EKMEĞE DAİR

Efendi Barutçu

Türk müsün Yoksa Primat mı?

Bu haber 31 Mayıs 2013 - 19:54 'de eklendi ve 1.386 kez görüntülendi.

Türk müsün Yoksa Primat mı?

Şükrü Alnıaçık

İddiamız,Millet olmadan insan olunamayacağı“dır. Bunun için önce İngiliz hariciyesinin unutturulmuş bir yönünü hatırlamak ve “darwinizmin stratejik yönünü” iyi analiz etmek gerekiyor.

Bu bakış açısı, 20. Yüzyıl başlarında doğan ve yükselen “Türk Milliyetçiliğinin” emperyalizm karşısında doğal bir savunma refleksi olduğu tezini güçlendirmektedir.

Stratejik Darwinizm’le ilgili tespitlerimiz, devletlerin milli sınırlar ve milli ekonomik hassasiyetlerle desteklenmemesi halinde sade dindarlığın, sömürgecilik karşısında nasıl yetersiz kalacağını açıkça ortaya koymaktadır. Dinlerin harman yeri olan Hindistan, kastlar yüzünden millet olamamış, bu yüzden de “sömürge” kavramının beynelmilel sembolü haline gelmiştir. Yurdunu kaybetmiş bir topluluk olan İsrailoğulları ise “İbrani=Musevi” formülü ile hilkatini muhafaza etmiş ve sömürülüp gitmekten kurtulmuştur.

Bu bakış açısı, Darwinizmin bir türevi olan “ırkçılık“la, buna karşı ilahiyata uygun, “kavmî” bir varlık mücadelesi olarak ortaya çıkan Milliyetçiliğin asla aynı potada ele alınamayacağını da ispata muktedirdir.

Bu mantık örgüsü, ırkçılıktan korunma fırsatı bulamayan etnik milliyetçiliğin yani bölücülüğün, milliyetçiliğe karşı, ırkçı emperyalistlerin sömürüsünü kolaylaştıran bir cephe gerisi operasyonu olduğunu da, insanların irfanına sunmaktadır.

Böylece günümüzdeki duygusal Kürt Milliyetçiliğinin, neden Anti-Emperyalist Türk Milliyetçiliği ile eşdeğer görülemeyeceği ve dolaylı olarak nasıl Darwinist emperyalizmin işine yaradığı, daha iyi anlaşılacaktır. CHP Milletvekili bir bayan buna benzer bir şey söylemişti ancak, sosyalist ahlakla yetiştiği için kavramları karıştırmış ve Milliyet kelimesini Kürt kavramının yanına koyarak küçümsemenin bir cezası olsa gerek hakikatin mayasını eline yüzüne bulaştırmıştı.

Bu yeni yaklaşımın bir faydası da 1798’de “Liberal” Malthus’un Teorisiyle başlayıp, 1859’da Darwin’le ırkçılığın felsefi zemini haline getirilen Milliyetçilik karşıtı çalışmaların “Liberal” Gladstone ve Churchill’den sonra “Açık Toplum“cu Karl Popper’in izinden giden George Soros gibi yeni “Liberaller” tarafından nasıl daima canlı tutulduğunun gözler önüne serilmesidir.

Millet olunmadan insan olunamayacağının son derecede düz mantıklı bir dinsel dayanağı da vardır. “İnsanların milletler halinde yaşaması gerektiğini,” bizzat insanı ve tüm canlıları yaratan Allah buyurmaktadır.

Kur’an’daki “Ey insanlar, Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışanız diye sizi milletlere, kabilelere ayırdık. Haberiniz olsun ki, Allah katında en şerefliniz, en takvalınızdır. Muhakkak ki, Allah, bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat, 49/13) hükmü, çok açıktır. Hür ve müstakil bir kadı, bu hükümden hareketle, “millet olarak yaşamayanların insan olamayacağına” dair fetva bile verebilir.

Erkek ve kadın ne kadar meşru ise “kavim” de o kadar meşrudur. İnsanları yaratıldığı şekliyle kadını kadın, erkeği erkek olarak sevmek ne kadar gerekliyse kavmini kavim olarak semek yani milliyetçilik de o kadar meşru ve haktır. Haram olan, ifrat ve tefrittir.

Kavimler halinde yaratılan insanın, kavminin sınrlarını, yerini, yurdunu bilmeyen “sınırsız” sürüler halinde yaşaması durumunda neye benzeyeceği az çok bellidir.

Milliyetçi savunma reflekslerine sahip olamayan toplumlar,” henüz insan olamamış “primat“lar (zekalı maymun) gibi görülmekte, yarı maymun muamelesi görmekte ve sömürülmektedir. Bunu yapanlar da kendilerine goril süsü veren “Stratejik Darwinist” devletlerin yöneticileridir. Maymun muzla meşgul olurken, bu devletler, maymunlardan çaldıkları “altınlarla” yeni koloniler için yatırımlar yapmaktadır.

Ülkemizin sıcak ve kritik günlerden geçtiği şu dönemde Milliyetçileri kavramların tarihi derinliğine inerek oradan tedavi için hüküm çıkarmaları gerekiyor. Bizim naçizane hükmümüz şudur:

Bugün Türkiye’de aydınlar, siyasetçiler, akademisyenler ve işadamları iki kutba ayrılmış bulunmaktadır.

A- Bu kutbun bir tarafında,

1. Türk Milliyetçileri, 2. Ulusalcı Milli sol, 3. Milli Görüşçüler bulunmaktadır.

Bu gruptakiler, kutsal kitabımızdaki “kavimler halinde yaratılmış olma” şuuruna ideolojik bilinçle ya da insiyaki olarak tabi olan, “ideolojik homo-saphiens” yani insanlardır. İnsanlıkları, milli bilinç seviyeleri ile doğru orantılıdır.

B- Diğer tarafta ise

1.Enik bölücüler,

2.Liberal açılımcı ılımlı İslamcılar,

3.Sınır tanımayan cemaatler ve satın alınmış Sivil Toplum Örgütleri vardır.

İkincilerin birincilerden farkı, 250 milyonluk insan potansiyeliyle Emperyalizme kök söktürebilecek olgun bir stratejik değer olan “Türk Milliyetçiliğini ayaklar altına almış” olmalarıdır.

İnsanlıkları, durumlarında “Türk” olmaya doğru oluşabilecek değişiklikle doğru orantılıdır. Bu değişim, onları ekolojik bir bütünlük içinde “hayvanlar gibi kullanılmaktan koruyacak” bir tür ideolojik evrimdir.

Şaka değil, işte “Stratejik Darwinizm” tezine göre “birinciler insan, ikinciler şebek“tir.

Türk müsün yoksa primat mı?” diye sormamızın sebebi budur.

İki ayyaş” meselesine gelince: Her iki taraftan da bunu Atatürk’e “yakıştıranlar” vebal altındadır. Bin tane “huri” bin tane Recep Tayyib’i, bin tane kutsal tasla yıkayarak “ayıktırsa,” “Kudüs’te toplanan onbinlerce Arab’a minarelere ve kulelere yerleştirilmiş İngiliz mitralyözleri ve zırhlı otomobillerdeki İngiliz askerleri karşısında, semayı dalgalandıran bir coşku içinde… “yaşa Tayyip!..” dedirtemez!..

Ama O dedirtmişti:

Yaşasın Mustafa Kemal Paşa!..

___________________________________________________

(*): Fransız yazar Pierre Benoit’dan naklen, Selâhaddin Çiller, “Atatürk İçin Diyorlar ki,” İstanbul, 1978, s. 100

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments