ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü OcaklarıdövizakpchpmhpAhmet b.karabacak
DOLAR
16,3814
EURO
17,5836
ALTIN
974,52
BIST
2.450,84
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
27°C
İstanbul
27°C
Açık
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Açık
28°C
Pazar Az Bulutlu
25°C
Pazartesi Az Bulutlu
26°C

CEBECİ ŞEHİTLİĞİ

CEBECİ ŞEHİTLİĞİ

CEBECİ ŞEHİTLİĞİ

Şehit Selçuk Paker’in annesi Sevgi Anne’ye ithafen…

Dr. Hayati Bice Hocamızın “Türkistan Rüyası” isimli kitabının imza günü nedeniyle gençlerle, sevenleriyle, okurlarıyla Yüzdeiki Kitabevi’nde buluştuk. Sevgili hocamız hem bilgi birikimini hem de tecrübelerini birleştirdiği bilgelikle anlatıyor, bizler de onu can kulağıyla dinliyorduk. Kenan Eroğlu Hocamız da kitaplarını imzalıyor, Ülkücü Hareketin tarihine ait  “Ülkücü Hareketin Doktriner Eğitimi” kitabı hakkında meraklıların sorularını cevaplıyordu. Kitabevi çalışanları bizim sohbetimizden sonra da “Tabuta Sığmayanlar” belgeselinin yapımcısının bir sohbeti olduğunu ayrıca şehit Selçuk Paker’in annesinin de programa misafir olacağını duyurdu.

Bekledik.

 “Tabuta Sığmayanlar” isimli şehitlerimizi anmak için hazırlanan belgesel filmini Ender Çınar hazırlamış. Öncelikle belgesel filminin fikri temellerinin kendisinde nasıl oluştuğunu anlattı. Şehitlerimizin isimlerinin yaşamasını istediğini, hatıralarını yaşatmak için bizlere de görevler düştüğünü söyledi. Yönetmen Ender Çınar belgesel filmini hazırlarken yaşadığı zorluklardan bahsetti. Gençlere ve bu konuya ilgi duyanlara televizyonculukla ilgili bilgi verdi. Soruları olanların sorularını cevapladı. 

Yönetmen Ender Çınar’ın yanında da Selçuk Paker’in annesi vardı. Ben onu belgeselde izlemiş ve dinlemiştim. Selçuk Paker’in annesi konuşurken yaşadıklarını anlatırken, evladını anlatırken ona özlemini dile getirirken sabrını ve acısını güler yüzle, tatlı dille anlatıyordu. Bir anne güler yüzle, tatlı dille aslan parçası oğlunun şehadete gidişini anlatabilir mi? Türk annesi anlatır. Şehit anneleri anlatır. Selçuk’un annesi anlatır. Selçuk gibi evlatları doğuran analar anlatır. İşte Sevgi Hanım Allah’a ve  milletine zerre miktarı sitem etmiyor şükür ile gururunu birleştiriyor, kelimeler “Selçuk” olup yüreğinden taşıyor, dilinde coşuyordu. Ben de iki erkek evlat annesi olarak Sevgi Hanım’ın yerine kendimi koyarak onu hayranlıkla ve gıptayla dinliyordum. Sevgi Hanım’ın belgeselde “Selçuk Paker” bölümünde anlattıkları ve şimdi karşımda “oğlum Selçuk…” diyerek anlattıkları dimağımda birleşiyor  “kahraman Türk” oluyor, tarih oluyor, Allah, vatan, millet, bayrak ve ezan için toprağa düşen bütün şehitler için inci tanesine dönüşüyor, gözlerimden akıp avuçlarıma damlıyordu. Ben o anlatırken onun ve  tüm şehit annelerinin de teslimiyetini yine onun gözlerinde görerek gözyaşlarımdan utanıyordum. Tabuta sığdırılamayan şehitlerle tarihe sığdırılamayan milletimin mensubu olmak gururu ile yüreğimde Türklük aşkım büyük bir heyecana dönüşüyor, kelimeler duygularımı tarife kifayetsiz kalıyordu.

