YOLLARDA

Kemal Çopuroğlu

Yeni Dünya Düzeni

Bu haber 08 Kasım 2014 - 11:09 'de eklendi ve 795 kez görüntülendi.

Safter Tanık

 

-6-

 

Devalüasyon; reel olarak fert başına milli gelir ile işçi ücretlerinin düşmesine, ithalatın daralmasına karşılık ihracatın artmasına, ihracatın artması; dış ödemede cari fazlanın oluşmasına neden olurken, IMF fonları ile Dünya Bankası kaynaklı krediler de; ithalat ile üretimdeki tıkanmayı bir ölçüde olsa da giderdi.

Ekonomi; reel olarak, 1983’te; % 3,1 oranında küçülürken, 1984’te; % 4,3, 1985’te de; % 3,8 oranında büyüdü.

Dış ödemeler, 1983’te; 5,6 milyar dolar, 1984’te; 3,9 milyar dolar, 1985’te de; 1,1 milyar dalar cari fazla verdi.

Döviz rezervi; 1983’te; 3,9 milyar dolara, 1984’te; 7,3 milyar dolara yükselirken, 1985’te ise; 4,9 milyar dolara kadar düştü.

Makro ekonomik veriler; yapılan tüm fedakârlığa rağmen, ekonominin henüz düze çıkmadığını gösteriyordu, ayrıca; 1986’da ödenecek olan 10 milyar dolarlık dış borç ise hükümeti kara, kara düşündürüyordu.

Baker Planı

1985’e gelinmesine rağmen, 1982’de; birçok ülkede ortaya çıkan, dış borç sorunu devam ediyordu.

Borçlu ülkeler; borcun anapara taksitini zar zor ödemeye çalışırken,  faiz ödemesini askıya aldı, sıkıştırıldığında da moratoryum tehdidini savurdu, alacaklı uluslararası ticari bankalar; temdit ve tecdit edilen kredilere cari faiz oranını uygulamaya kalktı, İMF ise; sıkı para-maliye politikası, özelleştirme ve sermaye ile ticaret serbestisini dayattı, durdu.

Borçlu ülkeler; IMF’nin fazlaca bir şey vermeden, sürekli yeni şartlar öne sürmesini egemenliğine bir müdahale olarak görürken, alacaklı ülkeler ise; borçlu ülkelerin bir moratoryuma gitmesinden çekiniyordu.

Dış borç sorunu; gittikçe, yaygınlaşarak büyüyen, çözülemez hale gelen karmaşık bir sorun haline gelmeye başlamıştı.

ABD ise dış borç sorununun; borcu yüksek olan ülkelerde, kaos ve anarşi sonucu siyasi bir değişime yol açmasından çekiniyordu. Sorunun çözümü için de zamana ihtiyaç vardı.

Baker’in Çözüm Önerisi

ABD Hazine Genel Sekreteri James Baker’e göre; IMF’nin sunduğu ekonomik istikrar programı doğru olmakla birlikte, bunun; üretimdeki tıkanıklığı giderecek, ihracat artışına yol açacak, büyümeyi hızlandıracak ek krediler ile desteklenmesi gerekiyordu.

1985’te, Seul’de; IMF ve Dünya Bankası’nın yaptığı bir ortak toplantıda, Baker’in düşüncesini yansıtan bir plan kabul edildi. Plan, uluslararası bankalar tarafından da onaylandı.

Yeni Kredi Paketi

Baker Planı; Arjantin, Brezilya, Bolivya, Şili, Kolombiya, Ekvator, Nijerya, Meksika, Filipinler, Peru, Uruguay, Venezuela, Yugoslavya, Fildişi Sahilleri ve Fas olmak üzere 15 ülkeyi kapsıyordu. Buna; daha sonra, Kosta Rika ve Jamaika’da dâhil edildi. Bunun; 12’sinin, Latin Amerika ülkesi olması ise; ABD bankalarının, bu ülkelerde en alacaklı bankalar olması ile ilgili idi.

Plana göre; 12’si Latin Amerika ülkesi olan 17 ülkeye, 3 yıl içinde, Dünya Bankası’nca; 20 milyar dolar, uluslararası bankalarca da; 20 milyar dolar olmak üzere, 40 milyar dolaryeni kredi tahsis edilecek, buna karşılık; bu ülkeler de, borç ödeme taahhüdünde bulunacaktı.

Palyatif Bir Çözüm

1985’te; 431 milyar doları bulan, % 80’i Latin Amerika, % 20’si de diğer ülkeler ile ilgili olan borcun; 3 yıllık faizi, 130 milyar doları buluyordu.

Tahsis edilecek 40 milyar dolar ise bunun faizini bile karşılamıyordu. Bu nedenle Plan; IMF için bir zaman kazanma, alacaklı bankalar için de; adeta bir kaçış fırsatı olarak görüldü.

Şili’nin Karlı Çıkması

Baker Planı’ndan, en karlı çıkan Şili oldu. Şili’nin dış borçları; yeniden yapılandırılırken, faiz yükü de düşürüldü.

Meksika Ekonomisinin Tekrar Çıkmaza Girmesi

De la Madrid, ülkeye kullandırılacak ek kredilerin; sermaye girişine, üretim ve ihracattaki artış ile de ekonomik büyümeye katkısı olacağını düşünüyordu. Oysaki ülkeye kullandırılan ek krediler, sermaye çıkışı için adeta bir fırsat oldu.

1982 öncesinde başlayan sermaye çıkışı; 39 milyar dolara kadar ulaştı, bunun; 25 milyar dolarlık kısmı ise ABD’ne geri döndü.

Hükümet, 1986’da; % 138,1’lik bir devalüasyona gitmek zorunda kalırken,  reel büyüme; % -5,1, cari açık; 1,6 milyar dolar, döviz rezervi de 5,7 milyar dolar oldu.

Brezilya’nın Moratoryum ilan Etmesi

Şubat 1987’de, Brezilya; dış borç ödemelerini askıya aldığını ilan etti.

Brezilya; moratoryum sonrasında Meksika’daki benzer gelişmeleri yaşadı, ancak; Meksika’ya oranla daha fazla borçlu olmasına rağmen, daha az etkilendi. Bunun nedeni ise; geçmişte de zaman, zaman başvurduğu borç-alacak takası ile hisse-borç takasıydı. Bu işlem; hem sermaye girişini,  hem de daha çok borçtan kurtulmasını sağladı. Bu metot; zaman içinde, diğer Latin Amerika ülkelerin de başvurduğu bir yol oldu.

Arjantin’in Borçlarının Yeniden Yapılandırılması

Brezilya’nın; moratoryum ilan etmesi, Arjantin’in de moratoryuma gideceği işaretini verdi. Bundan endişelenen, IMF ve Dünya Bankası ile uluslararası ticari bankalar; Arjantin’in borçlarında indirime gitti, yeni ödeme planını da kabul etti.

1987 Wall Street Krizi

Kara Pazartesi

19 Ekim 1987’de; Hong Kong borsasında başlayan, daha sonra Avrupa ve ABD borsalarını derinden sallayan bir borsa krizi yaşandı.

Dow Jones; 508 puanlık bir düşüşle, % 22,6’lık bir değer kaybetti. Bu, küresel sermayenin; çok borçlu gelişmekte olan ülkelerdeki hisse senedi-borç takasına bir cevabı, ucuza kapatmaya yönelik de bir hamle idi.

G-7 Toronto Zirve Toplantısı

1988’de, Kanada’nın; Toronto şehrinde, bir araya gelen sanayileşmiş 7 ülkenin lideri; “Afrika ve Latin Amerika ülkelerin resmi kredi ödemelerinin ertelenmesi” konusunda bir karar aldı.

Berlin’de yapılan, IMF ve Dünya Bankası toplantısında ise; “ uluslararası ticari bankaların alacağına bir çözüm getirilmesi, bunun için de çok borçlu ülkelerin, IMF fonları ve Dünya Bankası kredileri ile desteklenmesi” kararı çıktı.

Brady Planı

1989’a gelindiğinde; uluslararası mali piyasadaki faiz oranları düşmeye başlamıştı. Bu da dış borç sorununun çözümünde bir fırsatı doğurdu.

Mart 1989 da; ABD hazine bakanlığına getirilen Nicholas Brady’e göre, “Çok borçlu ülkelerin; uluslararası ticari bankalar ile olan anlaşmazlığı, sorunun çözümündeki en önemli engeldi. Buna çözüm getirilmeden de çok borçlu ülkelerin dış borç sorunu çözülemezdi.”.

Brady; çok borçlu her ülkenin borç ve kaynakları itibariyle ayrı-ayrı ele alınmasını öngören, uluslararası ticari bankaların alacağının tahsili ile borçlu ülkelerin borcunu normal bir seviyeye düşürmeyi hedefleyen bir plan ortaya koydu.

Çözüm Şekli

Plan, gönüllülük esası ile borç indirimine dayanıyordu. Tarafların bunu kabul etmesi halinde, alacaklı taraf; mutabakata varılan bir borç indirimine gidecek, borçlu taraf ise; alacaklıya tercihine göre ABD hazine garantili devlet tahvili ya da nominal değer üzerinden tekrar satın almak kaydıyla bir kamu şirketinin hissesini devredecekti.

Plana “Evet” Diyen Ülkeler

Brady Planı; başta Meksika olmak üzere Brezilya, Arjantin, Venezuela, Kolombiya, Şili, Peru, Ekvator, Bolivya, Uruguay, Nijerya, Tunus, Fildişi Sahili, Yugoslavya ve Filipinler tarafından kabul edildi.

Planın Doğurduğu Sonuçlar

1989’da; plana “evet” diyen ülkelerin, uluslararası ticari bankalara olan borcu; 300 miyar dolardı.

Plana “evet” diyen ülkeler; anlaşma sonucu, 100 milyar dolarlık bir borç indiriminden istifade etti. Borçlarının bir kısmı ise IMF ve Dünya Bankası kaynaklı kredilere dönüştü.

Plana “evet” diyen ülkeler; uluslararası ticari bankalara, nominal değer üzerinden tekrar satın almak kaydıyla, borç karşılığı devrettiği kamu şirketleri hisselerini bir daha satın alamadı.

Plana “evet” diyen ülkeler; IMF ve Dünya Bankası ile ABD’nin kıskacına girdi, kamu şirketleri ile doğal kaynakları ve ihracatı rehin olarak verirken,  “özelleştirme” adı altında da, bunları satmak zorunda kaldı.

Plana “evet” diyen ülkeler; yeni liberal ekonomik politikaları otomatikman kabul etti. Bu da; yeni liberal politikacıları öne çıkarırken, bunlar ise; ülkeyi yeni bir borç batağına sürükledi.

Meksika’nın “Efsane Başkanı”

1 Aralık 1988’de; şaibeli bir seçimle seçimi kazanan, Kurumsal Devrimci Parti’nin (PRI) sağ kanadı adayı, Carlos Salinas de Gortari; başkan olarak, göreve başladı.

Özelliği

Carlos Salinas de Gortari; zengin bir bakanın oğlu, Meksika’nın en güçlü iki işadamının torunu, Harvard Üniversitesi kamu yönetimi-ekonomi bölümünde yüksek lisans yapmış, yeni liberal düşünce ve makyavelist siyaset tavrı ile tanınan bir politikacı idi.

ABD ve Elit Sermayenin Gözdesi

Salinas, ABD siyaset çevresinde; isminden övgü ile söz edilen, küresel sermaye ile işbirliği yapmaya ve bazı alanlardan çekilerek taşeronluğu kabule hazır, Meksika elit sermayesinin büyük bir kısmının da desteğine sahipti.

Parti İçindeki Korporatist Dengenin Bozulması

Salinas’ın seçilmesinde, ABD ve Meksika elit sermayesi; önemli bir rol oynamış ise de, en önemli neden; Kurumsal Devrimci Parti (PRI) içindeki korporatist dengenin bozulmasıydı.

Başkan De la Madrid’in izlediği mali-ekonomik-sosyal politikalar; PRI içindeki korporatist dengenin bozulmasına, PRI içindeki korporatist dengenin bozulması da;  Carlos Salinas de Gortari için başkanlığa giden yolun açılmasına neden oldu.

Salinas’lı Yıllar

İktidar oluşundan bir ay geçmeden, “petrol bölgelerini Başkan değil, biz yönetiriz” diyen, Petrol İşçileri Sendikası Başkanı La Quina’yı yolsuzluk ve silah taşımak suçundan hapse attırdı.

Demokratik Devrim Partisi’nin (PRD) Kurulması

Salinas’ın, Petrol İşçileri Sendikası Başkanı La Quina’yı yolsuzluk ve silah taşımak suçundan hapse attırması; Kurumsal Devrimci Parti (PRI) içinde, De la Madrid döneminde başlayan huzursuzluğun doruğa ulaşmasına, bu da; sosyalistler ile komünistlerin, Parti’den ayrılarak Demokratik Devrim Partisi’ni (PRD) kurmasına yol açtı.

Brady Planını Kabul Etmesi

Salinas; Brady planını kabul ederek, uluslararası ticari bankalar ile masaya oturdu. Borç indirimi, borç-kamu şirketi hisse takası ve kullandırılan IMF- Dünya Bankası krediler ile de dış borcu yeniden yapılandırdı.

Yeni Liberal Mali ve Ekonomik Kararları

Meksika’da; yeni liberal mali-ekonomik politika uygulamaları, Başkan De la Madrid döneminde başlamış ise de, bunun en katı ve hızlı uygulamasına Salinas döneminde geçildi.

Salinas; 1982’de kamulaştırılan 18 bankayı özelleştirdi, mevduat ve kredi faizlerini serbest bıraktı, kredi kullanım sınırlamasını kaldırdı, küresel sermayenin serbestçe giriş ve çıkışını engelleyen ne varsa kaldırdı, çapaya dayalı döviz kuru uygulamasını ise sürdürdü.,

Para birimi olan pesoyu; değerinden yüksek bir seviyede tutarak, tüketim-ithalat-borçlanma endeksli, popülist bir büyüme modelini inşa etti.

1992’de; 1994’te yürürlüğe giren, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) ile Güvenlik ve Ortaklık İşbirliği Anlaşması’na (SPP) imza attı.

NAFTA; ABD sınırında, ABD sanayi devlerine fason üretim yapan, özel kanunlar ile korunan, “maquilador” diye isimlendirilen üretim birimlerini doğurdu.

SPP ise; Meksika petrollerinde tek söz sahibi, bütçeye 1/3 oranında katkı sağlayan Meksika Petrolleri Devlet Şirketi’nin (PEMEX) tekelini kırarken,  Exxon Mobil ile British Petrol gibi küresel petrol şirketlerinin, Meksika kıyılarında petrol arama hakkına giden yolu açtı.

İktidarı bıraktığı Kasım 1994’te; 1155 KİT’ten, 940’ı birleştirilerek doğrudan satış yoluyla özelleştirilmiş, bundan 14 milyar dolarlık bir gelir sağlanırken, aile ve yakın çevresi ise bundan nasiplenmişti. Meksika’nın en zengin iş adamı olan Carlos Slim de bunlardan biri idi.

Ekonomi Karnesi

1 Aralık 1988-30 Kasım 1994 Döneminde;

Ekonomi; reel olarak, ortalama yılda % 3,5 oranında büyürken, imalat sektörü; “maquiladorlar” dışında, % 14 oranında küçüldü. Bu nedenle ekonomik büyüme; daha ziyade, dış borç ile finanse edilen tüketimden kaynaklanıyordu.

Fert başına milli gelir, 1989’da; 2210 dolar iken, 1993’te; 3610 dolar oldu. Bu artışta; para birimi olan pesonun, olduğundan daha değerli bir seviyede tutulmasının da önemli bir yeri vardı.

Özelleştirmeden sağlanan gelirler, bütçe açığının kapatılması ile iç borç ödemelerinde kullanıldı. Dış borç ise; borç indirimi sonrasında, kullanılan dış kaynaklı krediler ile tekrar bir artış sürecine girdi.

Cari açık, 1992’de; 25 milyar dolar ile tepe yaptı.

Döviz rezervi; sermaye girişi sonucu, 1993’te; 25 milyar dolarla zirveye ulaşırken, sermaye çıkışı ile de hızlı bir düşüş gösterdi.

Salinas’ın; görünürde bir ekonomik başarısı yoktu, ancak; halkın nezdinde ise, “Efsane Başkan” konumunda idi.

Havuç Sopa Politikası

Politikalarını benimseyen aydın-bürokrat-iş adamı-sendikacı-meslek örgütü temsilcisi vb kişileri öne çıkarırken, politikalarına karşı bir duruş sergileyen bu gibi kişileri ise baskı altına aldı. Bu da; mesleki dayanışmanın zayıflamasına neden olurken, kurumsal sosyal yapının ise çözülmesine yol açtı.

Millî Dayanışma Programı

Toplumun en yoksul kesimlerini kazanmak ve işçi sendikalarının direnişini kırmak için; “Millî Dayanışma Programı” adı altında, sosyal yardımları içeren bir programı uygulamaya koydu.

Sosyal yardımlar; yoksul ve umutsuz kitleyi kazanmasına, yoksul ve umutsuz kitleyi kazanması; kültürden kaynaklanan bir yüceleşmeye, yüceleşmesi; “efsane başkan” diye söz edilmesine, “efsane başkan” diye söz edilmesi; işçi sendikaları direnişinin zayıflamasına, işçi sendikaları direnişinin zayıflaması da; işçi ücretlerini kontrol altına almasına neden oldu.

Kamu ihaleleri ve özelleştirmede; aile ve yakın çevre ile yandaşı öne çıkarması ise; yolsuzluk, siyasi rüşvet, kirli ilişkiler ve keyfi harcamaları doğurdu.

Kirli İlişkiler ve Suikastlar Zinciri

 

DEVAM EDECEK

 

 

 

 

 

Safter TANIK
Safter TANIKsaftertanik@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.