DOLAR
8,3534
EURO
10,1249
ALTIN
499,00
BIST
1.459
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Gök Gürültülü
23°C
İstanbul
23°C
Gök Gürültülü
Salı Gök Gürültülü
22°C
Çarşamba Gök Gürültülü
22°C
Perşembe Gök Gürültülü
26°C
Cuma Gök Gürültülü
27°C
Yumurta tavuk, tavuk yumurta hikâyesi Fuat YILMAZER Yaptıklarının farkındalar mı bilemem ama ülkemiz çok sıkıntılı döneme giriyor. İktidar bloğu da, muhalefet bloğu da sevgisizlik, ayrışma, kutuplaştırma politikalarını bilerek isteyerek sürdürüyor. Halk ekonomik anlamda perişan, sosyal ve siyasal anlamda hoşnutsuz, iktidar buna çözüm yolu üretmek, çare bulmak için çalışmak yerine futboldaki...
NATO ZİRVESİNE DOĞRU Efendi BARUTÇU ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR  Bugün Brüksel’de yapılan NATO zirvesinde gözler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la ABD Başkanı Con Baydın arasındaki görüşmeye çevrilmiş durumda. Bu zirve ABD açısından yirminci yüzyılın yeniden tanzimi anlamını taşımaktadır. Bir önceki ABD başkanı Tıramp’ın Afganistan’daki Irak’taki ve dünyanın diğer muhtelif bölgelerindeki askeri varlığını...
OSMANLI’NIN LAİKLİĞE BAKIŞI Volkan Yaşar BERBER             Osmanlı son dönemlerinde yeni çağa ayak uydurabilme babında bir takım önergelerde bulunmaktan geri kalmamıştır. 1872’de Eyvah draması birden fazla evliliğe karşı, 1875 yılında Açık Baş isimli komedisi halkı dini alet ederek sömürenlere karşı sunulmuş olup destekte görmüştür. Avrupa’dan alınan her şeyin red edilmeyip bilakis...
ZİYA GÖKALP   Kenan EROĞLU              Bir süredir paylaştığımız Ziya Gökalp konusuna Kadircan Kaflı’nın görüşleri ile devam ediyoruz.            Yazı okunurken 1956 şartlarında yazıldığı unutulmamalıdır. Tek parti döneminin zapturapt uygulamaları, inanç ve fikir yönünden toplumun Batılılaşma-Çağdaşlaşma gibi belirsiz bir yöne doğru evirilmeye çalışıldığı zamanlardan de geçilip 1956’lara gelindiği de unutulmamalıdır.              Garip ve çeşitli uygulamalarla...

ÜLKÜCÜLÜK VE HAYAT

ÜLKÜCÜLÜK VE HAYAT
25.01.2014
0
A+
A-

 

                “Ülkücülük”bir ideoloji olduğu kadar aynı zamanda bir hayat tarzıdır. Bu sebeble her türlü iktisadî, siyâsî ve dinî düşüncenin üzerinde, lâkin İslâm ahlâkının tanzim ettiği bir yaşama şeklinin ta kendisidir. İslâmsız bir ülkücülük tasavvur etmek mümkün olmadığı gibi bunları birbirinden ayırmak kesinlikle kaabil değildir. Bu sebeble ülkücülük Türk Milleti, devleti ve vatanın sadece kabir taşları değil aynı zamanda kadim taşlarıdır. Onun için taşıdığımız emânetin farkında ve şuurunda olmamız gereklidir. Kuru-kuruya vatanseverliğin çok anlamı yoktur.

Ali BADEMCİ

Ali BADEMCİ

Bir kere her şeyden evvel ülkücü bilgili, okuyan, düzgün Türkçe konuşan, temiz giyinen insan demektir. Mutlaka eğitimli olmak, olmazsa olmaz şarttır. Hemen hemen okumayan ülkücü olmamalıdır. Unutulmamalıdır ki ülkücülük daha başından beri bir aydınlar hareketidir. Donanımlı insanlar ancak ülkücü olabilir. Eğitimli olmak mutlaka okuldan geçmez. Bugün yeni yayın teknolojileri önümüze sayısız imkânlar koymuştur. Bir düğmeye bastınız mı  günlük gazeteler önünüze geliyor.Yüzlerce internet gazetesi var. Bunları okumanın herhangi bir bedeli yoktur. TV programları da ufkunuzu açabilir. Bunların çoğu sahasında isim yapmış ve uzmanlanlaşmış kişiler tarafından yönetiltilmektedir. Kahvehanelerde zaman geçirmek artık bir hayat tarzı olmaktan çıkarılmalıdır. Öğrenmenin yaşı ve başı olmaz. Evvel şu Türkçeyi adam gibi öğrenmeliyiz. Bugün yüksek eğitim yapıp da hâlâ düzgün bir mektup yazamıyanlar çoğunluktadır. Ondan sonra tarihimizi ve kültürümüzü iyi bilmeliyiz. Bu işi yaparken mutlaka sağlam kaynakları edinmek ve bunlar üzerinde kafa yormamız şarttır.

İmkân varsa şöyle bir hafta gibi kısa zamanda  1000 yıl kültürümüzü ifâde eden ve bugün hâlâ Doğu Türkistan-Afganistan ve İran gibi vatanlarımızda kullanılan eski harfleri en azından okumayı ve okuduğumuzu anlamayı sağlamamız gereklidir. Çünkü bu coğrafyalarda en ez 100 milyon Türk yaşamaktadır. Hiç olmasa internet ve sosyal ağlarla bu soydaşlarımızla irtibat kurabiliriz. 50 milyonun üzerinde soydaşımız az çok lâtin harfleri kullanmaya başlamışlarsa da 70 yıldan beri “Kiril” harfleri ile kendilerini ve kültürlerini ifâde etmişlerdir. Bu iş eski yazıdan da kolaydır. Bütün bunlardan sonra günümüzde “Türk Lehçeleri”ehemmiyet kazanmıştır. Öğrenmek için küçük bir gayret yeterlidir. Anadolu Türk lehçesinin çevirimi bu işe çok müsaittir. Üniversitelerin dışında kolayca öğrenebiliriz. Nasıl olsa dil birdir. Yazıtları anlıyoruz da lehçeleri mi anlayamıyoruz. Anlaşılmayan sadece “Rusça” kelimeler ve isimlerdir ki onu da az düşününce çıkarabilirsiniz.

Bir önemli nokta da boş gezen ve âilesine yük olan ülkücülerdir. İşte en tehlikeli ve kötü iş budur. Halbuki  ülkücü ekmeğini taştan çıkaran, çok çalışkan ve asalak olmayan vasıflı insan demektir. Bunu bildikten sonra bir iş tutmamak  sâdece “Tesbihle” gün geçirip öyle ucuz, basit kabadayılığa özenmek  ülkücünün işi değildir. Hattâ bunun da ötesinde ekonomik olarak güçlü insanlara kendini kullandırmak ve yakışık olmayan isimlerle bühtanlanmak çok ayıptır. Elinizden ne iş geliyor onu yapın. Hiçbirşey bilmiyorsanız birkaç dönüm yer kiralayarak tarım işine yönelin. Bugün sebze ve meyveden tutun da hayvan ürünlerine kadar herşeyimiz ithal mallara dönmüştür. Böyle bir boşluk doldurulamaz mı? İlle de masa başı iş ne demek? Bir kere masa başı işleri ihtisası olan arkadaşlar yapsın. Yahud da imkanlarınızı birleştirerek onlarla ortaklıklar kurabilirsiniz. 10 yılın üzerinde içeride yatıp da çıktıktan sonra eğitimini tamamlayıp iş kuran nadir ülkücülere imrenerek siz de onlar gibi olun. Şu şöyle yapmış bu böyle torba doldurmuş lafları kesinlikle dost lafları değil sizleri tahrik etmek ve birbirinize düşman etmek isteyen provokatörlerin boş laflardır. Güney illerimiz binlerce Suriye’li mülteci ile doludur, bal gibi düz bir insan olarak ekmeklerini çıkarıyorlar. Allah kimseyi vatanından etmesin.

Artık beleş geçinmek boş gezmek devri kapanmıştır. Bu işler kesinlikle iğne ile kuyu kazan arkadaşlarınızın emeklerini de silip götürüyor. Düzgün ve isabetli evlilikler yapın ve sayımızı artırarak bir an önce çoğalmaya bakın. Artık eski devirdeki “Bacılık-Kardeşlik” defterini kapatın. Mutlaka seçeceğiniz eş de “Ülkücü”olmalıdır. Eşinize sımsıkı sarılarak boşanmalardan imtina edin. İki ülkücü birbiri ile anlaşamıyorsa milleti nasıl iknaa edeceksiniz? Ülkücü hanımefendiler de ırkımızın bütün özelliklerine, hususen “Başhatun” olmaya gayret sarfetmelidirler. Bizim kültürümüzde istediği kadar her millet ve toplum gibi “Çok eşlilik” varsa da doğrusu tektir ve pazara kadar değil mezara kadardır. Şamanizm’den beri gelen geleneksel miras hukukumuzda bile bütün haklara ilk eşten gelenler ancak sahiptir. Ülkücülükte kadın “mal” değil “Gök Tanrı”nın  ve İslâm’ın kutsal  emânetidir. Hiçbir şekilde onlara eziyet etme gibi bir hakkımız yoktur. Bir yeni dünyayı  böyle yaratacağız. Türk kültüründe âile ve onun katmanlarından oluşan “Boy”geleneği işte bu şekilde teşekkül etmiştir.

Tekrar özetlemek istersek, ülkücü herşeyden evvel kişilik sahibi, çalışkan, dürüst, müteşebbis, bilgili ve ilgili, âilesi sağlam, cesur, her yerde ve her halükarda kendisini ifâde etmesini bilen başı dik insandır. Ne mutlu bu ölçülerde olanlara! İşte bu vasıflarda olursak çok rahat bir hayat süreriz. Yok başkalarına kendimizi kullandırırsak bizim için yeni bir gelecek tasavvur etmek mümkün değildir. Kabına sığmamak, daima çoğalmak, bilgi toplumu olmak gibi meziyetlere bugünkü dünyada her zamankinden fazla ihtiyacımız vardır. Bazı şeyleri unutmamak ve boşvermemek lâzımdır… Bunları kulaklarımıza küpe yapmamız şarttır. Yoksa kendi kendimizi kandırmış ve yaşadığımız topluma örnek olmak yerine ihânet etmiş adam durumuna düşeriz.

Sağlıcakla kalın.