DOLAR 31,3677 % 0.42
EURO 34,0595 % 0.51
STERLIN 39,7661 % 0.47
FRANG 35,5200 % 0.53
ALTIN 2.100,98 % 2,34
BITCOIN 1.946.572 -0.235

GÜZELLİĞİN EFENDİSİ HAZRETİ HASAN

Yayınlanma Tarihi :
GÜZELLİĞİN EFENDİSİ HAZRETİ HASAN

GÜZELLİĞİN EFENDİSİ HAZRETİ HASAN

Halim KAYA 

Ahmet Turgut’u beş bin yıllık Türk tarihini bir otrar üzerinden anlattığı “Bozkırın Sırrı” romanıyla tanıdım. Peşi sıra yayınladığı ve Kerbela olayını anlattığı “Aşkın Şehidi”, “Aşkın Elçisi”, “Aşkın Secdesi” roman üçlemesiyle zaten zirve yaptı. “Temiz Akla Çağrı” ve “Muhammedi Şuur ve Ahlak” kitaplarını da alıp okudum. Ancak “Bozkırın Sırrı” ve Kerbela üçlemesi “Aşkın Şehidi”, “Aşkın Elçisi”, “Aşkın Secdesi” romanları kadar beni etkilemedi. Nihayet iç içe iki roman gibi yazılmış olan “Kalbim Kudüs’te Kaldı” ile yeniden dikkatimi çekti. “Kelimelerin Kalbi” kitabını ve “Horasan Şehidi” ve “Put” kitaplarını da aldım ancak okumak nasip olmadı. Ama ehlibeyt hususundaki anlatım başarısı “Güzellikler Efendisi Hz. Hasan” kitabını da alıp okumaya sevk etti. Kerbela kitaplarının Arapçaya, Farsçaya, Urducaya ve Azerbaycan Türkçesine çevrildiği (S:9) ifadesine dayanarak ve bir konferansa çağırmamız üzerine aramızda geçen bir temasa istinaden tahmin ediyorum ki Ahmet Turgut Türkiye’deki en şanslı yazarlardan birisidir her halde, emeğinin, yazdıklarının ve anlattıklarının maddi karşılığını alan. 

Elimizdeki “Güzellikler Efendisi Hz. Hasan” kitabı kapı yayınlarından 1. ve 2. Baskısını aynı anda yapmış olup “Hz. Hasan Kimdir?”, “Hz. Hasan Efendimizin Hayatı ve Mücadelesi”, “Hz. Hasan Efendimizin Şehadeti”, “Ümeyyeoğulları ve Muaviye Bin Ebu Süfyan”, “Hasani Hikmet ve Güzellik” üst başlıklarında daha başka alt başlıklar ile detaylandırılarak konunun anlatıldığı, ve sonuna bir “Okuma Listesi”, ile bir de “Dizin” ilave edilmiş olarak 272 sayfadan ibarettir.

Ahmet Turgut bazılarının tarihe bakışlarının iyi yönlerinden dolayı her şeyi övmek, kötü taraflarından dolayı görmezden gelmek gibi bir anlayışla hareket etmek olduğunu ancak “Kur’an’ın muradınca hareket eden idrake gelince ise tarihin beyaz sayfalarını örnek almaya, gri sayfalarını tahlil etmeye ve kara sayfalardan ibretler çıkarmaya çalışır.” (S:9) şeklinde doğru bir istikamet gösterir. Çünkü ne demiş Mehmet Akif Ersoy “Tarih’i tekerrür diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” 

Ahmet Turgut Hz. Hasan’ın annesi Hz. Fatıma, babası Hz. Ali, dedesi Hz. Muhammed ve Müslümanlar için ne olduğunu ne ifade ettiğini anlatmak için o vasıflarını belirtmek için toplum tarafından takılmış olan lakap unvan ve mahlasları saymış ve ne manaya geldiklerini, nerden kaynaklandıklarını da izah etmiştir. Hz. Hasan için çevresinin kendisine layık gördüğü lakap ve unvanların; Âl-i Abâ, Âl-i Muhammed, Âl-i Tâhâ, Âl-i Yâsin, Emirü’l-Mü’minin, Halife, İlmin Kapısı, İmam, Kerim, Kevser’in Oğlu, Müctebâ, Nübüvvetin Kokusu, Resul’ün Oğlu (Evlad-ı Resul), Seyyid, Tâki, Tayyib, Varis-i Nebi, Veli, Zeki olduğunu ifade eder. Ayrıca “ülkemizde “Seyyid” ifadesi daha çok Hüseyniler için kullanılırken, Hasanilere ekseriyetle “Şerif” deniliyor.” (S:19) diyerek ülkemizde halk tarafından dikkat edilmeden uygulanan her Peygamber efendimizin soyundan gelene seyyid demek şeklindeki bir yanlışı da düzeltiyor.

Ahmet Turgut Taberi Tarihi II de 237. sayfada kayıtlı şu olayı aktarır. Hz. Ebubekir’in halifeliği sırasında Haşimilerin henüz biat etmediği sırada Ebu Süfyan amcası Abbas ile Hz. Ali’nin yanına gelmiş ve el birliği ederlerse halifeliği Ebubekir’den alıp Haşimilere verebileceklerini söylemiştir. Bunun üzerine Hz. Ali Ebu Süfyan’a “Sen dün de İslam’ın hayrına bir şey söylemiyordun, bugün de öylesin…” (S:43) diyerek pazarlıksız reddetmiştir.

Ahmet Turgut İslam Tarihçilerinin “Yalancı Peygamber” olarak adlandırdığı olayı dil ve anlam bakımından yanlış olduğunu savunur ki bunda anlam bakımında haklıdır. Ahmet Turgut bu konuyu açıklamak için verdiği dipnotta “Çoğu tarihçi bahsi geçen sorunu maalesef ‘yalancı peygamber’ meselesi olarak adlandırıyor. Oysa ‘yalancı peygamber’ tabiri, ilgili kişinin peygamber olduğunu ama buna rağmen yalan söylediğini anlatır. Böylesi bir ima bile İslam’a temelden aykırıdır. Bahse konu sorun için olması gereken adlandırma ‘sahte peygamberler’ meselesidir.” (S:44) Daha peygamber efendimizin sağlığında Yemende Esved ve Yemame’de Müsyelemetül Kezzab, Necid’de Ebu Amr Tuleyha b. Huveylid b. Nevfel el- Esedi ve Hz. Osman’ın süt kardeşi olan ve hakkında Hz. Peygamberden Mekke’nin fethinde canını bağışlamasını istediği Abdullah Bin Sad denilen sapıklar, Hz. Ebu Bekir’in halifeliği sırasında da Secah binti el- Haris bin Süveyd adlı şair bir kadın peygamberlik iddiasında bulunmuşlardı. Ahmet Turgut Necid’de Ebu Amr Tuleyha b. Huveylid b. Nevfel el- Esedi denilen kişinin Hz. Ebubekir’in halifeliği sırasında peygamberlik iddia ettiğini yazsa da İslam Ansiklopedisi bu isimli maddede Peygamberimizin bu kişi üzerine sefer düzenlediğini yazmıştır. 

Zekâtın günümüzde kişisel bir ibadete dönüştüğünü söyleyen Ahmet Turgut Peygamber efendimiz sırasında bizzat devlet tarafından alınan vergi olduğunu ve dolayısıyla da halkın üzerinde bir egemenlik hakkı durumunda olduğunu ancak Peygamber Efendimizin ölümünden sonra zekât vermek istemeyen kabilelerin ibadetlerini terk etmenin yanında aynı zamanda devletin egemenliğini tanımadıklarını ifade etmektedir. (S:44) Hucurat Suresinin 14. Ayetini bu konuyu açıklamak için kullanan Ahmet Turgut zekât vermekten vaz geçen kabileler için “Dillerindeki Kelime’i Tevhid’in asli sebebi kalplerindeki iman değildi. Bilakis Resulullah’ta (sav) gördükleri siyasi-askeri güce teslim olmuşlardı.” (S:45) yorumunu yapmaktadır.

Ahmet Turgut’un İslam tarihinin romanlaştırılmasında “Aşkın Şehidi”, “Aşkın Elçisi”, “Aşkın Secdesi” romanlarında kullandığı akıcı ve anlaşılır Türkçe yanında titiz bir inceleme ile ulaştığı bilgileri kırmadan dökmeden izahı, “Hz. Hasan” kitabında da devam etmektedir. Bunca birikim ve araştırmanın sonunda elde edilen müktesebatın Ahmet Turgut’u artık bir “Hz. Muhammed” adlı siyer romanı yazmaya zorlamaktadır. Umuyorum ki Ahmet Turgut bütün kitaplarını edinmiş ve ikisi hariç hepsini okumuş bir okur olarak beni ve bizi bu eserden mahrum bırakmayacaktır. Onun uzlaşmacı tutumu ile okuyucuyu kitabın ve olayların içine çeken anlatımı sayesinde Türk Edebiyatı ve Türk milleti Süleyman Çelebi vari coşkuyla Peygamber (s.a.v.) aşkını işleyen bir yazara ve mükemmel bir Hz. Muhammed adlı siyer romanına kavuşacaktır. 

Hz. Osman hilafetinde vali olarak “Ümeyyeoğullar”nı atamış, Mervan bin Hakem hilafet mührünü taşımış ve Hz. Osman’dan habersiz Mısır Valisinin görevden alınması için görüşmeye gelen Mısır heyetinin Mısır’a dönüşlerinde öldürülmesini isteyen bir mektubu Mısır valisine yazmış, Hz. Osman’ı helake sürüklemiş biridir. Hz. Osman’ı öldürenler Amr bin Hamık, Sudan bin Hummar, Kinane bin Bişr’dir. Hz. Ebubekir’in oğlu Muhammed’te bu grup içinde ev girmiş ancak Hz. Osman’ın “Baban seni bu halde görseydi, ne düşünürdü?” diye sorması üzerine odadan çıkmıştır. Hz. Osman Mısır heyeti ile görüşmüş ve Muhammed bin Ebubekir’i Mısıra Vali atamış ve bu konuda bir mektup yazıp vermiştir. Ama Mervan bu işi bozmuştur. Hz. Osman’a ilk darbeyi Kinane bin Bişr vurmuş son darbeyi de Sudan bin Hummar indirmiştir. Her ikisi de nöbetçiler tarafından öldürtülmüştür. Ölü Hz. Osman’ı dokuz kez hançerleyen Amr bin Hamık ise kaçmış ancak saklandığı bir mağarada yılan sokması öldüğü ya da Şamlılar tarafından başın kesilerek öldürüldüğü rivayet edilmektedir. (S:51-61) Hz. Osman’ın cenazesi üç gün bekletilmiş, cenaze namazı on kişiden az bir cemaatle kılınmış, ilk iki halife gibi Peygamber Efendimizin kabrinin yanına gömülmediği gibi Cennet’ül Baki kabristanına da defnedilmesine izin verilmemiş mezarlığa sınır bir yere defnedilebilmiştir. (S:62)

Hz. Osman döneminde “Fitne kazanı kaynamadan evvel bu kötü gidişatı fark eden Ebu Zer el-Gifari, Selam-ı Farisi, Bilal’i Habeşi, Ammar bin Yasir, Ebu Eyyub el-Ensari ve Abdullah bin Mesud misal sahabeler, gitgide topluma egemen olan şatafat arzusu ve asabiyeye karşı insanları zühde ve iman kardeşliğine çağırmışlardı. Hz. Ali de insanları ısrarla hayra ve hikmete davet ediyor, asıl başarının fetihlerde veya bu vesileyle artan ganimetlerde aranmamasını isteyerek önceliğin insan yetiştirmek olduğunu söylüyordu.” (S:65)

Hz. Osman’ı öldüren üç kişi olay yerinde öldürülmüşlerdi ancak Hz. Ali halife olunca eski valileri görevden almaya başlayınca Muaviye Hz. Osman’ın öldürülmesinde sorumlu tuttuğu Ensar ve Muhacirden yaklaşık üç bin kişinin cezalandırılmasını isteyerek eğer bu cezalandırma işi gerçekleşmezse valiliği bırakmayacağını söylüyordu. Hz. Osman’ı öldürmekler suçladığı kişiler arasında Hz. Aişe, Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin Avvam, Ebu Eyyüb el Ensari, Ammar Bin Yasir, Zeyd bin Erkam, Abdurrahman bin Hanbel, Huzeyfetü’l Yemani, Adiy bin Hatem, Sehl bin Huneyf, Hucr bin Adiyy, Mikdad bin el- Esved, Kays bin Sad (S:69) gibi sahabeler de vardı. Cemel vak’asında uzlaşma olmuş iken gece Mervan bin Hakem’in kandırdığı kişiler Hz. Ali ordusuna ok atmaya başlamış ve iki ordudaki binlerce asker savaşa tutuşmuştur. Cemel vak’asında Ebubekir’in büyük oğlu Abdurrahman Hz. Aişe’nin yanında yer alırken küçük oğlu Muhammed Hz. Ali’nin saflarında yer almıştır. Cemel Vak’asında on üç bin Müslüman ölmüştür. Zübeyr bin Avvam Hz. Ali’nin Peygamber Efendimizin “Ey Zübeyr! Bir gün Ali’ye karşı savaşırsan, dikkat et, o savaşın zalimi sen olursun.” Hadisi şerifini hatırlatması üzerine cepheyi terk ederken kendi adamları tarafından şehit edilmiş, Talha bin Ubeydullah aynı saflarda olmasına rağmen Mervan bin Hakem tarafından Hz. Ali’nin katlinden sorumlu tutularak arkadan oklanarak öldürülmüşlerdir. (S:70)

Ahmet Turgut Amr ibnü’l-As’ın karakterini ve davranışlarını anlamamız için “Amr ibnü’l-As da Udud ve Hendekten sonra üçüncü kez Az. Ali ile savaşacaktı. Üstelik Mısır valiliğinden alındığı için müzmin bir Hz. Osman muhalifi olarak hem Mısır’da ve Medine’de ahaliyi Hz. Osman’a karşı kışkırtmış, hem de halifenin öldürüldüğünü duyunca ‘Ben bir yarayı kaşıdım mı, onu kanatmadan bırakmam!’ diyerek halifenin katledilmesi karşısında sevincini alenen beyan edebilmiş biriydi. Buna rağmen Muaviye’den Mısır valiliği sözünü alınca ilk işi Hz. Osman’ın katledilmesi için ağıtlar yakıp Hz. Ali’yi suçlamak olmuştu.” (S:72) bir izahat yapmıştır. Amr ibnü’l-As’ın valilik umuduyla Muaviye tarafına geçince Hz. Ali ile Muaviye arasındaki Sıffin savaşında Muaviye ordusu yenilirken Amr ibnü’l-As’ın emriyle mızrakların ucuna Kur’an sayfaları taktırarak “Hepimiz Kur’an ehliyiz. Neden savaşıyoruz? Bizimle savaşmak istiyorsanız, buyurun Kur’an’a kılıç vurun!” (S:74) hileli bir propaganda yaparak Muaviye ordusunu bozgun ve yenilgiden kurtarmış, daha sonra da Muaviye’yi temsil eden hakem olarak görev almış ve kurnazca ve hile ile Muaviye’yi halife ilan etmiştir. (S:77)

Hz. Ali ile savaşan Cemel Vak’as mensupları ile Sıffin Savaşı mensuplarının yanlış yolda olduklarını hadis şeriflerle ortaya koymaya çalışan Ahmet Turgut Cemel Vak’asında Peygamber Efendimizin Zübeyr bin Avvam’a söylediği “Ey Zübeyr! Bir gün Ali’ye karşı savaşırsan, dikkat et, o savaşın zalimi sen olursun.” (S:69) Hadisi Şerifi Hz. Aişe taraftarı olan Zübeyr bin Avvam ‘ın haksızlığını dolayısıyla Cemel vak’asında Hz. Ali’nin haklılığını, Ammar bin Yasir’in Hz. Ali tarafında yer alması ve Hz. Peygamberin bir hadisinde “Ammar’ı baği bir grup öldürecek. Bu onları cennete çağırır, onlar da bunu ateşe çağırır.” (Tirmizi, 3800. Hadis) başka bir hadiste ise “Müjde sana ey Ammar, siyankar bir grup tarafından öldürülüp şehit olacaksın. Sen onları cennete davet edeceksin, onlar da seni cehenneme.” (Buhar, 441. Hadis) buyurduğunu, dolayısıyla Hz. Ali’nin de Sıffin savaşında haklı olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Her ne kadar biz geçmişte yaşanmış olaylara taraf olmasak da Peygamber Efendimizin buyrukları doğrultusunda haksız ile haklı bilmemiz gereklidir.

Hz. Hasan’ın şahsında Hz. Ali ve Hz. Hasan taraftarlarının samimiyet ve sadakatlarını “güya Âl-i Muhammed’e biat etmiş, kimselerin ahmaklık yahut korkaklıklarıyla, ille de Emevilerin dünyaperestliğine öykünmek suretiyle İmam Ali’ye nasıl gün yüzü göstermedikleri… Lakin daha da azıtıp başlarındaki Emirü’l-Mü’minin’i [Hz. Hasan] öldürmek karşılığında rüşvet pazarlıklarına girişmeleri, böylesi insanlarla omuz omuza vererek batılla mücadele etmeyi hepten zora sokuyordu.” (S:97) Ahmet Turgut Hz. Ali ve Hz. Hasan’ın Muaviye misal siyaset yapmadığını, “savaş hiledir” ve “düşmanınızın silahıyla silahlanın” ikazlarını dikkate almadıklarını hatta kendisi bu ikazlara göre hareket etmese de Muaviye’nin taktiklerini hilelerini boşa çıkaracak tedbirleri de yeterince uygulamadığı, uygulayamadıklarını da yazması gerekirdi diye düşünüyorum. Muaviye tulekadan olması dolayısıyla belki de savaş hilelerinde her şeyi mubah gören bir anlayışa sahipti. “İstiyorsan sulh-u selah hazır ol cenge” düsturu yine geçerli olmuş ancak Hz. Ali ve Hz. Hasan taraftarlarından çoğunun önce biat edip sonra dönenlerin bu sonucu hazırladığı da bir gerçektir.

Ahmet Turgut “Zaten “Muaviye” kelimesi, sözlükte “havlayan köpek” manasına gelir.” (S:100) diyerek ilmi, olmayan bir şeklide yaklaşım göstermiştir. Araplarda isimlerde Türkçede pek de hoşa gitmeyecek manaları olan isimler kullanılmıştır. Nitekim başka sahabelerin de “deve yavrusunun babası, bir tür kuş, ejderha” gibi Türkçesi pek tasvip edilmeyecek manaları olan isimleri alanlar vardır ve bugün böyle isimler Türkiye’de de kullanılmakta, Türkler de İslami isim diyerek itiraz etmemektedir. Hatalı ve günahkâr olmak insanı İslam dairesinden çıkarmaz, hesabını Allaha verecektir. Bize düşen insanları aşağılamak değildir. 

Muaviye ile Hz. Hasan arsında yapılan anlaşma ile Muaviye ölünce halifelik tekrar Hz. Hasan’a geçecekti. Muaviye oğlu Yezid’in halife olmasında en büyük engel gördüğü “Hz. Hasan’ı zehirleme görevini Medine valisi olmak için fırsat kollayan kuzeni Mervan bin Hakem’e verdi. İlk teşebbüslerinden sonuç alamayan Mervan, Hasan Efendimizi ancak onun ev ahalisinden birinin yardımıyla zehirleyebileceğinin farkındaydı.” (S:127) Mervan bin Hakem bu işi Sıffin savaşında HYz. Ali’yi önce tahkime zorlayan sonra da hakem olayını kabul ettiği için küfür ile suçlayan Eş’as bin Kay’ın kızı olan ve Hz. Hasan’ın eşi Câde’inin yapacağına kanat getirince “Hz. Hasan’ı zehirleyebilirse Yezid’le evlenip hanım sultan olacağı”nı (S128) söyleyerek kandırır. Mervan zehir olarak elmas tozu getirtmiş, Câde bu elmas tozu ile Hz. Hasan’ı zehirleyerek Mervan’ın ayarladığı ulak ile Şam’a kaçmıştır. İçeceğine karıştırılarak verilen elmas tozu binlerce bıçak vazifesi görerek ciğerlerini ilime lime etmiş ağzından her öksürdüğünde kan ve parçalanmış ciğerleri geliyordu. İnsanlık dışı bir olay, ama saltan hırsı Muaviye’ye, Mervan bin Hakem’e, Câde’ye bir peygamber torunu olan Hz. Hasan’a bunu yaptırabiliyordu. Yerzid ile evlenmeyi bekleyen Câde bin Eş’as “Daha dün iman ettiği Nebi’nin evladını öldüren bir kadın yarın benim oğlumu da öldürür! diyen Muaviye, Câde’yi gelin almaktan vaz geçti ve onu boğdurttu. Lakin Mervan’a verdiği sözü tuttu ve onu ödüllendirip Medine valiliğine getirdi.” (S:131)

Ahmet Turgut Yezid’in İstanbul kuşatmasında bulunmadığını ancak Muaviye’nin onu büyük göstermek için bir plan yaparak İstanbul Kuşatmasına hazırlık babından seferberlik ilan ettiğini, böyle bir sefer düzenlense Emeviler’in Konya’dan, Eskişehir’den, nihayetinde Sakarya ve İzmit dolaylarında Bizans ordularıyla karşılaşmaları gerektiği, ancak başka hiçbir kaynakta rastlanmayan böyle bir tarihi kaydın sadece Emevi tarihçilerin yazdığını hatta Georg Ostrogorksky’nin Bizans Devleti Tarihi’nde kaydettiği Emeviler’in seferberlik ilan etmelerine rağmen birkaç gemi ile İstanbul önlerine gelip geri döndükleri bilgisine dayanarak iddia etmiştir. Ancak bu kayıtların aksine olabilecek Ebu Eyyüp el Ensari olarak bilinen Ebû Eyyûb Hâlid b. Zeyd b. Küleyb el-Ensârî için ilahiyatçı Hüseyin Algül tarafından yazılmış İslam Ansiklopedisindeki “Ebu Eyyüb el Ensar” maddesinde şu bilgi bulunmaktadır.ihtiyarlık döneminde bile her yıl bir savaşta bulunmaya gayret etti. Katıldığı seferlerin sonuncusu müslümanların ilk İstanbul kuşatması oldu. Onun bu kuşatmadan bir yıl sonra (49/669) gönderilen Yezîd b. Muâviye kumandasındaki takviye birliğin içinde bulunduğu da rivayet edilmektedir. Ebû Eyyûb, kuşatma devam ederken hastalanarak 49 (669) yılında vefat etti. Ancak 50 (670), 52 (672) veya 55 (675) yıllarında öldüğü de ileri sürülmüştür. Cenaze namazını Yezîd b. Muâviye kıldırdı. Vasiyeti üzerine bir askerî birlik tarafından surlara yakın bir yere götürülerek oraya defnedildi.

Hz. Ömer zamanında vali atanan ancak Hz. Ömer’den çekinen ve kontrolünden çıkmayan, çıkamayan Muaviye Hz. Osman zamanında azgınlaşmış, kontrol edilemediği gibi her şeyin Ümeyyeoğullarının eline geçtiği yönünde bir duygu ile hareket etmiştir. “Hz. Osman, Muaviye hakkında Ashab’dan ve yöre ahalisinden gelen yolsuzluk, talan, israf, şatafat, içki ve put ticaretleri, faizcilik, tefecilik kabilinden şikayetler karşısında Muaviye’yi ilk olarak Hz. Ömer’in vali atadığını ve onun ferasetine güvendiğini söyleyerek herhangi bir işlem yapmıyordu.” (S:147) Bu durum üzerine Hz. Ali, Hz. Osman’ı Muaviye’nin Hz. Ömer’in kölesinden korktuğu kadar kendisinden korkmadığı hususunda uyarmıştır. 

Yezid Kerbeladan iki yıl sonra içlerinde Suriyeli Hristiyanlarında bulunduğu bir Emevi ordusunu Medine’ye gönderdi. Müslim bin Ukbe komutasındaki bu ordu şehri kuşattı ve 58 yıl önce Ebu Süfyan’ın hendek Savaşı’nda yapamadığını yapıp şehre girdi. Üç yüzden fazla sahabeyi, yedi yüz hafızı ve binlerce Tabiin’i katletti.” (S:162) Emevi ordusunun üç gün boyunca kadınlara tecavüz etmesi sonucu babası bilinmeyen ve “Evladı Harre” diye isimlendirilen dokuz yüz çocuk dünyaya geldi. Mekke’de Ebrehe ordusunun yapamadığını yapı Kabe’yi yıktılar. 

Dört yıl tahtta kalan ancak Ehlibeyt ve Müslümanlara tarihte görülmemiş zulmü eden Yezid otuz altı yaşında genç ölünce yerine geçecek oğlu II. Muaviye “Dedem Muaviye bin Ebu Süfyan, Resulullah’a (sav) yakınlığından dolayı hilafete müstehak olan Ali bin Ebu Talib’le haksız bir mücadeleye girişti. Eceli gelene değin bildiğiniz tüm o günahları yüklendi. Şimdi kabrinde günahlarının rehini olarak yatıyor. Ondan sonra babam devraldı bu işi. O da hilafete ehil bir değildi. Hevasına uydu, çirkin işlerini güzel gördü. Şimdi o da günahlarının rehini olarak mezarında yatıyor. Bize ağır gelen huşu, ölenimizin kötülüğünü ve vardığı sonun çirkinliğini bilmemizdir. Babam Ehl-i Beyt’i katletti. Haramları mubah kıldı. Kabe’yi yıktı. Bana gelince? Biat alıp vebalinizi yüklenecek değilim. Ebu Süfyan’ın nesline kalan şer, kendilerine yeter artık.” Diyerek hakkı teslim etmiş ve halifeliği kabul etmemiştir. Aynı zamanda Peygamber efendimiz de nesillerinde iman eden birileri çıkar sözü bakımından tasdik etmiştir. II. Muaviye Mervan bin Hakem tarafından zehirlenmiş ve Mervan bin Hakem Yezid’in hanımıyla evlenerek tahta çıkmıştır.

Hz. Aişe ve Muaviye arasındaki ilişkinin dostane olmadığını, Muaviye’nin Hz. Aişe’yi Hz. Osman’ın katledilmesinden sorumlu tuttuğu(S:166), Muaviye’nin ordusunun Hz. Aişe’nin kardeşi Mısır valisi Muhammed bin Ebu Bekir’i öldürdükten sonra yaktıklarını (S:166), Mervan bin Hakem’e Hz. Aişe’nin diğer kardeşi Abdurrahman bin Ebu Bekir’i zehirleyerek öldürttüğünü (S:167), hatta Hz. aişe’nin de öldürülmesini Mervan bin Hakem’e emrettiğini ve Hz. Aişe’yi öldüren Mervan bin Hakem’in aceleyle gece Hz. Aişe’yi defnettiğini (S:167), Hz. Aişe’nin Muaviye’ye bakış açısını vermeyerek İslam Tarihçilerinin onu ve Zübeyr bin Avvam ile Talha bin Ubeydullah’ı birlikte Muaviye taraftarı gibi anlaşılmalarına sebep olduklarını (S:168),  gibi sebeplerle düşman olduklarını izah etmektedir. 

Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Uludağ “İslam’da İnanç Konuları ve İtikadi Mezhepler” adlı akaid kitabının 211. sayfasında “Haricilerin Özellikler’ni anlattığı kısımda Hz. Ali’nin hayatının sonlarında “Haricileri öldürmeyiniz. Zira hakkı arayıp da yanılan kimse (Harici) ler, batılı arayıp da bulan kimse (Emevi) ler gibi değildir.” dediğini aktarmıştır. Her ne kadar bu söz ile Muaviye ve Yezid gibi isimler verilerek yanlışları anlatılmasa da bir genelleme yapılarak bu Emevi döneminde II. Muaviye gibi hakkı bilen, halıya hakkını teslim eden, hakkı tutup kaldıran bir kişinin çıkmasına rağmen Emeviler dönemi toptan eleştirilmektedir. Süleyman Uludağ gibi konunun uzmanı bir hoca tarafından bir akaid kitabına alınan bu sözden anlaşılan o dur ki Hariciler Emeviler kadar kötü değildir. Ya da diğer bir ifade ile Emeviler Haricilerden daha kötüdürler.

Sahabe/Sahabi kelimesi çok geniş manada kullanıldığından aslında peygamber efendimizin tasvip etmediği hareketleri icra edenlere de sahabi dendiğini ifade eden Ahmet Turgut en doğru tabirin Peygamber efendimizin bir hadisinde gizli olduğunu ifade eder. Resulullah (sav)’in “Sizi Ashab’ım hakkında kötü konuşmaktan men ederim! Zira sizden birsi Uhud Dağı kadar altın dağıtsa Ashab’ımdan birinin verdiği yarım müd sadakaya bile yetişemez…” (S:181) buyurduğunu ve burada “Siz” diye hitap ettiği kişilerin Müslüman ve Peygamber Efendimizi gören Müslüman kişilerden oluştuğunu ancak bunlar “Ashabım” diye zikrettiği kişilerin ise onlardan farklı özel bir topluluk olduğunu zikreder. Yani Ahmet Turgut’a göre akla mantığa da uygun olan “sahabi” kelimesi peygamber efendimizi gören bütün Müslümanları değil de O’nun arkadaşlarından oluşan çok dar bir Müslüman grubu kapsamaktadır. Aslında sahabi; Hz. Peygamberin arkadaşı olup O’nun ahlakıyla ahlaklanmış ilim, hikmet, takva, faziletli ameller bakımından diğer Müslümanlara örnek olan, bu fedakârane güzel davranışlarıyla anılan kişilerdir. 

Ehl-i Sünnet alimleri Ahmet Turgut gibi Ehl-i Beyt sevgisi üzerinden nerdeyse farklılıkların propagandasını yapacak kadar aşırılığa gitmemişlerdir. Onlar İslam ümmeti arsındaki ayrışmayı yatıştırmak, farklılıkları izale etmek yolunu seçmişlerdir. Ahmet Turgut Ehl-i Sünnet mensuplarının çocuklarına Muaviye ve diğer isimleri vermemeleri gibi Muaviye’ye karşı sergilenen mesafeli duruşu beyan etmekle birlikte onun aleyhine yazmadıkları için Ehl-i Sünnet alimleri suçlamaktadır. Ancak Ahmet Turgut’un delil olarak sunduğu kaynakların Ehl-i Sünnet alimlerin kaynakları olduğu yadsınamaz. Ahmet Turgut Muaviye’yi tuttukları gerekçesiyle kişilerin psikiyatrik tedavi görmesi gerektiği gibi ağır ithamlarda bulunmaktadır.

Ahmet Turgut; Saltanat alimi dediği Sünni alimlerin Ehli Sünnet alimlerinden Muaviye ve uygulamalarını eleştirenlerin Şiileştiğini söyleyip onları ehl-i sünnet dışı ilan ettiğini söylerken öteki taraftan Şiilerin de saltanat yanlısı alimleri “mezhep içi veya dışı siyasi rakiplerini de Muaviye ve Yezid’in varisi sayarak” (S:192) Ehl-i Beyt’i intikamının alınması gereken “kutsal mağdur” kişiler olarak tanımladıklarını ve bu anlayışa karşı çıkan Şii alimlerinin de hanedan mollaları tarafından Sünnileşmekle suçlandığını (S:193) ifade etmektedir. Nemrut ve Hz. İbrahim hikayesi üzerinden Hz. Ali ve Muaviye olayını açıklamaya çalışarak Muaviye ile mücadele ederken Nemrut’un Hz. İbrahim ile mücadelesindeki gibi firavunlaşmadan, İbrahimi bir metot ile, yani İslami ve ahlaki bir metot ile mücadele edilmesi gerektiğini izaha çalışır. Ahmet Turgut bir nevi “resmi tarih güçlülerin tarihidir” diyor.

Ahmet Turgut Muaviye’yi, Yezid’i, Emevileri Süfyaniler diyerek eleştirmekte, onları eleştirmeyen sadece olanı biteni anlatarak haklarında “Baği” hükmünü vermeyen herkesi, Ehlibeyte Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin yapılanlara göz yummakla Muaviye taraftarı olmakla suçlamaktadır. Hatta Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile Muaviye arasında geçen olaylarda taraf olmayanları da bu suçlamaya dahil etmektedir. Ahmet Turgut tarafından eleştirilen kesim içinde bulunup 1300 yıldır gelip geçmiş Müslümanlar arasından Peygamberimizin Ehl-i Beytine yapılanlara üzülmeyen çıkmaz. Ahmet Turgut’un eleştirilerine delil olarak kullandığı belge ve bilgiler yine eleştirdiği insanlar tarafından yazılmış tarih ve hadis kitaplarından derlenmiş olduğu da ayrı bir gerçekliktir.

 “Kendi eliyle işlediği kötü, çirkin, haram işleri bile ‘O böyle takdir etmese yapamazdım…’ diyerek Allah’ın üzerine atar. Böylesi Zanlarını doğrulatmak için habire ‘kader-takdir inancını’ çekiştirir.” (S:224) diyen Ahmet Turgut’un ifade ettiği manada her ne kadar bu düşüncede olan Cebriye ve Cehmiye inanışına mensup insanlar olsa da Müslümanların çoğunun Ehl-i Sünnet velcemat Selefi, Eş’ar, Maturidi itikadi mezheplerine mensup olduklarını ve dolayısıyla insanın iradeyi cüz’iyesi ile kendi fiillerini işlediğini ve bu cüz’i irade ile istemesi ile de Allah’ın söz konusu fiileri yarattığını bilir ve inanır. Ancak günümüz Müslümanlarının en önemli eksiklerinden bir de Ahmet Turgut’un dile getirdiği gibi “Yaşanan olay takdiri ilahidir.” (S:225) deyip ihmali olanlardan hesap sorulmamasıdır. Takdir Allah’tan ise tedbir de kuldan olması gerekir. İşlenecek fiilin şartlarını yerine getirmezsen Ahmet Turgut’un uçak örneğinde olduğu gibi uçağı uçuramazsın, uçak düşer.

Ahmet Turgut süslü bir dil ve duygusal bir anlatım ile gönüllerde merhamet ve sevgi hislerini uyandırmaya çalışmış ve bu duygusal dil ile sanki ardı kesilmeyecek gibi sonsuzluğa bağlanan cümleler kurmuştur. Genelde yargı ifadelerini tek cümlede değil de paragraflarla ifade etmiştir.

Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ile Muaviye ve Yezid arasında yaşanılanlar aslında siyasetin insanların gözünü kör ettiğini, sahabe bile olsa siyasi tarafgirlik ile hareket edebildiklerini, çok abid ve zahit kimselerin de haklının yanında yer almaya bileceklerini göstermektedir. Ayrıca insanların hak ve batıl davasında tarafsız olmalarının aslında hakkın aleyhine olduğunu, sahabelerin de Hz. Ali tarafı olmayarak Muaviye’nin hakimiyetine örtülü bir destek verdiklerini göstermektedir.

Ahmet Turgut nihayetinde sorgulayıcı bir bakış açısı ve eleştirel bir gözle kaleme aldığı “Güzelliğin Efendisi Hz. Hasan” adlı kitabında heva ve hevesinde asılsız suçlamalarda bulunmamıştır. Aktardıkları hususlar ilk İslam kaynaklarında mevcuttur. Zaman zaman yorumlarında ilmi bakış ve yorumdan ayrılıp hissi davransa da farklı bir bakış açısıyla okunması gereken bir eser ortaya koymuştur.

YORUM YAP

escort Bağcılar escort Bahçelievler escort Bakırköy escort Bayrampaşa escort Beylikdüzü escort Güngören escort İstiklal escort Kadıköy escort Sultanbeyli escort Üsküdar escort Avsallar escort Mahmutlar escort Oba escort Mecidiyeköy escort Ölüdeniz escort Güllük escort Kültür escort Ataşehir escort Avcılar escort Başakşehir escort Esenler escort Esenyurt escort Fatih escort Gaziosmanpaşa escort Kartal escort Küçükçekmece escort Maltepe escort Pendik escort Sultangazi escort Ümraniye escort Adapazarı escort Yalıkavak escort güvenilir casino siteleri Yalova escort Muğla escort Aydın escort Çanakkale escort Balıkesir escort Tekirdağ escort Manisa escort Trabzon escort Kahramanmaraşescort Kütahya escort Osmaniye escort Sivas escort Tokat escort Çorum escort Yozgat escort Isparta escort Elazığ escort Ordu escort Edirne escort Erzincan escort Zonguldak escort Rize escort Uşak escort Kırşehir escort Erzurum escort Giresun escort Amasya escort Sinop escort Niğde escort Bolu escort Karaman escort Kırıkkale escort Bayburt escort Ardahan escort Gümüşhane escort Artvin escort Çankırı escort Bartın escort Sinop escort Bilecik escort Karabük escort Burdur escort Nevşehir escort Kıbrıs escort Kırklareli escort Kastamonu escort Düzce escort Aksaray escort Adıyaman escort Afyon escort Arnavutköy escort Bebek escort Beşiktaş escort Beykoz escort Beyoğlu escort Büyükçekmece escort Çatalca escort Çekmeköy escort Eyüpsultan escort Kağıthane escort Sancaktepe escort Sarıyer escort Şile escort Silivri escort Şişli escort Taksim escort Zeytinburnu escort Aliağa escort Balçova escort Bayındır escort Bayraklı escort Bergama escort Beydağ escort Bornova escort Buca escort Çeşme escort Çiğli escort Karşıyaka escort Fehiye escort Marmaris escort Gaziemir escort Dikili escort Menderes escort Menemen escort Torbalı escort Atakum escort Çerkezköy escort Yenişehir escort Bodrum escort Toroslar escort Tarsus escort Silifke escort Mezitli escort Erdemli escort Anamur escort Akdeniz escort Melikgazi escort Elbistan escort Lüleburgaz escort İzmit escort İlkadım escort Çorlu escort Battalgazi escort Yeşilyurt escort Milas escort Ceyhan escort Çukurova escort Kozan escort Sarıçam escort Seyhan escort Emirdağ escort Sandıklı escort Merzifon escort Suluova escort Taşova escort Altındağ escort Batıkent escort Çankaya escort Çubuk escort Etimesgut escort Haymana escort Kahramankazan escort Keçiören escort Kızılcahamam escort Mamak escort Polatlı escort Pursaklar escort Sincan escort Ulus escort Yenimahalle escort Aksu escort Alanya escort Belek escort Demre escort Döşemealtı escort Elmalı escort Finike escort Gazipaşa escort Kaş escort Kemer escort Kepez escort Konyaaltı escort Korkuteli escort Kumluca escort Lara escort Manavgat escort Muratpaşa escort Serik escort Side escort Didim escort Efeler escort Nazilli escort Söke escort Altıeylül escort Ayvalık escort Bandırma escort Bigadiç escort Burhaniye escort Dursunbey escort Edremit escort Erdek escort Gömeç escort Gönen escort Havran escort İvrindi escort Karesi escort Kepsut escort Susurluk escort Büyükorhan escort Gemlik escort Görükle escort Gürsu escort Harmancık escort İnegöl escort İznik escort Karacabeyescort Kestel escort Mudanya escort Mustafakemalpaşa escort Nilüfer escort Orhangazi escort Osmangazi escort Yıldırım escort Biga escort Çan escort Gelibolu escort Karahayıt escort Merkezefendi escort Pamukkale escort Keşan escort Aziziye escort Palandöken escort Yakutiye escort Odunpazarı escort Tepebaşı escort Araban escort İslahiye escort Karkamış escort Nizip escort Nurdağı escort Oğuzeli escort Şahinbeyescort Şehitkamil escort Yavuzeli escort Bulancak escort Espiye escort Görele escort Altınözü escort Arsuz escort Antakya escort Defne escort Dörtyol escort Erzin escort Hassa escort İskenderun escort Kırıkhan escort Kumlu escort Payas escort Reyhanlı escort Samandağ escort Eğirdir escort Yalvaç escort Foça escort Karabağlar escort Kemalpaşa escort Kiraz escort Kınık escort Konak escort Narlıdere escort Ödemiş escort Tire escort Urla escort Safranbolu escort Akhisar escort Alaşehir escort Kırkağaç escort Salihli escort Sarıgöl escort Şehzadeler escort Soma escort Turgutlu escort Yunusemre escort Akkışla escort Bünyan escort Develi escort Kocasinan escort Talas escort Yahyalı escort Gazimusağa escort Girne escort İskele escort Lefke escort Lefkoşa escort Başiskele escort Çayırova escort Darıca escort Afşin escort Dulkadiroğlu escort Göksun escort Onikişubat escort Türkoğlu escort Kızıltepe escort Mut escort Dalaman escort Gümbet escort Datça escort Kavaklıdere escort Köyceğiz escort Menteşe escort Turgutreis escort Ula escort Yatağan escort Fatsa escort Altınordu escort Ünye escort Düziçi escort Kadirli escort Ardeşen escort Akyazı escort Arifiye escort Erenler escort Geyve escort Hendek escort Karasu escort Kaynarca escort Sapanca escort Derince escort Dilovası escort Gebze escort Gölcük escort Kandıra escort Karamürsel escort Kartepe escort Körfez escort Akşehir escort Beyşehir escort Bosna escort Ereğli escort Karapınar escort Meram escort Selçuklu escort Gediz escort Simav escort Tavşanlı escort Doğanşehir escort Bafra escort Çarşamba escort Boyabat escort Kapaklı escort Süleymanpaşa escort Erbaa escort Niksar escort Turhal escort Akçaabat escort Of escort Ortahisar escort Yomra escort Armutlu escort Çiftlikköy escort Çınarcık escort Akdağmadeni escort Boğazlıyan escort Sarıyaka escort Sorgun escort Alaplı escort Çaycuma escort Devrek escort Ereğli escort Kilimli escort Kozlu escort