MHP’den tezkere açıklaması

Bu haber 04 Ekim 2013 - 17:03 'de eklendi ve 1.220 kez görüntülendi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, partisinin milli savunma mekanizmalarınıetkinleştirmek namına ve hükümetin bu maksadı aşmaması kaydıyla Suriye Tezkeresi’ne destek verdiğini söyledi.

TBMM'DE KAYIT YAPTIRAN MILLETVEKILLERI

Başbakanlık tezkeresi üzerinde görüşlerini açıklamak üzere söz alan MHP Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş, “Bugün Akçakale’ye düşen bombanın yıl dönümü. Bu vesile ile Suriye sınırındaki çatışmalarda ölenlere tekrar Allah’tan rahmet dilerim. Partimiz dış politikalarla ilgili meselelerde kısır siyasal hesaplardan uzak bir tavır belirlemiştir. Biz hep doğru olanı yaptık ve söyledik. Bundan sonra da özür dileyecek değiliz. Partimizin çed raporu bu alanda devlet değerlerine olan bağlılığı tartışılmazdır” dedi.

 

Türkeş konuşmasında şunları kaydetti:

“Bilindiği üzere partimiz, bugüne dek, dış politikayla ilgili meselelerde, çok açık bir üslupla millî menfaatlerimizi önde tutan, kısır, siyasal hesaplardan uzak duran bir tavır benimsemiştir. Sırf Türk devletini ve insanını düşündüğümüz, oportünist yaklaşımları reddettiğimiz için, bu Meclis çatısı altında bulunan gerek iktidar gerekse ana muhalefet partisinin de zaman zaman hedef tahtası olduk fakat biz hep doğru olanı yaptık ve söyledik. Bundan dolayı da kimseden özür dileyecek değiliz. Çok şükür ki vicdanımız rahat, alnımız temiz.

Dış politika, tüm boyutları ve şubeleriyle bir millî siyaset başlığıdır. Zira, topyekûn ortak mülkümüzü kapsamaktadır. Partimizin, özellikle bu alanda, devlet değerlerine ve geleneklerine olan bağlılığı tartışılmazdır. Şayet bu gerçeği tartışmaya açmak gayretinde olanlar varsa da hadlerini aştıklarını bilmelidirler. Öte yandan, bir hususun da tüm kesimler tarafından idrak edilmesi adına söylemeliyim ki partimiz, millî siyaset kisvesi altında gayrimillî gayelere hizmet edenlere bugüne kadar müsamaha göstermemiş, bundan sonra da göstermemeye kararlıdır.

 

Peki, bunun altını niye çiziyoruz? Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devleti destansı fakat bir o kadar da çileli bir bağımsızlık mücadelesinin neticesinde inşa edilmiştir. İstiklal Harbi, bir milletin hayatta kalması ve tarih sahnesindeki varlığını sürdürebilmesi için verilmiştir. Başta rahmetli Atatürk olmak üzere, cumhuriyetimizin kurucuları savaşın yıkımını, vahşetini ve karanlığını bizzat yaşamışlardır. O döneme ait çekilmiş fotoğrafları bir an için zihninizde canlandırmanızı sizlerden, özellikle de bugün savaş tamtamları çalanlardan istirham ediyorum.

 

Kanla sulanmış toprağa yalın ayak basan çocuklar, savaşın tüm manevi yükünü çekerken sırtında kamburlar oluşan kadınlar ve bayrak uğruna, vatan uğruna, millet uğruna geride sevdiğini, ailesini bırakan gençler, yaşlı delikanlılar. Biz, değerli milletvekilleri, savaşın perişanlığını bilen bir milletin mensuplarıyız ve bu sebepten dolayıdır ki yıllar içinde barışın kıymetini anlayabilmiş bir milletiz. Birileri gelip vatanımıza göz dikmedikçe, insanımıza saldırmadıkça, sınırlarımıza tecavüz girişiminde bulunmadıkça biz, Türk milleti olarak daima barışı savaşa tercih ederiz. Rahmetli Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” vecizesi işte bu tercihin bir tezahürüdür. Milletçe bu görüşte birleştiğimiz, su götürmez bir gerçek olsa da mevcut iktidarın söz konusu birikim manzumesinden yeterince nasiplenmediği de gün gibi ortadadır.

Suriye’deki iç savaşa ilk günden itibaren gereğinden fazla angaje olan iktidar, bugün sahip olduğu dizginlenemez ideolojik hırsının kurbanı konumundadır. Her şeyden önce belirtmeliyim ki, 4 Ekim 2012 tarihli tezkereyle bugün görüştüğümüz tezkere arasında dağlar kadar fark bulunmaktadır. Geçen sene partimizin de destek verdiği tezkere, Suriye’nin bir uçağımızı düşürmesinin ardından kaleme alındığından son derece faydalıydı, bugün ise şartlar değişmiştir. Nasıl mı? İzah edelim, günümüz Suriye manzarası iktidar beğense de beğenmese de şu şekildedir: Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya ikilisi asgari müzakere şartlarında anlaşmış, bu vesileyle kısa ve orta vadede Suriye’ye yönelik olası bir askerî müdahale seçeneği ortadan kalkmış ve taraflar İkinci Cenevre Konferansı için hazırlıklara başlamışlardır.

Orta Doğu’da oyun kurucu iddiasıyla yola çıkan AKP iktidarı son olarak Saint Petersburg’da gerçekleştirilen G-20 zirvesinde de tespit edildiği üzere uluslararası platformda tecrit edilmiştir. Düzenlenecek olan İkinci Cenevre Konferansı’nda, AKP’nin yanlış siyaset sebebiyle Türkiye’nin dışlanması dahi söz konusu olabilir.

 

AKP gitgide yalnızlaşmaktadır, çünkü tutunduğu yegâne dal kopmuştur. İhvanın Arap Baharı’yla kazandığı ivme sekteye uğramış; söz konusu yapı Libya’da, Mısır’da mağlubiyete uğramış ve son olarak da Tunus’ta çözülmeye başlamıştır. İhvan, nerede iktidar olduysa baskıyı ve sindirmeyi bir strateji olarak özümsemiştir. Sürgünler, yasaklar, kıyımlar, suikastlar, terör ve toplu linç eylemleri, ne ararsanız var. Böylesine hassas bir coğrafyada Batı’nın olan bitene sessiz kalacağını düşünmek saflık olurdu. Nitekim, Batı tüm Arap Baharı coğrafyasında hadiselere müdahil oldu, neticelerini de hepimiz biliyoruz. Sıradaki devlet Suriye’ydi.

 

Önce, fazlasıyla suistimal edilen Suriye’nin bölgenin Pandora kutusu olduğu anlaşılınca geri adım atıldı. Burada bir İhvan iktidarı fazla gelirdi. Kaldı ki, bir baktılar, Suriye yalnızca Suriye değil; içinde Rusya, Çin, İran, Hizbullah çıktı; onlar da yetmedi, bir baktılar, Sünni-Şii çatışması çıktı, El Kaide çıktı, silahlı Kürt ayrılıkçıları çıktı. Ne oldu? Geri çekilindi.

Netice itibarıyla, Rusya kimyasal silahların imhası teklifiyle Amerika Birleşik Devletleri başkanı Obama’yı büyük bir sıkıntıdan kurtardı ve olası bir askerî müdahalenin önüne geçerek ciddi bir diplomatik zafer elde etti. Elbette, bir zaferin olduğu yerde hiç kuşkusuz, yenilgi de vardır. O da AKP İktidarını, Körfez ülkelerini ve genel olarak İhvan’a nasip oldu.

Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor? Demek oluyor ki, Suriye’ye yakın zamanda herhangi bir uluslararası koalisyon şemsiyesi altında asker göndermemize gerek olmayacaktır. Kaldı ki, silahlı kuvvetlerimizin angajman kuralları değiştirilmiştir. Olası bir ihlal anında gereken karşılık zaten verilmektedir, ileride de verilecektir. Demek oluyor ki, AKP’nin dış politika tasavvuru artık tüm meşruiyetini fiilen yitirdi ve her koldan çatırdıyor. AKP hayal bulutlarından gerçeğin sert zeminine düşmüştür, yüksek uçmak isterken kanatları yanmıştır. Demek oluyor ki AKP’nin bugüne dek iç politikadaki fiyaskolarını telafi etmek için ürettiği dış politikada başarı yalanının da sonuna geldik.

