Devlet Bahçeli Potemyalı Erdoğan’ı “Irk”ından Vurdu

Bu haber 29 Ocak 2013 - 13:01 'de eklendi ve 3.364 kez görüntülendi.

Lider  Devlet BAHÇELİ, MHP grup toplantısında konuştu: “Sayın Erdoğan, Türk milleti ırka önem vermiş olsaydı, ırka göre kanaat oluştursaydı, sen 10 yıldır Türk vatanında Başbakanlık görevini nasıl yapacaktın, nasıl bu makamlara kadar çıkabilecektin?”

Konuşmadan satırbaşları:

23 Ocak günü, Irak’ın Salahattin iline bağlı Tuzhurmatu ilçesinde, Irak Türkmen Cephesi Başkan Yardımcısı ve Salahattin Vilayet Meclisi üyesi Ali Haşimi’nin kayınbiraderinin cenaze törenindeki bir taziye ortamına yapılan intihar saldırısı sonucunda 42 Türkmen kardeşimiz katledilmiş, 75’i de yaralanmıştır.

Bu kanlı saldırıyı lanetliyor, vefat eden Türkmen kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralılara ise acil şifa diliyorum.

Görülmektedir ki, Türkmenler sistematik olarak yok edilmekte ve kıyıma uğramaktadır.

Irak Türkmenlerinin zalimler ve kandan nemalanan haramzadeler tarafından belirli aralıklarla saldırıya uğraması büyük bir insanlık vahşetidir.

Bizim gönlümüz Türkmen kardeşlerimizledir.

Bizim duamız Türkmen elindeki soydaşlarımızladır.

Onlar her an aklımızda, her an gündemimizdedir.

AKP hükümeti Irak Türkmenlerine yönelik artan şiddet ve cinayetlerin peşini bırakmamalı, suçluların ve azmettiricilerin bulunması için tüm imkânlarını kullanmalıdır.

Irak Türkmenlerini kaderine terk etmemeli, her anlamda katkı ve yardım sağlamaktan geri durmamalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi Türkmenlere yapılan eziyetleri, haksızlıkları ve hak ihlallerini unutmayacak, inşallah bir gün bunların hesabını şevk ve inanmışlıkla muhataplarından soracaktır.

AKP zihniyeti eğitime ideolojik yaklaşmış, önyargılarla bakmış ve dar bir ufukla odaklanmıştır.

Eğitim hayatındaki sürekli oynamalar, ardı arkası kesilmeyen baştan savma düzenlemeler öğrencilerimizi, ailelerini ve tabii olarak öğretmenlerimizi şaşkına çevirmiştir.

AKP’nin macera arayışı, bitmek tükenmek bilmeyen vizyonsuz teklifleri stratejik bir değer ve öneme sahip milli eğitim sistemini adeta yozlaştırmış ve buhrana itmiştir.

Başbakan Erdoğan, başka konularda, milletimizin aleyhine olduğu şüphe bulunmayan çözüm turları atacağına, atama bekleyen öğretmenlerimizin feryatlarını duymalı ve bir an önce harekete geçmelidir.

AKP hükümetiyle birlikte ülkemiz risk ve tehditlerin tam ortasına yerleşmiş, karşılıklı güven ve dayanışma duyguları kopma noktasına kadar incelmiştir.

Türkiye öyle fasit bir alana, öyle çıkması zor bir sürece kıstırılmıştır ki, sürekli enerji kaybına uğramakta ve tartışmalardan dolayı iflahı kesilmektedir.

Zaman milletimizin aleyhine işlemektedir.

Bugünkü ortam ve gündem içinde;

√       Türkiye ve Türk milletinin etrafındaki çember iyice daralmıştır.

       Milletimizi koruyacak güvenlik duvarları tahrip olmuştur.

√       Tutarsız, işbirlikçi ve teslimiyetçi bir hükümet karşımızdadır.

√       Türkiye’nin güvenliği tehditlerle karşı karşıya bırakılmıştır.

       Silahlı ve silahsız bölücülük cesaret ve cephe kazanmıştır.

√       Şer ortaklıkları, hakaret ittifakları, işbirlikçi cepheler oluşmuştur.

       Ve bunların kaynağı olan AKP, artık Türkiye’nin bekası için başlı başına tehdit haline gelmiştir.

 

Kayıplar, kıyılan canlar, sıkılan mermiler, yapılan baskınlar, katledilen körpe yavrular hala hafızalardadır, hala unutulmamıştır.

Başbakan Erdoğan’ın çözüm yoldaşı, barış müttefiki İmralı canisi ne yaparsa yapsın alnındaki kandan, vicdanındaki lekeden ve kalbindeki karartıdan kurtulamayacak ve içine girilen bu devran ila nihaiye sürüp gitmeyecektir.

Bazı yanlış, eksik ve kusurları olsa da, AKP’nin yüz akı olan ve görevini de layıkıyla yaptığını düşündüğümüz içişleri eski bakanı Sayın İdris Naim Şahin’in müzakere sürecine kurban verilmesi Başbakanın kararlarına kimlerin yön verdiğini göstermiştir.

BDP sözcülerinin bu eski bakana saldırmasına karşılık, her fırsatta bize laf yetiştiren AKP’nin kurma kolla çalışan ve iftira mahzeninde fikirlerini mayalandıran malum sözcülerinin birden bire dut yemiş bülbüle dönüşmeleri akla ziyan bir manzarayı ortaya çıkarmıştır.

Ne acıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri adeta esir alınmış gibidir.

AKP hükümetinin hınç ve garezle bugünkü tabloya meydan açtığı, geçmişle hesaplaşma adına her çirkefliği seferber ettiği esasen aşikardır.

Başbakan Erdoğan’ın bu süreçten sızlanması ise timsah gözyaşlarından başka bir şey değildir.

Hazırlığı yapılan 4. yargı paketi ve diğer yasal bazı adımlarla birlikte PKK-KCK militanlarıyla ve tutuklu bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları arasında bir dengelemeye gidileceği gittikçe daha belirgin hale gelmektedir.

Başbakan’ın bu yönde bir niyetinin olduğu, teröristlerle terörle mücadele edenler arasında müzakere mahsuplaşması yapmak için elini ovuşturduğu geçen hafta katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamalardan anlaşılmaktadır.

Bizzat kendisinin, terörle mücadeleye gönderecek komutan bulmakta dahi zorluk çektiklerini gündeme getirmesi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ne hallere düşürüldüğünün açık ispatıdır.

Darbe davalarının savcısı olduğunu söylemeye kadar işi götüren Başbakan’ın, Türk askerinin moralinin derdine düşmesi inandırıcı olmadığı gibi, yeni bir istismarın da ta kendisidir.

Aklımıza ister istemez, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bunca saldırı ve tahrike uğramasının altında, bölücü terörle yapılan pazarlıkların ve sürdürülen müzakerelerin ne kadar belirleyici olup olmadığı hususu gelmektedir.

Milli şuurunu, millet mensubiyetini ve bağımsızlık azmini kaybetmemiş siyasi zihniyetler, devraldıkları iktidarları huzurun, kardeşliğin, refahın ve gelişmenin vasıtası olarak kullanacaklar, kendilerine tanınan demokratik sürede samimiyetle hizmet etmenin yollarını bulacaklardır.

Bu en başta ahlakilik ve tutarlılık gerektiren, hoşgörü ve adaletli muameleyi şart koşan bir anlayışla paralel yürümelidir ve yüreyecektir.

Türkiye’nin en büyük talihsizliği, en büyük kadersizliği bu gerçekleri fark edemeyecek kadar feraseti bağlanmış bir iktidar tarafından yönetiliyor olmasıdır.

AKP, millet gerçeğini anlamamış, milli kimliği özümseyememiş, milli kültürün sırrına erememiş ve milli tarihin haşmetine akıl erdirememiştir.

Başbakan için Türk milletinin hak ve hukukunu savunmak ırkçılık, Türklüğün var oluş gayesini sahiplenmek statükoculuktur.

Burada failleri malumlarımız olan çok sinsi ve alçakça ilerletilen kara bir propaganda durmaksızın ilerletilmektedir.

Çözüm diyerek dayatılan ihanet sürecinin, PKK’ya karşı sallanan teslim bayrağının itiraz ve karşı çıkışlarla akamete uğramaması amacıyla ırkçılık adıyla yeni bir cephe açılmıştır.

AKP ve bölücülükten sabıkalı iş ortakları, bu cepheye yığınak yapmakta, bu cepheyi sağlama almak için çırpınmaktadır.

AKP’nin hedefinde Türklük ve Türk milleti gerçeği bulunmadığından kendisinden olmayanlara ırkçılık çamurunu pervasızca sıçratmaktadır.

Buradan Başbakan Erdoğan’a sormak isterim ki, Türklüğü ırkçılıkla örtüştürmek ve bir görmek hangi akla ve mantığa hizmettir?

Türklük gibi muazzam bir değeri ırka indirgemek ve ırka tahvil etmek kimin haddinedir?

Sayın Erdoğan, Türk milleti ırka önem vermiş olsaydı, ırka göre kanaat oluştursaydı, sen 10 yıldır Türk vatanında Başbakanlık görevini nasıl yapacaktın, nasıl bu makamlara kadar çıkabilecektin?

Bugüne kadar sözde Kürt meselesini her fırsatta dillendirmek ne hikmetse ırkçılık olarak görülmemiştir.

Zazaca, Kırmançi, Kelhurice, Lekce, Soranice gibi ayrımlar dikkate alınmadan bir bütün halinde Kürtçe’nin Türkçe’ye rakip olarak sunulması, hatta devletleşmeye çanak tutar hale getirilmesi ırkçılığın bir türü olarak nedense ele alınmamıştır.

Türk milletinin içinden, dil ve kültür vasıtasıyla yapay azınlık oluşturma çabalarının ırkçılığın daniskası olduğu şimdiye kadar söylenmemiştir.

Ancak Türklüğe, Türk milletinin tüm kültür birikimlerine, var olan her türlü kazanımlarına hürmet ve riayet Başbakan tarafından ırkçılıkla bir görülmüş, şeytanın yolu olarak lanse edilmiştir.

Geçen haftaki grup konuşmasında partimizi hedef alarak, “ırkçılık asabiyet, asabiyet ise şeytandandır. Irkını, kavmini, kafatasını övmek, onunla böbürlenmek, diğerlerini, diğer yaratılanları aşağılamak şeytandandır.” diyen Başbakan’ın kafası karışık, bilgi ve kültür dağarcığı kurudur.

Sayın Başbakan ya sen şeytanı bilmiyorsun ya da şeytan senin aklını başından çoktan almış ve yoldan çıkarmıştır da haberin olmamıştır.

Cahiliye döneminin mirasıyla, kabile mantığını aşamamış bir zihniyet kalibresiyle milleti anlamaya, milleti kabullenmeye ve millet sevgisinden nasiplenmeye kesinlikle ihtimal yoktur.

Bakınız, merhum şairimiz Necip Fazıl Kısa Kürek aynen şunları söylemektedir:

Türk; bizim nazarımızda bellibaşlı bir inanış, bağlanış, düşünüş, seziş, hatırlayış, duyuş, davranış ve bildiriş hususiyetleri içinde, bellibaşlı bir iman, mukaddesat, tefekkür, tahassüs, hayal, hatıra, meşrep, eda ve lisan birliğinin ördüğü, tek nüshalı ve şahsiyetli bir ruh dokusundan ibarettir.

Gerçekten de Türk işte budur.

Bu şartlar altında, merhum şairimiz Kısakürek’te mi ırkçıdır?

Yoksa kahraman ırkıma bir gül diyen, ırkıma izmihlal yok diye haykıran duayla andığımız vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’da mı ırkçı olarak görülecektir?

Sayın Başbakan bunlara ne diyecek, nasıl cevap verecektir?

Tabiatıyla Başbakan Erdoğan yavaş yavaş her şeyi öğrenecek, zihnindeki karanlıkları biraz azimli olursa hayatının geri kalan senelerinde kısmen berraklaştıracaktır.

Türklük dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, bu değer etrafında toplanmış kardeşlerimizin ortak yazgısı, ortak adıdır.

Bu nedenle Türk jeopolitiği eğer hakkıyla benimsenir ve gerekleri yerine getirilse milletler mücadelesinde üste çıkmak ve hatta başa güreşmek Türk milleti için zor olmayacaktır.

Kalbi Türklükle atmayanlar, Türklüğü ırkçılığın çarmağına çivilemeye iştahla soyunanlar şayet gafil değillerse, aramıza sızmış ve başkalarının çıkarına kendilerini adamış görevli simalardır.

Bunlardan ne devlete, ne millete, ne de bir tek insanımıza hayır gelmeyecektir.

Bizim anlayışımıza göre Türklük ırka atıf yapmaz, ırkı önceliğine almaz, almayacaktır.

4 Mayıs 2005 tarihli basın toplantımızda temas ettiğimiz gibi, partimiz tüm vatandaşlarımızı, etnik köken, dil ve din gibi farklılıklara bakmaksızın Türk milleti tanımıyla kucaklamaktadır.

Biz alt kültür dairelerinin mevcudiyetine saygı göstermekle birlikte, tamamını milli kimlik içinde görmekteyiz.

Başka bir ifadeyle, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” hükmünün özünde de bunlar yatmaktadır.

Muhterem ecdadımız;

Siyasal varlıkta birlik olarak, dilde ve dinde bir olarak, yurtta bir araya gelerek, kökende bütünlük sağlayarak, tarihsel yakınlıktan beslenerek, ahlaki beraberliği kurumsallaştırarak ve gelecekte birlikteliği oya gibi hafızasına işleyerek millet olmuş, Türk milletini tarihe mal etmiştir.

Bizim Milet olarak;

√       Zengin bir hatıra mirasımız vardır, bu yüzden geçmişimiz birdir.

√       Birlikte yaşama konusunda ortak istek ve uzlaşma irademiz vardır, bu nedenle bugün birlikteyiz.

√       Yarınlarda da hayatın ve zamanın zorluklarına bir bütün halinde göğüs germe tutkumuz bulunmaktadır; bu çerçevede Yüce Allah izin verdiği müddetçe de bir ve beraber kalacağız.

Dün idrak ettiğimiz Misak-ı Milli’nin 93’üncü yıldönümü vesilesiyle, bu beyanlarımız daha da anlam kazanmıştır.

Hatırlatmak isterim ki, 12 Ocak 1920 tarihinde İstanbul’da toplanan son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı, 28 Ocak tarihinde muazzam bir karar alarak yeni Türk devletinin adeta müjdesini vermiş, bağımsızlığın manifestosunu ilan etmiştir.

Emperyalist tasallutu reddeden, vatanın bölünmez bir bütün olduğunu cihana duyuran Misak-ı Milli Türk milletinin en stratejik kararlarından birisidir.

Ve yeni bir doğruluşun, giydirilmeye çalışılan kefenin yırtılıp atılmasının en keskin ve kesif özetidir.

Bu “Milli Yemin” bizim referansımız, ilhamımız, özgürlüğe çağrımız ve yol göstericimizdir.

Misak-ı Milli emanettir, inmeyecek sancak, sönmeyecek varlık ateşidir.

Emin olunuz, dün Felah-ı Vatan gurubu vardı, bugün Milliyetçi Hareket buradadır ve diri bir şekilde ihaneti tepelemek ve bozguna uğratmak için heyecanlıdır.

Bu duygularla 93’ncü yıldönümünde, aslında altı madde olan Misak-ı Milliye bir altı madde daha ilave ederek yeni bir “Milli Yemin”i sizlerin ve aziz milletimin huzurunda yerine getirmek istiyorum:

1-      Türk vatanı; kuzeyindeki en uç nokta olan Sinop İnceburun, güneyindeki en uç nokta olan Hatay ili Yayladağ ilçesi Topraktutan Köyünün güneyi, batıdaki en uç nokta olan Gökçeada Avlaka Burnu, doğudaki en uç nokta olan Küçük Ağrı Dağı’nın 34 km doğusunda Türkiye, İran, Azerbaycan ve Ermenistan sınırlarının kesiştiği alan arasındaki bölünmez ve parçalanmaz bir bütündür.

Misak-ı Milli mülkü millettir, millet ise Türk’tür.

2-      Milletimiz bin yıllık tarih süzgecinden geçerek bugüne gelmiş derin bir kaynaşmanın, kurulan kardeşlik bağlarının, kültür temelinde yükselen birliktelik hukukunun muhteşem bir sonucu ve alın teridir, inançla bildirmek isterim ki, bundan geriye dönüş yoktur.

3-      Dilimiz Türklüğün geniş coğrafyasında yüzyıllar boyunca devam edegelen tarihi olgunlaşma içinde varlık kazanan müşahhas ve ihtişamlı bir lisan olan Türkçe’dir. Milli dilimizden taviz millete kadar dayanır ki, buna izin vermemiz hayatta söz konusu değildir.

4-      Millete aidiyeti şerefle taşıyan, ay yıldızlı al bayrağımızdan iftihar eden, kendisini bu aziz vatanın bir parçası sayan, ekmeğini kazanan, işini kuran, geleceğini burada gören, bunlardan da gurur ve şükran duyan kim olursa olsun herkes, büyük Türk milleti ailesinin bir üyesi ve bir güzelliği olarak anılacak ve kalacaktır.

5-      Türk milletinin gidecek başka bir yurdu, devredecek toprağı, dışlayacak bir insanı, yeni baştan çizilecek sınırı yoktur, uyarmak isterim ki aksini düşünenler hüsrana uğrayacaklardır.

6-     Türk-İslam medeniyetine yön vermiş, kaynak olmuş Yüce Dinimiz İslam bizim iman vahamız, inanç çeşmemiz, kısaca her şeyimiz olarak ebediyete kadar baki kalacaktır.

Bugün müzakere afyonu yutmuşlar kararlılıkla duyurduğumuz bu görüşlerimiz olduğu sürece aradıklarını bulamayacaklardır.

Çünkü bizde çelik gibi yürek, bükülmez bilek, sarsılmaz irade, yüksek ahlak ve Cenab-ı Allah’ın buyruklarına tam bir bağlanış vardır.

Bu düşüncelerle bu haftaki konuşmama son verirken muhterem heyetinizi bir kez daha sevgi ve saygılarımla selamlıyor, hepinize başarılı ve huzur dolu bir hafta diliyorum.

Sağ olun, var olun.

Türk milleti sizinle gurur duyuyor.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments