ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü OcaklarıdövizakpchpmhpAhmet b.karabacak
DOLAR
16,3557
EURO
17,5865
ALTIN
974,37
BIST
2.418,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
25°C
İstanbul
25°C
Açık
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Az Bulutlu
26°C
Pazar Az Bulutlu
25°C
Pazartesi Az Bulutlu
25°C

Milli Egemenlik

Milli Egemenlik
01.05.2022
0
A+
A-

Kenan EROĞLU

102. yıl önce EGEMENLİK  elde edildi mi? 

 Öncelikle Milli Egemenlik nedir ona bakalım:  

 Egemenlik; “Bir toprak parçası üzerinde bir topluluk tarafından kural koyma ve hukuk oluşturup uygulama gücüdür” Bu güç, halkın seçtiği siyasi erkin temsil ettiği iradeyi ifade eder. 

Buna göre ” Meşrutiyet, Mutlakıyet’ten iyidir…  

Cumhuriyet, Meşrutiyetten iyidir. 

 Demokratik Cumhuriyet, Cumhuriyetten iyidir.  

Biz bu Cumhuriyeti, Demokratik Cumhuriyet yapma yolunda ilerlememizi sürdürüyoruz ama bu yolda bazen de yol kazaları oluyor. Bu yolda biz Başbakan ve Bakanlar bile astık. Pek çok acılar da çektik.  

 Krallık rejimlerinde Kral, halka şöyle der ; ” Ben sizi yönetme hakkını babamdan aldım, bütün Egemenlik hakkı bana aittir. Ya bana itaat edersiniz, ya idaremdeki toprakları terk edersiniz ya da aksini isyan sayarım.”  

 Cumhuriyet rejimi; ” Seçilmiş iradenin idaresi altında bulunan, millet egemenliğine dayalı idare şeklidir”. ”Yani millet derki; Şu kadar süre için seni seçtim beni yönet.” 

 Demokratik Cumhuriyet de ise, millet der ki ; ” Seni alternatifler arasından şu kadar süre ile seçtim beni yönet, Ama benim de vatandaşlık haklarım var. Devlet ile millet arasındaki toplumsal sözleşme metni olan Anayasaya göre Egemenlik hakkı bana ait, beni şu şu şu kurallara göre yönet.”  

 23 Nisan 1923 de TBMM’ ni, 29 Ekim 1923 de Türkiye Cumhuriyetine geçişi sağlayan ordu, bürokrat ve kısmen aydınlardan oluşan kurucu kadro 30 yıl ülkeyi yönetti.  

Halka dendi ki, “Sizi padişahlık rejiminden kurtardık,  Sizi kul olmaktan kurtardık. Egemenliğin size ait olduğu, Cumhuriyet rejimini getirdik.  

Artık sizi idare edecek olanı kendiniz seçeceksiniz” gibi şeyler söylediler.  

Fakat burada durmak gerekiyor. İlk mecliste Milletvekilleri kendi bölgelerinden seçilerek geldikleri için milli irade teşekkül ettiği halde daha sonraki 30 yılda milli irade hiçbir zaman teşekkül etmedi. Neden çünkü Kurucu irade halkın kendi kendini yönetme yani milli egemenliği getirdiği vatandaşa “Ama beni seçeceksin” dendi,  

Tek parti sistemi ile kendi dönemlerinde kendilerinden başkasının seçilmesine asla müsaade etmediler. Milletvekilleri adeta tayinle atandı. Kurucu iradenin istediği kimseler milletvekili olurken istemediği kimseler asla milletvekili olamadılar. Yani kısaca milli egemenlik halka değil kendilerine ait oldu.  

Cumhuriyete geçişi sağlayan bu kurucu irade 1924 Anayasasının 3 ve 4 ncü maddelerini şöyle yazdı; 3. Madde; “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. 4. Madde; Türk milletini Türkiye Büyük Millet Meclisi temsil eder ve millet adına Egemenlik hakkını yalnız o kullanır.” 

 Yani; bütün yetki TBMM de idi,, 

 Meclistekiler zaten kuruculardı ve başkalarının seçilmesine müsaade etmiyor, tek parti sistemi ile kendilerini meclise taşıyorlardı,, dolayısı ile yönetme yetkisi kendilerinde yani Mecliste olduğuna göre, Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir sözü sadece TBMM de asılı olan tabelada kaldı. Egemenlik TBMM’nindi,  olmalı idi. Nitekim öyle de oldu. Çünkü TBMM kendilerinden oluşuyordu. 

Bu sayede 1923 yılında elde edildiği belirtilen Milli Egemenlik ne yazık ki kurucu kadro için bir Egemenlik sahası olmaktan öte gidemedi. 

 Peki, bu durum ne zamana kadar devam etti? Ta ki çok partili döneme geçilmeye mecbur kalıncaya kadar. Çok partili döneme geçilince hâkimiyeti kayıtsız şartsız kendilerinde görenler yapılan ilk seçimde kendileri seçilemedi, İşin en ilginç ve garip tarafı ve bir daha kolay kolay TBMM de çoğunluk sağlayacak oranda seçilemeyecekleri görüldü. İktidar ellerinden gitmişti, Bu durumda ne yapmak gerekiyordu dersiniz. 1960 da bir darbe ile halkın seçtiği Hükümeti devirip Başbakanı ve iki Bakanı astılar. İktidar mensubu tüm siyasilere yasaklar getirdiler. 

Madem bir darbe yapılmış yönetim alaşağı edilmişti. Sonra yeni bir Anayasa yapmak ve egemenlik yetkisini, halkın seçtiği TBMM den almak gerekiyordu ki kendileri TBMM/Hükümet idaresinde olmasalar dahi devlet nezdinde onların hükmü geçerli olmalıydı. Türkan Saylan’ın, “  % kaç ile gelirlerse gelsinler önemli değil, devlette bizim dediğimiz olur, çünkü biz asılız “ sözü boş bir söz değildi.  

Bu şartlarda Egemenlik TBMM’nde de kalamazdı, kalmamalıydı. 

 İşte bunun için önce 1961 sonra 1982 Anayasalarında yapılan Anayasa değişikliği ile Egemenlik hakkını kullanma yetkisi şöyle değişti ; “Madde 6 – Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır.”   Bu madde ile Türk milleti adına Egemenlik hakkı kullanma yetkisi TBMM den alınmış, Yetkili Organlara devredilmiş oldu.  

 Peki, kimdir bu yetkili organlar? Verdikleri kararlar kesin olup herkesi bağlayan, Hiç bir kuvvet tarafından sorgulanamayan. Hesap vermeyen, Kesin hüküm koyan yetkili organlar kimdi? AYM – YSK – YÖK – MGK – HSYK – Danıştay vb organlar. 

 Milli Egemenlik teorisine göre, Egemenlik yetkisini kullananların iradesi, milletin iradesi olduğundan, bu irade TBMM nin dışında, milletin seçmediği bir kuvvet tarafından kullanılmamalı. Bunun aksine ise “Vesayet Rejimi” deniyor. Nitekim öyle oldu ve bir vesayet rejimi kurulmuş oldu. 

 Seçimle gelmeyen, Padişahın oğlu olduğu için Padişah olup, bütün Egemenlik haklarına sahip olan Mutlakıyet rejimini de “ Sizi Padişahlık rejiminden kurtardım, artık kendi idarecinizi kendiniz seçeceksiniz , Ama beni seçeceksiniz diyen,, tek parti olarak kendinden başkasını seçime sokmayan Cumhuriyet rejimini de “  Darbe ile yapılan Anayasanın 6. maddesinde ; ” Türk milleti Egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre , Yetkili organlar eliyle kullanır ” şeklinde ifade edilen , Egemenlik hakkını seçilmişlerden alıp , ” Yetkili Organlara ” devreden   sistemin adı düpedüz vesayettir.  

 Kuralları Milletin irade ve onayı tarafından koyulmuş, süreli olarak seçilen ve siyasi erkin iradesini ifade eden, Demokratik Cumhuriyet bizim için olması gerekendir.  

 Öyle bir Anayasa olmalı ki herkes ve her organ, halka hesap vermeli. Halka hesap vermeyen, Egemenlik hakkını yalnızca, halkın seçtiklerine veren bir sistem olması gerekendir. Halkın iradesini hiçe sayan bir takım kurum ve kuruluşların olması demokrasimiz önündeki en büyük engeldir. 

…  

Not: Okuduğunuz bu yazının hazırlanmasında, Dursun Yılmaz’ın 23 Nisan 2022 Tarihli Facebook paylaşımından faydalanılmıştır. 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.