DOLAR32,8448% 0.11
EURO35,3067% -0.01
STERLIN41,8947% 0.12
FRANG36,9162% 0.1
ALTIN2.446,81% 0,07
BITCOIN66.438,38-0.123

İLK ÜLKÜ OCAKLARI NASIL KURULDU

Yayınlanma Tarihi :
İLK ÜLKÜ OCAKLARI NASIL KURULDU

İLK ÜLKÜ OCAKLARI NASIL KURULDU

Halim KAYA

Dr. İbrahim Doğan ilk Ülkü Ocaklarının genel başkanı olması dolayısıyla ismi duymuş, zaman zaman Ülkü Ocakları anlatılırken kendisi hakkında da birtakım bilgiler okumuştum. Dr. İbrahim Doğan hatıralarını yazdığı “Akıldan Kalem” adlı kitabın yayınlandığını sosyal medyada yapılan tanıtımlardan haberdar olduğum da hemen sipariş verdim ancak kitap uzun zaman sipariş verdiğim kitabevi tarafından getirilemedi. Okumaya başlamak da sıradaki kitapları okuyarak ancak bu gün nasip oldu.

Dr. İbrahim Doğan’ın yazdığı “Akıldan Kalem” adlı hatıra kitabının baskısı Ocak 2022 de Armada – Panama yayıncılık tarafından 471 sayfa olarak yapılmış. Kitap Eşi Pervin, kızı Sıla ve torunları Zeynep Ayla ile Alpin Su’ya ithaf edilmiş. Kitap Teşekkür, Önsöz başlıklarından sonra onbir sayfada listelenmiş olan çok detaylandırılmış 348 başlık altında anlatılan hatıralardan oluşmaktadır. Dr. İbrahim Doğan’ın ilk Ülkü Ocakları Genel Başkanı olması dolayısıyla bu kitap aynı zamanda adım adım nasıl Ülkü Ocakları kuruluşuna gidildiğinin de bir tarihi niteliğinde bir kitap olacaktır.

Bir kitap için bu şekilde ifadeler doğrumu bilmem ama ben yine de içimden geldiği kelimelerle ifade edeyim. Çok rahat ve ferah bir dil kullanılmış, insanın içine huzur ve rahatlık veriyor. Akıcı pürüzsüz bir anlatım tercih edilmiş.

İbrahim doğan çocukluk ve ilkokul, ortaokul, lise yıllarına dair hatıratını yazarak o günlerin Yozgat, Kayser, Ankara’sı hakkında çeşitli bilgiler edinmemizi sağladığı gibi o günlerin Türkiye’sinde ki kültürel ve sosyal yaşam tarzı hakkında bir fikir edinmemizi de sağlamıştır.

Ülkücülerin derneğe gelir sağlamak için Kızılay’a yaptıkları kan bağışı karşılığında aldıkları ücretleri derneğe bağışladıklarını duymuştuk da sokulmadıkları okula girmek için bilerek dayak yiyen ülkücüleri duymamıştık. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ülkü Ocağı başkanı ve arkadaşları daha önce solcu öğrencilerin dövülmesi dolayısıyla ülkücülerin okula sokulmamsı üzerine çözüm olarak komünist öğrencilere dayak atan üç arkadaşlarının dayak yemesi halinde okula girmelerine müsaade edileceğini düşünürler. (S:68)  Bu üç arkadaşlarının da kabul etmesi üzerine bilinçli olarak sırf arkadaşları okula girebilsinler diye dayak yiyecek ortamda komünistlere tek tek yakalanmışlar ve karşılık vermeden dayak yiyip komünist öğrencilerin okula girişlerine mani olmaları problemini çözmüşlerdir.   

1969 senesinde yapılan CKMP Adana kongresinde partinin adı MHP olarak, amblemi de üç hilal olarak kabul edildikten sonra dargınlıklar olmuş Muzaffer Özdağ ve Rıfat Baykal partiden ayrılmıştı. Hüseyin Nihal Atsız Tıp Fakültesi Ülkü Ocağı Başkanı İbrahim Doğan ve ülkücü gençlerle konuşarak yatıştırır. Gençlere “Eğer beni fikir önderi olarak kabul ediyorsanız, ben bu davanın lideri olarak Alparslan Türkeş’i tanıdım ve kabul ettim. Bana Hukuk Fakültesinde, gençlerle birlikte kavgaya gideceksin diye emir verirse, hiç tereddüt etmeden giderim. Bu basit kırgınlıkları bir tarafa bırakıp emirlere itaat edin.” (S:71-72) diyerek nasihat etmiştir.

Daha önceki yıllarda her fakültede her okulda kurulan Ülkü Ocakları 15 Mayıs 1969 tarihine gelindiğinde Siyasal Bilgiler Fakültesi Ülkü Ocağı, Hukuk Fakültesi Ülkü Ocağı, Tıp Fakültesi Ülkü Ocağı olarak bir araya gelmiş ve mevcut başkanlar Aytekin Yıldırım, Kürşat Özkan, İbrahim Doğan’ın müracaatıyla Ülkü Ocakları Birliği Kurulmuş, Aytekin Yıldırım Kurucu Genel Başkan seçilmiş,15 Şubat 1970 tarihinde yapılan kongrede İbrahim Doğan seçimle Ülkü Ocakları Birliği ikinci Genel Başkanı olmuştur. Bu aşamada Ülkü Ocakları Birliğinde Ayetkin Yıldırım, İbrahim Doğan Kürşat Özcan, Ramazan Ceylan (Mirzaoğlu), Ramis Ongun, Ali Güngör, İsmet Tuncer, Mehmet Keleş, Turan Güven, Zeki Göncü, iki başkanın yönetim kurullarında görev almışlardır. Daha sonra bütün Ülkü Ocakları Ülkü Ocakları Birliğine (S: dâhil olmuşlardır.

Alparslan Türkeş’i kavgacı bir adam gibi göstermeye çalışmak ve 12 Eylül öncesi o karışık ortamın müsebbibi gibi göstermek isteyen sol basın yayın bu propagandasında kısmen başarılı olmuş olsa da Alparslan Türkeş kavgalı ortamlardan her zaman evlatlarım dediği ülkücü gençleri uzak tutmaya çalışmış MTTB’nin Kayseri’de yapılan kongresinde (S:72) ülkücü öğrencilerin telefonla arayıp zor durumda olduklarını bildirmeleri üzerine verdiği Kayseri’yi terk edin talimatı ile yine Şam’da yapılacak Hatay’ı isteme mitingi öcesi ülkemizi iç işleri ile meşgul etmemek için Ülkücü öğrencilere verdiği (S:90) talimatlar onun ne kadar uzlaşmacı ve munis bir lider olduğunu gösterir. Bu konuda MHP genel merkez yönetiminde de bulunmuş eski milletvekilliği Dr. Seyfi Şahin’in facebook’daki 13.04.2022 tarihli sosyal medya paylaşımın da “ Rahmetli Başbuğ, Her toplantıda ‘kanunun suç saydığı fiilleri işlemeyin’ derdi. 12 Eylül sorgusunda, her gence; ‘Türkeş size adam öldürün dedi mi?’ diye sordular, onbinlerce ülkücü hayır dedi. Çünkü gerçekten suç işlemeyin demişti.” açıklaması tabir caiz ise tam yerine denk geldi.

Ülkü Ocakları Genel başkanı Dr. İbrahim Doğan çıkan olaylarda bir doktorun kimin vurduğu belli olmasa da ölmesi sebebiyle öldürme suçunun üzerine atılması dolayısıyla gözaltına alınmış üç günlük falaka ve testislerinden elektrik verilmesi suretiyle işkence edilerek suçu üstlenmesi istenmiş anca bütün işkenceye rağmen suçu üstlenmiş ama emanet aldığı kendisinin taşıdığı silahı ortaya çıkınca tutuklanmış cezaevine konulmuştur. Cezaevinde daha önce tutuklanmış olan ülkücüler Turan Güven, Rıfat Tünay, Mahmut Ceylan’a durumlarının nasıl olduğunu sorduğunda biraz da Ülkü Ocakları Genel Başkanı olarak kendisinin sorumlu olduğu acı gerçekle karşılaşır. “Mahkeme ve avukat durumlarını sordum. Anladım ki, arkadaşlarımız adeta kendi kaderleriyle baş başa kalmışlar. Dışarıdaki okul arkadaşlarından başka, partiden ve teşkilattan hele avukatlardan hiç ilgilenen yoktu. Avukatlar ilgilenmiyor, şahitler gelmiyordu.” (S:120) Olayların başladığı yıllarda Ülkü Ocakları, MHP ve Ülkücü Avukatlar belki acemiliğin belki de yaşanan olayların sıklığının vermiş olduğu yükün fazlalığı, imkânların kıtlığı, ülkücü avukat sayısının az olması dolayısıyla cezaevlerindeki ülküdaşlarına sahip çıkmayı organize edememiştir. Ancak bu ne ilk ne de sondu, 1975 yılında Bursa’da tutuklanan yakın zamanda Rahmeti Rahmana kavuşan Mahmut Metin Kaplan’ın başından geçenleri dinlediğim büyüklerin bazılarından da teşkilat tarafından sahip çıkılamadığı, avukat temin edilemediği için suçsuz yere ceza aldıklarını dinlemiştim.  

İbrahim Doğan’ın “akıldan Kaleme” kitabında sanki daha önce tutulmuş günlüklerden yola çıkarak daha sonra genişletilmiş bir anlatım tarzı var. Her olay gün, ay ve yıl olarak tarihlenerek not alınmış da sonrada olaylar genişletilmiş anlatılmış ancak yine de olaylar fazlaca detaylandırılmamış, farklı ancak sayıca fazla olay anlatılmıştır.

Cezaevinden midesindeki rahatsızlık dolayısıyla hastaneye tedaviye gelen İbrahim Doğan taburcu olup ceza evine arkadaşlarının yanına dönmek ister, isteğini doktorlara söyleyince doktorların “Burası rahat daha yata bilirdin biz seni bir müddet daha idare edebilirdik” demelerine rağmen taburcu olur ve ceza evine döner. Ancak “Bu işlemler sırasında jandarma beni kaybetti. Ben cezaevi aracını bulup, jandarmanın gelmesini bekledim.” (S:152) İbrahim Doğan doğruca Jandarma Cezaevi aracına giderek bir ana kuzusu Türk Askerinin elindeki mahkûmu kaçmasına sebep olmaktan ceza almasını önlemiştir. Ama aynı zamanda ne kadar dürüst olduğunu göstermiş, Ülkücülerin suç işlemeye yatkın ruh yapısı bozuk kişiliklerde olmadığını, ülkücülerin tam bir kader kurbanı olduklarını, işledikleri suçları vatan savunmasının, millet müdafaasının gereği olarak bir kutsal bir vazife uğruna yüklenip istemeyerek suç işlediklerini göstermiştir. Sırf bu hareket ülkücülerin ne kadar iyi niyetli olduklarını suç makinesi olmadıklarını, devlete ve görevlilerine saygılı davrandıklarını, normal şartlarda suç işlemeye meyyal olmadıklarının tezahürüdür.

 

Ali Güngör

 

Yıl 1972 Temmuz ayı, cezaevinde kalan Ülkücüler arasında sudan sebeplerle kırılmalar, darılmalar oluyor. Rahmetlik Ali Güngör Ülkü Ocakları Genel Başkanı İbrahim Doğan’ı kırcı oluyor. “Arkadaşlar arasındaki bir tartışmaya müdahale etmek istediğimde, Ali Güngör beni refüze etti. Söylediği sözler ağırıma gitti. Ali’ye karşı gerekli sertlikte cevap veremedim, içime atıyorum, çok sinirlenmiştim.” (S:167) Bu ve basket oynarken oyunda yer değiştirme gibi benzer olaylar yüzünden aralarındaki kırgınlıklar artan ülkücüler birer ikişer başka koğuşlara dağılma kararı alıyor. Ali Güngör daha sonra “dışarıdan gelen her şey İbrahim adına geliyor, biz de yaptığımız hareketi o istediği için yapıyoruz. Bizim hiç şahsiyetimiz yok mu?” (S:171) diyerek şahsiyetçilik yapıyor. Ancak şahsiyetçiliğin başıboşluk olmadığını, teşkilatçılığın, birlik olmanın şahsiyetçiliğin de bir sonucu olduğunu akıl edemiyorlar. Ali Güngör, İbrahim Doğan’ın tutuklanmasına sebep olan olay günü bindiği taksi ile İbrahim Doğan’ın olay yerinden kaçırmak için geldiğinden dolayı İbrahim Doğan Ali Güngör’e karşı bir mahcubiyet içinde, “benim yüzümden tutuklandı” diye düşünerek. Daha sonra İbrahim Doğan 10 yıl 7 Ay, 15 gün ceza alıp Ali Güngör tahliye olduktan sonra İbrahim Doğan kendisi tahliye olmuş gibi sevinmiş, ceza aldığına seviniyormuş gibi bir pozisyon ortaya çıkmış. (S:174) Aralarında hiç parası gelmeyenler oluyor bunlar parası gelenlerin paralarından bir havuzda toplanan para ile idare ediliyor ancak ona da “parası gelmeyenlere ben mi bakacağım” mantığı ile itiraz edenler çıkıyor. Daha o günlerde cezaevinde yatanları Devlet Bahçeli ziyaret ediyor. Bu durumu İbrahim Doğan “Bizi en çok ziyaret eden arkadaşlarımızdan birisi, Devlet Bahçeli, zaman zaman para da getiriyor, sanırım kimseden para istemiyor, varlıklı bir ailenin çocuğu. Bir defasında 200 TL getirmişti, bize ilaç gibi geldi.” (S:169) sözleriyle kaydediyor. Ali Güngör tahliye olurken “Gardaş birlikte çıkacağımızı düşünmüştüm, senden ayrı, tek başıma gitmek zor geliyor. Sana çok sıkıntı verdiğimin farkındayım, kusura bakma, benim yapım bu, karakterim bu, içimde sana karşı minnetten başka, saygı duymaktan başka hiçbir duygu olmamıştır, bunu böyle bilesin. Bütün yaptıkların için teşekkür ederim, minnettarım.” (S:175) der. Bu göstermektedir ki Ali Güngör biraz fevri hareket etmesine rağmen art niyetli birisi değildir. Ali Güngör’ün yazdığı hatıratını da okumuş ve değerlendirme yazısı yazmış olan biri olarak söyleyebilirim ki Ali Güngör’ün bu olaylara hiç temas etmemiş olması onun takıntılı olmadığının kasıtlı hareket etmediğinin de bir göstergesidir. 

Muzaffer Türkeş, Asuman Taşer, Emine Işınsu bir vefa örneği olarak daima cezaevlerinde yatan Ülkücüleri ziyaret etmişler, evlerinde yapıp ettikleri yiyecekler, giyim kuşam ve de ülkücülerin hiç yeteri miktarda ashib olmadıkları para yardımlarıyla destek olmaya onlarla sohbetler ederek bir nebze olsun aile hasretlerini gidermeye çalışmışlardır.(S:196)

Bir davaya gönül verenler bir olaya bir şeye sahip çıkmak için emir beklemezler. Gördükleri eksikliği ya da yanlışı kendileri düzeltirler. İbrahim Doğan’ın Ulucanlar Cezaevinden naklini istediği Yozgat Cezaevine gönderilmesinden sonra, İbrahim Doğan’ın eksiklerini gidermek, ihtiyaçlarını karşılamak, onunla sohbet ederek hem istifade etmek hem de yaranlık etmek için sık sık cezaevine gelen (S:220) Ülküdaşları vardır. Şefkat Çetin, Ruhi Bacanlı ve Kardeşleri, gençlerden Kenan Eroğlu gibi bunlar zamanla önemli görevler almışlardır; Şefkat Çetin Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı ve milletvekilliği, Ruhi Bacanlı Yozgat Genç Ülkücüler Teşkilatını kurmuş, Kenan Eroğlu ise Türk Ocakları Yozgat Şube Başkanlığı gibi görevler ifa etmişlerdir.

 

Muzaffer Hanım Hastanede…

 

İbrahim Doğan cezaevindeyken sık sık ziyaretine gelen Muzaffer Türkeş hastalanmış Hacettepe Tıp Fakültesi Hastanesinde yatıyor, İbrahim Doğan cezaevinden çıkıp ailesiyle hasret giderdikten bir hafta sonra ziyaret ettiği MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’den Muzaffer Türkeş Hanımın hastanede yattığını öğrenir. Şimdi ziyaret sırası İbrahim Doğan’dadır. Öyle de yapar, Alparslan Türkeş’in yanından ayrıldıktan sonra doğruca Muzaffer Türkeş’in yattığı hastaneye gider (S:226). Muzaffer Türkeş çok sevinçlidir, İbrahim Doğanı sarmaş dolaş kucaklar. Kendisine ne yapacağını sorar aldığı cevap Muzaffer hanımı çok memnun eder. Ülkücülerin annesi Muzaffer Hanım hastalığı arasında İbrahim Doğan’ın tahliye sevincini yaşamış, belki bir an olsun hastalığını düşünmekten uzaklaşmış, mutlu olmuştur.

Ülkücülerin aldıkları cezalar biraz da kendilerinin doğrucu Davut olmalarından kaynaklanıyor. Ahmet Tevfik Ozan da hemen yanı başında yerde bulunan silahı benim değil demediği için ceza almış tutuklanmış. İbrahim Doğan’ın ikna etmek için yaptığı ısrarlı nasihatlere rağmen Ahmet Tevfik Ozan “Yapamam abi, Allah’tan korkmadan nasıl yalan söylerim?” (S:228) diyerek cevap veriri. Ahmet Tevfik Ozan ne büyük ve yüce gönüllü bir Ülkücü ki hiç kimseyi suçlamadığı halde “silah benim değil” demeyi yalan ve kendisine zül kabul ediyor.

 

Dağınık halimiz…

 

Yıllardır başka partilere giden ülkücülere hain ya da davadan dönmüş gözüyle bakıldı. Hâlbuki daha işin başında Alparslan Türkeş başka partilerde siyaset yapmayı serbest bırakmış ve kişiler özel izinler vererek başka partilerde siyasete girmelerine müsaade etmiştir. Bu konuda daha önce zikredilen izinler olduğu gibi İbrahim Doğan’da “Sonradan Genel Başkan Alparslan Türkeş’in [Ülkücü Milliyetçi yeni bir parti kurulması] bu fikrinin değiştiğini gördüm Politika düşünen bazı arkadaş ve ağabeylerimizin başka partilerden teklif aldıklarını söyleyerek, kendisinden izin istediklerini ve kendisinin de, çeşitli partiler içersinde güçlü yer edinmekte fayda olacağını düşündüğünü söyledi.” (S:308) ifadeleriyle Alparslan Türkeş’in tek bir partide toplanmayı çok kuvvetli bir arzuyla istemediği anlaşılmaktadır. Buna sebep olarak belki 12 Eylül’de yaşanan mağduriyetler ve idamlar ile bir daha karşılaşmama düşüncesi, ya da mağdur olmuş insanların mağduriyetlerinin çözümünde farklı yolları denemek düşüncesinin olması bakabiliriz. Ama bu izinler Ülkücü hareketi artık tek bir çatı altında toplamanın yolunu tamamen kapatmış ve geldiğimiz noktada bize fazla da bir fayda sağlamamıştır. Ülkücülerin teşkilatçığından, fikri üretkenliğinden başka partiler yararlanmış ancak halka hizmet bir milliyetçi partinin yapabileceği kesiflikte olmamıştır. Hala da her ayrılan kendisini davaya hizmet ettiğini söyleyerek savunmaktadır.

 

Türkeş ikna edilerek kararı değiştirilebilirdi… 

                

Alparslan Türkeş istişare ile karar alır zaman zaman yanlış karar verse de o kararından döner, kararını gözden geçirip düzeltirdi. Seval Türkeş’le evlendiğinde bir mektuptan söz edilmesi üzerine İbrahim Doğan’ın kendisine bir takım sorular sormasına müsaade ederek onunla konuşması ve daha sonra Mevki Hastanesinden (S:310) kaçırılma isteğiyle ilgili geri adım atması gibi konulardaki davranışlarıyla ilgili olarak İbrahim Doğan “Alparslan Türkeş, gerçekten gönlü bol, hoşgörülü, gerçekten demokratik bir yapıya sahipti. Yanlış verdiğini düşündüğümüz kararlarını konuşup tartışınca, kararını değiştirdiğine çok defa şahit olmuşuzdur. Onu doğrularla ikna etmek her zaman mümkün olmuştur.” (S:313) ifade etmektedir.

İbrahim Doğana göre “Alparslan Türkeş, İslam’ı, bir ideoloji olarak değil bir inanç, bir yaşam biçimi olarak düşünüyordu.” (S:314) Doğru da düşünüyordu. Bütün çabası muhafazakâr milli halk kitlesinin bölünmemesi ve dolayısıyla Erbakan’ın siyasi bir oluşuma gitmemesi için onu partiye davet ettiğini ve hatta MHP genel başkanlığını kendisine bile bırakabileceğini bizzat 1987 yılında Bursa Çelik Palas otelinde kalırken ziyaretine gittiğimiz bir sohbette bize ifade etmişti. İslam’ı ideoloji olarak seçenler ise ben iktidara gelince yapar daha çok oy alırım diyebilmişlerdir.

Alparslan Türkeş Cemaat ve tarikatların siyasete etkisinin ne kadar zararlı olduğunu daha 1992 yılında Muhsin Yazıcıoğlu ve yedi arkadaşının MHP’den ayrılması sırasında görmüş ve İbrahim Doğan’a “Karşımızda tamamen cemaatçi grupların telkin ve desteğiyle bizi parçalamak ve davamızı zaafa uğratmak için kurulmuş bir parti var.” (S:315) cümlesiyle ifade etmiştir. Nitekim daha sonra 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de elde ettikleri ile yetinmeyip bütün devleti ele geçirmek isteyen bir cemaat ihtilala kalkışmış ve halkın üzerine ateş açılarak şehitler verilmesine sebep olmuştur.

 

Ülkücü ile Çalışmam….

 

Bakanlarımız ve bürokratlarımız, idealist ülkücülerle değil, rahat çalışabilecekleri kişileri, görüşlerine dikkat etmeden göreve getirir olmuşlardı.” (S:391) Sadece bakanlıkta ve üst düzey bürokraside mi, taşrada da işler ahbap çavuş ilişkisiyle yürüyor, adamını bulan, ücretini ödeyen idari görevlere atama tayin yazısını alıp geliyordu. Sağlık Bakanlığında çalıştığımız için bizzat şahit olduğumuz duyduğumuz olaylar oluyordu. Bunlardan birisi o zamanın ilimiz milletvekilini ve il başkanını uyarmamıza rağmen dikkate almıyorlar, il milletvekilimiz milletvekili samimi ülkücüleri tehlikeli buluyor. Bütün teşkilatlarla iyi diyalog içinde, ülkücü herkesle görüşüyor diyerek suçluyordu. Milletvekili samimi ülkücülerin atama yazısına engel koyuyor, benim haberim olmadan imzalamayın diye Sağlık Bakanlığına talimat veriyor, talimat verdiğini de bizzat söylüyordu. Bu atamanın neden geciktiği hususunda kendisiyle görüşenlere il başkanı istemiyor diyebiliyordu. İl Başkanı da milletvekilinin istemediğini söylüyor, işler sürüncemede kalıyor bekletiliyordu. Milletvekilini Sağlıkta Atama Yönetmeliği çıkmadan gerekli atamaları yapalım İlçe Sağlık Müdürlükleri kuralım dediğimizde yönetmelik çıksın biz aşarız deyip iş yapmıyor. Yönetmelik çıktıktan sonra da Yönetmelik var aşamıyoruz diyerek ne kadar basiretsiz olduğunu gösteriyordu. Aynı milletvekiline sendika başkanı olarak bir liste verdim, ancak bir iki saat sonra bir hastanenin müdür yardımcısı yanıma sendikaya geldi. Başkanım “Benim Müdür olmamı istemiyormuşsunuz” dedi. Ben de kendisine bunu sana kim söyledi dedim. “Milletvekilimiz” dedi. Nerede? diye sorunca “biraz önce bürosunda” dedi. Kalktık gittik selamlaşmadan sonra “sayın vekilim arkadaş müdür olmak istiyormuş, ne yaparsanız yapın” dedim ve odadan çıktım. Ben adamın müdür olmasına karşı olduğuma dair milletvekiline hiçbir şey söylememiştim, ancak listeye de yazmamıştım. Ama sayın vekil ona olayı daha farklı aktarmış ve üzerime salmıştı. MHP tarafından ilde yapılacak atamaların gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra bir komisyonda görülüp karar verilerek tek elden yapılmasının uygun olacağını ifade ettik. Komisyon kararlarının milletvekillerini ve il yöneticilerini şaibe altında kalmaktan koruyacağını, siyasilere yönelik atanmalara engel oldu gibi suçlamaların da önüne geçeceğini söyledim. Ancak dikkate alınmadılar. Aynı İbrahim Doğan’ın Sağlık Bakanlığında karşılaştığı problemler biraz daha küçük çaplı olarak taşrada da yaşanıyordu. 

İbrahim Doğan’ın bu “Akıldan Kalem” adlı hatıra kitabı özel hayatı ile Ülkücü mücadele hayatını birlikte anlattığı bir kitap. Dolayısıyla Cezaevlerinde yürüttüğü başkanlık dolayısıyla idarede yaptığı çalışmalar sırasında ülkücüler dışında yatan adli mahkûmlardan gördüğü duyduğu ve genel ahlakın tükenmişlik örneklerinden, bürokraside ve hastanelerde ülkücüler dışında muhatap olmak zorunda olduğu sıradan ve halktan kişilerden karşılaştığı enteresan olaylar, bazen de genel hayatı ilgilendiren örnek davranışlara da yer vermiştir. Gerçi insanın hayatını ülkücü hayat ülkücülükten soyutlanmış hayat diye kesin çizgilerle ayıramayız ama biz burada ülkücülerin ülkücülerle münasebeti ile ülkücülerin ülkücü olmayanlarla münasebetini kastediyoruz.

Hatıratlar, yaşanılanlardan o an haberi olmayan daha sonradan ülkücü olmuş ya da farklı şehirlerdeki ülkücü gençler üzerinde cezaevine girmiş ülkücülerin bazı örnek alınacak isimlerinin yaşadıklarını aktararak o isimlere aşina olmalarını sağlıyorlar. Bu kişiler hatıratlar sayesinde hak ederek geriden gelenlerin gözlerinde saygın bir yer ediniyor, kahraman oluyorlar. Hatıratlar bazen basın yayın yoluyla hiç haklarında hiç yazılıp çizilmemiş, kendinden bahsettirecek hiçbir ceza almamış, cezaevine girmemiş ülkücü bürokrat ve akademisyenlerin mücadelede sırasında yer aldıkları olaylar anlatılıp ortaya çıktıkça, üzerlerindeki sis perdesi aydınlandıkça aslında bunların da birer kahraman olduklarını bizlere gösteriyor. Ancak günlük hayatta gelişen bazı özel şartların onları isimsiz ve tanınmaz kıldığı daha iyi anlaşılıyor. Böylece Ülkücü Hareketin belki bilinmeyen ve bazen isimleri bilinmediği için nereden çıktı bunlar dediğimiz insanların aslında ne büyük ve zorlu mücadele verdiklerini anlıyoruz.                                  

YORUM YAP

escort Bağcılar escort Bahçelievler escort Bakırköy escort Bayrampaşa escort Beylikdüzü escort Güngören escort İstiklal escort Kadıköy escort Sultanbeyli escort Üsküdar escort Avsallar escort Mahmutlar escort Oba escort Mecidiyeköy escort Ölüdeniz escort Güllük escort Kültür escort Ataşehir escort Avcılar escort Başakşehir escort Esenler escort Esenyurt escort Fatih escort Gaziosmanpaşa escort Kartal escort Küçükçekmece escort Maltepe escort Pendik escort Sultangazi escort Ümraniye escort Adapazarı escort Yalıkavak escort güvenilir casino siteleri Yalova escort Muğla escort Aydın escort Çanakkale escort Balıkesir escort Tekirdağ escort Manisa escort Trabzon escort Kahramanmaraşescort Kütahya escort Osmaniye escort Sivas escort Tokat escort Çorum escort Yozgat escort Isparta escort Elazığ escort Ordu escort Edirne escort Erzincan escort Zonguldak escort Rize escort Uşak escort Kırşehir escort Erzurum escort Giresun escort Amasya escort Sinop escort Niğde escort Bolu escort Karaman escort Kırıkkale escort Bayburt escort Ardahan escort Gümüşhane escort Artvin escort Çankırı escort Bartın escort Sinop escort Bilecik escort Karabük escort Burdur escort Nevşehir escort Kıbrıs escort Kırklareli escort Kastamonu escort Düzce escort Aksaray escort Adıyaman escort Afyon escort Arnavutköy escort Bebek escort Beşiktaş escort Beykoz escort Beyoğlu escort Büyükçekmece escort Çatalca escort Çekmeköy escort Eyüpsultan escort Kağıthane escort Sancaktepe escort Sarıyer escort Şile escort Silivri escort Şişli escort Taksim escort Zeytinburnu escort Aliağa escort Balçova escort Bayındır escort Bayraklı escort Bergama escort Beydağ escort Bornova escort Buca escort Çeşme escort Çiğli escort Karşıyaka escort Fehiye escort Marmaris escort Gaziemir escort Dikili escort Menderes escort Menemen escort Torbalı escort Atakum escort Çerkezköy escort Yenişehir escort Bodrum escort Toroslar escort Tarsus escort Silifke escort Mezitli escort Erdemli escort Anamur escort Akdeniz escort Melikgazi escort Elbistan escort Lüleburgaz escort İzmit escort İlkadım escort Çorlu escort Battalgazi escort Yeşilyurt escort Milas escort Ceyhan escort Çukurova escort Kozan escort Sarıçam escort Seyhan escort Emirdağ escort Sandıklı escort Merzifon escort Suluova escort Taşova escort Altındağ escort Batıkent escort Çankaya escort Çubuk escort Etimesgut escort Haymana escort Kahramankazan escort Keçiören escort Kızılcahamam escort Mamak escort Polatlı escort Pursaklar escort Sincan escort Ulus escort Yenimahalle escort Aksu escort Alanya escort Belek escort Demre escort Döşemealtı escort Elmalı escort Finike escort Gazipaşa escort Kaş escort Kemer escort Kepez escort Konyaaltı escort Korkuteli escort Kumluca escort Lara escort Manavgat escort Muratpaşa escort Serik escort Side escort Didim escort Efeler escort Nazilli escort Söke escort Altıeylül escort Ayvalık escort Bandırma escort Bigadiç escort Burhaniye escort Dursunbey escort Edremit escort Erdek escort Gömeç escort Gönen escort Havran escort İvrindi escort Karesi escort Kepsut escort Susurluk escort Büyükorhan escort Gemlik escort Görükle escort Gürsu escort Harmancık escort İnegöl escort İznik escort Karacabeyescort Kestel escort Mudanya escort Mustafakemalpaşa escort Nilüfer escort Orhangazi escort Osmangazi escort Yıldırım escort Biga escort Çan escort Gelibolu escort Karahayıt escort Merkezefendi escort Pamukkale escort Keşan escort Aziziye escort Palandöken escort Yakutiye escort Odunpazarı escort Tepebaşı escort Araban escort İslahiye escort Karkamış escort Nizip escort Nurdağı escort Oğuzeli escort Şahinbeyescort Şehitkamil escort Yavuzeli escort Bulancak escort Espiye escort Görele escort Altınözü escort Arsuz escort Antakya escort Defne escort Dörtyol escort Erzin escort Hassa escort İskenderun escort Kırıkhan escort Kumlu escort Payas escort Reyhanlı escort Samandağ escort Eğirdir escort Yalvaç escort Foça escort Karabağlar escort Kemalpaşa escort Kiraz escort Kınık escort Konak escort Narlıdere escort Ödemiş escort Tire escort Urla escort Safranbolu escort Akhisar escort Alaşehir escort Kırkağaç escort Salihli escort Sarıgöl escort Şehzadeler escort Soma escort Turgutlu escort Yunusemre escort Akkışla escort Bünyan escort Develi escort Kocasinan escort Talas escort Yahyalı escort Gazimusağa escort Girne escort İskele escort Lefke escort Lefkoşa escort Başiskele escort Çayırova escort Darıca escort Afşin escort Dulkadiroğlu escort Göksun escort Onikişubat escort Türkoğlu escort Kızıltepe escort Mut escort Dalaman escort Gümbet escort Datça escort Kavaklıdere escort Köyceğiz escort Menteşe escort Turgutreis escort Ula escort Yatağan escort Fatsa escort Altınordu escort Ünye escort Düziçi escort Kadirli escort Ardeşen escort Akyazı escort Arifiye escort Erenler escort Geyve escort Hendek escort Karasu escort Kaynarca escort Sapanca escort Derince escort Dilovası escort Gebze escort Gölcük escort Kandıra escort Karamürsel escort Kartepe escort Körfez escort Akşehir escort Beyşehir escort Bosna escort Ereğli escort Karapınar escort Meram escort Selçuklu escort Gediz escort Simav escort Tavşanlı escort Doğanşehir escort Bafra escort Çarşamba escort Boyabat escort Kapaklı escort Süleymanpaşa escort Erbaa escort Niksar escort Turhal escort Akçaabat escort Of escort Ortahisar escort Yomra escort Armutlu escort Çiftlikköy escort Çınarcık escort Akdağmadeni escort Boğazlıyan escort Sarıyaka escort Sorgun escort Alaplı escort Çaycuma escort Devrek escort Ereğli escort Kilimli escort Kozlu escort