 

Değerli milletvekilleri, doğrusu, insan düşünmeden edemiyor. Sayın Davutoğlu nasıl bir diploması dehası içindeydi ki ördüğü siyaset nihayetinde, bugün itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti devletinin Suriye sınırı iki azılı terör gurubu tarafından paylaşılmaktadır. Bunlardan ilki El Kaide, ikincisi ise PKK’dır. AKP PYD’nin liderini Ankara’da kırmızı halılarla karşılarken Suriyeli Türkmenleri yok saymış ve hor görmüştür. Açıkça ifade ediyorum, bu ayıptan AKP iktidarı birinci derecede sorumludur fakat meselenin özü burada değildir. İktidarın önümüze getirdiği tezkerenin gerekçelerinden birisi Suriye kaynaklı saldırılar şeklinde lanse edilmektedir.

Sayın ilgili Bakan, size soruyorum: Türkiye-Suriye sınırında tek bir Esad yanlısı yapı kalmış mıdır? Sınırımızın diğer tarafının bir kısmı, insanlıktan nasibini almamış ama bu iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarının da desteklediği terörist guruplar, diğer bir kısmı ise müzakere yürüttüğünüz bebek katillerinin elindedir. Hangi Suriye kaynaklı saldırılardan bahsediyorsunuz Allah aşkına?

Cumhuriyet tarihimizin en kanlı saldırısı Reyhanlı’da düzenlenmiştir. Bu hunhar eylemin baş aktöre El Kaide’dir. Evet, AKP’nin maşa olarak kullandığı bazı sivil toplum kuruluşlarının alenen para, lojistik ve eleman temin ettiği El Kaide terör örgütüdür. Başbakanın Reyhanlı sonrasında döktüğü göz yaşları ve hayatını kaybedenleri mezheplerine göre ayrıştırmak için kullandığı çirkin sözleri de unutmadık, unutturmayacağız. Ceylanpınar’a ve Akçakale’ye düşen top mermileri ve o bölgede vatandaşlarımıza muntazam aralıklarla isabet eden kör kurşunlar çoğunlukla El Kaide-PKK çekişmesinden kaynaklanmaktadır. Bundan da haberimizin olmadığını mı zannediyorsunuz?

 

Devam ediyorum. Önümüze getirilen tezkerede, Birleşmiş Milletlerin Suriye’de kimyasal silah kullanıldığını doğrulayan rapora gönderme var, doğrudur ama bunu kim kullandı, hâlâ bilinmiyor. Ya kullananlar sizin müttefiklerinizse o zaman ne yapacaksınız, aynı tavrı muhafaza edecek misiniz? Burada Türkiye’ye düşen vazife, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumaktır. Ülkenin kuzeyinde herhangi bir grubun ayrılıkçı veya mezhepçi emellerine fırsat tanınmamalıdır.

 

Yine tezkerede “Hükûmetin süratli ve dinamik bir politika izlemesine yardımcı olmak” gibi hayli muğlak bir tabir kullanılmıştır. Bu pasaj, ustalık döneminde bulunduğunu iddia eden iktidarın acemiliğinin tescilidir. Söz konusu bölümdeki “süratli” sözcüğü artık alıştığımız aceleciliğe, “dinamik” sözcüğü ise AKP’nin mayasında var olan o saldırganlık yapısına denk düşmektedir. Başka bir deyişle, söz konusu gerekçeler, AKP’nin önümüzdeki dönemde Suriye konusunda fevri ve agresif olma arzusunun açık işaretleridir.

 

Bir iktidar olan bitenden hiç mi ders almaz, hayret ediyoruz. AKP’nin kardeş sevdası ve bu bağlamdaki ideolojik ihtirasları adım adım sonunu getirmektedir. Sayın Başbakan “Bu ülkede etkin muhalefet yok.” diyor ve fakat iktidarını içten kemiren bu inat sürdüğü müddetçe, kendisinin en büyük düşmanı yine kendisi olacak. Kendinizi tüketme iradenizi takdirle karşılıyor ve keyifle izliyoruz. Ne var ki iş Türkiye’yi tüketme noktasına gelirse, işte orada karşınızda Milliyetçi Hareket Partisinin devasa gövdesini görürsünüz. Nitekim, bu Meclis kürsüsü, ihtarlarımıza kulak asmanız için bize değil size sunulmuş büyük bir fırsattır. Malum, abluka altına aldığınız basın, açıklamalarımızı sansür süzgecinden geçirdiği için size yönelttiğimiz ve aslında milletin süzgecinden geçen uyarıları da bilmiyor olabilirsiniz.

 

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başında partimizin millî siyaset vizyonuna atıf yapmış ve dış politikada temel amacımızın devlet ve millet menfaatlerini korumak olduğunu ifade etmiştim. Bu noktadan hareketle, iktidarın Suriye inadının sokaktaki vatandaşa hissettirdiği mali külfete de değinmek istiyorum.

 

Suriyeli sığınmacılara bugüne kadar AFAD tarafından ödenen miktar 2 milyar dolardır. Kızılay 120 bin Suriyeli sığınmacıya her ay 9 milyon 600 bin lira harcama yapmaktadır. Bölgeyle iş yapan şirketlerimizin uğradığı zararlar ve çeşitli sebeplerden dolayı oluşan ticaret açığını bu tabloya eklemiyorum bile. Suriye krizi sebebiyle 40 bin tır şoförü işsiz kalmıştır, dile kolay, 40 bin. Bu hane nüfusu dikkate alındığında, nereden baksanız 120 bin kişiyi etkilemektedir doğrudan. Bu nedir biliyor musunuz değerli milletvekilleri? İnsan emeğinin aleni gasbıdır.

 

Söz konusu harcamalar insanımıza ek vergi ve iktidarın alaycı deyimiyle “güncellemeler” yani zamlar vasıtasıyla dönmektedir. Vergi veren vatandaşa haksızca dayatılan ek vergiler ve zamlarla alım gücü eriyor. Vatandaşımızın alın teriyle kazandığı helal para cebinden zorla alınıyor ve iktidarın ideolojik dış politikasının ayakta durması için seferber ediliyor. Bu manzaranın adı gasptır, emek hırsızlığıdır ve utanç vericidir.

Evet, değerli milletvekilleri, sizlere tasvir ettiğim tablonun gayrimillî niteliği ve devletimizin, insanımızın menfaatleriyle çeliştiği aşikârdır. Millet savaş istemiyor, millet başımıza açmadık dert bırakmayan sözüm ona dinamik politikalarınızı reddediyor. Gözünü kamuoyu araştırmalarından ve anketlerinden alamayan Başbakan, Suriye konusunda millî irade rüzgârlarının kendisine karşı estiğini hâlâ anlayamamıştır. “Analar ağlamasın!” sloganıyla vatan savunmasını rafa kaldıracaksın ama başka bir ülkeye müdahale yapmak için anaları ağlatacaksın, öyle mi? Merhum Erbakan üslubuyla konuşayım ki anlayasınız: “Hadi oradan, hadi oradan!” AKP içindeki savaş karşıtı arkadaşlarımıza da sesleniyorum: Müsterih olunuz. Milletimiz bir ideolojik kapristen dolayı herhangi bir kirli savaşa alet edilemeyecektir, buna izin vermeyeceğiz.

Milliyetçi Hareket Partisi millî refleksin biricik teminatı ve temsilcisidir. Vatanımız doğrudan bir saldırı tehdidiyle karşılaşmadıkça tavrımız bellidir ve barıştan yanadır. Şayet AKP İktidarı bunun haricinde bir inisiyatif kullanmak isterse kendi kaderini kendisi tayin etmiş olacak ve yalnız yürüyecektir. Bu bağlamda, Milliyetçi Hareket Partisi tezkereye millî savunma mekanizmalarımızı etkinleştirmek namına ve Hükûmetin bu maksadı aşmaması kaydıyla destek vermektedir.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments