Özcan Yeniçeri: Silah Erdoğan’ın Şakağına Döndürülmüş

Bu haber 11 Haziran 2014 - 16:40 'de eklendi ve 664 kez görüntülendi.

Diyarbakır’da Türk bayrağının indirilmesini sert sözlerle eleştiren MHP’li Yeniçeri “Silah Erdoğan’ın şakağına döndürülmüş şekilde tutuluyor” dedi.

MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, hem Güneydoğu’daki hem de Irak’taki gelişmelerin endişe verici boyuta geldiğini belirtti. Yeniçeri, terör örgütünün ülke sınırları dışına çıkmadığını, eylemsizlik ve çatışmasızlık sürecine uymadığını, daha etkili örgütlendiğini ve daha yoğun eğitimden geçtiğini, halkı devlete karşı arkasına alma tutumuna girdiğini ve kendisini hükümete “meşru ve makul örgüt” olarak kabul ettirdiğini ileri sürdü.

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, askeri birliğin içine girilerek Türk bayrağının indirilmesinin, “askerin başına geçirilen ikinci çuval vakası olarak nitelenecek kadar utanç verici” olduğunu söyledi.

Yeniçeri’nin açıklamaları şu şekilde:

Lice Olaylarının Amacı
 
PKK’nın eli kanlı şeflerinden Duran Kalkan“Gerçekten de Lice ve Meskan direnişleri daha şimdiden tarihe iz bırakan,  önemli sonuçlar veren direnişler haline geldi. Bu direnişler sayesiyledir ki, AKP hükümeti İmralı’ya gitmek Amed’e gelmek, Önder Apo’ya ve halkımıza yalvarmak zorunda kaldı diyor.
 
Demek ki PKK, AKP’nin Öcalan’a yalvaracak duruma getirmek için bu eylemleri gerçekleştirmiştir. Bu eylemlerle PKK’nın istediği sonucu aldığını da Duran Kalkan söylüyor.
 

Yeniçeri: Türkmenler Katliam Tehdidi Altındadır

 


Duran Kalkan, “Demokratik özerklik çözümünü gerçekleştirmek üzere direnişleri güçlendireceğiz…Kesintisiz biçimde başlayan direniş eylemlerini Önder Apo’nun özgürlüğü ve Kürt sorununun çözümüne kadar devam edecek” diyor. Kalkan ayrıca, 2014 yılını mutlaka bir zafer yılı, Önder Apo ve Kürdistan’ın özgürlük yılı haline getireceklerini ifade etmektedir. 
 
Kürdistan Halk İnisiyatifi, bütün kent ve yaşam alanlarını direniş kalelerine çevirmeye çağırdı. Bu inisiyatif, özellikle Lice ve Meskan direnişini, Kürt ulusu için ulusal devrime ulaşıncaya kadar yükseltilmesi gereken özgürlük kıvılcımı olarak nitelendirmiştir.
 
Kararlarını da vermiş olarak şöyle diyorlar: “Bu saatten sonra Kürt ulusu olarak böyle sömürgeci bir devlet ve işgalci güce karşı direniş, serhıldan ve devrimle mücadele etmenin dışında bir seçenek kalmamıştır”.
 
ANF, sömürgecilik ve soykırım politikalarında ısrar eden AKP diye, çözüm ortaklarını tanımlıyor ve halkı demokratik ulus mücadelesini geliştirmeye çağırıyoruz” diyor. 
 
Cahit Mervan’ın ANF’de yayınlanan ve Lice Direnişinin Şifreleri başlıklı yazısında yaşananların beş önemli sonucu olduğundan söz ediyor:
 
PKK bazen kendi koşullarını da zorlayarak, hatta askeri açıdan risk alarak örneğin 2007 genel seçimler, 2009 yerel seçimler, 2010 Anayasa Referandumu ve 2011 genel seçimler ve 2014 yerel seçimler öncesi ya eylemsizlik kararı aldı ya da tek taraflı ateşkes ilan etti. Şimdi durum çok farklıdır.”
 
İlk turu 10 Ağustosta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin eylemsizlik ortamında veya ateşkes koşullarında olacağını söylemek artık çok zor. Lice’nin ilk şifresi budur.
 
İkincisi; Cenaze törenine HPG gerillasının katılıp, konuşma yapması bundan sonrakı sürçen nasıl olacağının da ciddi bir işaretidir. Yani halk serhildanıyla gerille iç içe geçmiş olacak. Türk güvenlik güçlerinin yapacağı her saldırı bundan sonra büyük ihtimalle halkla bütünleşmiş gerillayı karşısında bulacak.
 
Artık karakol/kalekol yapımına HPG güçlerinin müdahale etmesi zorunlu olarak gündeme gelecek. Belki de Türk ordusunun katliamla bastırmaya çalıştığı bu direnişlerin sivil karakteri değişecek, Katliamcıların anlayacağı bir dille olacak. Lice’de kırılan üçüncü şifre budur.  
 
Dördüncüsü ise Erdoğan Kürtler açısından muhatap olmaktan çıkmıştır. Erdoğan’ın hükümetin başı olarak kalıp-kalmaması ve cumhurbaşkanı olup olmaması Kürtler açısından önemsiz hale gelmiştir.
 
Erdoğan, Lice Katliamıyla birlikte Kürtleri ve Kürdistan’ı kökten kaybetmiştir. Artık bu saatten sonra ya görkemli bir direniş, ya da onurlu bir çözüm olacaktır. Her halükarda bu denklemde Erdoğan’a yer yoktur.  
 
Türk ordusu Kürdistanı büyük bir askeri alana çevirmeye çalışmıştır. Kürdistan’ın tüm köyleri, ilçeleri ve şehirleri asker, polis ve korucularla doldurulmuştur. Kürdistan halkının bu anlamda ciddi bir öz savunma ihtiyacı açığa çıkmıştır”
 
Çalıştay’a PKK’nın Yüklediği Anlam
 
Çalıştaya AKP’nin yüklediği anlamla terör örgütünün yüklediği anlam taban tabana zıttır. 
 
 “Lice saldırısının bir psikolojik savaş çalışması olan Amed’teki çalıştaydan sonra gelmesi tesadüfi değildir. Bu çalıştayla hem halkın bu direnişini bastırmaya siyasal meşruiyet yaratılmaya çalışılmış, hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar Kürt halkı ve demokrasi güçleri avutulmak istenmiştir. Çalıştayla Kürtlere bir şeyler yapılacağı, Lice saldırısıyla da milliyetçi şoven kesimlere Kürt Özgürlük Hareketi’ne saldıracağı mesajı verilmiştir”. 
 
Kandil İle İmralı Hattı Kopmuş
 
Lice’de, 2 kişinin ölümü üzerine yazılı açıklama yapan PKK yürütme Komitesi şöyle dedi: Üç kişilik HDP heyetinin arada bir İmralı’ya gidip gelmesi artık hiçbir sorunun çözümü için yeterli olmayacaktır. Lice’deki benzer katliamları önleyecek yer, İmralı ve Önder Abdullah Öcalan değildir. Hiç kimse İmralı’dan gerçekleşmeyecek beklenti içine sokulmamalıdır”.
 
“Bu durum AKP’nin maskesini düşürdü. AKP Hükümetinin Lice’de olduğu gibi katliamı dayatması, hem Tayyip Erdoğan’ın B ve C planlarının olduğunu ortaya koyuyor, hem sözün bittiği noktaya gelindiğini gösteriyor. Bu durum halkımıza AKP’ye karşı direnmekten başka yol ve çare kalmıyor”.
 
AKP’nin eli silahlı ve kanlı terör örgütüyle İmralı’yı araya sokarak başlattığı çözüm süreci”nin vardığı yer burasıdır. Terör örgütü artık oyunun kuralını kendi koymak istemektedir. 
 
Devlete Kafa Tutmak
 
Devlet, egemen olduğu yerlerde kendisinin baskı yapmaması gibi başkasının baskı yapmasına da izin vermez. 
 
Devletler sınırları dahilinde şiddet tekelini elinde tutan tek siyasi otoritelerdir. Şiddet tekelinin devletin elinden çıkması demek devleti de devlet olmaktan çıkması demektir. Devlet yerine göre var yerine göre de yok olan bir irade değildir. Bir yerde devlet ya vardır ya da yoktur.  Devlet, hakim olduğu topraklardaki egemenliğinden vaz geçerek ya da bağımsızlığından taviz vererek orada devlet olarak kalamaz.Otoritesini ülkenin her yanından egemen kılmak, devlet olmanın zorunlu sonucudur. Devletin hâkimiyeti altındaki topraklarda iki ayrı silahlı güç ve iki ayrı otorite hiçbir şart altında kabul edilemez. 
 
Bir devlette iki silahlı güç, iki ayrı otorite olmaz. Dahası bir yerde otorite kimde ise devlet de ondadır. 
 
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde vuku bulan olaylara bu gözle bakıldığında, yapılan eylemlerin devlet egemenliğini hırpalama, marjinalleştirme ve örselemeye yönelik olduğu açıktır.
 
Terör örgütü gerçekleştirdiği yapılanma ve eylemlerle devlet işlevi üstlenirken Türkiye Cumhuriyeti devletini bölgede formaliteye indirgemeye çalışılmaktadır.
Egemen bir devlete hiçbir güç: karakol tamir etmeyeceksin, baraj inşa etmeyeceksin, yol yapmayacaksın!’ diyemez. 
 
Aslında terör örgütü karakol yapımına, baraj inşasına ya da yol imarına karşı çıkmıyor devlete ve onun gücü ile otoritesine karşı çıkıyor. 
 
Cevaplandırması gereken soru şudur: Bölgede ‘devlete yapmayacaksın, inşa etmeyeceksin’ diye dayatma yapan bir güç halka ne yapmaz?
 
Örgüt aslında “gerillanın hareket alanını daraltıyor” gerekçesiyle bölgedeki baraj yapımına karşı çıkıyor. Aynı şekilde devletin güvenlik güçlerinin kısa sürede örgütün halk üzerindeki tasallutunu kırmak üzere olaylara müdahil olmalarına imkân tanıyacak yol yapımına da karşı çıkılıyor. 
 
Terör örgütü açıkça bölgede devletin güvenliği sağlayacağı yapıların oluşmasını istemiyor. Yollar vasıtasıyla devletin güvenlik güçlerinin devletin ve hukuk nizamını her noktaya ulaştırmasını PKK kendisi için tehdit olarak görmektedir. 
 
Karakollar ise devlet hâkimiyetinin ve güvenliğinin simgesidir. Karakollar devletin soğuk ve somut yüzüdür. Karakol olmadan yasaları egemen kılmak mümkün değildir.
Karakollar yasaları hakim kılan, uyuşturucu faaliyetleri, kaçakçılığı ve yasadışı eylemleri denetim altında tutan yerlerdir. Karakolların sayısının azaltılması ya da yenilerinin yapılmamasını talep etmek, devletin etkinliğini sınırlandırma dayatmasıdır
 
Diğer yandan bölgedeki güvenlik güçlerinin, “Açılım” sürecinde, “sadece kendimizi ve karakolları savunuyoruz” feryatları da karakolların stratejik değerlerini ortaya koymaktadır.
 
Devleti, Anayasayı, yasaları ve düzeni bölgeye götüren bütün unsurlara terör örgütü itiraz ediyor.Daha doğrusu devlete ve egemenliğine karşı çıkıyor. Bu bağlamda koruculara karşı da cinayet eylemleri düzenliyor. Bölgede korucular ve devlet yanlısı kesimler sistemli bir şekilde sindirilmiştir.  
 
PKK, açıkça bölgeden askerin, devletin güvenlik güçlerinin çekilmesini istiyor. Örgüt, bölgede devlet otoritesi yerine kendi otoritesini yerleştirmeye çalışıyor.
Silah bırakacak sivil hayata dönecek birileri karakol, baraj ya da yol yapımıyla ilgilenmez.Vergi toplamaz, kimlik kontrolü yapmaz ve nihayet dağa çocuk kaldırmaz. Eğer bir çözüm ya da barış süreci varsa çocukların niye dağa kaldırıldığını, teröristlerin ülke dışına çekilmesinin neden gerçekleşmediğini, silahların neden bırakılmadığını yol kesmelerin neden bitmediğinin, araçların neden yakıldığını, güvenlik kuvvetlerine neden ateş açıldığını bu sürecin taraftarlarının açıklamaları gerekir. 
 
Ortada devlete kafa tutan bir irade vardır. Analar ağlamasın”, “barış süreci”, “çözüm iyidirdiyerek bu iradeyi ikna etmek mümkün değildir. İnsanları hayatla, siyasetle, aileyle buluşturmak iyi bir slogandır. Ama yalnızca o kadar…
 
Bayrak İndirme Rezaletinin Sorumlusu AKP İktidarıdır!
 
Tayyip Erdoğan bundan bir kaç gün önce şunları söylemişti: “Çıkıyor, ‘yol yapma, baraj yapma, geçiş yollarına kontrol noktaları kurma’ diyorlar. Asker operasyon düzenlemek için valiliğe başvuruyor. Valilik izin vermiyor. İzin verilmediğine dair belgeler askerin arşivinde. Asker, ’20 yıl sonra bana niye gereğini yapmadın diye sorulduğunda ben bu belgeleri göstereceğim’ diyor. Haklı olarak kendini güvenceye alıyor”.
 
Bu sözlerin anlamı şudur: Biz iktidar olarak Türk Silahlı Kuvvetleri ile emniyet güçlerinin elini kolunu bağladık… Asker operasyon yapmak için valiliğe başvurduğunda bizim talimatlar doğrultusunda Valilik izin vermiyor’
 
Başbakan Erdoğan bizzat kendisinin, yol yapma, baraj yapma diyerek geçiş yollarını kontrol noktaları kurarak kesen teröristlere operasyon yaptırmayınız dediğini itiraf etmiş oluyor. Bu sayede ülkede devlet otoritesinin yanında terör örgütüne paralel bir otorite kurdurmuş oluyor.
 
‘Asker yirmi yıl sonra bana niye gereğini yapmadın diye sorulduğunda ben bu belgeleri göstereceğim’ diyor. Bu nedenle bir yasa tasarısı hazırlıklarının yapıldığını bu tasarının “terörle mücadele sürecinde karar veren siyasi ve askerlerin” durumlarının yasal hale getireceğini söylüyor.
 
Bayrağı İndirenlere Müdahale Etmeyen Psikoloji!
 
Tayyip Erdoğan, çözüm süreci adı altında ülkenin topraklarını ve halkını korumadığını, terör örgütünün yol kesme, baraj yapma, araç yakma eylemlerine valilere verdiği talimatlarla müdahale ettirmeyerek suç işlediğini bu yüzden kendi durumunu yasal güvenceye almaya çalıştığını itiraf etmiş oluyor.
 
Erdoğan, Bayrağın askeri birliğin içinde gönderden indirilmesi üzerine de şunları söylüyor: 
 
Efendim çözüm süreci sekteye uğramasın. Arkadaşlar böyle bir mantık olmaz. Gelip yolları kesen bu eşkıyalara teröristlere evet orada jandarması da polisi de haddini bildirecek. Bir devletin görevi yol emniyetini sağlamaktır, can emniyetini, mal emniyetini sağlamaktır”.
 
Beşir Atalay ise “Güvenlik birimlerimiz Çözüm Süreci’nin hassasiyeti nedeniyle çok temkinli, dikkatli…Çünkü talimatımızdır o..
 
Bayrak indirme olayına yönelik olarak da Bülent Arınç şöyle diyor: Müdahale etmeyen askeri ve Genelkurmay’ı savunarak “hükümetin talimatlarına bağlılık” sebebiyle müdahale yapılmadığını söylemiştir. 
 
Başa Geçirilen İkinci Çuval Vakası!
 
Bayrağın indirilmesinden “çözüm süreci” paranoyasına kapılan ve bundan dolayı bölgedeki askerin, polisin ve valilin elini kolunu bağlayan iktidar birinci dereceden sorumludur.Diğer sorumlular ise komutanlığın sınırlarını çiğneten, kuleye teröristin tırmanmasını adeta seyreden ve bayrağın indirilmesini engellemeyen personeldir.
 
Bölgedeki askeri ve sivil görevliler AKP iktidarının baskısı altında ne kendilerini ne kışlalarını ne de bayraklarını koruyamaz hale gelmişlerdir. Böyle bir durumda başlarına neler geleceğinin farkında olmadıklarından olanı biteni geçiştirmektedirler.
 
Askeri birliğin içine girilerek Türk Bayrağının indirilmesi askerin başına geçirilen ikinci çuval vakası olarak nitelenecek kadar utanç vericidir.
 
Bayrak Provokasyonu ve Tayyip Erdoğan!
 
Milletin onuru ve şerefi olan bayrağı dahi koruyamayan bir iktidarın başındaki zat olan bitenden utanç duyacak, hesap verecek yerde muhalefet partilerini suçlamaktadır.  Erdoğan şunu söylüyor: Bıçak sırtında gidiyoruz. Kan tacirlerinin, kriz baronlarının pusuda beklediği son derece hassas bir zeminde yürüyoruz. MHP; yeniden şehit cenazeleri gelsin diye pusuda bekliyor”.
 
Terörist unsurları yargı yapıp, haraç topladığı, iki kent arasındaki yolun 17 gündür kesik olduğu, askeri birliğin sınırları içindeki kuledeki bayrağın indirildiği bir ülkenin başbakanının halka hesap verecek yerde MHP’yi suçlaması tam bir rezalettir.
 
IŞİD’in Irak’taki Operasyonu ve Medeniyet İçi Çatışma!
 
İslam Medeniyetinin kendi içinde çatışmacı bir medeniyet olduğunu Batılı stratejistler öteden beri ifade ediyorlardı. Bu medeniyetin iç çelişkilerini (etnik ve Şii/Sünni) kullanarak bölgenin denetim altına alınması küresel sistemin makro projeleri arasında yer alıyordu Geçtiğimiz yıllarda Islam jeopolitiği, küresel güç tarafından ‘küresel sistemin ozon deliği’ olarak görülüyor ve bu jeopolitiğin küresel sisteme eklemlenmesi için Arap Baharı ve Büyük Ortadoğu Projesi devreye sokuluyordu. Küresel sistemin bu projeleri Irak’ta somut bir şekilde uygulanmaya konulmuştur. 
 
İçinde her her topluluktan aşırı radikal unsurların yer aldığı Irak Şam İslam Ordusu (IŞİD) dün Irak’ın Musul kentini ele geçirdi. Fanatik militanların eline geçen Musul’daki on binlerce Iraklı komşu bölgelere sığınırken, Selahaddin vilayeti ve Kerkük yakınlarından çatışma haberleri medyaya düştü. Musul’da 28 Türk TIR şöforüde IŞİD militanlarının eline geçti. Bir kısmı da kaçırıldı.
 
IŞİD’in, tam olarak kimin ya da hangi devletin kontrolünde olduğu da bilinmiyor.
 
Türkmenler Katliam Tehdidi Altındalar
 
Musul’u düşüren IŞİD’in hedefinde Kerkük ve Türkmenlerin yaşadığı bölgeler var. Bu arada Irak güvenlik güçleri Kerkük yakınlarındaki Reşad kasabasında IŞİD militanları ile çatışmaya girdiklerini haberleri geliyor. IŞİD militanlarının Kerkük’te ve komşu Selahaddin vilayetinde de bazı kasabaları ele geçirdiği iddiaları da var.
 
Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) Selahaddin eyaleti içerisinde yer alan ve Türkmen kenti Tuzhurmatu’yu ele geçirdiklerini, ayrıca Selahaddin’e bağlı Bici kentindeki tüm silah depolarına el koyduğunu açıkladı. IŞİDayrıca Bici ile Şarkat arasındaki ulaşımı sağlayan köprüyü de ele geçirdiğini duyurmuştur.
 
Türkmenler bölgede yeni bir katliam, göç ve zulüm tehdidi altına girmişlerdir.
 
IŞİD, yaptığı baş kesme türü vahşet dolu cinayetler ve toplu tecavüzlerle tanınan cani bir örgüttür..İŞİD’in ele geçirdiği bölgelerde yaşayan Türkmenler, Şiiler kitlesel katliam tehdidi altındadır.
 
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun yaptığı ise Tuzhurmatu’da hayatını kaybeden Türkmenler için rahmet, sabır ve metanet dilemek olmuştur. Bölgede durum vahametin ötesinde acildir. Her geçen saat katliam ve vahşet haberleri medyaya düşmektedir. 
 
Davutoğlu, olan biten karşısında “Erbil, Bağdat, Tahran, Washington, Ankara, Musul hattında son 24 saattir sürekli diplomatik temaslar yürütüyoruz” demekten öteye bir şey yapamıyor, yapmıyor.
 
IŞİD, Irak’tan ve diğer devletlerden daha çok Türkiye’nin sorunu haline gelmiştir. Bunun birinci nedeni Türkmenlerdir ve onları Türkiye’den başka katliamdan koruyacak bölgede güç yoktur. İkinci nedeni bölgede Türk TIR şoförlerinin IŞİD militanlarınca rehin alınmasıdır. 
 
Üçüncü nedeni ise Tahran-Bağdat-Şam ve Hizbullah ekseninin Türkiye’nin güneyinde etkili ve güçlü bir cephe olarak kuşatmış olmasıdır. 
 
Etnik ve Mezhep Siyasallaşmasının Sonuçları!
 
Etnisite ve mezhep üzerinden ayrışmanın ve siyasallaşmanın Irak’ta nasıl bir bölünme ve felakete neden olduğunu son yaşananlar ortaya koymaktadır. Son meydana gelen gelişmeler Irak sünnileri ile Suriye Sünnileri; İran Şiileri ile Irak ve Suriye Şiileri arasında bir devlet oluşturma projesinin devrede olduğunu göstermekedir.
 
Şii-Sünni ayrımı bugünün Ortadoğu’sunun en belirgin ayrıştırıcı kimliği haline getirildi.
 
AKP hükümeti Irak’ta bu oyunun en önemli aktörüydü. Bu durumu The Economist dergisi, o günlerde,‘Türkiye ile Kürt yönetimi tehlikeli bir oyun oynuyor’ başlığı ile görmüştü.
 
Türkiye ile K. Irak ile petrol kardeşliği, Bağdat’ı by-pass eden ilişki biçimi Irak’ta İŞİD’in durumunu güçlendirmiştir.Irak’ın petrolleri, Irak’ın izni olmadan Türkiye üzerinden adeta kaçak bir biçimde pazarlanmaya başladı.
 
İlginçtir, Kuzey Irak’taki petrol pazarlanması gündeme gelir gelmez IŞİD harekete geçti ve Musul’u ele geçirdi. Örgüt uzunca bir zamandır petrol kuyularını ve koridorları hedef alan bir saldırı stratejisi izliyordu. Bütün bunlar Irak’ın üçe bölünmesinin alametleridir.
 
Stratejik kör AKP’nin mevcut politikalarını yeniden gözden geçirmesi zorunluluktur. AKP’nin izlediği yönsüz, ruhsuz ve özü olmayan politikalar Türkiye’nin aleyhine işleyen bir süreçi ortaya çıkarmıştır.
 
Financial Times’in şu haberini bu bağlamda sizinle paylaşmak istiyorum. Yorumunu da sizlere bırakıyorum:Suriye’deki El-Kaide ve IŞİD terörist unsurları geçtiğimiz günlerde Belçika’da 3 kişinin ölümü ile sonlanan Yahudi müzesine yapılan saldırının ardından Avrupa Birliği ve ABD’nin öncellikli konusu haline gelmiştir. Nitekim Avrupa Birliğinin en üst düzey kontr terrör sorumlusu olan Gilles de Kerchove aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerin yetkilileri ile bu konuda görüşmeler yapmıştır.
 
Gerek ABD, gerekse AB istihbarat raporları Suriye’ye giden bu terörist unsurların Türkiye üzerinden ülkeye giriş-çıkış yaptığını ortaya koymaktadır. Suriye’deki El-Kaide ve IŞİD terör faaliyetlerinin bölgeye ve dünyaya yayılmasının önlenmesi AB ve ABD yetkililerince en önemli gündem konusu ve öncelik olarak ifade edilmektedir. Bu konu yine yakın zamanda yapılan G7 zirvesinin ana gündem maddelerinden birini oluşturmuştur. Batılı uzman ve yetkililer 11 Eylül’ü dahi gölgede bırakacak terör saldırıları olabileceğine işaret etmekte, bunun önlenmesi için tedbirler almaktadır.
 
Teröristlerin çatışma bölgelerine girip çıkarken Türkiye’yi kullanmaları ve özellikle Belçika’daki saldırıyı gerçekleştiren Fransa vatandaşının Türkiye üzerinden Suriye’ye gidip savaştığının ortaya çıkması dikkatlerin Türkiye üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuştur. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine AB ve ABD tarafından 5000 + 3000 bin kişilik bir liste verildiği ifade edilmektedir.
 
Bu bilgiler ışığında bugün Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’nün tüm birimlerine bir yazı göndererek, Suriye ve Irak’ta katliamlarda bulunan Radikal dinci terör örgütü Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) bir militanının eylem yapmak için Türkiye’ye girdiğini duyurmuştur.
 
Emniyet tarafından gönderilen uyarı yazısında “Bu bağlamda, ülkemize yönelik olarak gerçekleştirilmesi muhtemel eylemler ile ilgili bilgilerin sıklaşması sebebi ile ilimiz genelinde bulunan, özellikle batı ülkelerine ait temsilcilikler, havalimanı, hassas bölgeler, alışveriş merkezleri, kent meydanı, ulaşım araçları, devlet binaları ve halkın yoğun olarak bulunduğu yerlere yönelik eylemlerin gerçekleştirilebileceği önemle rica olunur” denmekte ve önlemlerin artırılması ve ilave önlemler alınması istenmektedir.
 
Gelişmeler kaygı vericidir. Yetkililere tüm tedbirleri almaları konusunu tekrar hatırlatıyorum.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments