YOLLARDA

Kemal Çopuroğlu

IRAK TÜRKMENLERİ (15) Edebiyat ve Folklor

Bu haber 10 Temmuz 2014 - 0:37 'de eklendi ve 1.023 kez görüntülendi.

Edebiyat:

Irak Türkmenleri’nin tamamı gelişmiş ve medenî edebiyat Türkçesi’ni konuşurlar. Onların konuşmalarını bütün Türkler rahatlıkla anlar. Araplarla iç-içe olmalarına rağmen dillerinde Arapça kelimeler azlığına hayret etmemek mümkün değildir. Konuştukları Türkçe tamamen Azerbaycan Türkçesinde olduğu gibi “Bayat Ağzı”dır. Bu gerçeği musiki ve  diğer kültür ürünlerinde de görebiliriz. Anadolu’da ağır “Osmanlıca” gibi ağdalı Türkçe ile Cumhuriyet devrinde yapışılan “Uyduruk” kelime hastalıkları onlarda yoktur. Çünkü Türkmen kültürü ve dil yapısı “Uydurukça” gibi sün’i, ”Osmanlıca” gibi Arapça-Farsça kelimeleri taşımaya lüzum göstermeyecek kadar bir medeniyet seviyesindedir. Bu Türkmen Türkçesi ile ilim yapmak, sosyoloji ve “Şiir” çalışmak çok kolaydır. Belli bir coğrafya lisanı olarak  “Çağatayca”nın içine düştüğü yabancı aksanlı “Özbekçe” gibi değildir. Bu sebeble Özbekler hâlâ devlet sisteminde Rusça’ya bağlıdırlar. Komşu Kürtler  başta Rus âlimleri olmak üzere dünyanın çabalarına rağmen hâlâ bir edebiyat dili  ve oluşan devlete  modern ıstılahlara cevap verecek bir lisan yaratamadıkları halde, Türkmen şivesi bunların çok üzerinde ve her şeye müsait ağırlıktadır. rak turkmenleri ali bademci

Irak Türkmenleri’nde edebiyat denildiği zaman akla ilk gelen ve dünya çapında şöhreti olan Fuzuli’dir. 1495 yılında Kerkük’de doğan Fuzuli’nin Bağdatlı olduğu söylenirse de Türkçe divanında burayı “Dıyar-ı Gurbet” diye nitelendirmesi onun buralı olmadığını ispata yeterlidir. Hayatı Kerkük, Bağdad, Hille, Necef ve Kerbelâ’da geçmiştir. Farsça divan oluşturacak kadar bu lisana hakim olması elbette devrinin büyük ustası olduğunu ortaya koymaktadır. Fuzuli’nin tartışılmayan tek yönü Türkmen olmasıdır. Akkoyunlular devrinde o zaman Irak-ı Arap denen bölgenin bugün orta yerinde bulunan Türkmeneli’nde halen yoğun olarak yaşayan “Bayat“ boyundandır. Eski kaynaklarda “Tatar” menşeyli olduğu kaydedilirse de bu  “Türk” anlamındadır. Fuzuli onun mahlası olup hep bununla adlandırılmıştır. Fuzuli bizim Türkçe’de anladığımız boş işlerle uğraşan kişi anlamında olmayıp “Üstün, Erdemli” anlamına gelmektedir. Fuzuli Farsça divanının önsözünde, ”Şiire başlarkengünlerce bir mahlas almak yolunda düşündüm. Seçtiğim mahlasa bir müddet sonra bir ortak çıktığı için bir başka mahlas alıyordum. Nihayet benden önce gelen şairlerin ibareleri değil mahlasları kapıştıklarını anladım. Karışıklığı ortadan kaldırmak üzere Fuzuli mahlasını seçtim. Bu adı kimsenin sevmeyeceğini ve bu sebeple almayacağını tahmin ettiğim için adaşlık endişesinden kurtuldum. Ayrıca ben, Allah’ın inayetiyle bütün ilim ve fenleri nefsinde toplamış bir insan olarak geçiniyordum. Mahlasım bu amacı da içine alır.” sözleri ile mahlasına açıklık getirmektedir.

 

Büyük Türkmen şâirinin babası bugün de Türkmenler’in yaşadığı Hille müftüsü olması sebebiyle ilk eğitimini ondan almıştır. Daha sonra Rahmetullah adlı bir hocanın eğitimine verildiği ve onun kızına âşık olduğu ve ilhamla şiir yazmaya başladığı bir rivayeti de vardır. Fakat esas edebiyat zevkini Azerî Habibi’den almıştır. Fuzuli Şah İsmail’in 1508 yılında Bağdad’ı fethini yaşamış, şiirlerinde ona hayranlık ifâde etmiştir. Safavî idarecileri ile çok yakın ilişkileri olan Fuzuli’nin edebî kişiliğine bakılacak olursa onlara çok ısınamadığı görülür. Lâkin Onun Şiî veya Sünnî olduğu hakkında birçok iddialar  varsa da, Köprülü “İmamiye Şiası”, dolayısiyle “Türkmen Şia”sına mensubiyetini hararetle müdafaa etmiş, buna karşılık A.Gölpınarlı eserlerinden aldığı sağlam delillerle onun Sünniliğini ispata çalışmıştır. Kanuni Süleyman 1534 yılında Bağdad’ı fethettikten sonra onun artık bir Osmanlı olduğu gerçeğinden hareketle bugünkü edebî kişiliğini ortaya koyduğu ve kendisine tahsisat bağlandığını biliyoruz.

 

Fuzuli’nin modern çalışmalarda,  ”Fuzuli’yi Türk edebiyatının en büyük simalarından biri yapan husus samimiyeti, coşkunluğu, sadeliği, duyarlılığı ve ifade kudretidir. Fuzuli aşkı, ıstırabı, dünyevi zevk ve zenginliklerin boşluğunu ve hiç kimsenin pençesinden kurtulamayacağı ölüm düşüncesini olağanüstü bir lirizm ve sanat gücüyle ifade etmiştir.” şeklindeki tespitler onun büyüklüğünü ortaya koymuştur. Bu sebeple Fuzuli’nin hayatında Türk Dünyası ile kâmilen İslâm dünyasında yeterince tanındığı ve günümüzde dünya ölçeğinde bir şöhrete sahip olduğu hususunun bir daha altını çizmeliyiz.

Şüphesiz ki Fuzuli’yi  doğuran bereketli  Türkmeneli toprakları; Nevres Kadîm, Esat Kasimî, Örfî, Sâfî, Muhittin Kabil, Müftî, Âli, Gulami, Hâki, Tisin’li Rauf, Mehmet Rasih, Rauf Görkem, Sadullah Müftü, Esât Naiboğlu, Nâzım Refik, Mehmet Sadık, Dede Hicri, Reşit Akif, HıdırLütfü, Ömer Fevzi, Sait Besim, Mehmet İzzet Hattat, İzzettin Abdi, Salâh Nevres, Nesrin Erbil, Hasan Görem, Osman Mazlum, Mustafa Gökkaya, Felekoğlu ver daha birçok şairler yetiştirmişlerdir. Yakın zamanımızda ise “Kardaşlık-Türk Kültürü” gibi dergiler karıştırılırsa daha nice şair ve nesir ustası şahsiyetler bulabiliriz.

 

 

Folklor:

Zamanımızda yanlış olarak sâdece halk oyunlarının “Folklor” olduğu sanılır; hâlbuki “Folklor” halk bilimi veya “Halkın Ruhu” demektir. Bu yönü ile mutlaka halk sosyolojisi içerisinde mütalaa edilmelidir. Bir millet veya toplumun değişik coğrafyasında yaşayan halkların sözlü edebiyatları, gelenekleri, töreleri, inançları, mutfağı, müziği, oyunları, halk hekimliği gibi kültürürünlerini içine almaktadır. Dolayısıyla millet denen devasa gövde içerisinde yaşayan halklarınbirbirleriyle ilişkilerini, farklılıklarını, yayılım ve değişimlerini inceleyerek büyük kültürü belirleyen kaynakları tesbit ve örtüştürecek yasaları yaratmak folklorun gayesidir. Türkmen Sosyolojisi başlığı altında incelediğimiz bütün bu ögeleri oluşturan halk kültür resimlerini kısa kısa gözden geçirdik. Şimdi ise Irak Türkmenleri için hayati önem arzeden “Hoyratlar” üzerinde bir parça geniş izahatta bulunacağız:

Hoyrat”  Anadolu Türkleri’ndeki “Mani”nin karşılığıdır. Azerbaycan’da ise bu sözlü halk ezgilerine “Bayati” denmektedir. ”Bayati” zaten Bayat ezgisi  anlamındadır ki, Azerbaycan ve Türkmenli’nde  genellikle  Bayat  kültür unsurları hakim olduğundan aralarında çok fark yoktur. Anadolu Manileri belki daha şehirleşmiş etkilerle biraz farklıdır.Bu sebeble Anadolu Manileri Türkmeneli ve Azerbaycan’da fazla kullanılmazken, Bayatî ve Hoyrat  Türkiye’de zevkle dinlenmektedir. Mani-Bayati ve Hoyratlar hece vezni ve dörtlükler şeklindedir. Başta Kerkük olmak büyük ölçüde Irak Türkmenleri duygularını Hoyratla ifâde ederler. Tamamen halk Edebiyatı ürünü olan “Hoyratlar” sevinç, keder, aşk, cesaret, kahramanlık, mertlik, soy ve boy sevgisini konu edinirler. Vatan sevgisi ve hasreti, siyasi hicviyeler de Hoyratlar’da mevzuu teşkil edebilir. Halk gönlünden ne geçerse kafiye dökerek bir Hoyrat ortaya koyar.

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.