi ve baharat akmaya başladı, Portekiz bir refah dönemine girdi.   

1500’de; Portekizli denizci Cebral, Brezilya’ya ayakbastı, Brezilya’yı Portekiz topraklarına kattı.  Ardından Albuquerque; Goa (Hindistan), Aden, Malakka  (Malezya), Hürmüz (Basra Körfezi) ve Makao’yu (Çin) ele geçirdi. 

İspanya’nın hizmetine giren Portekizli denizci Macellan; Dünya’nın yuvarlak olduğunu ispat etmek amacıyla, 1519’da Sevilla’dan 5 gemi ile yola çıktı. Güney Amerika sahilleri boyunca güneye doğru yol aldı, Macellan Boğazı’ndan Büyük Okyanus’a geçti, 1521’de de Filipinler’e vardı.  Ancak yerliler ile yaptığı savaşta hayatını kaybetti.       

Portekiz; 1580’de, en geniş sınırlara ulaştı.   

Afrika-Arabistan-Hindistan-Çin sahilleri ile Kızıldeniz-Basra-Malakka Boğazı’nda 50’i aşkın kale inşa etti, Brezilya, Angola-Mozambik-Gine-Madagaskar’da (Afrika) koloniler oluşturdu, Güney Atlas Okyanusu ve Hint Okyanusu’ndaki ticaret yolunun tek hâkimi oldu.    

Portekiz; uluslararası ticareti ilk başlatan, sömürge imparatorluğu kuran bir devlet oldu. Ancak; buna destek olacak yönetimi ortaya koyamadı, ticari sistemi geliştiremedi.     

Neden? 

Küçük bir ülkeyi yönetme becerisi olan idareci sınıfın, imparatorluğu yönetecek bilgi ve tecrübesi yoktu. 

Nüfusu az olduğundan; kolonilere gönderdiği insan sayısı sınırlı kaldı,  hiçbir ülkede çoğunluğa ulaşamadı. 

Zengin olan ülkeye döndü, sömürge yönetimi liyakatsiz kişilere kaldı. 

Sömürge yönetimi ile askerlerin; başına buyruk tutum ve davranışı,    hiyerarşi-düzeni bozdu.

Ticari-barışçıl yaklaşımı; gittikleri ülkelerde hoş karşılandı, top-tüfeğe dayalı askeri üstünlüğü ile başvurduğu şiddet ise direnişi doğurdu.     

Rahiplerin sert-katı tutumu, melezlerin Afrika’dan-Amerika’ya köle ticaretini başlatması; Kara Afrika’da tepki ile karşılandı, Hristiyanlığın yayılmasını engelledi.

Ülkeye akan zenginlikten; başta kral olmak üzere dar bir kesim pay aldı, yoksul yine yoksul kaldı. 

Kaynaklar; şatafatlı bir yaşam için kullanıldı, tüketim çılgınlığı yaşandı.

Üretim veya ticaret ile uğraşanlar, hor görüldü.     

Baharat ticareti; 485 bin grostondan, 5 milyon grostona çıktı. Ancak; ticari burjuvanın yetersizliği nedeni ile ticaret sistemini geliştiremedi, tarım toplumundan öteye gidemedi.  

Devam edecek


Safter TANIK
Safter TANIKsaftertanik@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments