T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın 208 sayılı resmî açıklamasıyla teyit edilen Ege ve Doğu Akdeniz politikamız; Mavi Vatan sınırlarından, KKTC’nin meşru egemenliğinden ve Batı Trakya Türklerinin gasbedilen haklarından asla taviz verilmeyeceğini bir kez daha dünyaya ilan etmiştir.
Türkiye’nin yakın havzasında jeopolitik gerilimlerin tırmandığı ve bölgesel dengelerin yeniden sınandığı bir dönemde, Türk diplomasisi ve güvenlik bürokrasisi denizlerdeki meşru haklarımıza yönelik tavizsiz duruşunu en üst perdeden teyit etti. T.C. Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan 208 sayılı resmî açıklama; Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki millî hak ve menfaatlerinin günlük siyasi polemiklerin yahut üçüncü tarafların yönlendirmelerinin çok ötesinde, değişmez bir devlet aklı ve beka çizgisi olduğunu açıkça ortaya koydu.
Açıklamada, “Türkiye’nin tüm platformlarda, uluslararası hukuka uygun biçimde ve kararlılıkla savunduğu görüşlerinde herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Ege ve Doğu Akdeniz’deki meşru hak ve menfaatlerimizi taviz vermeksizin korumaya devam edeceğiz” ifadelerine yer verilerek, Ankara’nın Mavi Vatan doktrinindeki kararlılığı tescillendi.
Ege Denizi, Türkiye’nin batı güvenlik kuşağının ve deniz ticaret yollarının ana kapısıdır. Lozan ve Paris Barış Antlaşmaları hilafına Gayriaskeri Statüdeki Adalar’ın (GASA) silahlandırılması, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir. Türkiye’nin bu husustaki kararlılığı; adaların hukuki statüsünün korunması, hava sahası dayatmalarının reddedilmesi ve karasuları genişletme hamlelerine karşı sergilenen caydırıcılıkla somutlaşmaktadır.
Dışişleri Bakanlığı’nın vurguladığı gibi, barış ve diyalog çağrıları Türk milletinin millî haklarından feragat edeceği anlamına gelmez. Ege’deki deniz yetki alanlarının adil ve hakça paylaşımı, Türkiye’nin kıta sahanlığı haklarının dokunulmazlığı esasına dayanmaktadır.
Doğu Akdeniz’de enerji jeopolitiği üzerinden Türkiye’yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) Antalya Körfezi’ne hapsetmeye çalışan maksimalist haritalar, Türk donanmasının varlığı ve sismik araştırma filomuzun kararlılığıyla sahada fiilen hükümsüz kılınmıştır.
KKTC’nin egemen eşitliği ve uluslararası alanda tanınması, Doğu Akdeniz’deki Türk varlığının teminatıdır. Türk Devletleri Teşkilatı nezdinde gözlemci üye olarak temsil edilen KKTC’nin hakları, Türk dünyasının ortak deniz kalkanı niteliğindedir. Kıbrıs Türkü’nün haklarını yok sayarak deniz yetki alanlarında tek taraflı tasarruflara girişen mihraklar, karşılarında daima Türkiye’nin askerî ve diplomatik çelik iradesini bulacaktır.
Ege ve Doğu Akdeniz denklemi, sınırın hemen ötesindeki soydaşlarımızın haklarından bağımsız düşünülemez. Dışişleri Bakanlığı’nın geçtiğimiz günlerde yayımladığı 207 sayılı açıklamada da işaret edildiği üzere, Yunanistan’ın Batı Trakya Türk Azınlığı’nın etnik kimliğini inkâr eden, vakıf ve eğitim kurumlarını baskı altına alan politikaları kabul edilemez bir hak ihlalidir.
Batı Trakya’daki Türk varlığı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde dönemsel çıkarlara kurban edilemeyecek tarihî ve hukuki bir emanettir.
Cumhuriyetimizin 103. yılına ulaştığımız bu kutlu günde; Preveze’den Çaka Bey’e, Barbaros’tan Millî Mücadele’nin kahraman denizcilerine uzanan köklü denizcilik mirasımız, Mavi Vatan doktriniyle ete kemiğe bürünmüştür. Türk milleti; karada olduğu gibi çevre denizlerinde de hiçbir oldubittiye boyun eğmeyecek, hak ve menfaatlerini tavizsiz bir şuurla muhafaza edecektir.