  Selçuk’un annesi Sevgi Hanım konuşmasında bu belgesel ile birlikte milletimizde şehitlerimiz ile ilgili daha fazla duyarlılık oluştuğunu hissettiğini söylüyor. Bu belgeseli izleyerek bir iki günlüğüne veya birkaç saatliğine Ankara’ya yolu düşen vatan evlatlarının yolları da Cebeci Şehitliği’ne düşüyormuş muhakkak. Cebeci Şehitliği’ni ve Selçuk’u da ziyaret ediyorlarmış. Sevgi Hanım ile sohbet ediyorlar, şehitlikte bulunan şehit anne-babalarının ve yakınlarının hal- hatırlarını soruyorlar, içleri ferah memleketlerine dönüyorlarmış.

Selçuk Paker’in annesinin mekânı her şehidin annesinin mekânı gibi bu şehitlik olmuş. İstanbul’da ikamet ediyormuş ama Selçuk’tan sonra Ankara’ya taşınmış. Cebeci Şehitliği’nde evladının uyuduğu yeri gören bir evde oturmaya başlamış. Sabah ezanı ile birlikte oğlunun kabri başına gidiyor, akşam ezanı ile de evine dönüyormuş. Her gün evladının başına giderek onunla konuşuyormuş. Sevgi Hanım hem Selçuk’u hem de kendisini ziyaret edenlerle ferahladığını, onlarla konuştuğunda mutlu olduğunu söylüyor. Oğlunu anlatırken gözleri parlıyor. Oğlunu anarken yüreğindeki hasret vatan aşkıyla birleşip şehit anneleri için teselli olurken yeni nesillere gazi ve şehitlik mertebelerinin tartışılmaz yüceliğini hatırlatıyor. 

Bu karşılaşma ile Sevgi hanımla yüz yüze tanışmak, kucaklaşmak, sohbet etmek gönülden gönüle köprü kurmak bana da nasip oldu. Onunla el ele tutuşup onun gözlerinde Selçuk’u ararken o da bana Selçuk’un her türlü eşyasını sakladığını, odasını Selçuk bugün gitmiş gibi muhafaza ettiğini anlattı. Gençler gelip Selçuk’un odasını ve kişisel eşyalarını görmek istiyorlarmış. Sevgi Hanım odayı gençlere bir müze görevlisi gibi gezdirerek Selçuk’un anılarını bir mihmandar gibi anlatıyormuş. Beni de arkadaşlarımla birlikte hem Selçuk’un odasının ve özel eşyalarının bulunduğu evine hem de Cebeci Şehitliği’ne – oğlunun başucundaki evine, daimi yerine- davet etti.

Şehidinin ve tüm şehitliğin ziyaretçilerinin onu çok mutlu ettiğini söylemesi nedeniyle hiç zaman geçirmeden kendisi ile ertesi gün yaptığımız telefon konuşmaları neticesinde üç arkadaş bir öğleden sonra Cebeci Şehitliği’ne ziyarete gittik. 

Daha şehitliğin kapısında başka bir manevi iklim ile karşı karşıya olduğumuzu anlıyorduk. Bayraklar ve sakin yatan ama derinden bizimle konuşup çok şey anlatan şehitler sanki bir bayram kutluyordu. Şehitlik makamının kutsallığı ve yüceliği bayram havasındaki şehitlikle kendini belli ediyordu. Askere giderken kına yakan gençlerimizi, savaşa giderken “Düğüne gidiyoruz.” diyen yiğitlerimizi o sırada anlıyor, hüzün dolu yüreğimizden taşan gururla yine gözyaşlarımızı tutamıyorduk. 

Sevgi Hanım söylediği gibi şehitlikte oğlunun kabri başında mekânın bakımı ile ilgileniyordu. Şehitlik bayraklar ve çiçeklerle donatılmış huzurlu bir bahçeydi sanki. Ellerimizin duaya açıldığı bir cami avlusuydu belki. Allah’ı her daim zikreden dervişlerin dergâhının kapısındaki huzurdu belki. Şehitleri incitmekten korkarak esen rüzgârın yeşil yapraklara üflediği hışırtılarla birlikte ağaçların gölgesinde yürürken renk renk çiçeklerin içerisinde her şehit için dalgalanan bir bayrak daha çok bir düğünü andırıyordu.

Sevgi Hanım ile Cebeci Şehitliği’nde karşılaştığımızda da selamlaştık, kucaklaştık. Bizi arkadaş yapan vatan ve millet sevgisi ile şehidimiz Selçuk’un hatıraları üzerine konuştuk. Selçuk’un çocuk yaşından itibaren asker olmak istediğini ve asker olduktan sonra da hep şehit olmak için dua ettiğini söylerken biz mânâ alemine dalıp içimiz ürpererek onu dinliyor, Selçuk’u ise hissediyorduk. Sevgi Hanım, anne olarak Selçuk’un en çok istediğine kavuşması ile avunduğunu söylüyor. Selçuk’u kaybederken kazandığı manevi makamın şükrüyle gururu gözlerinde parlıyor. Neden ben? Neden Selçuk? gibi sorularla Allah’a da bize de hiç sitem etmiyor. O bu haliyle Allah’a teslim olmuş örnek bir şehit annesi olarak bize de kuvvet veriyor. Onunla konuşan gençler Selçuk’un Allah yoluna tam adanmışlığını dinleyerek Selçuk olmak istiyorlar. Ziyaretçiler hiç bitmiyor.

Cebeci Şehitliği’nde bir hayat var. Pek çok şehidin başucunda yakınları onlarla sohbet ediyor. Öyle ya… Şehitler çocuklarının doğduğunu, büyüdüğünü göremediler. İşte bir anne, oğluna torununun nasıl da büyüyüp oğluna-babasına benzediğini anlatıyor. Babaanne olmanın kıvancını şehit oğluyla birlikte paylaşmak istiyor. Şehitler kardeşlerinin düğününü göremediler. Bir baba “kardeşin de askere gitti, geldi, evlendi. Çok yakışıklı bir damat oldu, tıpkı sen gibi oğlum” diyor… Şehidiyle yaşayamadığı muratları diğer evladında aradığını anlatıp şehidiyle dertleşiyor. Şehitler bacılarının mezuniyetlerini göremediler. İşte genç bir hanım, ağabeyinin yanına diplomasını getirmiş, “sana layık olacağım kahraman abim” diyor… Elleri kınalı genç bir hanım bir kabrin başında oturmuş bekliyor. Elleri kınalı belli ki gelin. Belki de şehidin eli kınalı geride bıraktığı gelini, yavuklusu, sevdiceği… Belki bu eli kınalı kız şehidi uzaktan seven kız….Şehitlik yarım kalmış aşklarla dolu… Tutulamamış yeminler, verilmiş ama yerine getirilememiş sözler hep derin bir ahh… ile ahirete kalmış. 

Cebeci Şehitliği’nde bitmeyen sonsuz bir hayat var. Şehit yakınları mermerleri okşayarak “o şunu yapardı, şunu severdi, şunu derdi”lerle mütemadiyen unutmadan, unutturmadan  anlatıyorlar. Şehitlerinin çiçeklerinin bakımı ile ilgileniyorlar. Kuşların su içeceği sulukları temizliyorlar, siliyorlar… Etrafı süpürüyorlar. Şehitlik, şehitlerin hayatı gibi yüreği gibi tertemiz…

Cebeci Şehitliği’nde bizim göremediğimiz bir hayat var. Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır onlar diridir. Fakat siz bilmezsiniz. (Bakara/154) 

Sevgi Hanım ile veda zamanı geldi, kucaklaştık, vedalaştık. Sonra bütün şehit annelerinin duasıyla uğurladı bizi…“Vatan sağ olsun!” 

Biliyoruz, şehitlere ağlanmaz ama vakur Türk anası! Cebeci Şehitliği’nin kapısında kutlu duan ile bizi yine ağlattın. 

Allah, devlet, vatan, millet, bayrak uğrunda şehit olup “Tabuta Sığmayanlar”ı doğuran annelere selam olsun. “Tabuta Sığmayanlar”ın ruhu şad olsun. 

Yorumlar

  1. Reşat Gürel dedi ki:

    Teşekkürler Asena. Minnettarlığımız Sevgi anne ve bütün şehit yakınlarımıza. Sevgimiz Meyraalp’e. Tabuta sığmayan Şehitler gönlümüze nasıl sığsın. Cennetteler.