DOLAR 31,3677 % 0.42
EURO 34,0595 % 0.51
STERLIN 39,7661 % 0.47
FRANG 35,5200 % 0.53
ALTIN 2.100,98 % 2,34
BITCOIN 1.951.430 0.813

MATURİDİ TARİH İNŞASI

Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi :
MATURİDİ TARİH İNŞASI

MATURİDİ TARİH İNŞASI

Halim KAYA

Mahmut Çetin’in daha önce yazmış olduğu “Boğazdaki Aşiret” adlı kitabını okumuş ve bu ülkede her dem ayrıcalıklı muamele gören çok az da olsalar birilerinin olduğunu öğrenmiştim. “Maturidi Tarih İnşası” kitabını görünce daha önceden Maturidi ile ilgili kitaplar okuduğumdan dolayı dikkatimi çekti. Yazarı da Mahmut Çetin olunca “Boğazdaki Aşiret” kitabı gibi enteresan ve söylenmeyeni söyleyen bir kitap olacağı düşüncesiyle aldım.

Mahmut Çetin’in yazdığı  “Boğazdaki Aşiret” kitabının ilk baskısı 2023 yılında Biyografi Net Yayıncılık tarafından yapılmış. Kitap İlber Ortaylı’dan anılmış bir Epilog ile başlamaktadır. “Önsöz”den sonra 24 konu başlığı ile devam ederek “Sonuç Yerine” ile biterken sonuna bir de “Dizin” eklenmiştir. Kitabın tamamı 216 sayfadan ibarettir. 

İlber Ortaylı Türk Müslümanlığı denilen Yesevi-Maturid-Hanefi çizgiyi Türkiye’ye indirgemiş ve “Türkiye Müslümanlığı, Yesevilik artı Hanefilik ve artı Maturidilik ile olur.” (S:7)  diyerek sınırlamaya çalışmıştır. Dediği doğru olmakla birlikte aslında en doğru isimlendirme “Türk Müslümanlığı” şeklinde olursa daha kapsamlı ve bütün Müslüman Türkleri içine alan bir kavrama dönüşür. İmamı azam Ebu Hanife’nin fıkıh anlayışı Türk Müslümanlığının ibadet yönünü ele alırken, Yesevi’nin İslam anlayışı da içe dönük gönül ile ilgili olan Türklerin tasavvufi tavrını belirlemiş, Maturidi ise bütün bu İslam anlayışlarının tevhidi sınırlarının nasıl olması gerektiğini ve Türklerin tevhid anlayışının şeklini belirlemiş ve bu kanunlarıyla toplumun Allah’a bakışının ölçülerini tanzim etmiştir. 

Mahmut Çetin, Maturidi Tarih İnşasını “Hanefi- Maturidi Gelenek’le şekillenen Maturidi Tarih İnşası farklılıkları reddetmeyen, farklılıklar üzerinde tevhid (birlik) arayan bir dünya görüşünün izlerini taşımaktadır. Bu dünya görüşü kaos’tan dirlik ve düzene yönelişi sağlamış, devleti merkeze alan bir toplum inşasını başarmıştır.” (S:10) şeklinde ifade etmektedir ki; farklılıkları reddetmemek ve devlet merkezli toplum düzeni bu tarih inşasının temelini oluşturmaktadır.

Mahmut Çetin’ın dili anlaşılır değil, dediklerini anlamak için önce cümle cümle okuyup düşünmek sonra neyin ne olduğunu anlamak için paragrafa bir bütün olarak bakmak gerekiyor. Mesela İmam Maturidi’nin akla önem verdiğini söylediği (S:11) paragrafta kurduğu ikinci “Ancak Maturidi açısında önemli olan, aklın sahibini faydalı olana götürecek şekilde kullanılmasıdır.” (S:11)  cümlesindeki “aklın sahibini faydalı olana götürecek şekilde kullanılmasıdır.” İfadesinde kastetmek istediği akıl mı yoksa insan mı olduğu anlaşılmaz. Anlaya bilmek için birinci cümleye dönerek bakmak gerekir, ancak o zaman “akıl”ın kullanılması gerektiğini anlarız ki o zaman cümle bize gör “aklın sahibini faydalı olana götürecek şekilde [aklın] kullanılmasıdır.” Şeklinde olması gerekir. Anlaşılan Mahmut Çetin de benim gibi çalakalem yazıyor ve yazdıkları hem kendisi hem de başkaları tarafından kontrol edilmeden baskıya veriliyor.

İmam Maturidi kelam alanında yaptığı katkılarla Hanefi Gelenek’in sadece devamlılığına tesir etmemiş, aynı zamanda ona yeni bir nitelik kazandırmıştır.” (S:11) cümlesini kuran Mahmut Çetin önemli iki gerçeğe işaret etmiştir. Birincisi Hanefi Mezhebine mensup olanların Maturidi zamanındaki itikadi alandaki ihtiyaçlarını düzenleyerek mezhebin çağın ihtiyaçlarına cevap verir hale getirerek günümüze kadar yaşamasını, diğer bazı hak mezhepler gibi kitaplarda kalan zaman zaman güzel örnekler olarak müracaat edilen bir görüş olarak kalmasını önlemiş ve mensuplarının varlığını devam ettirmesini sağlamış, mensubiyet duygusuna sahip insanlara da vizyon sağlamıştır. İkinci olarak da yeni yorum ve çözümlerle Hanefi Mezhebinin niteliğini “İslam’ın güler yüzlü yorumuyla yaşanabilir/birlikte yaşamacı bir pratiğin yolun”a (S:11) sokarak farklı bir boyuta taşımıştır. Yani Maturidi mezhebi Mahmut Çetin’in “çokluk içinde birlik-tevhid” ilkesi dediği yolu açmıştır. Düşünceler farklı, yollar farklı olsa da sonunda Allaha giden bir teklik.

Mahmut Çetin aklın kullanılmamasını, insanın kendine zararlı şeyleri tercih etmesini, nefsine uymasını İmam Maturidi’nin Kitabü’t-Tevdid kitabından aktarımlarla “Aslında İnsan aşağı arzulara sahip kılındığı ve nefsi tarafından maddi zevklere itildiği için kendisine gelebilecek nahoş ve elem verici halleri bilmez;” (S:16) ve “Beşeri karakter kişiyi bu lezzetlere davet eder ve onları kendi gözüne cazip gösterir; çünkü insanın yapısına yaratılıştan meyilli bulunduğu şeylere karşı kuvvetli arzular yerleşmiştir. İnsan tabiatı kişinin acı ve meşakkat hissedeceği şeylerden de kaçar. Bu suretle insan tabiatı, bir şeyi güzel veya çirkin görme noktasında aklının düşmanlarından bir haline gelir.” (S:16) yani insanın yaratılışındaki arzular, insanı, aklın kötü gördüğü zararlı şeylere meyletmesini sağlayarak insan aklına düşmanlık etmektedir. Mahmut Çetin insanın aklını kullanarak mevcudiyetinin yani var olduğunun farkına vardığını ve her halükarda insanın aklını kullanarak güzelin ve çirkinin tercihini yapacağını da Maturidi’nin Kitabü’t-Tevdid kitabından aktarımla “İnsan, aklını kullanarak özne haline gelir ve mevcudiyet prensiplerine vakıf olur. İnsan aklı sayesinde güzellikleri ve çirkinlikleri tanımakta ve diğer canlılardan üstünlüğünü de onun sayesinde anlamaktadır. Yine yaratıkların yönetilmesindeki inisiyatif ancak akılla sağlanabilmektedir.” (S:18) diyerek aklın insan tabiatındaki çirkinliğe meyilli arzulara galebe çalacağını da vurgular. 

Kelam Hristiyan teolojisinin taşıdığı manayı İslam’da taşımaz. İslam kelamı bir tanrı doktrini değil, İslam’ın itikadi prensiplerini savunma tarzıdır.” (S:20) diyen Mahmut Çetin Hristiyan Kelam anlayışıyla İslam Kelam anlayışının farklı olduğunu, İslam’ın kelam anlayışının Allah’ın vahyettiği itikadi prensipleri anlamak için akıl yürütmek, anlamaya çalışma çabası olarak tarif ederken Hristiyanlığın Kelam anlayışının doğrudan itikadi prensip vazeden, bir nevi ortaya koyduğu prensipleri vahiy olarak kabul edilen bir anlayış olduğunu ifade eder. “Kelam ilminin yöntemleriyle felsefenin yöntemleri arasında aynilikler vardır… Felsefe ve kelam insan aklının imkânları içinde düşünür.” (S:19) diyen Mahmut Çetin felsefenin salt akıl ile yoluna devam ettiğini ima ederken dinin imana dayandığını “Felsefede esas olan akıl, dinde esas olan ise iman’dır…” (S:19) şeklinde ifade eder.  Kelam ilmine konu olan din ise vahiy ve imanı esas alarak “bilgelik ve vahiyden kopuk akıl[ı], kötürüm bir akıl” (S:19) saymakta ve “Dinde ise, vahiy yoluyla alınanlar şuura akseder. Peygamber [e indirilen vahiy] vasıtasıyla iman açıklanır. İman akıllara hitap eder. İnanlar, kelam ilminde olduğu gibi akıl yürüterek dini fikirleri [emirleri] anla”rlar (S:19) ve inandıkları üzerinde düşünürler. Yani din aklı kullanmayı dinin emirlerini kabul edip imana erdikten sonra vahyedilenlerin ışığında inandıklarını akıl ile araştırıp nasılını, niçinini öğrenmeye çalışır ve şuurlanır. “Maturidi, akıla önem vermekle birlikte, insan aklının her şeyi kuşatamayacağını söylemek suretiyle, aklı vahiyle mukayyet hale getirmiştir.” (S:26)

Mahmut Çetin İslam dünyasında mevcut toplumların kendi ictimai tercihlerini yaptığını ve İran’ın Sasani Ordusunun Arap ordularına yenilmesi dolayısıyla Şiilik mezhebini benimsediğini, Arapların bir kısmının Hariciliği benimsediğini ve Hariciliğin “Arap birikimi içinde yer alan Maliki ve Şafii-Eşari damarlarından farklı şekilde bedevi hayattan yerleşik hayata geçişin yansıması” (S:24) olduğunu, Türklerin de “Arap-Harici ve İran-Şii anlayışlarından farklı olarak Hanefilik [-Maturidilik] gibi akılcı bir din anlayışı doğrultusunda İslam’ı algılamayı tercih ettiği”ni (S:24) üstüne basarak ortaya koymaktadır.

İmam Maturidi’nin anlaşılmasının ve kabul görmesinin, bilinmesinin arkasındaki asıl etkenin yazdığı esreler ve yaptığı şerhler ile onu topluma ulaştıran İmam Nesefi ve Alaattin Semerkandi olduğunu (S:25) da zikretmeden geçmez. Zamanın insanları İmamı Azam Ebu Hanife’yi de çok geç zamanlarda bugünkü manada anlamış ve kabul etmişlerdir. Hatta o’nun mezhebi bir müddet Ehli Sünnet mezhepler arasında sayılmamış, kendisi de Ehli Sünnet Mezhep İmamı olarak kabul görmemiştir.

Mahmut Çetin’e göre “Mutezile, Eşari ve Maturidilik aklı vahyin hizmetinde kullanmışlardır. Ancak aklın, nass karşısında nerede duracağı konusunda farklılık arz etmişlerdir. Maturidi daha dengeli bir akılcılıkla, aklın iyi ve kötüyü ayırt edebileceği ama bir teklifte bulunama yetkisinin sadece vahiyde olduğu” (S:27) şeklinde bir açıklama ile diğer iki görüşten ayrılmıştır. Mutezile akılcı olmasına rağmen İslam dünyasında reddedilen bir görüş olurken o bu görüş sayesinde İslam dünyasında kabul gören bir görüş olmuştur.

Maturidi Tefsir ve Tevili ayırarak problemlere çözüm bulma kapısını açık bırakmıştır. “O [Maturidi], Allah ve Resulünü şahit tutma zorunluluğu dolayısıyla tefsiri, sahabeye ait Kur’an-ı anlama çabası olarak” (S:28) tevili de “sahabeden sonra gelen ulemanın murad-ı ilahiyi kesinlik arz etmeyen muhtemel anlamlarından birine hamletme” (S:29) olarak görmüş ve tevilde “Allah-ı şahit gösterme ve kendi görüşlerini, Allah’ın mutlak muradı olarak takdim etmeye yer” (S:29) olmadığını, tevilde görecelik söz konusu olduğunu savunmuştur. Mahmut Çetin tevil hususuna şöyle bir yorum getirmektedir. “Tevil yolu açık olduğu sürece, sorunların çözümü kolaylaşır. Tevili yasakladığınız zaman, sorunların üstesinden gelmek imkânsızlaşır ve önceki nesillerin sorunları olarak devam eder.” (S:30) bunu yapmakla da İmam Maturidi’nin günümüz selefi anlayışana karşı durduğunu ifade eder.

İmam Maturidi’nin İmam-ı Azam Ebu Hanife ile birlikte Rey/Oy/İnisiyatif/İçtihat geleneğine mensup olduklarını ve bunun haricinde “İmam Maturidi’nin ürettiği kavramlardan birinin de İçtihadi nesih’tir. İçtihadi Nesih, bir şer’i hükmün illeti/ nedeni ortadan kalktığında, neshedilen hükmün yerine başka bir hüküm koymaktır.” (S:31) Tefsir ile Tevili ayırarak, içtihadi nesih uygulayarak İmam Maturidi yeni bir yöntem getirmiştir. “[İmam Maturidi] İslam düşüncesinde yorumbilim (hermenotik) geleneğini ilk başlatanlardan biridir. O metne bağlı kalmakla birlikte, olgu merkezli düşünüp hayatın sorunlarına odaklanır. Maturidi olgudan metne gitme şeklinde bir yöntem geliştirmiştir.” (S:32)

Günahların imana zarar verdiğini ancak imanı yok etmediğini, helali haram – haramı helal görmedikçe de günah işlemekle dinden çıkmayacağını (S:32) savunan Maturidi – Hanefi Gelenek inanma ve inanmama özgürlüğü konusunda da Maturidi’nin “insan, inanma ve inanmama özgürlüğüne sahiptir.” (S:33) görüşünü aktaran Mahmut Çetin “İnsan inancının yeri, kalbidir. Buraya hiç kimse müdahale edemez.” (S:33) diyerek İmam Maturidi’nin görüşünü desteklemekte ve güçlendirmektedir. Bütün bu aktarım ve yorumlardan Kâfir birinin Müslüman olmak hususunda tercih yapmakta serbest olduğunu anlarız. Fakat Mahmut Çetin İslam’dan dönme konusunda sessiz kalmakta, mürtetlerin durumunun İslam açısında nasıl anlaşılması gerektiği hususunda ve alınacak tavır konusunda hiçbir beyanda bulunmamaktadır. Acaba İmamı Azam Ebu Hanife ile İmamı Maturidi İslam’dan dönenlerin katledilmesi hususunda bir hüküm vazetmişler miydi?

İmam Maturidi bütün insanların aynı maddeden yapıldığını, bu sebeple kadın ve erkekler arasında yaratılış açısından farklılık değil denklik olduğunu” (S:34) söyleyerek kadın erkek arsında insani haklar bakımından bir fark olmadığını ifade eder. Bizce de kadın erkek arsında ki fark sadece fiziki ve biyolojik yaratılış bakımından meydana gelmiş farklılıklar olduğu, dinin ise fiziki ve biyolojik özellikleri din açısından sorumlu tutmadığı, asıl sorumluluğun akla yüklendiğini ve fikredebilen, düşünen kadın ve erkek cinsinin yaratılış bakımından dini emirlerden sorumlu tutulmak bakımından eşit olduğudur. Kadın ve Erkeleri eşit ve denk kabul eden İslam dini siyaset ile dini ayrı telakki etmiş ve “İslam’ın inanç, ibadet ve ahlak kısmı diyanet’i oluşturur. Bunlar dindir ve din konusunda yetki Allah’tan vahiy getiren elçilerin yetkisindedir. Âlimler, Peygamberlerin vekilidir. Dini yetki âlimlerin, siyasi yetki emirlerin elindedir.” (S:34) şeklinde ayırmıştır. Hatta Mahmut Çetin Maturidi’nin din ile siyasetin ayrılığı ilkesinin dayanağını Hz. Peygamberin devlet başkanlarını İslam davet ettiği gerçeğine dayandırır. Bu görüşünü de “Bunun [Din ve siyaset ayrılığının] Sünnet’teki karşılığı Hazreti Peygamber’in aşiret reisleri, yerel emirler ya da kralların toplumsal statüleri kabul edilerek İslam’a davet etme yaklaşımında yatmaktadır. Maturidi siyasi konularda bir tek ‘imam’ın bulunması, buna karşılık birçok ‘melik’in bulunabileceği fikrindedir.” (S:36) diyerek ortaya koyar.

Mahmut Çetin ilahiyatçı Sönmez Kutlu hocadan hareketle Maturidi’nin “bilginin yolları, değeri, kaynakları ve türlerini” (S:41)  tartışarak kuram oluşturduğunu, sonra bilgi ürettiğini ifade ederek Maturudi için “İslam Medeniyeti’nde bilgi kuramı oluşturan ilk bilgin” (S:41) olduğu kanaatini beyan eder. Mahmut Çetin’e göre “Maturidi yeni kavramlar üretme ve kavramları yeniden tanımlama konusuna büyük önem vermiştir. Bilgiyi kavramsallaştırarak ve sınıflandırarak analiz etmiştir. Kavram üretme ve yeniden tanımlamayı çok az âlim yapabilmiştir. Bu sayede âlimler, dini[,] düşüncede çatışmaya sebep olacak dış kaynaklı anlayışlara karşı koruyabilmişlerdir.” (S:41) bütün bunlara ilaveten net bir şekilde “İslam bilim ve felsefe tarihinde bilgi kuramının temelini atan ilk düşünür İmam Maturdi’dir .” (S:41) hükmünü verir. Maturidi’nin kavramlara önem verdiğini ve bilgi kuramını kurarken kavramlaştırmaya ve bu kavramları tarif etmeye önem vermesinin sebebini ise “Kavramsallaştırma sağlanmadan, olguları idrak etmemiz mümkün değildir. İdrak bir şeyin bütün yönlerine vakıf olma manasına gelir. Kavramlar ve kavramsallaştırma (tasavvur), duygularımızı biçimlendirmek suretiyle dünyayı akıcı ve sistematik bir biçimde anlamamızı sağlamanın imkânını arar.” (S:43) şeklinde açıklayarak günümüz İslam dünyasındaki ve ülkemizdeki ilim dünyasındaki karmaşanın sebeplerinin kavramların manasının kaymasından veya aynı kavramları kullanmamaktan ya da kavramlara aynı manayı vermemekten kaynaklandığının işaretlerini vermektedir. Bunu aşmanın yolunda kavramları iyice tarif edip birlik sağlandıktan sonra bu kavramlar üzerinden meramımızı anlatmamız, problemlerimize çözüm önermemiz belki ne dediğimizin anlaşılması hususunda, kabul görmesi hususunda ortak bir noktada buluşmaya yardımcı olacaktır.

Mahmut Çetin, İmam Maturidi tefsirinin adını Tevilatül Kur’an yani “Kur’an Yorumları” koyarak aslında kendi yorumlarını Tanrı buyruğu olmadığını sadece onu anlama çabasının ürünü olduğunu söyler. Fakat diğer mezheplerin yorumlarını “Kur’an beni teyit ediyor” anlayışıyla din olarak sunduklarını ancak Ebu Hanife ve talebelerinin yorumlarına din olduğu iddiasında bulunmadıkları görüşündedir. (S:44)  “Diğer mezhepler, kendi tespitlerinin Tanrı buyruğu olduğunu söyler. Ebu Hanife ve Maturidi, ‘benim Kur’an’dan anladığım budur’ der.” (S:45

İslam Sosyolojisinin temelini Arapçı, Farsçı, Türk olarak üç farklı bakış açısına dayandıran Mahmut Çetin bunlardan Arapçı sosyolojinin “Arap anlayışı Kureyşilik yani soyluluk”, Fars anlayışının ise “Ehli Beyt-seçilmişlik” üzerine oturduğunu (S: 47) ancak Türklerin anlayışı olan Maturidi-Hanefi modelde ise “çokluk içinde birlik” (S:51) fikri ile tebarüz ettiğini, bunlardan medeniyet yolunu açan Maturidi-Hanefi anlayışın Karahanlı Türk devletinden beri tıkanan İslam devlet modelini şekillendirdiğini anlatmaya çalışır. “Gerek kaynağın, gerek yöntemlerin sorgulanmazlığı Şia coğrafyasında değişimin yorumlanmasını engellemiş, hayatın tıkanmasına yol açmıştır.” işte bu tıkanıklığı aşmak için İran Ayatullah’larından Ayetullah Muhammed Şihabüddin’in 1996 yılında “yöntem olarak Ebu Hanife ve İmam Malik’ten yararlanabileceğini” söylediğini kaydetmektedir.  (S:51)

Hazreti Peygamber Kureyş’le mücadeleyi 630 yılında Mekke’nin fethine kadar sürdürmüştür.” (S:48) “Hazreti Peygamber’in arkadaşları abit olma yönünden insanlığın önderidirler.” (S:48)  Hz. Muhammed (S.a.) zamanında üstünlük takvadadır. “Ancak bu düşünce Asrı Saadet’ten sonra hilafetin Araplığı-Kureyşliği şekline dönüşmüştür.” (S:48) bu sebeple “Hazreti Peygamber’den sonra halifelik uzun süre Kureyş mensupları tarafından temsil edilmiştir.” (S:48) bu politikalara karşı çıkan Farsların Şia inancıyla ileri sürdükleri “Hilafet hakkının Hz. Ali’de olduğu iddiası” (S:50) ve “Arapların Hz. Ali’yi ‘siyasi öteki’ ilanıyla” (S:50) Şia doğmuş ve Farslar “Arap dışı [Ehli Beyitçi] bir politizasyona bürünmüştür.” (S:50)  “Halife Muaviye’den sonra idareciler ya askeri bir güçle ya da hanedan varisi olarak başa geçmişlerdir.” (S:54) bu hilafetin dini bir anlam ifade etmediğini ya da pratikte uygulamanın dini manada takva ya da ilim yönünden hiçbir üstünlük aramadan gücü elinde bulunduranların dünyalık uğrunda hareket ettiklerini gösterir. “Selçuklu döneminde iktidarın kendini Gazalici bir devlet zihniyetiyle tanzim ettiği, halkın ise Hanefi fıkhına tabi olduğu, yeni bir toplum nizamı ortaya çıkmıştır.” (S:55) “İmamı Azam’ın otoriter ve despotik devlet aygıtına muhalif tavrı ile Gazali’nin zalim de olsa insanların işlerini görecek bir kamu yönetimini farz telakki edişi” (S:56) arasındaki uyuşma için Mahmut Tezcan  “İmam-ı Azam’ın zalim idareye muhalefetini isyan fikrine taşımamış olmasında ramak gerekir.” (S:56) diyerek açıklamaktadır.   

Mahmut Çetin anlatacağı hususu kavramlaştırarak daha sonra bu kavramları etrafını cami ağyarını mani olacak şekilde tarif edip bu kavramlar üzerinden bir anlatım gerçekleştirmemektedir. Daha çok sloganik, bir veya iki kelime kısa kısa notlar şeklinde açıklamalar yapmakta ya da kısa denilecek cümleler kurmakta bu kelimelerin ve cümlelerin arkasını önünü doladurarak anlamlı bir cümle ve paragraf oluşturulması görevini okuyucuya bırakmaktadır. Bu da aslında kendisinin konuya vakıf olduğunu ancak çok okuduğunu, çok kaynak kullandığını gösterirken, fazla malumat vermek daha fazla konuya temas yapmaktan kaynaklanan anlatım bozukluğuna yol açmaktadır. 

Mahmut Çetin günümüz aydın namusunu kurtaracak bir tavır takınarak alevileşmekten daha ileri gidip Şii doktrini temsil noktasına gelen Safevilik üzerinden Türkmenlerin İran’a giderek Şia’nın alt zeminini oluşturmalarını eleştirir. Yaşar Kemal’in “İnce Memed” romanında bir eşkıyayı kahramanlaştırmasını eleştiren (S:59) ve “Eşkiyaydan bir kurtarıcı gibi umut beklemek, cemiyete dair ahlaki zafiyetin göstergesidir.” (S:60) diyen Kemal Tahir’e destek verir, hatta Yaşar Kemal’in sinemadaki yansıması olarak gördüğü Yılmaz Güney için “bir ömür boyu eşkıyalık güzellemesi yapmıştır” diyerek tavır koyar.  Hatta daha da ileri giderek Yılmaz Güney’in bir kısmını filmlerinin senaryolarının yazan Ayşe Şasa’yı isyancı Bedirhan Bey’in torunu olmak üzerinden eleştirirken, Bir Bizans hanedan ailesinin torunu olduğunu ifade ettiği Menevver Ayaşlı’nın Atatürk düşmanlığı yaptığını da ifade eder ve “Bu iki bayan yazar, biri solda biri sağda kamu otoritesine karşı kaos inşa etm”ekle (S:60) suçlar. 

İmamı Azam Ebu Hanife’nin Irak’ta Kufe’de doğup büyüdüğünü ve dolayısıyla Hicaz bölgesi kültürünün diğer bir söylemle Arap kültürünün etkisinde kalmadan yetiştiğini, Rey ehli olarak meselelere yaklaştığını (S:61-72), İmam Maturidi’nin Özbekistan’ın Semerkant şehrinin Maturidi köyünde doğup İmamı Azam’ın talebelerinde ders almış üçüncü, dördüncü kuşak bir âlim olarak İmamı Azam Ebu Hanife’nin ekolünü mükemmelleştirdiğini (S:73-77), Ahmet Yesevi’nin de Hanefi – Maturidi çerçevede bir tasavvuf anlayışını kabul ettiğini, Türk ve Moğol kabilelerinin Müslümanlaşmasında büyük rol oynadığını (S:80) ifade eden Mahmut Çetin görüşlerini “İmam Maturidi, Ahmet Yesevi’nin tasavvuf anlayışını etkilemiştir. Yesevilik, fıkıhta Hanefi ve itikatta Maturidi mezhebine bağlıdır. Yesevilik bu yönüyle, Maturidi kimliğinin devam ettirilmesine yardımcı olmuştur. Genel olarak sufilik, Sünniliğin kendini tesisi etmesinde sağlam bir takviyede bulunmuştur. (…) Öte yandan Arap iktidar erki, tasavvufu sünnet ve şeriata karşı gelme olarak nitelendirmektedir. Tasavvufa karşı genel olarak fıkıhta duyulan çekimserlik (istememezlik), kelamda görülmez. Kelam, tasavvufa muhalif değildir. Bu bakış açısıyla Hanefi-Maturidi Gelenek’te Ahmet Yesevi üzerinden bir sufi-fıkıh ideolojisi kurulmuştur.” (S:80-81) şeklinde özetlemektedir. Yesevilik damarından gelen Anadolu’da yaygın bir tarikat olarak gördüğü Nakşîliğin “ihtilalci zihniyetlere karşı başarılı bir mücadelede bulunduğunu bu yönüyle Osmanlı devletinin fikren ve ictimai yönden en fazla işine yaradığını ancak bazı kollarının zamanla bu misyondan uzaklaştığını ve Arap kültür yayıcılığından Bölücü Kürtçülüğe uzanan bir çizgiye evril”diğini (S:83) de ifade etmektedir.

İslam siyasi meseleleri insanın sorumluluğuna bırakmıştır. Bunun için ‘şeriat devleti’ diye bir şey olmaz, Müslümanların yönettiği, İslam’ı gözeten devletler vardır. Aynı şekilde halifelik de dini bir sistem değil, beşer ürünü bir oluşumdur.” (S:93) Mahmut Çetin merhum Prof. Dr. Hasan Onat hocadan aktardığı bu cümle ile devletin dini bir versiyonunun olmayacağını ancak Müslümanların yönettiği bir devlette İslam’ın emir ve yasaklarına hassasiyet gösterileceğini ortaya koyar. Müslümanların yönettiği devlette hukukun fıkhi hükümlerden çıkmasıyla, temeli ilk insan ilk peygamber Hz. Adem’den dolayı dini bir yapı arz eden beşeri kanunlar ve örf adetlerin uygulanması arasında pek fark olmadığını da ifade etmek gerekir. “Devlet, düzen içinde yaşamak için insanların kurduğu bir teşkilattır.” (S:96) bu devlet teşkilatının sağladığı düzen içinde “din hizmetleri güvenli bir şekilde” (S:97) yapılabilme imkânına kavuşur. Güvenli bir şekilde ifadesinde iç ve dış tehditler ifade edilmek istenmiştir. İç tehdit olarak kimse kimsenin dini yaşantısına, dini yaşantısındaki farklılıklara müdahale etmeyecektir, dış tehdit olarak sadece Filistin ve İsrail desek gerekli açıklamayı yapmış oluruz zannederim.

Türkler, Türk düşüncesine uygun düşen bir akliliği ihtiva eden Hanefilik’i [umumi] çoğunlukla kabul etmişlerdir.” (S:100) “Ebu Hanife doktrin ortaya koyarken, toplumsal uygulamaları (örf), metnin lafzından çok kime neden ve nasıl söylediğini dikkate almıştır. Bu da İslam’ı lokal ve yerel olmaktan çıkararak evrenselleştirmiştir.” (S:101) “Ebu Hanife’nin mezhebi genelde Bağdat’ta hâkim iken, talebeleri Abbasi halifelerinin dostları olduğu için çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.” (S:101) Bu peş peşe sıraladığımız üç cümle birbiri ile tezat gibi görünse de aslında birbirini tamamlayan cümlelerdir. İmamı Azam Ebu Hanife’nin mezhebi örfe ve reye yer vermesi dolayısıyla bir töre toplumu olan Türk düşünce sistemine uygun geldiği için Türkler tarafından kabul görmüştür, Verdiği fetvalarda tek bir olayın lafzı şeklini esas almamış olayın oluş şart ve gerekçelerine bakarak aynı oluş ve şartların gerçekleşmesi üzerinden tekrar edilebilir uygulama alanı açan hukuk kaidelerine dönüştürerek her yerde aynı hükmün uygulanmasını sağlayarak hukuk düzeninin kurulmasını, nizamı âlemi sağlamanın yolunu açmıştır. Bu Evrensel kaideler Abbasi halifesi tarafından baş kadılık görevine getirilen Ebu Yusuf gibi talebelerinin İslam ülkesinin her yerine atadığı Hanefi kadıların uyguladığı Hanefi fıkıh kaideleri vasıtasıyla yaygınlaşmıştır. Ebu Hanife’nin fıkıh doktrini devletin koruması yüzünden değil devlet yönetmeğe en müsait hukuk kuralları olduğu için yaygınlaşmıştır. Eğer Ebu Yusuf Hanefi bir anlayışa sahip âlim olmasaydı devletin ihtiyacını karşılayacak fıkhi hükümlere ulaşamadığı-ulaşamayacağı için tercih edilmeyecekti.

İmam Ebu Yusuf, Abbasi Devletinde görev almasına rağmen, fetvalarında kamunun çıkarlarını öncelemiştir.” (S:102) cümlesini ilk okuyan günümüz insanı önce bir duraksayarak “rağmen” kelimesine ve “kamu” kelimesine tekrar düşünerek bakmak ihtiyacı hisseder. Çünkü yanlış bir alışkanlık ile bu gün “kamu” deyince devlet kapısı, devlet dairesi, devlet tarafından verilen hizmetleri anlaşılmaktadır. Ancak “kamu” halk, toplum, demektir ve bunların ortak çıkarlarını kastetmek için “kamu yararı” tabiri kullanılır. Yoksa bu “kamu yararı” ile devlet çıkarı kastedilmez. Ebu Yusuf da toplum yararını önceleyerek Abbasi Halifelerinin ana cadde ve yolları başkasına mülk olarak vererek bu yol üzerine bina yapılmasına sebep olacak bir icraata halifenin hak ve salahiyetinin olmadığını “Umumun zararına yol açan bu çeşit işleri yapmak hiç kimseye helal olmaz. Yaptığı takdirde haram olur.”(S:102) Şeklindeki fetvasıyla ifade etmiştir. 

Osmanlı’nın Sünniliği bilinçli tercih ettiğini çünkü daha önce böyle bir tecrübenin yaşandığını bildiğini ifade eden Mahmut Çetin ancak “Osmanlının gittiği her yere İslam’ın Sünni yorumuyla birlikte Bektaşi yorumları da gitmiş, aynı bayrak altında yürümüşlerdir.” (S:126) ifadesinde yerini bulan hoşgörüye sahip olması dolayısıyla laik bir devlet olarak da görüldüğünü, ifade etmektedir. Zaten Osmanlının İstanbul’u fethedene kadar Alevi meşrep bir din anlayışıyla yaşadığını ancak İmparatorluk durumuna geçen Osmanlı devletini yönetmeye sözlü Alevi müktesebatının yeterli olmaması üzerine Sünni fıkhın geniş yazılı kaynaklarının uygulanması zorunluluğu doğduğu için Sünniliği devlet yönetimine hâkim kılmak zorunda kaldığı ancak Yeniçeri Ocağı kaldırılana kadar da Bektaşiliğe Yeniçeri bölüklerinin birinde Bektaşi Babasının yer almasına müsaade ederek yaşatmış olduğu yorumları bazı tarihçiler tarafında yapılmaktadır.

Aşamalar halinde değişimi gerçekleşen Safevilik Sünnilikten Şia’ya evrilmiş ve İrene Melikof’a göre Şah İsmail Safevi devletini “bir milli İran devleti” haline getirmiştir. “Safevilik, Pers birliğinin yeni kurucusu ve resmi dini olarak Şiiliğin yayıcısı görünümünü almıştır.” (S:127) “Tarihte Osmanlı ve Safeviler arasında yaşanmış savaş, siyasi ve ideolojik bir savaştır, ama asla din veya mezhep savaşı değildir. Üstelik bu savaş sırasında İran’da Safevi toplumunu oluşturanlar da Türk ve Hanefidir. Mısır ve Irak coğrafyalarından Safevilerce getirilen Şii mollalarla, Şiilik halka zorla kabul ettirilmiştir. Safevilerin asıl amacı, Osmanlı Türkleri ile İran Türkleri arasına sınır çekmektir.” (S:129) Dünyanıniki hükümdara dar olduğunu bilen Saveliği Şia’ya dönüştüren, Şeyhlikten Şahlığa evrilen Şah İsmail ve Akkoyunlu devleti sultanı Uzun hasan tarafında devlet dini haline getirilen Şia ile Osmanlı Sünniliği karşısında bir güç oluşturmak istenmiştir. 

Allah İnsanları mükellef tutuldukları konuları zor ve kolay, düz ve sarp olmak üzere iki kategoride yaratmıştır.” (S:131) diyen Maturidi’den hareketle insanın hesaba çekilmesinde iyini karşıtı olarak kötünün de var olması gerektiğini ve insanı kendi iradesi ile bu iyi ve kötü arasında bir tercih yapmasının onun imtihanın temelini oluşturduğunu, ancak Maturidi “Allah’ın yaratışında şer yoktur.” (S:135) demek suretiyle kötülüklerin varlık açısından sorgulanmasını isabetli görmemiş sorunun ilahi boyuta taşınmadan kendi içinde çözülmesini istemiştir.

Suudi Arabistan ve İran mezhep odaklı devletlerdir. Türkiye Somali’den Libya’ya, Suriye’den Irak’a, Azerbaycan’dan Afganistan’a kadar dünyanın her yerinde kaos’a karşı kamusal düzenin inşası için uğraşmaktadır.” (S:137) diyen Ahmet Çetin İran’ın Şia ve Suudi Arabistan’ın Vehabi-selefi anlayışla kendilerini var ettikleri gibi İslam dünyasında düzeni bozacak şekilde taraftarlarını artırmak için destek verdiği grupları finanse ederek kaosa hizmet ettiklerini, Türkiye’nin ise Hanefi-Maturidi anlayış ile kamu düzenini sağlamaya çalışarak “çokluk içinde birlik” anlayışıyla devlet düzeni içinde farklı anlayışların barış içinde yaşadığı bir İslami düzeni, İlayıkelimetullah- Nizamı âlemi sağlamaya çalıştığını ortaya koyar. Tercüme yoluyla 1960 yıllarından sonra çevrilen kitaplar vasıtasıyla farklı farklı “ecnebi anlayış”ların yerleştirilmeye çalışarak Hanefi-Maturidi çizginin yok edilmeye çalışıldığını, bunu içinde tarikatlar ve cemaatlerin Müslüman ve Müslüman olmayan dış mihraklar tarafından kullanıldığını ifade eder. İslam dünyasında dine yapılan saldırılara cevap verecek bir müessesenin olmadığını bu vazifeyi Diyanet İşleri Başkanlığının üstlenmesi gerektiğini, ancak bu şekilde din adına hareket eden zararlı akımlarla etkin bir mücadele edilebileceğini de alınacak tedbirler arasında zikretmektedir. 

Maturidi’yi Yeniden Keşfeden Adam: Bekir Toplaoğlu” (S:147) başlıklı yazdığı yazıdan Maturidi hakkında kıs bilgiler veren Mahmut Çetin; onun Ömer Nesefi’nin yazmış olduğu kitaplar ile keşfedildiğini, Türkiye’de Maturdilik’le ilgili ilk çalışmaları Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski hocalarından Muhammdet Tavit et-Tanci’nin başlattığını, Siyaset adamı Aykut Edibali’nin Ömer Nesefi’nin akait eserini” İslam İnancının Temelleri: Akaid” adıyla şerh edip notlandırarak yayınladığını (S:147), İmam Maturidi’nin kabrinin bulunup onarılmasını Hüseyin Hilmi Işık’ın sağladığını ve damadı Enver Ören’in de evinin Yahudi sahibinden alarak Özbekistan devletine bağışladığını, Maturdinin Kitabü Tevhid adlı eserinin Arapça olarak Mısırda Fethullah Huleyfi tarafından, Tevilatül Kur’an adlı eserinin de Arapça olarak Fatıma Yusuf el-Hıyemi Hanımefendi tarafından Beyrut’ta basıldığını, bu kşitapların Arapça yayınlanması üzerine Türkiye’de Bekir Topaloğlu’nun külliyat çapında çalışmalara başladığını (S:148) öğreniyoruz. Rahmetlik Bekir Topaloğlu’nu İmam hatip Ortaokul birinci sınıf öğrencisiyken başarılarımdan dolayı okul müdürünün hediye etmiş olduğu iki kitaptan birisi olan “Maturidiye Akaidi (el-Bidaye fi Usuli’d-Din Tercümesi” adlı kitap sayesinde olmuştur. Kitabın tercümesini yapan Bekir Toplaoğlu’dur ve yanılmıyorsam sene 1977 yılıdır. Maturidi’nin unutturulmasını, yok edilmeye çalışılmasına Bekir Topaloğlu “İslam’da ırkçılık yok ancak ırkçılık yapıp İmam Maturidi’yi görmezden gelmek olmaz.” (S:148) Şeklinde tepkisini göstermiştir. İmam Maturidi’nin Türklüğü hususunu “İmam Maturdi, eserlerini Arapça yazıyor ama cümlelerin kuruluşu Türkçe… Birçok yerde gördüm bunu. Arapça’da böyle cümle kurulmaz. Bu tespitlerim vazgeçilmez bir belgedir.” (S:149) dile getirmiş, Mahmut Çetin da Bekir Toplaoğlu’nun Türkçe cümle kuruluş vasfı taşıyan yüz cümle tespit ettiğini ve bunun beş yüzü bulacağı bilgisini de vermektedir.

İslam tarihin’de Kelam ilminin kurucusu olarak İmam Eş’ari’nin ismin zikredildiğini hatta “İmamı Azam Ebu Hanife’nin fıkıh ilminde yeri ne ise, kelamda da Eş’ari’nin yeri odur.” (S:150) denildiğini ancak bu yanlış bilgiyi Bekir Topaloğlu’nun “İmam Eş’ari doğduğu zaman İmam Maturidi 25 yaşında bir gençtir. Ayrıca İmam Eş’ari 40 yıl Mutezile içinde bulunur, Ehli Sünnete karşı münazaralar yapar. Eş’ari ancak hayatının son 20-25 yılında Ehli Sünnete döner. Eş’ari, Mutezile’den ayrıldığı zaman, İmam Maturidi 70 yaşında bir âlimdir. İmam Maturidi’nin Eş’ari’den etkilenmesi kronolojik olarak imkânsızdır. Dolayısıyla öncülük İmam Maturidiye aittir.” (S:150) şeklinde düzelttiğini görüyoruz.

Mahmut Çetin, Şia-İran İslam anlayışı ile Suudi Arabistan-Selefilik-vehabilik İslam anlayışlarının siyasi olduğunu ve şiddetle beslendiklerini, çözüm üretemediklerini ancak bu gün paranın ve Petrolun desteğiyle İslam dünyasında kaosa sebep olduklarını bu durumdan kurtuluşun Hanefi-Maturdi Türk İslam anlayışında olduğuna işaret etmekte ve İslam toplumunda oynanan çeşitli tehlikeli oyunlara dikkat çekmektedir. En önemli tehlikelerden bir olarak da Kur’an tilavet meselesi olduğuna işaret etmektedir. Son zamanlarda Arap tilavet okuyuşunun Türkiye’de yaygınlaştırılmaya çalışıldığını ve bu hususta Doç. Dr. Mustafa Atilla Akdemir’in bir “Yöresel Tavır Bağlamında Sahih Tilavet Kriterleri” başlıklı bir yazı yazarak tilavette Türk tavrını yerellikle suçlayarak ecnebi anlayışları “sahih tilavet”  olarak Arap Tilavet anlayışını öne çıkardığı, aslında tilavetin mezhep imamlarının esas aldıkları okuma tarzlarından hareketle fıkhi metotlarını bina ettiklerini iade eder. Doç. Dr. Mustafa Atilla Akdemir “Ülkemizde Kur’an eğitimi ve öğretiminde belli bir dönem baskısı hissedilen ve ısrarla öğrencilerin yönlendirildiği tavır bize özgü(!) yöresel tavır olmuştur. Sahih tilavet kriterleri ve yaygın uygulamalar bağlamında altı doldurulamayan bu taassubi yaklaşım belki de salt Arap tavrı karşıtlığı ile yapılıyordu.” (S:171) diyerek hedef şaşırtmaktadır. Aslında bu Tilavette Türk Üslubu anlayışına karşı olanlara “İmamı Azam Ebu Hanife’nin takipçisi olduğu 20. yüzyıl Müslümanlarının yaklaşık yüzde doksanının tercih ettiği bir okuyuş tarzı olan Asım Kıraati yerel, Suudilerin tilavet anlayışı [mı] ‘sahih tilavettir.” (S:171) diye sormak gerekir ve şunu da eklemek gerek “Kıraatte Türk Üslubu olarak bilinen okuma tarzı günümüzün bir ürünü değil İmamı Azam Ebu Hanife’nin zamanından önce Asım B. Behdele tarafından ortaya konulmuş bir okuma tarzıdır ki adı da o günden beri Asım Kıraati’dir.” 

Cahiliye döneminin bedevilerin temel özelliği doğallığı idealize ettiğini çünkü “Doğallık (ya da Zahirilik), şiirin niteleyebileceği en yüce özelliktir.” (S:175) cümlesinde olduğu gibi doğallık ve şiir, sözel edebiyat cahiliyenin en belirgin özelliğidir. Doğa şiirin konusudur. “Kur’an’la sözellikten yazıya ve doğaçlama kültürden gözlem ve düşünce kültürüne geçilmiştir.” (S:175) Kur’an, Cahiliye dönemini tavsiye etmiş ancak Mahmut Çetin’e göre Araplar bu cahiliye dönemini görmek için yeniden ihya etmişlerdir.(S:175) Araplar sözellikten yazıya, doğaçlama kültürden gözlem ve düşünce kültürüne geçtikten sonra geri dönerek Cahiliyeyi canlandırmışlar ve ihya etmişlerdir. Kendilerinin cahiliyeyi inşasına bakmadan sonradan Müslüman olanları İbni Teymiye Moğol Fetvası ya da Mardin Fetvası denilen fetva ile Moğolların İslam’a giriş biçimine itiraz eder ve “onları önceki kültürleri ile bağlarını koparmadığı için küfürle suçlar.” (S:177) Bu fetvayı verirken Teymiye’nin gerekçesi Moğolların İslamiyet’ten önceki Cengiz Yasaları’nın bir kısmını reddetmemeleridir. Mahmut Çetin Moğol Fetvasına karşılık Mevlana’nın “Henüz İslam’ı seçmemiş olan Moğolları kâfir olarak değil, gelecekteki Müslümanlar olarak” (S:177) gördüğünü söyleyerek sanki Peygamber Efendimizin “Müşriklerin öldürülmesine müsaade etmeyerek gelecekte onların evlatlarından Müslümanlar çıkacağını” söylediği peygamberani davranışı sergilediğini ifade eder. Yine Ahmet Çetin göre Ahmet İbn Hambel yolundan giden Teymiye’nin dar bakışı Vehabilik ve bu günkü Suudi Arabistan uygulamalarını doğururken, İmamı Azam’ın Töreyi kaynak olarak kabulü de İslam Medeniyetini inşa etmiştir. (S:177) Bütün bunları görmezden gelen çağdaş Arap İslam Tasavvuru yorumcusu A. Ebu Süleyman “Zaman geçtikçe Pers, Bizans, Hint, Türk, Afrika ve diğer devletlerden çok sayıda insan, İslam saflarına katıldı. Ne var ki bunlar, tam bir İslami Eğitim sürecinden geçmedikleri için eski ön yargılardan ve İslam öncesi kavramlardan arınamadılar. Bu durum, çok geçmeden ümmetin saf İslami uygulamalarından, kavramlardan ve yöntemlerden sapmasına sebep oldu. Kısacası kabileci bedevi çoğunluk başa geçince, ümmetin siyasi güç zemini İslam öncesiyle İslami tarzın karıştığı bir biçim aldı.” (S:178) söylediğini dile getiren Mahmut Tezcan “Arap ve Acem milliyetçileri kendilerini geri bırakanların Türkler olduğunu söyler. … A.Ebu Süleyman’ın satır aralarında söylemek istediği de budur” (S:178) diyerek Arap ve Acemlerin Türkleri İslam Medeniyetini Cahiliye dönemine döndürmek ile geri bıraktıkların söyleyerek suçladıklarını ortaya koyar.

Mahmut Çetin uzun uzun İran-Şia ve Suudi Arabistan-Selefilik-Vehabilik tasavurlarının desteklediği grupların şiddet yanlısı tutumlarını ve yanlışlarını anlattıktan sonra İslam Medeniyetinin yeniden inşasının ya da ihyasının ancak Hanef-Maturidi-Yesevi İslam Tasavvuru ile gerçekleşeceğini, bunun en güzel numunesinin de selefilerin ve Şiilerin çatıştırdığı ancak Anadolu’daki Türklerin her türlü çatışma ortamından uzak olarak Ali ve Osman isimlerini birleştirerek “ALİ OSMAN” kullanılacak şeklide oluşturduğu barış ortamında Türkiye Diyanet Başkanlığı vasıtasıyla başlatılan Avrasya İslam Şurası ile mümkün olacağını açıklamaya çalışmaktadır. 

Malumat Fazlalığından dolayı anlaşılmakta zorlanılsa bile Hanefi-Maturidi hakkında derli toplu bilgi veren ve bu konuda çok fazla kaynağa atıf yapması dolayısıyla okunması gereken kaynakların bir listesi vazifesi gören Mahmut Çetin’in yazdığı “Matürüdi Tarih İnşası” kitabı Hanefi Maturidi anlayışın ihyasının gündemde olduğu şu yıllarda bir yol gösterici olarak ilk okunması gereken kitaplar arasındadır.

YORUM YAP

Abdülhamit Kraca 31.10.2023 / Yanıtla

Gerek Mahmut Tezcan beyefendi ve gerek senin bu günün ve gelecek nesilleri icin icra ettiginiz bu ulvi hizmetlerinizden dolayi Allah sizlerden razi olsun.

escort Bağcılar escort Bahçelievler escort Bakırköy escort Bayrampaşa escort Beylikdüzü escort Güngören escort İstiklal escort Kadıköy escort Sultanbeyli escort Üsküdar escort Avsallar escort Mahmutlar escort Oba escort Mecidiyeköy escort Ölüdeniz escort Güllük escort Kültür escort Ataşehir escort Avcılar escort Başakşehir escort Esenler escort Esenyurt escort Fatih escort Gaziosmanpaşa escort Kartal escort Küçükçekmece escort Maltepe escort Pendik escort Sultangazi escort Ümraniye escort Adapazarı escort Yalıkavak escort güvenilir casino siteleri Yalova escort Muğla escort Aydın escort Çanakkale escort Balıkesir escort Tekirdağ escort Manisa escort Trabzon escort Kahramanmaraşescort Kütahya escort Osmaniye escort Sivas escort Tokat escort Çorum escort Yozgat escort Isparta escort Elazığ escort Ordu escort Edirne escort Erzincan escort Zonguldak escort Rize escort Uşak escort Kırşehir escort Erzurum escort Giresun escort Amasya escort Sinop escort Niğde escort Bolu escort Karaman escort Kırıkkale escort Bayburt escort Ardahan escort Gümüşhane escort Artvin escort Çankırı escort Bartın escort Sinop escort Bilecik escort Karabük escort Burdur escort Nevşehir escort Kıbrıs escort Kırklareli escort Kastamonu escort Düzce escort Aksaray escort Adıyaman escort Afyon escort Arnavutköy escort Bebek escort Beşiktaş escort Beykoz escort Beyoğlu escort Büyükçekmece escort Çatalca escort Çekmeköy escort Eyüpsultan escort Kağıthane escort Sancaktepe escort Sarıyer escort Şile escort Silivri escort Şişli escort Taksim escort Zeytinburnu escort Aliağa escort Balçova escort Bayındır escort Bayraklı escort Bergama escort Beydağ escort Bornova escort Buca escort Çeşme escort Çiğli escort Karşıyaka escort Fehiye escort Marmaris escort Gaziemir escort Dikili escort Menderes escort Menemen escort Torbalı escort Atakum escort Çerkezköy escort Yenişehir escort Bodrum escort Toroslar escort Tarsus escort Silifke escort Mezitli escort Erdemli escort Anamur escort Akdeniz escort Melikgazi escort Elbistan escort Lüleburgaz escort İzmit escort İlkadım escort Çorlu escort Battalgazi escort Yeşilyurt escort Milas escort Ceyhan escort Çukurova escort Kozan escort Sarıçam escort Seyhan escort Emirdağ escort Sandıklı escort Merzifon escort Suluova escort Taşova escort Altındağ escort Batıkent escort Çankaya escort Çubuk escort Etimesgut escort Haymana escort Kahramankazan escort Keçiören escort Kızılcahamam escort Mamak escort Polatlı escort Pursaklar escort Sincan escort Ulus escort Yenimahalle escort Aksu escort Alanya escort Belek escort Demre escort Döşemealtı escort Elmalı escort Finike escort Gazipaşa escort Kaş escort Kemer escort Kepez escort Konyaaltı escort Korkuteli escort Kumluca escort Lara escort Manavgat escort Muratpaşa escort Serik escort Side escort Didim escort Efeler escort Nazilli escort Söke escort Altıeylül escort Ayvalık escort Bandırma escort Bigadiç escort Burhaniye escort Dursunbey escort Edremit escort Erdek escort Gömeç escort Gönen escort Havran escort İvrindi escort Karesi escort Kepsut escort Susurluk escort Büyükorhan escort Gemlik escort Görükle escort Gürsu escort Harmancık escort İnegöl escort İznik escort Karacabeyescort Kestel escort Mudanya escort Mustafakemalpaşa escort Nilüfer escort Orhangazi escort Osmangazi escort Yıldırım escort Biga escort Çan escort Gelibolu escort Karahayıt escort Merkezefendi escort Pamukkale escort Keşan escort Aziziye escort Palandöken escort Yakutiye escort Odunpazarı escort Tepebaşı escort Araban escort İslahiye escort Karkamış escort Nizip escort Nurdağı escort Oğuzeli escort Şahinbeyescort Şehitkamil escort Yavuzeli escort Bulancak escort Espiye escort Görele escort Altınözü escort Arsuz escort Antakya escort Defne escort Dörtyol escort Erzin escort Hassa escort İskenderun escort Kırıkhan escort Kumlu escort Payas escort Reyhanlı escort Samandağ escort Eğirdir escort Yalvaç escort Foça escort Karabağlar escort Kemalpaşa escort Kiraz escort Kınık escort Konak escort Narlıdere escort Ödemiş escort Tire escort Urla escort Safranbolu escort Akhisar escort Alaşehir escort Kırkağaç escort Salihli escort Sarıgöl escort Şehzadeler escort Soma escort Turgutlu escort Yunusemre escort Akkışla escort Bünyan escort Develi escort Kocasinan escort Talas escort Yahyalı escort Gazimusağa escort Girne escort İskele escort Lefke escort Lefkoşa escort Başiskele escort Çayırova escort Darıca escort Afşin escort Dulkadiroğlu escort Göksun escort Onikişubat escort Türkoğlu escort Kızıltepe escort Mut escort Dalaman escort Gümbet escort Datça escort Kavaklıdere escort Köyceğiz escort Menteşe escort Turgutreis escort Ula escort Yatağan escort Fatsa escort Altınordu escort Ünye escort Düziçi escort Kadirli escort Ardeşen escort Akyazı escort Arifiye escort Erenler escort Geyve escort Hendek escort Karasu escort Kaynarca escort Sapanca escort Derince escort Dilovası escort Gebze escort Gölcük escort Kandıra escort Karamürsel escort Kartepe escort Körfez escort Akşehir escort Beyşehir escort Bosna escort Ereğli escort Karapınar escort Meram escort Selçuklu escort Gediz escort Simav escort Tavşanlı escort Doğanşehir escort Bafra escort Çarşamba escort Boyabat escort Kapaklı escort Süleymanpaşa escort Erbaa escort Niksar escort Turhal escort Akçaabat escort Of escort Ortahisar escort Yomra escort Armutlu escort Çiftlikköy escort Çınarcık escort Akdağmadeni escort Boğazlıyan escort Sarıyaka escort Sorgun escort Alaplı escort Çaycuma escort Devrek escort Ereğli escort Kilimli escort Kozlu escort