DOLAR
8,2869
EURO
10,0108
ALTIN
484,42
BIST
1.428
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Cumartesi Gök Gürültülü
24°C
Pazar Az Bulutlu
21°C
Pazartesi Açık
20°C
Salı Açık
20°C
EMİNE IŞINSU ABLAMIZA VEDA Efendi BARUTÇU 6 Mayıs 2021 Perşembe günü ahiret yurduna yolcu ettiğimiz sanatçı, edebiyatçı, yazar Emine Işınsu Öksüz’ün 1970’li yılların Ülkücü Türk Milliyetçisi gençliğinin fikrî şahsiyetinin oluşmasında büyük bir payı vardır. Her biri bir başka güzellikte ölümsüz eserleri ve -o tarihlerdeki yazar kadrosuyla -fikrî seviyesine günümüzde bile...
Dostlar Yaşlı  Öküzün Durumuna  Düşmeyelim Kadir KESKİN              Bir köylünün bir yaşlı öküzü varmış. Biri ölünce yanına ikinci bir öküzü alıp çift sürme imkânı olmadığı için öküzünü köyün sürüsüne koymuş. Sürü de genç danalar olduğu için hep yaşlı öküzü dövmüşler, onu süsmüşler ve hep horlamışlar. Yaşlı öküz, bunu kaderi kabul edip...
KOMANDO RECEP Halim Kaya Ülkücü Hareketin tarihi mücadelesini anlatan kitapların yazılmasını destekleyen ve mümkün oldukça da alıp okuyan, sekiz bin civarı kitabıyla azımsanmayacak bir kütüphanesi olan sıradan bir vatandaş olarak ben bu kitabı önce almak istemedim, fakat daha sonra ne hikmetse içime almak isteği doğdu. Almak istemememin ilk sebebi bana...
ÂLEMLERİN GÖZ BEBEĞİ Melek DÖRTBUDAK Seni yazar kalem, gül düşer satırlaraGül yağı damlar, göz bebeğinden cihana Göz ne muazzam bir organımız. İnsanın süsü yüz, yüzün süsü de gözdür. İnsanın gönlüne ve idrakine giden yolları göz açar. Bu konuda en ağır işçidir göz. Göz sadece gören bir organdan ibaret değildir. Aynı...

ETRAK VE İDRAK MESELESİ

ETRAK VE İDRAK MESELESİ
03.05.2014
0
A+
A-

 

Arapça “Etrak”, ” Türkler “ demektir. Yine aynı şekilde Arapça  “İdrak”, ”Anlayış”, “Etrâk-î bi-İdrak” “Anlayışsız Türkler “ mânâsındadır. Çoğumuzun kafasındaki izlere göre  bu nitelendirmenin bir Arap işi olduğu sanırız. Son devir Arap ihâneti maalesef böyle bir çağrışımı  hafızamızın ön sıralarına çekmektedir. Bu sebeble bilerek veya bilmeyerek terkibin Arapça olmasından ötürü  onların “Türkler”i tanımlaması şeklinde de anlarız. Gerçekte bu görüş doğru değildir ve böyle bir nitelendirme ile Araplar’ın ilgisi de yoktur. Bazan daha da  ilerilere kadar giderek  Farslar’ın da Türkler’i benzer şekilde  bir gözle gördüklerini sanırız. Bu bakımdan İran’da Farslaşma, Anadolu’da Araplaşma gibi  ögeler ile kültürümüzün işgal edildiği sonucuna varırız. Bu görüş de çok doğru değildir. Aslında her işi kendimiz yapar, başımıza çorabı kendimiz örer, ondan sonra  komplo teorileri ile işi başkalarının üzerine atarak, meselenin içinden sıyrılır çıkarız. Bir bakıma “Saflığımız”ın genetiğimizdeki tezâhürleri olduğunu hiç mi hiç hesaba katmayız. Tarihimizde ve kültür hayatımızda  hiç kimsenin bizi  yanlış yollara sürüklediğini  söylememiz akıllı  bir tesbit değildir.

Türk kültür tarihinde “Etrâk-î bî-İdrak” meselesi  en erken 13.Yüzyıl  Anadolu Selçuklu devrinde  şu meşhûr sosyal kargaşalıklar devri olan “Babâî İsyânları” zamanında vukuu bulmuştur. Bu sosyal sancılara ne Araplar’ın ne de Farslar’ın müdahil olduğunu söylemek mümkün değildir. Zamanın tarihçisi Kerîmeddîn Aksarayî, “Müsamerât’ül-Ahbâr”da, benzer şekilde “Etrâk-i Mütegalllibe” (Zorba Türkler), ” Etrâk-i nâ-pâk” (Temiz Olmayan Türkler), Etrâk-i Hârici (İsyancı Türkler) gibi hakaret içeren değerlendirmeler de vardır. Bu ve  benzer ifâdeler bizim devletimizin dayandığı asli unsuru  nitelendirdiği hoş olmayan şeylerdir. Bugünkü devletimizin devamı olan  Büyük Selçuklular ve Osmanlı’da da böyle olduğu gibi bugün bile değişik tezahürlerini görmeniz mümkündür. Birinci mesele bu işlerin  yabancı bühtanı sanmamıza hiç de gerek yoktur. Çünkü her zaman  bu coğrafyada değişik şekillerde de olsa  bu çileyi ne yazık ki aynı unsur çekmeye devam etmektedir. Peki bu insanlar bunu haketmiş midiz? Demek etmiş ! Bu haketme meselesi belki Cumhuriyet dönemi için çok geçerli değildir ama, yakın zamanda pisliği “Ermeni” yapmıştır; 12 Eylül öncesinde “Sosyalizm” adı altında solcular  ve Rusçular yapmıştır, sonuç olarak darağacını zavallı “Türk Çocukları” boylamıştır. Solcu olsun sağcı olsun  ne değişir? Bu anlatmak istediğimizin apayrı bir  penceresinin neticesidir.

Türk  kültür, sosyal ve dini hayatında  insanların inançlarını hiçbir şekilde devletleri diretmemiştir. Hatta vaki değişik kabullerde  meydana gelen sonuçlarda hiçbir zorlamaları da bahis konusu olduğu da görülmemiştir. Ancak bu içtimai kabuller sonucunda zaman zaman  devlete karşı ortaya çıkan direnişlere otoritelerin bu inançları daima kontrol etme isteği sebeb olmuştur. Eski deyimle “Batınî” yeni ve modern anlayışla “Heteredoksi” denilen devletin kontrol edemediği halk inançları ve Müslümanlığına karşılık, devletin kontrolünde olan “Ortadoksî” yani Sünnî inançlar ister istemez bir ikilem yaratmıştır. İşte en büyük hatamız bu ikilemi başkalarından bilmemiz ve komplo görüşlerle izaha kalkmamızdır. Gerçekte biz yaratıp biz tapıyoruz. Bu sebeble devlet sürekli olarak bu vari inançların  ortaya çıkmasına ve taşınmasına  otoriteler tarafından göz yumulmayarak devletten dışlanmaları ile sonuçlanmıştır. İster “Ortadoks”(Sünnî), ister “Heteredoks” (Alevi) olsun  adeta “Türk” çocuğundan kendi devleti ürkmekte, ”Babai-Celali-Pir Sultan” gibi isyani duyguları hatırlamaktadır. Komplo teorileri ile halk birkaç parça gösterilmektedir. Gerçekte halk arasında böyle bir şey yoktur ve halk değişik görüşler için ne birbiri yarış ne de düşmanlık içerisindedir.

Bugünkü Türk insanın sosyal hayatında böyle şeyler ve tarihi kalıntılar önemini kaybettiği halde kontrol altında bulundurulmak istenmesi sebebiyle ortaya çıkan endişeler işin içinden çıkılmaz bir “Köktendinciliği” gündeme getirmiş hatta siyasete hakim kılmıştır. Yazarlar-çizerler-stratejistler gözardı edilemeyecek  “Görüneni” komplo teorileri ile izâh etmektedirler. Arab’ın bozulan aşkı, Fars’ın “Şii” ortadoksiyi “Sasani” ye tahvilini, Amerika ve Avrupa’nın değişik politikalarını  asıl sebeb olarak görmektedirler. Halbuki büyük handikap inancı ne olursa olsun “Türk” insanına geçmişteki “Türkmen” muamelesi yapılması ve devletten uzak tutulmak istenmesidir. 1960’dan sonra hızla yüz değiştiren  halkımızın sosyal yapısının son 1000 yıllık düşünce tahlilinin adam gibi yapılması ve devletin müşterek bir birliktelik yaratabilecek tezler uygulaması şarttır. Hurafe peşinde gitmek komplo teorilerine gereğinden fazla umut bağlamak boştur. Herkesin iyi düşünmesi lâzımdır. Çünkü dünyayı ne kılıç, ne top, ne ateş idare etmiyor; bu işi akıl ve uzmanlık yürütüyor.

Esen kalın.

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.