DOLAR
8,7367
EURO
10,3748
ALTIN
499,23
BIST
1.391
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Gök Gürültülü
26°C
İstanbul
26°C
Gök Gürültülü
Salı Gök Gürültülü
25°C
Çarşamba Gök Gürültülü
28°C
Perşembe Gök Gürültülü
27°C
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C
TARİH TEKKERÜR EDER Mİ? Fuat YILMAZER Tarih tekerrürden ibarettir sözünün doğru olduğuna inanmıyorum. Tarih tekerrür etmez ama aynı veya benzer hataları tekrarlarsan aynı veya benzer olaylarla karşılaşmak tabidir. Bu tarihin tekerrürü değil, hataların tekrarı ile aynı veya benzer sonuca varmanın karşılığıdır. Hataların tekrarlanmaması için bilinçlenmek, bilinçli olarak hafızayı taze tutmak...
ZİYA GÖKALP MÜZESİ Kenan EROĞLU Ünlü düşünürümüz Ziya Gökalp konusuna devam ediyorum.  Bu gün Ziya Gökalp’in büyük damadı  Ali Nüzhet Göksel’in  “ZİYAGÖKALP MÜZESİ” açılışı nedeniyle 1956 tarihinde  ulusal ölçekte yayın yapan  “VATAN” gazetesine yayınlanan açıklamasını yorumsuz olarak aktarmak istiyorum.          “ Dün (23 Mart 1956) Ziya Gökalp’ın doğumunun 80. yıldönümü idi. Bu vesile ile Diyarbakır’daki evi...
SECCEDEN SEHPAYA ELMA VE BIÇAK Asena Kınacı MORAL Ş. Adnan Şenel tarafından yazılan “Secdeden Sehpaya Elma ve Bıçak”*, “ismiyle müsemma” diyebileceğimiz bir roman: Yüreği imanlı alnı secdede bir gençliğin sehpalarda, işkencelerde, falakalarda, Filistin askılarında umutlarının ellerinden alınışını anlatmış ve adına da yakışmış. Ak alınlarıyla secdeden sehpaya gidenleri en güzel anlatan...
YUNUS EMRE’YLE HASBİHAL – 13 Ahmet URFALI      Yunus, şairden çok bir filozof ve ahlâkçı idi. Düşüncelerini tasavvufa dayanarak savunmaktadır. Onda tasavvuf kaos içindeki bir toplumda kozmoza varan bir yoldur.                                                   İ.Hakkı Baltacıoğlu 37. Aşk uluları söyledi aşktan kuruldu bu yurt Gönül kardeşliğinin ışığı alınlarda şavklandı Yıldızlardan sağılan sevgiyi çoğaltıp bengisuyla Kırbalar...

BİZİM YUNUS

BİZİM YUNUS

BİZİM YUNUS

Asena Kınacı MORAL

Ben gelmedim dava için

Benim işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir

Gönüller yapmaya geldim.

 Bütün tarihi kıymetli şahsiyetlerin hayatı; şu tarihte yaşadı, şunları yaptı, şu tarihte öldü diyerek kronolojik olarak ifade edilir. Ama bu kronolojik hayat hikâyeleri o kıymetli insanları meraklılarına tam manasıyla tanıtabiliyor mu? Ben tarihi büyük şahsiyetlerin hayat hikâyelerini öz kıymetlerine göre hep yavan ve sığ bulmuşumdur. Bu nedenle onları anlatan başka kitaplar okuyarak tarihi kıymetli örnek şahsiyetleri daha iyi tanımak ve hayalimde yaşatmak isterim. 

2021 yılı Yunus Emre’nin vefatının 700. yılı nedeniyle UNESCO tarafından anma ve kutlama yıldönümleri arasına alınmıştır.

Ülkemizde de Cumhurbaşkanlığı tarafından 2021 yılı Yunus Emre ve Türkçe Yılı olarak ilan edilmiştir.  

 “Elif okuduk ötürü

Pazar eyledik götürü

Yaradılanı hoş gördük

Yaradandan ötürü…”

Herkes Yunus Emre’yi bilir. Ama onu bilmek yeter mi? Onun yüreğini görmek, elini tutmak, dilini çözmek gerekir. Onun seslenişiyle Çalap, insanı bedeni ve duyguları ile bir bütün olarak yaratmış. Ve sol tarafına bir yürek kondurmuş. Herkes bu yürekle sever. Yunus’u bilmeyen sevmeyi ne bilir? Sevmeyi bilse de Yunusca sevmeyi bilir mi? 

 Yunus’un adını bilmek Yunus’u bilmek midir? Yunus bize amcamızın, dayımızın, teyzemizin, halamızın oğlu kadar yakın olmadan onu anlayabilir miyiz? Onun ideal kişiliğini örnek alıp Yunus’ça yaşayabilir miyiz? Yunus Emre’yi sisli, bulanık bir hayalet kavramdan çıkararak ete kemiğe büründürerek Müslüman bir Türk olarak anlayıp anlatabilir miyiz?  

Sabır saadeti ebedi kalır

Sabır kimde ise o nasip alır.

Yunus Emre’nin hayat hikâyesini herkes okumuştur, dinlemiştir, bilir.  “Ete kemiğe büründüm. Yunus diye göründüm.” diyen Yunus’un hayat hikâyesini yazılı kaynaklardan okuyarak onu Yunusça tanımak, anlamak zordur. Onun hayat hikâyesini okurken de dinlerken de şiirlerindeki derinliği hayat hikâyesinde bulamayız. Onu tanımak ve anlamak için Yaradana tam teslimiyetle iman ister, daima aramak ister, çok çalışmak ister, büyük sabır ister, kocaman sevda ister… İster de ister… Onun ete kemiğe bürünmüş Yunus halini doğru tanıyamayınca “erdemli insan” olarak örnek almak da zorlaşır. Onun inançlarının derinliği anlaşılmaz. “Bir ben var bende benden içerü” dediği benliği ile duygudaş olunmaz.  

Hiç kimseye yan bakma!
    Öfkelenip sert çıkma!
    Kalb Allah’ın evidir,
    Bu evi sakın yıkma!

Yunus da bir insandı. Acıkırdı, susardı, yorulurdu, ağlardı. Hayat gailesi vardı. Çalışırdı. Hatta bir çuval buğdaya muhtaçtı. O, Peygamberin sünnetini ve Türk töresini yaşayarak Allah’ın bir hikmeti ve lütfu olan ana dilinin, Türkçenin derinliklerinde kaybolarak esfel-î safilin derekesinden eşref-î mahlûkat derecesine ulaşmayı ve tüm insanlığa örnek olmayı başardı. 

Günlük hayatında Peygamberimizin sünnetini örnek alan, toplumunun kültür değerleriyle barışık, büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgili Yunus bahar geldiğinde çiğdemi çiçeği sever, yaradılmışlarla gönül bağı kurardı. “Sordum sarı çiçeğe, annen baban var mıdır? / Çiçek eydür derviş baba, annem babam topraktır.” diyerek tüm yaratılmışlarla konuşurken yaradılışın gayesinin sırrına vakıf olmaya çalışırdı.

 Siz hiç düşünmediniz mi? Akletmez misiniz? Allah bizi neden/niçin yarattı? Allah’ın ilahi kudretiyle, sonsuz sınırsız gücüyle insanın dünyadaki varlığına ihtiyacı mı vardı? Yunus bu sırrı, inanarak, severek, çalışarak, arayarak bulmaya çalıştı. Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak ve yaratıcı ile yaratılanı anlamaya çalışarak, “Yunus sırrı”na erdi. Yaradılanı severek Yaradana ulaştı. Yunus İslam ahlakıyla ahlaklı Türk töresiyle yaşayan ideal bir Müslüman Türk’tü. Bizler de onu böyle tanımalı, böyle örnek anlamalı ve böyle sevmeliyiz.

Gönül Çalab’ın tahtı 

Gönüle Çalap bahdı 

İki cihân bed-bahtı 

Kim gönül yıkar ise

Yunus’u hepimiz biliyoruz. Yunus’u hepimiz seviyoruz. Hepimiz doğrulardan yanayız. Peki eğriler neden var?  Hepimiz iyilerden, iyiliklerden yanayız? Peki, kötüler ve kötülükler neden var? Hepimiz güzelliklerden yanayız? Peki, çirkinlikler neden dünyayı sarıp sarmalıyor? Yani hepimiz Yunus’u biliyor, seviyorsak ve hepimiz onun gibi iyiden, güzelden, doğrudan, haktan yanaysak bu dünyayı yaşanmaz hale getirenler kim? Çevreyi kirletiyorsak, ormanları korumuyorsak, çiçekleri koparıyorsak, hayvanlara saygı duymuyorsak Yunus’u bilmenin ne anlamı var? Kötü sözlerle, şiddet ile, büyük-küçük tanımazlıkla, acımasızlıkla, sinirle, sabırsızlıkla, kin, nefretle ve düşmanlıkla dilimizde Yunus Emre adı olsa neye yarar? Haset ve fesat ile kaynayan yüreklerle Eline geleni yersen/ diline geleni dersen..sen derviş olamazsın diyen Yunus’u bilsen de olur bilmesen de…

Yunus’u bilmek de yeterli değildir. Onu tanımak, anlamak gerekir. Yunus’u sevmek yeterli değildir. Onu örnek almak gerekir. Onun örnek aldığı iki cihan serverini sevmek gerekir. Peygamberin sünnetine uymak gerekir. Yunus’un adını bilmek Yunusca yaşamayı bilmedikten sonra önemsizdir. Yunus’u sadece adıyla bilirseniz; aşk, hoşgörü, saygı, sevgi, barış, kardeşlik, sabır, tevazu v.s. gibi güzeli anlatan kelimeler anlamının ve hayatın dışında sadece harflerle sınırlı kalır. 

“Sevelim sevilelim

Bu dünya kimseye kalmaz.”

Yunus Emre’nin Türkçe söylediği şiirlerinde kullandığı sevgi dili, tüm insanlığın gönlünü fethederken değişik kaynaklarda ve özellikle batı ülkelerinde hümanizmin temsilcisi olarak tanıtılıp anlatılmasına yol açmıştır. Ancak o asla dünya insanı yada  hümanist değildi. İslamiyet’in dünya algısı ve anlayışını en ideal olarak öğrenen öğreten bir şair, ozan ve dervişti. Allah’ın Türk milletini yarattığı kutlu özellikler ile İslam felsefesi ve ahlakının birleşmesiyle kendine özgü doğru ve ideal bir hayat kurabilen Yunus’u sevgi dili üzerinden dünya milletinden, hümanizmin temsilcisi gibi görmek ve göstermek yanlıştır. Yunus Türk-İslam insanını temsil eden en güzel örneklerden biriydi. Dervişti. Oduncuydu. Çobandı. Çıraktı. Aşıktı. Öğrenciydi. Öğretmendi. Seyyahtı. Yani ne olursa olsun Müslüman Türk’tü.

“Bilmeyen ne bilsin bizi 

Bilenlere selam olsun”

2021 yılı Yunus Emre ve Türkçe Yılı…. Bu yılın kalan altı ayını her Müslüman Türk Yunus’u öğrenmek-öğretmek, anlamak-anlatmak ile geçirmelidir. Yunus İslamiyet’in yaradılana sevgi öğretisini Peygamberimizin sünnetiyle birleştirerek ulaştığı iman temizliği ve sevgi dili ile tüm dünyayı kucaklayabilmiştir. Ve bütün bu özellikleri ile insanlığın gönlünü kazanmıştır. Türk İslam medeniyetinin zenginliğini Türkçe söylediği şiirleri ile insanlığa sunmuştur. Allah’ın olmamızı istediği “kul” kemaline erişmek için bizler de  Yunus’u tanımalıyız. Peygamberimizin sünnetiyle ve ahlakıyla ahlaklı Yunus Emre’yi tanıyan anlayan ve Yunusca yaşayan çocuklarımızın ve gençlerimizin varlığı ile hem bizim Yunus’un ruhu şad olacak hem de atalarımızın ruhu şad olacaktır.  

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.