MHP’LI YALÇIN: TÜRK MILLETI, VARLIĞINA KASTEDENLERIN DEFTERINI DÜRECEKTIR

Bu haber 07 Kasım 2013 - 12:32 'de eklendi ve 1.481 kez görüntülendi.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın,”Etrafındaki meddahları da ha bire Erdoğan’ın benlik duygusunu kamçılamakta, büyüklenme güdüsünü parlatmakta, kibrini azdırmaktadır. Başbakan yardımcılarından bakanlara, genel başkan yardımcılarından, milletvekillerine, parti yöneticilerinden, teşkilatlarına kadar herkes Erdoğan’ın egosunu okşamaktadır. Hükümetin bakanları onu sürekli olarak Allah’ın gönderdiği bir lütuf ve geleceğin padişahı olarak nitelendirmektedir. AKP mitinglerinde fütursuzca “Padişahım çok yaşa” pankartları açılmaktadır. “Bir insana kırk gün deli deseler, kendini deli zanneder” şeklindeki atalar sözüyle dile getirilen hakikat, böylece tecelli etmektedir.”dedi.

semih-yalcin123

Yalçın’ın açıklaması şu şekilde:

AKP iktidarının Türk Devleti’ni dönüştürmeye, Türk adını her türlü resmi ve özel belgeden kaldırmaya yönelik operasyonları büyük bir hızla sürmektedir. Son olarak, Türkiye’nin tanıtımına ve uluslararası ilişkilerine katkıları dolayısıyla yabancılara verdiği en büyük üç nişanın; Devlet, Cumhuriyet ve Liyakat Nişanları’nın şekilleri değiştirilmiştir. Eski nişanlarda yer alan Atatürk silueti ve T.C. yazısı yeni nişanlardan kaldırılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ve sembolize eden, çağrıştıran her değer ve belgeden Türk adının, Atatürk izinin ve resminin silinmesi suretiyle sergilenen bu inanılmaz cüret, milletimiz tarafından esef ve kaygıyla karşılanmaktadır.

Devlet nişanlarının verilme usulleri hakkındaki yönetmeliğin 6. Maddesinin e fıkrasında yapılan değişikliğe göre, ayyıldız motifi ve TC harfleri nişanın kompozisyonundan kaldırılmıştır. Bunun yerine Başbakan Erdoğan’ın isteği doğrultusunda beyaz ve kırmızı mine uygulanması öngörülmektedir.

Devlet nişanlarından Türkiye Cumhuriyeti’ni vurgulayan iki baş harfin kaldırılması, düpedüz Türk düşmanlığıdır.

Diğer taraftan Atatürk kompleksi, AKP iktidarında ve bilhassa liderinde tedavi edilemez bir siyasi alerji oluşturmuştur. Aslında bu alerji ve husumetin ardında sadece Atatürk’ün mirası ve tekrarı imkânsız hizmetler değil, ona bu üstün vasıfları veren ve sahip olduğu dehayı ateşleyen Türk milleti vardır. Aynen bölücü başı Öcalan’da olduğu gibi Erdoğan’ın bütün hıncı, Atatürk’ün “mensubu olmakla müftehirim” dediği Türk milletinedir. Bir vesayet bulutu olarak gördükleri Atatürk’ün gölgesini devletin üzerinden kaldırma görüntüsü altında, onun ideallerini beslemiş olan Türk milletinin değerlerine ve hayatı boyunca sadık kaldığı Türk milliyetçiliğine düşmanlık edilmektedir. Daha önce Siirt’te dün ise valiliğinin kararıyla Diyarbakır’da “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazısının kaldırılması da Türk milletini yok etme çabasının en bariz örneğidir.

Bunun içindir ki Erdoğan, Türk milletinden aldığı yetkiyi kötüye kullanarak Atatürk’ün aziz hatıralarını birer birer silerken, aslında Türk milletine ait ne varsa yavaş yavaş ortadan kaldırmak istemektedir. Türkiye’yi kuran unsurun Türkler, toplumumuzu oluşturan kültürün de Türk kültürü olduğu vakıası uykularını kaçıran AKP Lideri, ömrünü bu ilahî hakikati silmeye adamıştır.

Sık sık Yeni Türkiye vurgusu yapan Başbakan Erdoğan’ın köhne Millî Görüş’ün kısırlaştırdığı şuuraltını, devrin mücedditi ve yeni bir devlet kurucusu olma ütopyası beslemektedir. Başbakan’ın, Atatürk’ün yerinde gözü vardır. Düşünde darı ambarı gören aç tavuk gibi, kendisinde Atatürk çapında bir lider kumaşı vehmetmektedir.

Etrafındaki meddahları da ha bire Erdoğan’ın benlik duygusunu kamçılamakta, büyüklenme güdüsünü parlatmakta, kibrini azdırmaktadır. Başbakan yardımcılarından bakanlara, genel başkan yardımcılarından, milletvekillerine, parti yöneticilerinden, teşkilatlarına kadar herkes Erdoğan’ın egosunu okşamaktadır. Hükümetin bakanları onu sürekli olarak Allah’ın gönderdiği bir lütuf ve geleceğin padişahı olarak nitelendirmektedir. AKP mitinglerinde fütursuzca “Padişahım çok yaşa” pankartları açılmaktadır. “Bir insana kırk gün deli deseler, kendini deli zanneder” şeklindeki atalar sözüyle dile getirilen hakikat, böylece tecelli etmektedir.

Başbakan Erdoğan bu gazla gittiği takdirde zalim Neron’a nazire yaparcasına, Atatürk’ün isteğiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti ilan edilen Ankara’yı yakacak, yerine Kandil’i veya İmralı’yı “Yeni Ülke”sinin payitahtı yapacaktır.

Başbakan’a, siyaset meydan savaşlarını kazanması gerekçe gösterilerek yakında Genelkurmay’ca fahrî mareşal unvanı verilmesi mümkündür. Erdoğan’ın; Millî Güvenlik Kurulu toplantılarına, askerî erkân ile görüşmelerine, kordiplomatik temaslarına ve yurt dışı gezilerinekoluna ampul amblemi, göğsüne İmralı silueti işlenmiş bir “Akmareşal” üniforması ile gitmesi de beklenebilir.

Resmi törenlerde ve AKP’nin yönetmelikle belirleyeceği yeni tip bayramlarda, hususi bir selamlama tarzı da hayata geçirilebilir. Bu çerçevede, törene katılan partililerin, ellerini dört parmak selamıyla ileri doğru uzatarak hep bir ağızdan “Yaşasın Akmareşal Erdoğan” diye gökten zembille inmiş liderlerini selamlayacakları günleri de görmemiz ihtimal dışı değildir.

Devlet nişanları yönetmeliğinde yapılan değişikliklerin bir başka sebebi de, Sözde Demokratikleşme Paketine hizmeti geçenleri ödüllendirmektir. Söz konusu değişiklikler; bu meşum paketin mimarlarını, saman çöpünden iktidar gemisini yüzdürenleri, ihanetin kâğıttan kahramanlarını, madalya paketiyle, memnun ve mesrur etmek üzere yapılmıştır. Nişan ve madalyalar yabancılara verildiğine göre, Türkiye Cumhuriyeti lafzını nişanlardan kaldırtan Başbakan Erdoğan; “Akmareşal liyakat nişanı”nı, yıllardır Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanlık eden İmralı canisinin seve seve boynuna asacağı bir mükâfat hâline getirmiştir. İktidarın, yeni yönetmeliğe göre ilk sırayı, kendisini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak görmeyen bölücü başı Öcalan’a vermesi sürpriz olmayacaktır.

Ne yazık ki Cumhuriyet’in erkleri olan yasama, yürütme ve yargı, müstevlilerin eline geçmiştir. Devletin dinamik güçleri susturulmuş, ordu kışlasına hapsedilmiştir. Milletimiz; Büyük Türkiye, Yeni Türkiye adları altındaki ham hayallerle, yalancı rüyalarla, demokratikleşme ninnileriyle uyutulmaya çalışılmaktadır.

Ancak Türk milletinin sabrının da sınırı vardır. Milletimiz, kendi değerlerinin yok edilmesine, hükümranlık haklarının hiçe sayılmasına daha fazla seyirci kalmayacaktır.

Türk milleti, şimdilik Cumhuriyet’in nimetlerinden faydalanan, Türkiye’de sorumluluk makamına getirilen kamu görevlilerinin ve yargının bu gidiş karşısında üzerine düşen görevi ifa etmesini beklemektedir. Mesuliyet mevkiindekiler vazifelerini yapmadıkları takdirde Türk milleti, bu maskaralıklara bizzat son verecektir; kendisinin sağladığı nimetlerle bugünlere gelip kendisini sırtından vuranların hesabını görecek, geçmişte olduğu gibi varlığına kastedenlerin defterini dürecektir.

Bugün iktidar sarhoşluğuyla akıbetlerini hayra yoranların, bir türlü darı ambarından çıkamayanların, şimdiden kendilerine sığınacak bir elçilik ve kaçacak bir yabancı ülke gemisi tespit edip hazırlıklı olmalarını tavsiye ediyoruz.

AKP iktidarının Türk Devleti’ni dönüştürmeye, Türk adını her türlü resmi ve özel belgeden kaldırmaya yönelik operasyonları büyük bir hızla sürmektedir. Son olarak, Türkiye’nin tanıtımına ve uluslararası ilişkilerine katkıları dolayısıyla yabancılara verdiği en büyük üç nişanın; Devlet, Cumhuriyet ve Liyakat Nişanları’nın şekilleri değiştirilmiştir. Eski nişanlarda yer alan Atatürk silueti ve T.C. yazısı yeni nişanlardan kaldırılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ve sembolize eden, çağrıştıran her değer ve belgeden Türk adının, Atatürk izinin ve resminin silinmesi suretiyle sergilenen bu inanılmaz cüret, milletimiz tarafından esef ve kaygıyla karşılanmaktadır.

Devlet nişanlarının verilme usulleri hakkındaki yönetmeliğin 6. Maddesinin e fıkrasında yapılan değişikliğe göre, ayyıldız motifi ve TC harfleri nişanın kompozisyonundan kaldırılmıştır. Bunun yerine Başbakan Erdoğan’ın isteği doğrultusunda beyaz ve kırmızı mine uygulanması öngörülmektedir.

Devlet nişanlarından Türkiye Cumhuriyeti’ni vurgulayan iki baş harfin kaldırılması, düpedüz Türk düşmanlığıdır.

Diğer taraftan Atatürk kompleksi, AKP iktidarında ve bilhassa liderinde tedavi edilemez bir siyasi alerji oluşturmuştur. Aslında bu alerji ve husumetin ardında sadece Atatürk’ün mirası ve tekrarı imkânsız hizmetler değil, ona bu üstün vasıfları veren ve sahip olduğu dehayı ateşleyen Türk milleti vardır. Aynen bölücü başı Öcalan’da olduğu gibi Erdoğan’ın bütün hıncı, Atatürk’ün “mensubu olmakla müftehirim” dediği Türk milletinedir. Bir vesayet bulutu olarak gördükleri Atatürk’ün gölgesini devletin üzerinden kaldırma görüntüsü altında, onun ideallerini beslemiş olan Türk milletinin değerlerine ve hayatı boyunca sadık kaldığı Türk milliyetçiliğine düşmanlık edilmektedir. Daha önce Siirt’te dün ise valiliğinin kararıyla Diyarbakır’da “Ne mutlu Türk’üm diyene” yazısının kaldırılması da Türk milletini yok etme çabasının en bariz örneğidir.

Bunun içindir ki Erdoğan, Türk milletinden aldığı yetkiyi kötüye kullanarak Atatürk’ün aziz hatıralarını birer birer silerken, aslında Türk milletine ait ne varsa yavaş yavaş ortadan kaldırmak istemektedir. Türkiye’yi kuran unsurun Türkler, toplumumuzu oluşturan kültürün de Türk kültürü olduğu vakıası uykularını kaçıran AKP Lideri, ömrünü bu ilahî hakikati silmeye adamıştır.

Sık sık Yeni Türkiye vurgusu yapan Başbakan Erdoğan’ın köhne Millî Görüş’ün kısırlaştırdığı şuuraltını, devrin mücedditi ve yeni bir devlet kurucusu olma ütopyası beslemektedir. Başbakan’ın, Atatürk’ün yerinde gözü vardır. Düşünde darı ambarı gören aç tavuk gibi, kendisinde Atatürk çapında bir lider kumaşı vehmetmektedir.

Etrafındaki meddahları da ha bire Erdoğan’ın benlik duygusunu kamçılamakta, büyüklenme güdüsünü parlatmakta, kibrini azdırmaktadır. Başbakan yardımcılarından bakanlara, genel başkan yardımcılarından, milletvekillerine, parti yöneticilerinden, teşkilatlarına kadar herkes Erdoğan’ın egosunu okşamaktadır. Hükümetin bakanları onu sürekli olarak Allah’ın gönderdiği bir lütuf ve geleceğin padişahı olarak nitelendirmektedir. AKP mitinglerinde fütursuzca “Padişahım çok yaşa” pankartları açılmaktadır. “Bir insana kırk gün deli deseler, kendini deli zanneder” şeklindeki atalar sözüyle dile getirilen hakikat, böylece tecelli etmektedir.

Başbakan Erdoğan bu gazla gittiği takdirde zalim Neron’a nazire yaparcasına, Atatürk’ün isteğiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti ilan edilen Ankara’yı yakacak, yerine Kandil’i veya İmralı’yı “Yeni Ülke”sinin payitahtı yapacaktır.

Başbakan’a, siyaset meydan savaşlarını kazanması gerekçe gösterilerek yakında Genelkurmay’ca fahrî mareşal unvanı verilmesi mümkündür. Erdoğan’ın; Millî Güvenlik Kurulu toplantılarına, askerî erkân ile görüşmelerine, kordiplomatik temaslarına ve yurt dışı gezilerinekoluna ampul amblemi, göğsüne İmralı silueti işlenmiş bir “Akmareşal” üniforması ile gitmesi de beklenebilir.

Resmi törenlerde ve AKP’nin yönetmelikle belirleyeceği yeni tip bayramlarda, hususi bir selamlama tarzı da hayata geçirilebilir. Bu çerçevede, törene katılan partililerin, ellerini dört parmak selamıyla ileri doğru uzatarak hep bir ağızdan “Yaşasın Akmareşal Erdoğan” diye gökten zembille inmiş liderlerini selamlayacakları günleri de görmemiz ihtimal dışı değildir.

Devlet nişanları yönetmeliğinde yapılan değişikliklerin bir başka sebebi de, Sözde Demokratikleşme Paketine hizmeti geçenleri ödüllendirmektir. Söz konusu değişiklikler; bu meşum paketin mimarlarını, saman çöpünden iktidar gemisini yüzdürenleri, ihanetin kâğıttan kahramanlarını, madalya paketiyle, memnun ve mesrur etmek üzere yapılmıştır. Nişan ve madalyalar yabancılara verildiğine göre, Türkiye Cumhuriyeti lafzını nişanlardan kaldırtan Başbakan Erdoğan; “Akmareşal liyakat nişanı”nı, yıllardır Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanlık eden İmralı canisinin seve seve boynuna asacağı bir mükâfat hâline getirmiştir. İktidarın, yeni yönetmeliğe göre ilk sırayı, kendisini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak görmeyen bölücü başı Öcalan’a vermesi sürpriz olmayacaktır.

Ne yazık ki Cumhuriyet’in erkleri olan yasama, yürütme ve yargı, müstevlilerin eline geçmiştir. Devletin dinamik güçleri susturulmuş, ordu kışlasına hapsedilmiştir. Milletimiz; Büyük Türkiye, Yeni Türkiye adları altındaki ham hayallerle, yalancı rüyalarla, demokratikleşme ninnileriyle uyutulmaya çalışılmaktadır.

Ancak Türk milletinin sabrının da sınırı vardır. Milletimiz, kendi değerlerinin yok edilmesine, hükümranlık haklarının hiçe sayılmasına daha fazla seyirci kalmayacaktır.

Türk milleti, şimdilik Cumhuriyet’in nimetlerinden faydalanan, Türkiye’de sorumluluk makamına getirilen kamu görevlilerinin ve yargının bu gidiş karşısında üzerine düşen görevi ifa etmesini beklemektedir. Mesuliyet mevkiindekiler vazifelerini yapmadıkları takdirde Türk milleti, bu maskaralıklara bizzat son verecektir; kendisinin sağladığı nimetlerle bugünlere gelip kendisini sırtından vuranların hesabını görecek, geçmişte olduğu gibi varlığına kastedenlerin defterini dürecektir.

Bugün iktidar sarhoşluğuyla akıbetlerini hayra yoranların, bir türlü darı ambarından çıkamayanların, şimdiden kendilerine sığınacak bir elçilik ve kaçacak bir yabancı ülke gemisi tespit edip hazırlıklı olmalarını tavsiye ediyoruz.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments