BİZİM YABANCILAR

Bu haber 03 Kasım 2018 - 0:28 'de eklendi ve 350 kez görüntülendi.

     Ali BADEMCİ

      alibademci@gmail.com

 

Günümüz uluslararası siyasette Arap dâvâsının  halli için önümüzde  hâlâ derin fırsatlar var; işte Kaşıkçı meselesi, Suriye ve Irak hadiseleri! Cumhuriyet Türklüğü çok akıllı olmak zorundadır, en azından ilk Cumhuriyet yıllarında olduğu gibi sabırlı ve dikkatli olmalıyız. Elbette Araplar bizim kardeşimizdir. Ne yazık ki bu ülkede  Ermeniler bile Türkçülük yapıyor ve Araplar’a vuruyor, gerçek sebeb İslâm düşmanlığıdır. Türk atına binip Türkçülük yapan bizler de  oldukça hatâ yaptık. Bugünkü  Kürt nankörlüğü  yanında Arap  nankörlüğü  çok zayıf kalmaz mı? Bugün Türkiye’nin bulunduğu Suriye coğrafyasının  100 yıl evvelki hâli  Konya’dan farklı değildi! Şurada “Türk yok ne işimiz var” sözleri  Türkçülük ve milliyetçilik değildir. Aydınlarımızı düşünmeye dâvet ediyoruz.

 

BİZİM YABANCILAR

 

Bulunduğumuz coğrafyada bin yıl birlikteliğimiz olan Arap-Ermeni-Yahudi-Rum-Kürt hakları ile ilgili  algımız maalesef doğru değildir. Millet ve milliyetler arasında  mahşere kadar düşmanlık olmaz; meseleler  zaman zaman   alevlenir, fakat nihayette söner! Artık insanlar kullanıldıklarını biliyorlar, o sebeble fikir değiştirebiliyorlar. Dün Arap ve Ermeni kartına oynayan  Hıristiyanlar bugün Kürt kartını  öne sürmüşlerdir.  Nereye gidilebileceğini hiç bilen Kürt var mı? Elbette çoğunluk o kartın hilesini biliyor  ve devletin yanında iş tutuyor. Tıpkı “Osmanlı Anasırı” gibi! Bu yazıda değişik düşüncelerle bunu inceleyecek,belki bir yazı daha yazarak  hatâlarımızı göreceğiz.

 

Dost düşman kabul etmiştir ki Türk etnolojisi katiyen ırkçı değildir, millet ve devlet anlayışımızda  kavmî şuur önde olmasına rağmen   birlikte  yaşanılan ırk veya milletlerden nefret yoktur. O sebeble “Irk” deyiminin dilimizde karşılığı bulunmamaktadır. Türkler soyağacında “Budun” esasına göre  her zaman taze olan  bir hâfıza yaratmışlardır. Anadolu’da  1000 yıllık devlet ve millet hayatımızda  birlikte olduğumuz Arap-Ermeni-Yahudi gibi unsurları dışlamadığımız gibi  bugün en büyük ihaneti  yapan  bir kısım Kürtler’i de  kesinlikle milli bünyenin ana unsuru dışına çıkarmamışızdır. Türk ırkının çok dikkat çekmeyen en önemli hasleti budur. Türkistan için  daha başka unsurlar, meselâ  Farslar’ı da bu durumda mütelea etmemiz gerkiyor: Bugün onlara “Tacik”diyoruz.

 

İlk İslâmi yıllardan beri Araplar’la ilgimiz vardır, Türklüğün ana coğrafyası  İran ve son olarak Anadolu’nun da içinde bulunduğu Ortadoğu’da bu ilişkiler daha da  derinleşmiştir. Arap ırkı o mutlu asırlarda  Türkler’den ne devlet ne de hükümet istememişler, “Kutsal Topraklar”ı bile ırkımıza teslim etmişlerdir. Elbette bu bir kaynaşma ve itimat meselesidir. Fakat her şeye rağmen millet olarak bizler İslâmiyet’i Araplar yerine  Farslar’dan öğrenmişizdir. O sebeble İran’dan daha batıya taşınan Türkler mutlak olarak yanlarında  dini müşavir ve bürokrat olarak birçok “Farisî” almışlardır, ki  bu kaynaşmanın önemli sebeblerinden biri de “Farsça”nın derinliğidir. İşte Hz. Mevlâna  bu olgudan  çıktığı gibi, bir tarikat ve mezhep fabrikası olarak görülen İran’dan  bu kültürü sonraki vatanlara zevkle taşımışızdır.

 

Araplar’la işgale geldikleri Türkistan’da, Ermeni ve Yahudiler’le İran’da, Kürtler’le  Hindistan’da  tanıştık. Gayri Müslimlerle  İslâmi bir düzende hiçbir  sıkıntı yaşanmadı, Bağdad’da Araplar’la bir takım sorunlar çıktı, Farslar ile de  mesele uzatılacak boyutlara hiçbir zaman yükselmedi. Anadolu   çok şeyi değiştirdi, çünkü Türkler geldiğinde  Doğu Anadolu’da İran devamı olarak bir hayli Ermeni vardı. Fakat esas mesele 1492’de İspanya’dan kovulan 40.000 Yahudi’nin  başta Balkanlar (Selanik) olmak üzere  Osmanlı tarafından dâvet edilmesi ve iskânıdır. Daha baştan beri  Anadolu Rumları ile Türkler arasında büyük problemler olmamıştı, Orta Anadolu’da iyi bir kaynaşma, Balkanlar’da  din değiştirecek kadar  kabuller olmuştu.

 

Elbette göçebe bir kavme göre  Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ile Orta Doğu ve Arap coğrafyasında Araplar yerleşik medeniyete  uyum sağlamışlardı. İşte  Ahmet Yesevî’nin  Farisî Hocası Şeyh Yusuf Hemedanî örneğinde gördüğümüz “Göçebe” eğitimi  Anadolu için yeni bir eğitim  safhası oldu. Ermeniler Türkler’e çok benziyordu ve dağları mekân tutmuştu, Araplar Güney Anadolu’dan yukarı çıkmadı, belki de çıkarılmadılar! Müslümanlığı  pekiştirilen Kürtler özellikle  Yavuz ve Kanuni devrinde  buralara yerleştirildi. Kürd Şeyh İdris  Bitlisi’yi hatırlamalıyız; bu şeyh oraları  bugünkü Kürt yerleşim merkezlerinde vatanlaştırmaya götürdü. Kürtler Asuriler’e ağır ihanet etmişlerdi, bu durum aynı coğrafyada Ermeniler’le de devam etti, Yahudiler ile Kürtler’in fazla teması olmadı,  bu konuda siz bugünkü hikâyelere çok itimad etmeyin. İlginçtir ki Balkanlar’da  Yahudiler ve Rumlar arasında da  uzun boylu sürtüşme görülmedi, fakat İstanbul’da özellikle devlete nüfuz ve ticarette hakimiyette  Rumlar ve Yahudiler arasında  büyük rekabet oldu, ki bu iş  düşmanlığa kadar  boyutlandı.

 

Anadolu’da Türk ırkının çok değiştiği iddia edilir, acaba doğru mudur? Elbette  toplumlar birbiri ile  temaslarında  tarafların iptidai gelenekleri kendiliğinden  ortadan kalkarken  yeni ve gelişmiş gelenekler  sosyal ve iktisadi hayatın  hizmetine girer. Türkler’in  değiştiğini iddia eden yabancı yerli bilim adamları ötekilerin neden değişmediğini kabul ederler ki, bunu anlamak mümkün değildir. Orta Anadolu’da “Karaman”adı hem Türkler hem de  göçmüş olsalar dahi  Rumlar’da  soyad ve lakap olarak kullanılmaktadır; deyim Türkçe’dir ve Orta Asya’dan taşınmıştır. İşte tanınmış Türk kavimleri Karamanlar ve Akmanlar!

 

Ermeniler ve Yahudiler değişmemiş midir? Tehcirde gidenlerin özlemle dolu hatırâlarına bakınız, buldukları veya sahibi oldukları devletten ziyade  Türk beraberliğinin hatırâları ile yaşıyorlar; işte Halep, işte ABD, işte Ermenistan! Ve en büyük değişim Osmanlı Yahudileri’nde; Türleşmekten ziyade değişik İslâmî görüşe bürünenler, tarikatlara girenler ve  yeni  bir Musevi cerayan: Sebataizm! Siz yazılanlara ve siyasi sloganlara bakmayın “Sebataistler” Musevi oldukları kadar Türk-Müslümanı’dır, o sebeble hâlâ İsrail çılgınlığını kabul etmeyenler çoktur. Bunları nasıl defterden silebiliriz!

 

Bir kısım Araplar büyük savaşta ihanet etti diye bütün Araplara bunu teşmil edebilir miyiz? Büyük savaşta devletimiz  diğer unsurlarda olduğu gibi, müslim unsurlardan da çok ihanet gördü, Arnavutlar daha evvel ayrı baş çektiler ve devlet kurdular. Aslında İmparatorluğu  gayri müslim anasır değil, Müslim unsurlar yıkmıştır, neden bu gerçeği göremeyiz!

 

Suriye ve Filistin Cephesi’nde  savaşı tamamlayan Atatürk, Arapları en iyi tanıyandı ve onlara karşı peşin hükümlü değildi. Hayatının sonuna kadar “Misak-ı Milli” içinde gördüğü Irak ve Suriye yönetiminden elini çekmedi. Hain Hüseyin’in oğlu Faysal ve Suriye’deki rejimle  gayet barışıktı, eşi Fransız  kendisi Türk Arabı olan Suriye Cumhurbaşkanı   Tahir Berekât zamanını düşünün de  Atatürk’ün Arap düşmanı olmadığını lütfen öğrenin. Mustafa Kemal’in Ermeni-Yahudi ve Rumlar’a tavrı da  bu açıdan  incelenmeli, onları bizden bir parça olarak görmemiş mi? Kürtler’e karşı tavırlı idi ki bunu hayatında gördü! Niçin diğerlerinden bir şey çıkmadı; bir devlet adamı bunu bilmez mi? Mustafa Kemal “Sabata”  kız aldı (Uşaklızade Latife) fakat mütereddid durumdan ötürü çocuk yapmadı. Mustafa Kemal İttihad Terakki devrinde kökleşen ekonomide  Ermeniliği de dışlamadı; elbette  onlar kaçmamış olsaydı Rumlar’a karşı da böyle bir tavır yoktu!

 

Doğru veya yanlış İsmet Paşa’nın  “Varlık Kanunu” ülkemizden Yahudi, Ermeni ve Rumlar’ı kaçırdı, Menderes’in affı bile onları geri döndürmeye kafi kalmadı, çünkü  onlar çoktan ABD’de  kuvvetli bir lobi olmuşlardı. Dolayısiyle elimizde bir avuç Yahudi kaldı, o günden beri de dünya ekonomisine  onlarla açılıyoruz. Biliriz bilmeyiz  bu çok ayrı bir mesele! Çokta bildiğimiz iddia edilmez çünkü biz  soğuk coğrafyalardan gelme kanı sıcak ve atak insanlarız da, bu kadarı fazla değil mi?

 

Milletler ve milliyetler arasında  tarihi  rekabetten doğan düşmanlıklar  elbette olabilir. Bu düşmanlıklar o milliyetlerin ya bir brilerini çok iyi tanımak veya hiç tanımamaktan  kaynaklanır. Genel olarak ilk düşünce  uluslararası bir kaidedir, savaşlar tanımamaktan değil tanımaktan çıkmıştır. Anayurtta Çin, Türk münasebetleri 1000 yıl devam etmiş, fakat demografi  Orta ve Güney Çin’de; tutunmaya yetmemiştir; son örnek Cengiz  istilâsıdır! Türkler’in batıya  muhaceretinde  Çin tecrübesinden  daima  faydalanılmıştır. Araplar bu işin istinasıdır ki onlar da teslimiyetçiliği tercih etmişlerdir. Araplar’ın teslimiyetçi genetiği günümüzde de sürmektedir. Osmanlı coğrafyasında “Anasır” hususunda çok hatalar yapılmış, bu hatalar Hristiyan ve Evanjelist cepheyi  oldukça kuvvetlendirmiştir.

 

Günümüz uluslararası siyasette Arap dâvâsının  halli için önümüzde  hâlâ derin fırsatlar var; işte Kaşıkçı meselesi, Suriye ve Irak hadiseleri! Cumhuriyet Türklüğü çok akıllı olmak zorundadır, en azından ilk Cumhuriyet yıllarında olduğu gibi sabırlı ve dikkatli olmalıyız. Elbette Araplar bizim kardeşimizdir. Ne yazık ki bu ülkede  Ermeniler bile Türkçülük yapıyor ve Araplar’a vuruyor, gerçek sebeb İslâm düşmanlığıdır. Türk atına binip Türkçülük yapan bizler de  oldukça hatâ yaptık. Bugünkü  Kürt nankörlüğü  yanında Arap  nankörlüğü  çok zayıf kalmaz mı? Bugün Türkiye’nin bulunduğu Suriye coğrafyasının  100 yıl evvelki hâli  Konya’dan farklı değildi! Şurada “Türk yok ne işimiz var” sözleri  Türkçülük ve milliyetçilik değildir. Aydınlarımızı düşünmeye dâvet ediyoruz.

 

Allah’a Emanet Olun.

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments