TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN EVRİMİ

Bu haber 27 Ocak 2019 - 15:29 'de eklendi ve 839 kez görüntülendi.

Ali BADEMCİ

      alibademci@gmail.com

 

Her devletin siyaset belgesi olan “Milliyetçilik” düşüncesinin  modern ve çağdaş anlamda değerlendirilmesinden başka bir anlayış tarzı yoktur. Mutlak olarak  fraksiyon durumunda bulunan ve bilimselliğini kaybetmiş milliyetçilik şekillerini çağdaş Türk milliyetçiliğine  yönlendirmek, hattâ tahvil etmek gerekiyor. Çağdaş anlamda “evrim”den bunları anlıyoruz! İşte o zaman Türkiye çok karşılaştırılan bir Japonya olabilir!

 

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN EVRİMİ

 

Milliyetçiler “evrim” sözcüğünden pek hoşlanmazlar; deyim aslında biyolojiktir ve canlıların zaman içinde  değişimlerini ortaya koymaktadır. Biyolojide karşılığı var da diğer sosyal bilimlerde sözcüğün karşılığı yok mudur? Meselâ fikir ve düşüncelerin zaman içinde  pozitif anlamda gelişme ve değişiklik göstermeleri bir “evrim” değil midir? Sosyolojik olayların canlıllardan daha sür’atli bir gelişme gösterdiğini içinde yaşadığımız zaman daha iyi göstermektedir. ”Değişim”  çok kuru bir deyim; hangi anlama gelirse gelsin, neyi ifade ederse etsin Türk milliyetçiliğini “evrim” sözcüğü ile izah etmek bize göre daha anlamlıdır. Çünkü “evrim” “modernizm”i çağrıştırıyor ve bu kuramı esas almamız gerekliliğine  bizleri mecbur ediyor.

 

Türk milliyetçiliğinin tarihi ile uğraşmanın çok anlamı yok; önemli olan günümüzde gelinen noktadır, ki toplumu  bugünkü durumlar yarından çok daha fazla ilgilendirmektedir. Tarih sosyolojisi bize insan fıtratında bir milliyetçiliğin varlığını yeteri kadar gösteriyor. Elbette “Uluğ Bey” ilk modern Türk milliyetçisidir, lâkin o kadar uzun zamanla kimse uğraşmak istemiyor! Esasında neden, niçin, kim tarafından öldürüldüğü  bize günümüzü anlamak ve anlamlandırmak için yeterli! Fakat burada karşımıza değişik ifâde ve yorum tarzları çıkıyor! Osmanlının soyunu geleneksel “Oğuz Han”a bağlamak da esasında devlette bir milliyetçilik temayülüdür! Lâkin “Rönesans” ile birlikte tarihi görüşlerin yerini sosyolojik ve ekonomik görüşler almıştır. Dolayısiyle toplumsal kalkınma ve ilerleme milliyetçiliğinn ana gövdesine oturmuştur. O sebeble ne kadar kıymetli olursa olsun tarih bilgilerini ikinci plâna almak gerekiyor, ki ancak bu şekilde modern kuramı esas alarak bir milliyetçilik tarifi yapabiliriz.

 

Günümüzde  modern kuramı esas alan  milliyetçiliğe “Geç Milliyetçilik” de deniliyor! Dolayısiyla  bir devamlılık olan devlet düşüncemizin III.Selim’le başlayan  ekonomik, teknolojik, siyasi ve sosyal yenileşmelerini gözardı ederek “ Türk Milliyetçiliği”ni anlamlandırmak mümkün değildir. Lâkin “Genç Osmanlılar” düşücesini  yeniden ortaya sürmenin hiçbir anlamı yoktur. Hatta “Jön Türkler” ve “İttihat Terakki” milliyetçiliği de anlamını kaybetmiştir; çünkü onu takib eden “Cumhuriyet” milliyetçilik açısından bir birikim ve bilgilenmenin ürünüdür. “Kemalizm”i bir ideoloji olarak  kabul etmedikten sonra ne batılılaşmayı ne de demokrasiyi izah edemeyiz. Ziya Gökalp’in bile kendini uyarladığı “Cumhuriyet” milliyetçilik açısından bir birikimdir. Akademisyenlerin koşusuna gelip bu milletçiliği reddetmek veya başka mecralara çekmek yeni kuşakların ve araştırmacıların işini çok zorlaştırır.

 

“Köprülü Ekolü”nün neden  “Kemalizm” yüzü bulunmuyor; onların  düşüncelerini “din” esaslı bir temele oturtan  ”sentezci” anlayışla, “Türk-Türkçü” milliyetçilik anlayışının  en azından bu çizgide örtüşmesi önemli handikap değil midir? Teoriler pratikte   özelliğini kaybediyor ve bilimsel görünümünü yitiriyor. Son yüz yılda anlaşılmıştır ki hangi fikrî ve siyasî anlayışla ortaya çıkarsanız  çıkınız “Kemalizm”i yok sayamıyorsunuz. O sebeble “Kemalizm”i modern Türk milliyetçiliğinin mihverine oturtmanız gerekiyor. Başka türlü bilimsel bir çerçeve çizmeniz imkânı  yoktur.

 

1960 ve 80  ihtilâlllerinden den sonra zamanın otoritelerine   reçete olarak sunulan “Türk-İslâm Sentezi” hiçbir şekilde siyasette kabul görmemiştir. 1969’da  hesap edilmez bir sür’atle ortaya çıkan “Ülkücülük”üzerine manüple edilen bu görüş taban edinememiştir. İlginçtir ki 1980’den sonra da  “İslâm” orijinli Türk milliyetçiliği düşüncesi “15 Temmuz” olayı ile iflâs etmiş ve iktidar tarafından reddedilmek zorunda kalmıştır.

 

Ekonomi ayakları sol üzerine kurulu “Ulusalcılık” da uzun bir sürece rağmen  ölü doğmuştur. Bürokrasi kökenli aydınlar ne kadar teori ortaya koyarlarsa koysunlar, ileri sürdükleri “Kemalizm”” düşünceleri bile  toplumda karşılık görmemiştir. Esasen liberal görüşlere dayalı günümüz Türk milliyetçiliği ekonomi alanında milli hedeflere yeni yeni yönelmiştir.   Savaş Sanayi ve ülke madenlerinin hammadde olarak şatışı yerine mamül veya yarı mamül olarak ihracı vs.Türk milliyetçiliğinin doğru olan yeni ekonomi ayağını   işaret etmektedir.

 

Elbette  “Kemalizm”in  zamana göre söylenmiş bazı sloganları  onu ifâde etmiyordu, mutlaka “ Yurtta ve Dünyada    Sullh”a dayalı  geleneksel cumhuriyet politikası dün görüldüğü şekilde  “Coğrafya’dan Vatana” değil, bugün “Vatandan Coğrafyaya” şekillenmesi gerekiyordu. Hinterlandsız bir Türkiye düşünmekle Türkiye’nin korunması mümkün müydü?

 

Her devletin siyaset belgesi olan “Milliyetçilik” düşüncesinin  modern ve çağdaş anlamda değerlendirilmesinden başka bir anlayış tarzı yoktur. Mutlak olarak  fraksiyon durumunda bulunan ve bilimselliğini kaybetmiş milliyetçilik şekillerini çağdaş Türk milliyetçiliğine   yönlendirmek, hattâ tahvil etmek gerekiyor. Çağdaş anlamda “evrim”den bunları anlıyoruz! İşte o zaman Türkiye çok karşılaştırılan bir Japonya olabilir!

 

Sağlıcakla kalın.

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments