KORONA SONRASI – 1

Bu haber 07 Eylül 2020 - 13:35 'de eklendi ve 146 kez görüntülendi.

KORONA SONRASI – 1

Safter TANIK

Dünya haritasına baktığımızda, Korona Virüsü ile karşılaşmayan ülke yok gibi.  

ABD-Brezilya’da yayılımını sürdürüyor, İngiltere-Rusya’da etkinliğini koruyor. Orta Asya-Arap ülkeleri ve Afrika’ya sıçradığı görülüyor.     

Kuzey Amerika’da; ABD-Kanada, Latin Amerika’da; Brezilya-Meksika-Peru ve Ekvator dikkati çeken ülkeler.  

Ortadoğu’da; İran dışında, dikkati çeken bir ülke yok.

Uzakdoğu’da; Çin-G. Kore ve Japonya’da, vaka sayısı en aza düşmüş bir durumda.       

Güney Asya ülkelerinden Hindistan-Pakistan-Endonezya’da; nüfusuna oranla düşük bir seviyede seyrediyor. 

Virüsün adeta Avrupa’daki merkez üssü olarak kabul edilen İtalya’nın yanı sıra İspanya-Fransa-Hollanda-Belçika-Almanya-Polonya-Romanya ve İsveç’in vaka-ölü sayısında bir azalış var. Tabi ki; bunu, Türkiye için de söyleyebiliriz. Bu da kısıtlamaların, peyderpey kaldırılması kararını getirdi. 

Doğru karar mı? 

Genelde, sağlık bilim adamlarına göre; yanlış, ekonomi uzmanlarına göre ise doğru. Haliyle sağlık bilim adamları karşı çıkarken, ekonomi uzmanları da savunucusu oldu.  

Neden?  

Kararı, sağlık bilim adamları; “bir risk alma” olarak değerlendirirken,  ekonomi uzmanları; bunun duran ekonomi çarkının işleyişine hizmet edeceğini, mevcut durumun daha fazla sürdürülemez olduğunu, aksi halde vahim sonuçlar doğuracağını ileri sürdü.      

Niçin?

Bu da; iki farklı, düşünce mantığına dayanıyor. 

Sağlık bilim adamlarının düşüncesi; “sağlamcı, ekonomik tahribatı hesaba katmayan” bir mantığa dayanırken, ekonomi uzmanlarının düşüncesi;  “risk alan, ekonomik tahribatı dikkate alan” bir mantığa dayanıyor. Haliyle sağlık bilim adamına, “süper lig maçları oynatılsın mı?” gibi bir soruyu sormak mantıksızdır. Zira bu sonunun cevabı tıbbı değil, ekonomiktir. 

İzlenen Yol 

Güney ve Batı Avrupa’da olduğu gibi, bizde de orta bir yol izleniyor.  Kontrollü yaşama geçildi, normal yaşama da zaman içinde geçileceği anlaşılıyor.     

Ne zaman biter? 

Yayılma alanı dikkate alındığında; son bulmasının, 1 hatta 2 yılı alacağı anlaşılıyor. İkinci dalga felaketine ise katılmıyorum.    

Neden? 

Vaka ve ölü sayısı, tekrar artabilir. Ancak; bu, geçmişteki bir boyuta ulaşamaz. 

Niçin?   

Fizik kanunları gereği; top yere çarptıktan sonra, yükseldiği noktaya bir daha gelemez. 

Fizik kanunlarını, bir tarafa bırakalım. Birincisi; yönetim ve insanlar, hazırlıklı olacak. İkincisi; virüs, zaman içinde gücünü kaybedecek (ki kaybediyor) Üçüncüsü; insanlar, az-çok entübe olma yolu ile bağışıklık kazanacak. Haliyle diğer salgın hastalıklar gibi; vadesini dolduracak,  kaybolacaktır. 

Aşısı, bulunacak mı? 

Korona ailesinden olan SARS ve MERS gibi, COVID-19 virüsünün de aşısının bulunacağını düşünmüyorum. Bulunsa bile; insanlar, buna karşı şüpheli bir yaklaşım sergileyecektir. Virüs kaynağının belirsizliği, aşı hakkındaki şüphe ise bunun nedeni olacaktır. 

Krizden çıkarılan ders nedir? 

COVID-19 salgını; salgın hastalıklara karşı hazırlıklı olmayı, “plan- program, kontrol, mali kaynak yeterliği, devletin ekonomiye müdahalesi hatta ekonomide aktif rol alması, sağlıkta kamuculuk, iç-dış güvenlik, üretim, tasarruf,” konularının önemini bir daha gösterdi. 

Yeni bir sisteme mi gidiliyor?

Bunun için, mevcut sistemin sürecine bakmak gerekir.

Doğuşu, İdeoloji ve Doktrini      

Sistemin, 1970’li yıllara uzanan bir geçmişi var. 

Fikir babası; Chicago Üniversitesi’nde, bir siyaset-felsefecisi olan Friedrich Hayek.  Ekonomi profesörü olan Milton Friedman-Arnold Harberger ise buna katkısı olan kişiler. 

Hayek; “Yeni Dünya Düzeni, Küresel Sistem, Küresel Kapitalizm” diye farklı isimler ile söz edilen, siyasette; küresel şirketlerin çıkarını esas alan, uluslararası örgütleri etkin kılan, ekonomide; devleti müdahale- ekonomik-sosyal faaliyetten dışlayan,  ekonomi alanını tamamen özel teşebbüse bırakan sosyal alanda; bireyciliği öne çıkaran, işbölümüne dayalı örgütlü topluma son veren, bireyi yalnızlaştıran, kültürde; milli kültür-milli his-heyecan-aidiyet-bağlılık gibi milli devleti var eden varlığını koruyan değer-unsurları erozyona uğratan, “evrensellik” adı altında yoz-kozmopolit kültür-ahlakı dayatan, tek dil-tek din-tek devleti hedefleyen bir ideoloji ortaya koydu.  

Devletin ekonomiye yön-şekil veren plan-program-kontrol-müdahale gibi uygulamalardan vazgeçmesi, ekonomik-sosyal alandan çekilmesi,    ekonomi alanının tamamen özel teşebbüse bırakılması, özelleştirme, gümrük duvarlarının kalkması, emek-sermaye-mal-hizmetin serbest dolaşımı gibi; temel ilkeleri içeren, Neo-Liberal Politikalar ise bunun doktrinidir. 

İngiltere ve ABD’nin Başı Çekmesi   

Sistem; 1970’li yıllarda, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) desteğine rağmen uygulama alanı bulamadı. 

Küresel Sistem ve onun doktrini olan Neo-Liberal Politikalar; ilk olarak, 79’da Margaret Thatcher’in başbakan olmasıyla İngiltere’de uygulama alanı buldu.

1981’de, Ronald Reagan’ın; ABD başkanı olması, sistem ve doktrinine popülerlik kazandırdı. Bu nedenle “teorisyeni; Amerikalı, pratisyeni;   İngiliz” dersek yanlış olmaz. Zira İngiltere’nin ortaya koyduğu model, bu yolu izleyen birçok ülke için örnek teşkil etti.

Elit Sermayenin Zaferi    

Reagan’ın başkan olmasıyla elit sermaye; ABD maliye-dış siyasetinde, son derece etkin bir güce kavuştu. 

Reagan; elit sermayeye güç kazandıran, küresel piyasada karşılaştığı engelleri kaldıran, istediği gibi hareket etmesini sağlayan bir siyaset izledi. 

1981’de, Amerikan tarihindeki en büyük vergi indirimine gitti. 

İzlediği mali-ekonomik politika sonucu; elit sermaye, paradan para kazandırdı. 

IMF ve Dünya Bankası ile birlikte, gelişmekte olan ülkelere Neo-Liberal Politikaları dayattı. 

Tarihinde ilk defa; önce petrol ihraç eden, daha sonra da değişeme direnen birçok ülkeye yönelik bir sermaye operasyonuna başvurdu.  

Dünya Ekonomisinin Büyüme Sürecine Girmesi 

1983’te; dünya ekonomisi, bilişim-teknoloji devrimi ile durgunluktan çıkarak bir büyüme sürecine girdi. 

Küresel Şirket Operasyonları    

Merkezi nerede olursa olsun, küresel şirketler; soğuk savaş döneminde, birçok ekonomik-sosyal operasyonda yer aldılar, işbirlikçileri ile birlikte birçok ülkenin siyasetini şekillendirdiler, ülkeleri borç batağına düşürerek doğal kaynaklar-kamu şirketleri-ihracat gelirine el koydular, kazançlarına kazanç kattılar. 

ABD-IMF-Dünya Bankası Kıskacı 

1989’da; Brady Planı ile ABD ve etkin konumda oldukları IMF-Dünya Bankası’nın dayatmasıyla, borç ödeme anlaşması adı altında, dış borç temerrüdüne düşen, “Meksika-Brezilya-Arjantin-Venezuela-Şili-Ekvator- Kolombiya-Peru-Bolivya-Uruguay-Nijerya-Tunus-Yugoslavya Fildişi Sahili-Filipinler” olmak üzere 15 ülkenin, doğal kaynaklarına-kamu şirketlerine-ihracat gelirlerine el koydular, özelleştirmeyle ucuza satın aldılar, siyasi yapısını şekillendirdiler. 

Sovyetlerin Dağılması ve Tek Kutuplu Dünya  

1991’de, SSCB’nin dağılması; sosyalizmin yenilgisi, kapitalizmin zaferi olarak görüldü. ABD tek süper devlet konumuna gelirken, iki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçildi. Neo-Liberal Politikalar da;  mali açıdan sıkıntı yaşayan ülkelerin, sarıldığı bir can simidi oldu.

Durgunluğun Yerini Büyümenin Alması  

1991’de; Rusya ve eski Doğu Bloku Ülkelerin açık pazar haline gelmesi, durgunluğa giren dünya ekonomisine bir canlılık kazandırdı. 

Krizler-İflaslar   

Özelleştirme şampiyonu Meksika; 1994’te, Brezilya-Arjantin; 1999’da iflas etti. 

1997 Asya Krizi

1997’de Asya’nın turizm merkezi Tayland-Bangkok’ta, 40 kat artan emlak fiyatlarının 20 kat düşmesi ve 48 bankanın iflasıyla başlayan kriz; domino etkisi yaptı, Malezya-Singapur-Endonezya-Filipinler-Tayvan-Güney Kore’ye sıçradıktan sonra, sistemin merkezi olan Japonya’yı vurdu. 

Etkisi ile de dünya ekonomisi durgunluğa girdi.   

Japon hazinesi; 1876’dan beri uyguladığı ekonomik modelin mantığı gereği, ekonomisinin temel taşlarını oluşturan ve her biri dünya devi olan banka-şirketleri kurtarmak için, bunlara trilyonlarca dolar kaynak aktardı. 

Bugün; Japonya’nın kamu borcu, 12,2 trilyon dolar. Bunun tamamını yerli kaynaklar ile finanse etmesine, Çin’den sonra ABD’den ikinci büyük alacaklı ülke olmasına ve teşviklere rağmen; 1997’den bu yana, % 1’’i aşan bir büyüme hızına ulaşamadı. 

Endonezya’da Suharto; kriz sonrasında, 31 yıllık iktidarını bırakmak zorunda kaldı. Ülke, küresel şirketlerin fason üretim merkezi haline geldi.

Sistemin Tehlikeye Girmesi  

1999’da Venezuela’da Chavez’in, 2000’de Rusya’da Putin’in, 2003’te Brezilya’da Lula’nın başkan olması, küresel sistemi tehlikeye soktu.    

Chavez; “Bolivarcı Sosyalizm” uygulaması ile başta petrol-doğalgaz olmak üzere, madencilik-sanayi-tarım alanında faaliyet gösteren çok sayıda yabancı şirketin millileştirilmesine gitti.  

Putin; petrol-doğalgaz-kömür-kereste-kıymetli metaller gibi doğal kaynakları elinde tutan, küresel sermayenin Rusya’daki uzantısı olan Yahudi kökenli oligarkların mal varlığına el koydu, Rusya’nın yeni patronlarını belirledi. 

Lula ile Brezilya, karma ekonomi modelini benimsedi. 

Başarısı ile dikkati çekti. Brezilya, dünyanın belli başlı ekonomisinden biri oldu.        

2011’de; görevini, aday gösterdiği Dilma’ya bıraktı. 

Her ikisi de; ABD ve küresel şirketlerin, sürekli hedefi oldu. 2016’da; Dilma, yolsuzluk ve kara para aklama suçlaması ile görevden alındı. Yine aynı suçlama ile Lula; 2017’de, 9 yıl 9 ay hapse mahkûm oldu. 

Sistemin Tekrar Cazip Hale Gelmesi    

Rusya’nın kontrollü kapitalizme, Brezilya’nın karma-ekonomi modeline geçişi; Venezuela’nın kamulaştırmalara gitmesi; küreselciler için bir tehlike arz etti ise de, 2001’de Çin’in küresel sisteme dâhil olması, sistemi tekrar cazip hale getirdi. 

Çin’in 1997 Asya Krizi’nden Ders Çıkarması   

Çin; 2001’de, bir üretim üssü olmak şartıyla, küresel sisteme entegre olmayı kabul etti. 1997 Asya Krizi’nden çıkardığı ders ile plan-program-kontrol-üretim-ihracata dayalı, karma ekonomik bir model inşa etti.   

KİT’ler ile üretimi sübvanse etti, Yuan’ın değerini düşük tuttu, sermaye hareketini sürekli kontrol etti. 

Küresel İşbölümü ve Büyüme 

Çin’in; küresel sisteme dâhil olması, küresel ekonomide bir iş bölümü ve büyüme sürecini getirdi. 

Çin; dayanıklı-dayanıksız tüketim malları, Endonezya; fason, Hindistan; tekstil ve yazılım, Almanya; makine kimya, Japonya elektrik-elektronik, Fransa-İtalya; butik tarzı tekstil-kozmetik sektöründe birer üretim merkezi oldu. 

ABD-İngiltere, ileri teknoloji ve finans merkezi olma özelliğini sürdürdü.  Türkiye vb ülkeler, hizmet sektörüne (İnşaat-taahhüt işleri, turizm, transit ticaret, perakende-toptan ticaret vb) yöneldi. 

Dünya ekonomisi; 2001-2008 döneminde, bir büyüme süreci yaşadı. Bu; her ülke için bir fayda sağladı, en karlı çıkan ise Çin oldu. 

Sistemin Alarm Vermesi ve Çaresizlik          

Sistem; dünyada önce gerçek, sonra sanal bir satın alma gücü doğurdu. İşsizliğin artması, sisteme dinamizm kazandıracak yeni bir ülkenin dâhil olmaması, gelir dağılımının aşırı derecede bozulması sistemin işleyişini durdurdu. Gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkenin, fütursuzca verdiği tüketici-araç-konut kredisi de bunun çaresi olamadı. 

2008 ABD Mortgage Krizi     

2008’de; ABD’de varlık değerlerinin hızla düşmesi ile başlayan Mortgage Krizi, küresel sistemi derinden sarstı. Bu; ABD’de mali krize yol açarken, Amerikan-İngiliz-Alman-Fransız-İtalyan banka-şirketleri arasında büyük sermaye alışverişinin olması da, krizin bu ülkelere doğrudan sıçramasına neden oldu. .  

İngiltere’nin; İrlanda-İzlanda’dan, Almanya’nın; İrlanda-Yunanistan’dan, Fransa’nın; Yunanistan’dan, İspanya’nın; Portekiz’den olan alacaklarını tahsil edememesi, krize yeni bir boyut kazandırdı. İspanya’daki olumsuz mali gelişmeler ise Almanya ve Fransa’ya adeta bir kâbus yaşattı.

Lehman Brothers’ın batışına izin verilmesi; Körfez Ülkeleri’nin 600,  Rus oligarkların 150 milyar dolar kaybetmesi, Dubai’nin ödemelerini yapamaması gibi bir sonucunu doğurdu.

Çözüm Formülü 

Başta ABD olmak üzere İngiltere ve AB’nin önde gelen ülkeleri; stratejik banka-şirketleri kurtarmak, ülke-küresel piyasaya canlılık kazandırmak için, astronomik rakamı bulan mali destek paketlerini uygulamaya koydu, parasal genişlemeye başvurdu.   

Amerikan Merkez Bankası (FED); 2,3 trilyon dolar, Avrupa Merkez Bankası (ECB); 1,7 triyon avro, İngiltere Merkez Bankası (BOE); 200 milyar pound tutarında kaynak yaratarak bu amaca tahsis etti.  

Parasal Genişlemenin Arka Planı         

Normalde; merkez bankasının, hazine ya da banka-şirket borçlanması karşılığında yarattığı kaynağı tahsilat ile geri çekmesi gerekir. Ancak;  işin arka planında, bu paranın büyüme ile küresel piyasada eritilmesi, zararı başka bir ülkeye yansıtma, tasarrufu olanı zarara sokma, doğal kaynak zengini ülkelere fatura çıkarma düşüncesi vardı.   

Dünya Ekonomisi Büyüme Sürecine Giremedi

2008 Mortgage Krizi sonrasında; dünya ekonomisi 1983, 1991 ve 2001’de olduğu gibi, bir büyüme sürecine giremedi.

Bir Çare  

Bir nedeni de; küresel ekonomiyi canlandırmak için, yeni pazar alanı oluşturma olan “Arap Baharı” operasyonu, fiyasko ile sonuçlandı. Bu; bir de Libya yağmalamasında aslan payı alan Fransa’nın, İtalya ile arasının açılmasına neden oldu.     

Kur Savaşları

Amerikan Merkez Bankası (FED) ve İngiltere Merkez Bankası ( BOE); kısa süren bir parasal daralmaya gitti ise de, Avrupa Merkez Bankası (ECB) parasal genişlemeyi sürdürdü. Çin; Yuan’ın değerini düşük tuttu, Japonya; parasal genişlemeyi başlattı. Buna da “Kur Savaşları” dendi.

Batı 2008’in Yaralarını Saramadı 

Ne Arap Baharı, ne de Kur Savaşları; Batı’nın, 2008’de uğradığı büyük zararı gidermedi. ABD ve AB’nin önde gelen ülkelerin hazinesi de, bu yükü taşımaya devam etti. Bu da hem dolara, hem de avroya duyulan güveni sarstı. 

Gizli Enflasyon 

ABD ve AB’nin önde gelen ülkelerin hazinesi; parasal genişlemeden kaynaklanan önemli bir borç yükü taşıyor ise ki öyle görülüyor, bunun enflasyonu doğurması gerekir. 

Oysaki açıklanan enflasyon oranları; 2008’den bu yana, yıllık % 2’yi bile geçmedi. Buna karşılık; dolar ve avronun, 2008’in çok altında bir satın alma gücüne sahip olduğu ise bir gerçek. Bu da; gizli enflasyonu akla getiriyor.   

Batı’nın Gerileyişi Asya’nın Yükselişi              

2008 Krizi ile Batı; onarılması güç bir yara alırken, Çin ve Hindistan ekonomileri öne çıktı. Bu da “Batı’nın Gerileyişi, Asya’nın Yükselişi” şeklinde yorumlandı.                

Çok Kutuplu Dünya  

Çin’in; ekonomik büyüklükte yakın zamanda ABD’yi geçecek olması,   dünyanın önde gelen ekonomileri içinde Hindistan ve Brezilya’nın yer alması, Rusya’nın uluslararası siyasette etkinliğinin artması; ABD’nin küresel egemenliğini sarsarken, çok kutuplu dünyayı getirdi.  

Sistem Tartışma ve Kavgası      

Batı’nın gerileyişi, Asya’nın yükselişi; önce İngiltere, daha sonra da ABD’de, siyaset ve arka planda elit sermaye içinde,  bir küresel sistem tartışma ile kavgasını getirdi. 

İngiltere’de, soylu kökenli sermaye; ABD’de, kendisini “vatansever” diye tanımlayan ulusalcılar; Batı’nın gerileyişi, Asya’nın yükselişinden küreselcileri sorumlu tuttu.

Sistemin Batı’nın aleyhine işlediği, küreselcilerin sadece kendi çıkarını düşündüğü, devletin çıkarına aykırı davrandığı, yanlış-aşırı ekonomik kararları ile devleti zarara soktuğu ileri sürüldü. 

ABD’den bağımsız, çıkarını esas alan dış siyaset ile İngiltere; “Brexit” oylamasıyla AB’den çıktı,  hinterlandına yöneldi. Çin’in, “bir kuşak, bir yol” projesine destek verdi.  

ABD’de; Trump, ulusalcıların desteği ile başkan seçildi. 

Kavganın Yansıması  

ABD-İngiltere siyasetinin arka planındaki bu kavga,  AB’nin önde gelen ülkeleri ile gelişmekte olan ülkelere de yansıdı. Siyaset değişim ve mücadelesini getirdi, tarafları yeniden belirledi, siyasi yapıya yeni bir şekil verdi. 

Not; devamı, “Korona Sonrası” -2-‘de.

Safter TANIK
Safter TANIKsaftertanik@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments