BAHRİYE AŞIĞI DONDURMACI HALİL

Bu haber 18 Nisan 2020 - 3:10 'de eklendi ve 692 kez görüntülendi.

BAHRİYE AŞIĞI DONDURMACI HALİL

Babür Hüseyin ÖZBEK

   Mersin deyince biz bahriyeliler, bilhassa bizim dönem iki şeyi mutlaka hatırlar. Biri Dondurmacı Halil, diğeri de Kel Hasan. Hani uzun seyirlerden sonra ( gençliğimizin ve karadan ayrı kalmanın da dürtüsü ile)  ilk kapak atılan yerlerden biri olan Yıldız Pavyon. Sahibi, Saçları ustura ile mi kazınmış, yoksa dökük mü idi hatırlamıyorum, ama biz ona; “Yul Brynner tipli, bıçkın kel adam” derdik. Mersin’in bizim için herhangi bir limandan farkı ise karaya ayak bastığımızda heyecan yaratan bir deniz üssü olmasıydı.  

   Şehir ve çevresi medeniyetlerin buluştuğu tarihi ve kültürel varlığının yanında denizi, kumu ve güneşi ile de güzel bir turizm kentidir. Genişletilen liman, ticari ve askeri hareketliliği ile şehri canlı tutan omurgayı oluşturur.

   Yarım asır önce, 1968’li yıllar, T.C.G.Gemlik’te (D-347) ben muhabere, Metin Ataç sonar, Zeki Bekçi ise U/S Subayı idi. Çok hareketliydik.  Kıbrıs meselesinin en krizli dönemleri olduğundan, Donanma’nın bir ayağı Gölcük’te ise diğer ayağı Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve dolayısıyla Mersin ve İskenderun limanları – Deniz Üsleri bölgesindeydi. İşte o yıllarda, gemilerin Mersin de liman yaptığı günlerden birinde, rahmetli Halil Kürek’i (1931 – 2011), bizim tanıdığımız adı ile ünü her tarafa yayılmış, Dondurmacı Halil’i tanıdım.

   Daha sonra 1983 – 85 yıllarında Mersin Çıkarma Filosu ve Onarım Destek Komutanlıklarında çalıştım. Bu zaman içinde onun bayramlar ve özel günlerde nasıl da elinden gelen cömertlikle biz bahriyelilere ve Kıbrıs için limanda rotasyonda olan görevli muhrip ve / veya denizaltı personeline bütün imkanları ile sahibi olduğu “Dondurmacı Halil Pastanesi” ile hizmet verdiğini gördüm.

   Yazın dondurması -ki ünü oradan gelir- kışın ise cezeryesi, kuru pastası, baklavası ve yöresel tatlısı kerepişi sevdirip yedirdi. Benim bulunduğum yıllarda Mersin Çıkarma Filosu Komutanı olarak önce Güven Erkaya sonra ise Salim Dervişoğlu vardı.

BİZ SİZİN BAHRİYE AŞIĞI OLDUĞUNUZU BİLİYORUZ

   1985 Haziran’ında Mersinden ayrılırken uğrayıp kendisine veda ettim. Duygulandı: “Siz eski dostlar birer birer gidiyorsunuz…” dedi. Ben de : “Biz bahriyeliyiz, birimiz gider diğerleri gelir, biz sizin bahriye aşığı olduğunuzu biliyor ve de sizi seviyoruz” dedim. Duygusallığı zirve yapmış olmalıydı: “Komutan biliyorsunuz ben de askerliğimi bahriyede yaptım, O günler gözümün önüne geldi, sanki tekrar yaşadım” dedi.  

     Tabii ki her şey iyi değildi. Sadun Öztürk ve Yusuf  Öztürk gibi kişilerin bende oluşturduğu  kötü hatıraların yanında, o bir mücevher gibiydi.

    Aradan yıllar geçti, ticaret gemilerinde, Castellon (İspanya), Mersin, Hayfa  / Ashdod (İsrail) seyrindeyim, Mora Yarımadası’nın güneyi,  Girit’in kuzey batısında, doğu rotasında seyrediyoruz, köprüüstünde o günlerdeki söylenişi ile haber / ajans saatinde radyodan Sakıp Sabancı’nın ölüm haberini aldık. (10 Nisan 2004) . Gemide bir Dondurmacı Halil muhabbeti vardı,  ancak şimdi yerini Rahmetli Sakıp Sabancı’nın vefat üzüntüsü aldı. Hava sertti, ancak gemi yüklü olduğundan fazla sarsmıyor, Güney Ege’de Rodos’a doğru süzüle süzüle seyrediyordu.  Varış limanına daha zaman vardı.

   Ben Mersin’de gemiden ayrılacak ve seyre devam etmeyecektim. İstanbul’a dönüşüm için zaman daralıyordu. Ama Mersin’e gelmişken Dondurmacı Halil Ağabey’i de görmeden, eski günleri yâd etmeden, çiğneyip geçip gitmek de olmazdı. Zamanım dardı, pastaneye geldiğimde “Halil Bey’i görmek istediğimi, beni tanıdığını söyledim”, kim olduğunu bilmediğim birisi; “Olur, kendisine haber verelim” dedi. Bekledim, bekledim ne bir gelen nede giden oldu. Demek ki Murphy Kanunları işliyordu.

    Görüşemeden ayrıldım.

HAYAT ONU KAVURMUŞ, BAŞARILI KILMIŞTI

    Onun yaşamı, çalışan sebat edenlerin nasıl başarılı olacağına güzel bir örnekti. Babasının kökleri Tunus’tan Suriye’ye oradan da Mersin’e gelmiş Arap – Türk karmasıydı. Eğitimi sorulduğunda : “İlkokul bir terk” derdi. Ama hayat mektebi onu kavurmuş, başarılı kılmıştı.

    İşçilik, garsonluk, şoförlük yapmış, yoksulluk ve fakirlikle büyümüş ancak ne zaman ki bi azimle pastacılığı öğrenmiş ve sonra da bu mekanı açarak hayata tutunmuştu.

    İşi gelişti, ünü yayıldıkça yayıldı. 18 Temmuz 1974 günü Kıbrıs’a çıkarma yapmaya hazırlanan Türk askerine o imkanları ile limonata, pasta, çörek dağıtmış, bahriyeye elindeki imkanlarla canla başla hizmet etmiş, sonraki yıllarda bunu adeta bir görev bilmiş, çevresine hep moral aşılamıştı. Asker sevgisi, bahriye tutkusu ile gönüllerde taht kurdu.

    Oğlu işi öğrenmişti, ona güveniyordu. “Baba işi bana devret artık sen de dinlen” dedi. Oğlu idi, o da öyle yaptı. Adını verdiği” Dondurmacı Halil Pastanesi’ni” tamamen ona devretti. Şanstır bu bazen ters döner, her şey kötüye gider, adeta Murphy Kanunları işler: “Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme ihtimali varsa hep en kötü sonuç doğacak şekilde ters gider” der Murphy. İşte Halil Ağabey’in yaşamı da öyledir.

    Oğlu vefat eder, ünlü koca pastane geline kalır. Çiçeği burnundaki yeni patroniçe gelin çalışkandır. Ancak o yaşlı Halil Kürek’in kendi pastanesine girmesini yasaklar. Bir keresinde içeri girip iyi kötü günlerinin geçtiği, tırnakları ile kazıyarak oluşturduğu Silifke Caddesi üzerindeki ünlü Dondurmacı Halil Pastanesi’ne girmek ister, garsonlar kibarca mı yoksa zorla mı bilmiyorum onu dışarı çıkarırlar, yani kovarlar.

   Daha sonraları pastanenin karşısına gelir ve eski işyerini elemle, üzüntü ile seyreder. Kendi adını verdiği pastaneden başkalarına para verip göndererek dondurma aldırır, sıkıntılar içinde seyrederek yer.

   Üzüntünün bini bir paradır!

   Bunlar güngörmüş yaşlı bir adam için kolay şeyler değildir. Ömründe içki sigara içmeyen bu iyilik timsali koca çınar birden çöker. Artık yaşam onun için daha zordur.

     Haziran 2011’de İstanbul’da idim, ölüm haberi geldi. Sebep, sıkıntı, üzüntü ve damar sertliğiydi. Mersin ve havalisini yasa boğdu. Naaşı Türk bayrağına sarıldı. Hak ettiği devlet töreni ile ebediyete intikal etti.

     Bahriye aşığının cenazesini oluşturan cemaatte yoksullar, halk ve erinden amiraline kadar herkes vardı. Bizleri her gördüğünde gözlerinin içi gülen, tatlı dilli – tatlıcıDondurmacı Halil böyle az insana nasip olacak bir şerefle ebediyete uğurlandı.

    Sen hep iyi, çok iyi olarak anılacaksın, cennet mekanın olsun Dondurmacı Halil Ağabey

Babür Hüseyin ÖZBEK
Babür Hüseyin ÖZBEKhozbek44@yahoo.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments