Halkından Kopuk Okumuşların Açmazları

Bu haber 15 Mart 2020 - 9:55 'de eklendi ve 399 kez görüntülendi.

“Halkından Kopuk Okumuşların Açmazları”

Kenan EROĞLU

Odgurmuş: Sözlerime küçük bir hikâye ile başlamak istiyorum.
“Fizikçi, Matematikçi, Kimyacı, Jeolog ve Antropologdan oluşan 5 kişilik bilim adamı heyeti, bir araştırma için arazide çalışırlarken birden yağmur bastırır.

Hemen yakındaki bir köy evine sığınırlar.

            Odanın ortasında kurulu soba Bilim adamlarının dikkatini çeker.       Soba yerden 1 metre kadar yüksek kurulmuş.
             Yükseltmek için de altına alelusul taşlar dizilmiş.
             Bilim adamları bir birlerine bakarlar;
             Soban için yerden bir metre yükseltilmiş?
             Aralarında herkes kendi mesleği penceresinden bakarak olayı bilimsel açıdan yorumlamaya çalışırlar;

Kimyacı:
Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış.

Fizikçi:
Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş.

Jeolog:
Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış.

Matematikçi:
Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış.

Antropolog:
Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş.

Ve köylüye dönerler;


Hangimiz haklıyız?

Köylü cevap verir: “Hiçbiriniz!”“Soba borusu yetmedi,
Ben de altına taş dizip sobayı yükselttim!” (Mahmut Çetin-Yazar)

İşte bu küçük hikâyede olduğu gibi siz ve sizin gibi milletinden kopuk, halkını geri gören Monşer’ler hayali teori ve fikirlerle kendinizi avutur uyuturken halkın derdinden ne kadar uzakta olduğunuzu görüyor musunuz?  Boğaz da her hangi bir barda elinde pipo, dilinde enternasyonal, diğer elinde viskisi dönerli yüksek taburede oturarak gitmediği, görmediği yerlere ve halkına akıl vermeye, yol göstermeye çalışan “Monşer” den başka bir şey değilsiniz.

****

Monşer:    “Yumuşak g ler hep sinirlerimi germiştir. Utanmazlar, sırıtkanlar… Ev sahibini bastıran hırsızlar… Hakkımızı yiyenler… Sömürenler, semirenler sayamayacağım kadar çoğalıyorlar. Çoğalanlar birbirini alkışlıyor. Yumuşak G ler korosuna ağzı açık bakan ayran budalaları… Ne desem öfkem yatışmıyor. Allah belanızı versin!!! 

Odgurmuş: Diyorsunuz. Kendi dışınızda kimseyi beğenmemek ve herkesi hak yiyen gibi görmek acaba ne gibi bir hastalıklı zihniyettir.

Monşer: “Biri bana açık tımarhanede olmadığımızı söylesin.” “Çağın sloganı: Cahil kal mutlu ol, soru sorma huzurlu ol! “

Odgurmuş: Yani size göre herkes cahil ve herkes bu cahilliğinden mütevellit mutlu öyle mi: İnsanımızı cahil bırakan kim, ülke insanının her durumundan sorumlu siz değil misiniz?

Kendinizi fildişi kulelere hapsederek, masa başında teoriler ürettiniz, her cümleniz bu halka yabancı, her teoriniz gizli gizli hayranı olduğunuz ülke ve ideolojilerin kötü kopya ve yorumlanmasından başka nedir.

Monşer: “Bir ülkenin aydınlanması öncelikle din satıcılarından ve hamasi nutuk atıcılardan kurtulmasıyla mümkündür. “

 Odgurmuş: Ee kurtarın öyleyse, kendiniz büyüksünüz, kendiniz yukarılarda, kendiniz bulut çizerken, aşağılarda (Halk aşağıda değil ama) neler olduğuna bir kez dönüp baktınız mı? İçinden çıktığınız toplumun ne derdi vardır, neden yolu beli yapılmamıştır diye hiç baktınız mı?

Siyasetçi kılığında gittiniz, aldattınız, jandarma kılığında gittiniz, ezdiniz dipçik darbeleri altında bıraktınız. Ormancı kılığında gittiniz,  halkın ensesinde boza pişirdiniz.  Tek parti döneminde neler yaptığınızı ben söylemeyeyim. Milletin şalvarına, şapkasına giydiği kıyafetine karıştınız, üstü başı yırtık diye vatandaşı Ankara’ya sokmadınız.  Halkın üstü başı yırtık kılık kıyafeti kötü diye ona bir çare bulmanız gerekmez miydi?  Kendiniz balolarda, müsamerelerde, köşklerde yediniz içtiniz, Çanakkale’de denize döktüğümüz milletlerin melon şapkalarını, frak denen acayip kıyafetlerini,  aldınız giydiniz.

Hatta ve hatta İzmir’de denize döktüğümüz artıkların alfabesini de alarak, yendiğiniz ve mağlup ettiğiniz  milletlerin alfabesini aldınız. İlerleyeceğiz, kalkınacağız diye batıda kanın koymadınız tercüme ettiniz. Peki, sonuç ne oldu. Kalkındık mı, geliştik mi, çağdaş olduk mu? Süper güç olduk mu? Olmadık olamadık.

Çünkü sizin zihniyetiniz bozuktu. Kendinizden başka kimseyi beğenmiyordunuz. Halkın verdiği vergilerle yaptığınız ve çıktığınız Merdivenlerin en üst basamağında siz vardınız. Size göre sizden başka herkes gerilerde aşağılarda kalmıştı.

Hâlbuki düzeltmek, tamir etmek, yardımcı olmak gerekirken, içinden çıktığınız kabuğu beğenmediniz. Orayı tımarhane gibi gördünüz.

Hangi düşüncede olursa olsun yetersizlik duygusu yaşayanlar bu memleketin hiçbir sorununa çare üretemezler. Ya maziye ya da güncele takılıp kalırlar.

Monşer: “Hatıralarımızı çaldılar, hayallerimizi de… Doymadılar… Doymadılar”

Odgurmuş: Sizin anılarınızı kim çalabilir, o aşağı gördüğünüz insanlar mı çaldılar.  Siz anılarınızı gönüllü olarak batının bilmem ne ve de kıytırık bazı düşünür ve ilim adamı olarak görülen ve sizin abartarak göklere çıkardığınız ve adeta taptığınız düşünürlere kendinizi gönüllü teslim ettiniz.

Cümlelerinizde, “Mazoşist, sadist, pozitivist, bilmem ne ist, yumuşak ‘G’ diyerek anlamsızca ve acayipçe sıraladığınız kelimelerle cümleler kuracaksınız Millete sık sık bela okuyacaksınız, yabancı yayınlardan, yabancı kaynaklardan sözler edeceksiniz. Yetmedi yine sık sık; Jules Verne, Ernest Renan, gibilerini söylediklerini gözlerin kapalı kabul edip onaylayacaksınız ve doğru kabul edeceksiniz.

Uzun yazılar yazacaksınız, Egonuzu bu yolla tatmin yoluna gideceksiniz, “aaa ne yazmış ya”  diyecekler ama asla okumayacaklar. Siz hangi dili konuşuyorsunuz.

İçinde yaşadığın, ekmeğini yediğin güvenliğinden faydalandığın ülkeyi tımarhane gibi göreceksin, ama unutmayınız ki o tımarhanenin başgardiyanı, baş hastası,  binasını yapan duvarını ören de sizsiniz. Özünden değerlerinden kopmuş olan ukala aydın! sınız.

Ülkenin aydınlanamamasından söz edeceksiniz, asıl karanlığın yarı okumuş kafalarınızın içinde olduğunu unutmuş gibi görüneceksiniz. Asıl karanlık halkından kopuk olan sizlersiniz.

Yeteneksizlik sorunu yaşayanlar, sizin gibi yarı okumuşlar 200 senedir bu büyük ülkeye ve insanına hiçbir şey veremediniz. Vermeniz de mümkün değil. Çünkü siz bu milletten değilsiniz.

Bu milletin değerlerinden kopuksunuz.

Herkesi düşüncesiz görüp, kendinizi düşünceli hareket eden olarak görmek ne gibi marazi bir hastalıktır. Bizim yarı okumuşların genel hastalığı.

Birilerini eleştiriyorsunuz, Türküm” diyemiyor “Türkiyeliyim” diyor diye.

Siz Türk’üm iyorsunuz da göster neren Türk. Kafanda batı ve batılı yazarlar, kafanda batının her zaman ve her konuda üstün olduğu ön kabul. Dilinde İngilizce, Fransızca kelimeler, sırtında hep yabancı markalar. Siz ne kadar Türk’sünüz.

Affedersiniz Türk’müsünüz, Müslüman’mısınız..

Chateaubriand, Balzac, Stendhal, Merimee, Alfred de Vigny, Flaubert, Banville, Gautier, Lecomte de Lisle “ den söz edip aşağılayıcı cümleyi tekrarlayınca büyük düşünür mü oluyorsunuz. Bu yolla siz ne kadar yükselebilirsiniz ki?

Dışınızdaki herkes, içi boş, paslı teneke, vs. vs. Peki siz nesiniz. İçi dolu mu?

İçi dolu olan mütevazı olur.

Kenan Eroğlu
Kenan Eroğluknn.eroglu@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments