ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü Ocaklarıdövizakpchpmhp
DOLAR
8,5543
EURO
10,0788
ALTIN
496,10
BIST
1.352
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Gök Gürültülü
30°C
İstanbul
30°C
Gök Gürültülü
Cumartesi Gök Gürültülü
29°C
Pazar Gök Gürültülü
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
31°C
Salı Az Bulutlu
32°C
Ahmet B.KARABACAK         Sevgili dostum merhum Necdet Sevinç’i düşününce mükemmeli arayan adam diyebilirim ancak. Bana, daha kendisi lise talebesi iken memleketi Gaziantep’ten yazdığı mektuptan ve geldiği İstanbul’dan,1966 yılından beri, hemen hemen yarım asra yakın dostluğumuz devam etti onunla… Yıllarca nasıl, hiç çatışmadan, küsmeden, kırılmadan böyle çetin bir...
Bülent Vedat AYDEMİR     Bir Necdet Sevinç’imiz vardı. Türk milliyetçisi, Ülkücü… Cesur yürek! Tek silahı kalem olan yılmaz bir savaşçı! Dost’a gül goncası, düşmana gül dikeni! Bir mücadele ve dava adamı! Gazeteci, tarihçi, romancı Necdet Sevinç…   Ömrünü Türk Milliyetçiliği davasına adayan; yazılarından dolayı kurşunlanan, hapislerde yatan çilekeş gazeteci/...
İnsansız savaş uçağından ilk görüntüler geldi! Selçuk Bayraktar, ilk uçuş için tarih verdi. Baykar, Muharip İnsansız Uçak Sistemi projesinin kavramsal tasarım görsellerini paylaştı. Baykar’ın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Muharip İnsansız Uçak Sistemi projemizin kavramsal tasarım görsellerini ilk kez paylaşıyoruz.” ifadeleri yer aldı. Baykar Teknik Müdürü Selçuk Bayraktar ise “Hedefimiz,...
KUTLU MÜCADELENİN ADI BAŞBUĞ’UM Güntülü AYYILDIZ Yavru vatanda, ruhunda ateşlenenAna vatan toprağında filizlenenKuleli ’den başlayıp Türklüğü saranKutlu mücadelenin adı Başbuğ’um Kırklarda tabutluk, seksenlerde MamakSığındı işkencelerden Allah’a, bak!Sırtladı çile yumağını yüzü akKutlu mücadelenin adı Başbuğ’um Gayesi birlik; dilde, işte, fikirdeMuradı dirlik, vatanın her yerindeBedeni Türklük, ruhu İslam içindeKutlu mücadelenin adı Başbuğ’um...

Yeniçeri: PKK Kendisine Devlet Muamelesinin Yapılmasını İstiyor

Yeniçeri: PKK Kendisine Devlet Muamelesinin Yapılmasını İstiyor
13.11.2014
0
A+
A-
Özcan Yeniçeri: “KCK’lı Zübeyir Aydar, ‘mutabakatlar resmi olsun…Müzakere masasında heyetler eşit otursun…Tarafsız bir gözlemci heyeti bulunsun….Uluslararası heyet…Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) olsun’ diyor. Terör baronunun ev hapsine alınması ve kendisine sekretarya verilmesini de içeren yol haritasında, sürecin heyetlerden çıkarılıp Meclis’e verilmesi ve “üçüncü göz”ün de buna dahil edilmesinden söz edilmektedir. PKK devlet, teröristbaşı da uluslararası aktör muamelesi görmek
MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Dersim olaylarına ilişkin açıklamasına tepki göstererek, “Peygamberimiz’in masum ve mübarek torunuyla; karakol basan, Mehmetçik katleden Seyit Rıza ve adamlarını aynı görmek, Hazreti Hüseyin’in aziz ruhuna hakarettir” dedi.

Yeniçeri, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, devletin asli ve birinci görevinin kamu düzeninin sağlamak olduğunu, ancak iktidarın, yol kesen, vergi toplayan, infaz yapan unsurlara karşı, çözüm sürecine halel gelmesin diye göz yumduğunu iddia etti.

Yeniçeri’nin açıklamaları şu şekilde:

Kamu Düzeni ve AKP İktidarı!
 
Bir ülke düşünün ki;

-Fiilen tek yetkili haline gelen bir kişinin yönetiminde ABD’nin baskısıyla Peşmergeye koridor açsın;

-Terörist olarak nitelendirdiği örgüte -isteyerek ya da istemeyerek- kendi eliyle terörist diye nitelediği PYD’ye yardım yapsın;

– Sokaklarında bir buçuk milyon insan serseri mayın gibi dolaşan mülteci olsun,

-Sularında ancak gün aşırı meydana gelen kaza sonucu boğulmalardan haberdar olunabilen kaçak insanlar bulunsun;

-Enerji bakanı zamanının büyük kısmını madenlerde meydana gelen kitlesel ölümlere refakat etmekle meşgul olsun;

-Teröristler yol kessin, mahalle bassın, vergi toplasın, yargı, infaz yapsın ve özerklik üstüne özerklik ilan etsin!

Bir ülke düşünün ki birileri “İmralı’da yol”  sınırlarda “Kürdistan” haritası çizsin!

Böyle bir ülkede kamu düzeninden, demokrasiden ya da istikrardan bahsedilebilir mi?

İktidar Kontrolü Kaybetti!
 
Kamu düzenini sağlamak devletin asli ve birincil görevidir. Böyle bir görev ne devredilmeye ne de ihale ve ihmale gelir. Kamu düzeninin olmadığı yerde kaos ve kargaşa olur. Anayasal demokrasi, can ve mal güvenliği ancak kamu düzeninin sağlanabildiği yerde vardır.  Kamu düzeni devlet olmanın asgari şartıdır ve tartışılmazdır.
Devletler kamu düzenlerini sahip oldukları meşru güçler vasıtasıyla sağlar. İşin özü kamu düzeni rica, minnet, pazarlık sorunu değil güç sorunudur.

Başbakan Davutoğlu, sokaklar savaş alanına çevrilmeden bir gün önce HDP’lileri kabul eder. Onlara şu soruyu sorar: “Biz bu adımları atarız,  peki yol kesmeler adam kaçırmalar, vergi toplamaları, şehir dışında çadırlarda yargılamaları bitirip kamu düzenine aykırı işler yapmamanın garantisini veriyor musunuz?” 

“Sokakları Kobani’ye çevirin” talimatı vermeden önce HDP, Davutoğlu’na “15 Ekim’e kadar Türkiye’de illegal tek bir faaliyet kalmayacak, iki hafta içinde değişimi göreceksiniz” garantisi verir.

Yol kesen, adam kaçıran, vergi toplayan, yargı, infaz yapan örgüte karşı, Davutoğlu’nun, üçüncü şahıslardan garanti istemesi iradesizlik ve acizliktir.

Örgütün ikna edilmesi ya da yaptıklarına göz yumulması sonucunda kamu düzeninin değil kaosun oluştuğunu da herkes görmüştür.

Davutoğlu, gösterdikleri zafiyeti şöyle itiraf eder: “Valilerin, güvenlik güçlerinin görevi olayların önüne geçmektir. Şimdiye kadar ‘aman çözüm sürecine halel gelmesin‘ diye itina gösterdik’.

Bu sözleriyle Davutoğlu, yol kesen, vergi toplayan, yargı yapan terörist unsurlara şimdiye kadar ‘aman çözüm sürecine halel gelmesin” diye ses çıkarmadıklarını itiraf etmiş olmaktadır.

AKP iktidarı, “çözüm, kardeşlik, barış” diye diye nihayetinde ‘Kamu Düzenini’ İmralı’daki hükümlünün iki dudağı arasına koymuştur.

AKP, Kamu Düzenini Pazarlıkla Sağlamaya Çalışıyor!
 
Ülkede düzeni yasaların gücüyle değil üçüncü şahısların himmetiyle sağlamaya çalışanlar her şeyden önce kendi varlıklarını tartışmaya açmış olurlar. Bir yerde kamu düzenini sağlamak ya da bozmak tekeli kimin elinde ise orada gerçek anlamda devlet de odur.

Bölgede kamu düzeninin ulaştığı aşamayı İçişleri Bakanı Efkan Ala, Afyon’da şöyle ifade ediyor:  “Bu süreçte alan hâkimiyetinin kaybedildiği zamanlar oldu. Hâkimiyeti sağlayamadığımız zamanlar oldu. Kırsalda terör baskısı arttı, şehirlere inmeye başladılar. Bölgede devletin devlet olması gerekir. Tedbirler alınsın”.

Başbakan Başdanışmanı Etyen Mahçupyan da ‘PKK’nın bölgede alan hâkimiyeti kurduğu, şehirlere hâkim olmaya başladığı, kamu düzeninin devletin değil, PKK’nın elinde olduğu ve PKK’nın bu süreçte güçlendiği’ni söylüyor.

PKK’nın bölgedeki şu veya bu ölçüdeki hâkimiyeti, hükümetin hukuka ve Anayasa’ya aykırı çözüm arayışlarının sonucunda gerçekleşmiştir.

Bütün bu itiraflar iktidarın milli iradenin kendisine verdiği yasal ve meşru güce dayanarak kamu düzenini sağlamayı düşünmediğini gösteriyor.

Bakan Efkan Ala, kamu düzeninin bozulmasıyla ilgili olarak hem itiraf hem de ciddi bir başka tespitte daha bulunarak diyor ki, ‘Sorun PKK’dan kaynaklanıyor. Oslo’da anlaşmıştık. Oslo’yu PKK bozdu‘.

Oslo’nun yayınlanan zabıtlarından AKP’nin  örgütle bölgedeki PKK faaliyetlerinin tolere edilip göz yumulması konusunda anlaştığı  ve yine güvenlik güçlerinin görev yapmalarına engel olunması karşılığında kamu düzenin sağlanmasına ilişkin anlaştıkları ortaya çıkmış oluyor.

PKK’yı Güçlendirme Süreci!
 
Çözüm Süreci” denilen bu olgunun ülkeyi getirdiği yer bölgede kamu düzeninin ciddi ölçekte PKK’nın inisiyatifine geçtiğini gösterir niteliktedir. Örgüt, AKP ile yürüttüğü süreçte geldiği son aşamayı Türkiye ile ‘Artık 20 yıl savaşacak kadar güce eriştik’ diyerek özetliyor.

Terörist Bayık, ‘Devlet kamu düzenini bizim sağlamamızı talep ediyor’ diyor. Efkan Ala da şaka yapar gibi ‘Kamu otoritesini sağlamakta kararlıyız‘ şeklinde açıklama yapıyor. Davutoğlu ise pişkin pişkin, ‘devletin Türkiye’nin her yerinde dimdik ayakta olduğunu  gösterecek güçteyiz” diyor.

PKK ise icraatlarına infazlar yapıp, özerklik ilan ederek devam ediyor!

PKK Kendisine Devlet Muamelesinin Yapılmasını  İstiyor
 
PKK büyük hayaller peşindedir.  ABD ve AB’nin Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı takındığı tavır örgütü umutlandırıyor. İmralı’daki terör baronu muhataplığını uluslararası bir konuma yükseltmek peşindedir. Bunu mümkün de görmektedir. Özellikle Türkiye’nin karşı çıkmasına rağmen sınırlarından terör örgütü PYD’ye silah ve yardım yapılmasına izin vermesini Öcalan kendisi için de referans almaktadır.

KCK/HDP/PKK üçlüsünün dile getirdikleri önerileri bu bağlamda değerlendirmek gerekir. KCK’lı Zübeyir Aydar, ‘mutabakatlar resmi  olsun…Müzakere masasında heyetler eşit otursun…Tarafsız bir gözlemci heyeti bulunsun….Uluslararası heyet…Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) olsun’ diyor. 
 
Terör baronunun ev hapsine alınması ve kendisine sekretarya verilmesini de içeren yol haritasında, sürecin heyetlerden çıkarılıp Meclis’e verilmesi ve “üçüncü göz”ün de buna dahil edilmesinden söz edilmektedir.

PKK devlet, teröristbaşı da uluslararası aktör muamelesi görmek istemektedir.

İşin ilginç yanı da AKP, terör örgütünün geçici bir süre –muhtemelen seçimlere kadar- eylem yapmaması ve çadır mahkemelerini kaldırması karşılığında, silahlı PKK’lılara meşruiyet ve Öcalan’a resmiyet kazandıracak adımları atmayı planladığı anlaşılmaktadır.

Yarayı Kanatmak ya da Kerbela Severlik
 
Davutoğlu her fırsatta Cumhuriyet dönemini suçlayıp, yargılayarak bugün yaptıklarına, dünden referans bulmaya çalışmaktadır. Daha dün Uludere’de 33 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın hesabını veremeyen Davutoğlu, bundan tam 67 yıl önce meydana gelen olaya “modern bir Kerbela” demesi tam bir provokasyondur.

Kerbela Kerbeladır… Klasik ya da Modern Kerbela yoktur. Peygamberimizin torununun acısının hiçbir acıyla mukayesesi de mümkün değildir.

Peygamberimizin masum ve mübarek torunuyla karakol basan, Mehmetçik katleden Seyit Rıza ve adamlarını aynı görmek Hz. Hüseyin’in aziz ruhuna hakarettir. 
 
Davutoğlu siyasi rant uğruna acı ve elim olayları insafsızca kaşımaktadır. Bu tam bir sorumsuzluk örneğidir.

Davutoğlu ve AKP zihniyeti tarihten ders yerine husumet, kin ve nefret çıkarmaktadır.

Bu tavır ancak mezhep kavgası için uygun zemin yaratmaya yarar. Kabuk bağlamış yaraları kanatmak barış ve kardeşlik isteyenlerin işi olamaz.

Atatürk – Çerkez Ethem Karşıtlığı ya da Çerkez – Türk Ayrıştırıcılığı
 
Arınç, durdu durdu son derece kritik bir süreçte bu defa Çerkez Ethem ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:  “Çerkes Ethem Bey ve Çerkez Reşit Bey ile ilgili olarak vatan hainliği konusu acı bir tartışmadır. Türkiye’de hiçbir vatansever, resmi ideolojiye kendini kaptırmış üç beş kişi dışında Çerkes Ethem Bey’e hain diyemez”.

Bu sözlerin doğruluğu ve yanlışlığından daha çok zamanlaması dikkat çekicidir.

Arınç ve zihniyeti “Türk”, “Atatürk”,  “Türklük” ve “Türk Milleti” özürlüdür. Arınç ve zihniyeti Cumhuriyeti kuranların yaptıkları ve gerçekleştirdikleri her şeyi tersinden değerlendirmeyi gelenek edinmişlerdir.

Arınç, “Türk Milleti”ne aidiyet duyanlara karşı bütün farklı aidiyetleri bir araya toplamak gibi bir misyon üstlenmiş durumdadır. Arınç her fırsatta etnik, mezhep, bölge ve ideolojik temelde “Türk Milleti” karşıtlığı yapmaktadır.

Alevi-Sünni –ki Dersim Modern Kerbela’dır söylemi bu bağlamda düşünülmelidir-, Kürt-Türk karşıtlığı üzerinden yeterli sonucun alınamadığının Arınç farkındadır.

Çerkez Ethem üzerinden Arınç, Türk milletine karşı yeni bir cephe açmaya çalışmaktadır. Bu defa Atatürk – Çerkez Ethem üzerinden Çerkez – Türk karşıtlığı yaratılmak istenmektedir.

Türkiye’de Başbakanlık Makamı Boş!
 
Davutoğlu başbakanlık makamı hariç her alanı doldurmaya çalışıyor. Boş olan Başbakanlık makamı ise Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dolduruluyor. Durumdan vazife çıkaran Bülent Arınç da zaman zaman bu boşluğu doldurmak üzere hamle yapıyor.

Zeytin Barışın Simgesidir!
 
Zeytin ağacı barışın simgesidir. Zeytin ağacı karşıtlığı barış karşıtlığıdır.

Danıştay, Yırca’da termik santral arazisinde acele kamulaştırmayı durdurdu. Karar on gün geç tebliğ edildiği için altı bin ağaç kesildi.

Öyle görülüyor ki, yargı hukukla hükümetin arasında kalmıştır. Korkak karar ve yargı amacına ihanet edecek sonuçlar üretmektedir.

İşin ilginç yanı Arınç’ın zeytin ağacı ile ilgili olarak söylediği sözlerdir: “Bazı bölgeler hükümetimizin verdiği destek ve teşvikle adeta her yer zeytin ağacı olmuştur. Dağ, taş zeytin ağaçlarıyla dolmuştur” diyor.

Dağın taşın ağaç dahası zeytin ağacı olması Bülent Arınç’ı fena rahatsız etmiş.

Eğer gerçekte dağ-taş zeytin ağaçlarıyla dolmuşsa bundan şikayet etmek ya da yakınmak değil sevinmek gerekir.

Zeytin ilk çağlardan bu yana barışın simgesidir. İnsanlık tarih boyunca zeytinden, ağaçtan ve barıştan rahatsız olmamıştır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.