3 Kasım 1839’da Gülhane Parkı’nda okunan Tanzimat Fermanı’nın 187. yılında; Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan ve Erol Güngör’ün izinde, taklitçi Batılılaşmanın çıkmazlarını ve Türk milliyetçiliğinin “köklerden geleceğe” uzanan medeniyet davasını tahlil ediyoruz.
Tarih 3 Kasım 1839… Gülhane Parkı’nda Hariciye Nazırı Koca Mustafa Reşid Paşa’nın gür sesiyle yankılanan ve Sultan Abdülmecid’in mührünü taşıyan ferman, Osmanlı-Türk modernleşmesinin resmî miladı olarak kayıtlara geçti. Devleti çöküşten kurtarmak, can, mal ve namus emniyetini kanun hâkimiyetiyle teminat altına almak iddiasıyla ilan edilen Gülhane Hatt-ı Hümayunu; aradan geçen 187 yılda Türk düşünce hayatının en temel kırılma noktası olmaya devam etmektedir.
Tanzimat; devleti idari ve hukuki bakımdan ihya etme niyetini taşırken, beraberinde getirdiği taklitçi zihniyet sebebiyle Türk cemiyetinde iki asırdır süren kimlik ve medeniyet buhranının da fitilini ateşlemiştir.
Tanzimat Fermanı’nın en büyük çıkmazı; Batı’nın felsefi, ilmi ve sınai üstünlüğünün kaynağına inmek yerine, Batı cemiyetinin şekil ve tüketim kalıplarını taklit etmeyi ilericilik saymasıydı.
Kendi tarihine, milletine ve mukaddesatına yabancılaşan, halkına yüksekten bakan bir “alafranga aydın” tipi doğdu. Peyami Safa’nın romanlarında resmettiği Şinasi-Macit ikilemi, Türk insanının ruh dünyasında derin bir yarığa yol açtı. Hukukta, maarifte ve bürokraside başlatılan ikilikler; millî tesanüdü güçlendirmek yerine, cemiyeti köksüz bir taklitçiliğe sürükledi.
Bu medeniyet krizine karşı Türk milliyetçiliği fikriyatı, en tutarlı ve ilmî cevabı üretti. Türkçülüğün fikir mimarı Ziya Gökalp; Tanzimat’ın yarattığı zihniyet keşmekeşini aşmak için “Hars (Kültür) ve Medeniyet” ayrımını ortaya koydu:
Hars (Kültür): Bir millete has olan, o milletin dilinden, ahlakından, inancından ve tarihinden neşet eden ruhudur; millîdir ve taklit edilemez.
Medeniyet: Milletlerarası ortak fennî, teknik ve usule dayalı kazanımlardır; evrenseldir ve serbestçe iktibas edilebilir.
Gökalp’e göre Tanzimatçılar; Batı’nın tekniğini almak yerine harsını almaya kalkışmış, kendi millî harsımızı tahrip etmiştir. Çare ise “Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim” terkibinde, köklerimize sadık kalarak çağdaş dünyanın müspet ilmini kuşanmaktır.
Cumhuriyet döneminde bu bayrağı devralan iki büyük fikir adamımız, Tanzimat’ın muhasebesini sosyolojik temellere oturttu:
Prof. Dr. Mümtaz Turhan, Garblılaşmanın Neresindeyiz? adlı abidevi eserinde; şeklî batılılaşmanın bir milleti kurtaramayacağını, asıl meselenin “hür ilim zihniyetini” ve birinci sınıf ilim adamları kadrosunu yetiştirmek olduğunu ortaya koydu.
Prof. Dr. Erol Güngör ise Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik kitabında; Tanzimat bürokratlarının milleti bir “deney sahası” gibi gördüğünü vurgulayarak, hakiki milliyetçiliğin milletin tarihî derinliğine ve ahlaki değerlerine dayanarak kendi modernliğini üretmek olduğunu ispatladı.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti; 103 yıllık kurumsal birikimi, güçlü ordusu, yerli savunma sanayii ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın sunduğu Avrasya vizyonu ile Tanzimat’ın dayattığı aşağılık kompleksini tarihin çöplüğüne atmıştır.
Bizim medeniyet ufkumuz; ne köhne bir taassup ne de Batı’nın sömürgeci kültürüne teslimiyettir.
Türk milliyetçiliği; Orhun’dan Hacı Bektaş’a, Yesevi’den Atatürk’e uzanan köklerini muhafaza ederek, göklerde TDT-SAT uydularıyla, sahada KAAN savaş uçaklarıyla ve zihinlerde 34 harfli ortak alfabeyle Türk asrını inşa etmektedir. Milliyetçilik fiilen iktidardadır.