DOLAR
8,4565
EURO
10,2691
ALTIN
503,28
BIST
1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Parçalı Bulutlu
Salı Gök Gürültülü
24°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
27°C
Perşembe Gök Gürültülü
20°C
Cuma Gök Gürültülü
19°C
CEMAL KURNAZ HOCA’DA YUNUS SEVGİSİ Halim Kaya Cemal Hocayı hiçbir kitabını okumamakla birlikte yıllardır tanır, uzaktan uzağa da sever kendime yakın hissederdim. Herhalde Türk milletine verdiği değer beni kendisine cezbediyordu. Nitekim ilk okuduğum kitabı da “Türk Olmak” kitabı oldu. Bu kitabı okuyunca yazdığım ve Ülkü Yaz sitesinde yayınlanan kitap analiz...
TÜRKÇE BAKIŞ Gazi KARABULUT Dünya, coğrafyamız ve ülkemiz oldukça zor günler geçiriyor. Bir yandan küresel bir salgın ile mücadele edilmeye çalışılırken öte yandan küresel güçler küresel saldırılarını piyonları aracılığıyla devam ettiriyor.   Dünyayı kendi emperyal çıkarları doğrultusunda şekillendirmek isteyen küresel güçler, bölgemizde bu küresel güçlere bir şekilde stratejik işbirliği içinde olan...
KARACAOĞLAN Asena Kınacı MORAL Karacaoğlan edebiyatçılar, dilciler ve halk bilimciler tarafından bir kişiden çok konar-göçer Oğuzlar -Türkmenler- arasında bir şiir söyleme, türkü icra etme tarzı olarak değerlendirilmektedir. Bu yönüyle onlara göre Türk Dünyasında değişik zaman ve mekânlarda yaşamış Karacaoğlan adıyla ve üslubuyla bu geleneğin kurallarına göre şiir söyleyen pek çok...
YUNUS EMRE’YLE HASBİHAL – 8 Ahmet URFALI      Yunus’un öğretisinde insanın bir diğerine olan sevgisi, birleştirici ve bütünleştirici bir işlev yüklenirken; hümanizm öğretisinde insanın kendini öne çıkarma, kimseye benzememe, her türlü bağdan kurtulma ve tam anlamıyla bireysel olma hedefi birbiriyle çelişir. Burada ‘ben merkezli’ bir yapı karşımıza çıkarken; Yunus’ta Allah aşkıyla...

Yeniçeri: “KCK Bölgede Otorite Kuruyor AKP Onay Veriyor”

Yeniçeri: “KCK Bölgede Otorite Kuruyor AKP Onay Veriyor”
27.06.2014
0
A+
A-

MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri’nin TBMM’de bir basın toplantısı düzenleyerek Bitmeyen Açılım Süreçleri’ni eleştirdi.

Yeniçeri şunları söyledi:

Bitmeyen Açılım Süreçleri
  Osmanlıson yüz yılını açılım ve demokratikleşmeyle geçirmiştir. 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı, 1876 Teşkilatı Esasiye Kanunu, Andraşi Layyihası, Şark Doğu Islahat Planları, 1908 İkinci Meşrutiyet İlanı ve sayısız Adalet Fermanlarının hepsi Batılılaşma, demokratikleşme ve medenileşme amacıyla çıkarılmıştır.

  Bütün bu açılımlar, sonuçta Osmanlı Devletini kurtaramamış aksine devletin dağılmasına neden olmuştur. Çoğu yabancı devletlerin baskısıyla gerçekleştirilmiş olan açılımlar azınlıkları Osmanlıya bağlayamamış aksine ayrışmayı hızlandırmıştır.

  PKK terör hareketini demokratik hak ihlalleri, eşitsizlik, inkâr, asimilasyon ve kötü yönetime bağlamak hem cehalet hem de gaflettir. Demokratik hak ve özgürlüklerin iyileştirilmesiyle sona ereceğini düşünmek de faydalı ahmaklıktır.

  AKP’den Bitmeyin Senfoni gibi Çözüm Süreci 
  Deşifre olduğu kadarıyla Oslo’da başlayan ve Habur’da kesintiye uğrayan bir süreçten sonra AKP iktidarı çözüm süreci olarak üç aşama belirleyip, devreye soktu. 

  -İlk aşama çatışmasızlık  ilan edilecek,

-İkincisi terör örgütü üyeleri silahsız olarak ülke sınırlarını terk edecektir.

-Üçüncüsü ise terör örgütü silah bırakacak,

-AKP iktidarı ise buna karşı teröristleri sivil ve siyasete kavuşturacak yasal değişiklikleri gerçekleştirilecektir.

Bütün bunlar iktidar yetkilileri tarafından kamuoyuna açıklanan hususlardır. Böyle bir açılımdan amaçlanan sonucun alınması mümkün değildi. silah namlularını Türkiye’ye döndürerek bekledikleri sürece her hangi bir çözümden söz edilemezdi. Örgüt elde silah dayatmalarına devam edecek ve istemediği bir gelişme karşısında elinde tuttuğu silahı kullanacaktı. Şiddet ve tehdidin kaynağı olan silahın örgütün elinden alınmaması örgütün tehdidini sürdürmesi anlamına geliyordu. 

Aslında bölgede terör örgütü değil bir anlamda TSK silah bırakmış ve garnizonların içine çekilmişti. Devlette kırsalda tamamen, kent merkezlerinde alanı kısmen PKK/KCK’ya terk etmişti. 

Terör örgütü, İmralı ve KCK, AKP’ye verdiği hiçbir sözü tutmadı. PKK’lılar bulunduğu mevzilerinde ve yerlerinde kaldılar. Çatışmaların niteliği değişmekle birlikte çatışma da değişik biçimlerde devam etti. Süreçte korucular öldürüldü. Yollar kesildi. İnsanlar kaçırıldı.

Terör örgütü göstermelik sınır dışına gitme görüntülerini medyaya servis ettiler ve “silahsız ülkeyi terk gitmeyiz” dediler. Başbakan Erdoğan da “gidin de nasıl giderseniz öyle gidin” dedi.

Buna rağmen terör örgütü ülkeyi terk etmedi, gitmedi…Dolaysıyla silah da bırakmadı. 

PKK dağlardaki konumlarını terk etmedi ama hükümet TSK’yı PKK’nın karşısından ve konumlandığı yerlerden çekti. 

PKK’lıların sivil, siyasi ve idari örgütlenmelerinin yolunu da hükümet sonuna kadar açtı. 

PKK vergi topladı…Devlet seyretti…. Başbakan Erdoğan ise zaman zaman bundan şikayet etti. 

PKK kimlik kontrolü yaptı. AKP iktidarı bunu marjinal gurupların işi deyip geçiştirdi. 

PKK, kentlerde “öz savunma gücü” oluşturdu. İktidar yetkilileri bunu görmezlikten geldi. 

KCK Bölgede Otorite Kuruyor AKP Onay Veriyor
KCK alenen ve dahası kendisini meşrulaştırmış biçimde örgütleniyor. Yargı, vergi ve sorgu her şey yapıyor.
Kimse de olana bitene karışmıyordu. Aksine iktidar olanı biteni görmezlikten geliyor. AKP hükümeti askere, emniyet güçlerine “çözüm süreci zarar görür” gerekçesiyle yol kesen, haraç toplayan terör şebekelerine müdahale edilmesine izin vermiyor.

Devlet otoritesi AKP iktidarı tarafından bölgeden giderek çekiliyor, devletin yerine örgüt otoritesi almaya başlıyordu.

Bu arada İmralı ile Hükümetin yetkilileri arasında rutine binen görüşmeler yapılıyor. BDP heyetleriyle AKP’nin bakanları arasında istişare toplantıları düzenleniyor. BDP ile Kandil arasında istişare sürekli hale getiriliyordu.

Bölge AKP’nin koordinatörlüğünde İmralı/HDP/Kandil tarafından yönetilmeye başlanıyor.

Anadilde Savunma Hakkı, KCK’lıların salıverilmesi, yerleşim yerlerine isimlerin geri verilmesi, Büyük Şehir Belediye Yasası çıkarılması, Akil Adamlar ile Çözüm Süreci Komisyonları kurulması gibi düzenlemeler gerçekleştirildikçe terör örgütü daha fazlasını istemeye başlamıştı. 

PKK/BDP atılması gereken adımlar ‘hemen şimdi atılsın’ derken AKP “hazmettire hazmettire” zamana yayarak bu adımları atıyordu.

Terör Örgütü, seçimlere giden süreci fırsat olarak değerlendirerek “Kürtlere Statü/Öcalan’a özgürlük” sloganıyla başlattığı eylemleri hem yaygınlaştırıyor hem de yoğunlaştırıyordu.

 Devlete ve Anayasal Düzene İsyan!
Terör örgütü sonuçta iki kent arasındaki devlet karayolunu bir ay süreyle kapatıyor. Yolu kepçe ile kazıyor.
Onlarca aracı durdurup yakıyor. Şantiye basıyor. Sivil/asker kaçırıyor. Karayoluna kaya parçalarla tıkıyor.
Askere ses ve el yapımı bombalar atıyor. Çocukları dağlara kaldırıyor. Uzun namlulu silahlarla askere ateş açıyor. Masum insanları canlı kalkan yapıp müdahalede bulunması için askeri tahrik edip provokatif eylemlerle olaylar çıkarıyor. Gönderden bayrak indiriyor.

Bütün bunların adı devlete ve anayasal düzene isyandır… Başkaldırıdır… 

Bunlara karşı AKP paket çıkarıyor, açılım yapıyor… Resmen terör örgütü karşısında dize geliyor. 

Anayasal Düzene Karşı  İşlenen Suçlardan Korunma Yasaları!
17/25 Aralık sonrası çıkan bütün yasalar AKP’nin anayasal düzene karşı işlediği ve işlettiği suçlardan kendini ve mensuplarını koruma yasalarıdır. İktidar Anayasaya karşı işledikleri suçlardan kendini muhafaza etmek için TBMM’yi alet ediyor. 

HSYK yasası, ayakkabı kutularından fışkıran dolarlar, oluşturulan yüzer milyon dolarlık havuzlar ve sıfırlanan milyar dolarlar dolaysıyla açılan davalardan iktidar oligarkları korunmak için değiştirildi.

İnternet yasası ise başta Erdoğan olmak üzere AKP’nin önde gelenlerin internete düşen ve düşmesi muhtemel kasetlerine karşı önlem olarak çıkarılmıştır.

MİT Yasası ise vatana kast edenlerin yaptıklarını suç olmaktan çıkarmak için yapılan bir yasal düzenlemeydi.

Terör örgütünün ele basısına kuryelik yapan, terör örgütü mensuplarıyla devlet ve anayasa pazarlığı yapan, terör örgütüne özgürlük alanı açan, bölgeye teröristlerin isteklerine uygun bürokratlar (vali ve emniyet müdürleri dahil) atanmasını sağlayan MİT mensuplarının yaptıklarının yasal hale getirilmesi gerekiyordu.
AKP’nin çıkardığı MİT yasasının amacı buydu. 

Bunların üzerine Sabahat Tuncel, Öcalan ile görüşen MİT heyetini güvence altına aldınız. Ama bizim heyetimizi güvence altına almadınız” diye yakınacaktır.

Sonrasında ise Sabahat Tuncel ve ekibi için de TBMM’ye ‘Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi’ yasa tasarısı sunulmuştur. 

Yasayla İşlenen Suçların Suç Olmaktan Çıkarılacağını Erdoğan Söylemişti!
Türk vatandaşları tehdit altında bulunan güvenlik kuvvetlerine, neden müdahale edip, düzeni sağlamıyorsunuz, Devletin yolları kapalı olur mu? sorusunu yöneltiyorlar. Asker ve polisin fiilen yetkisiz bırakıldığını, kamu otoritesinin kaybedildiğini, güvenlik güçlerinin yapacağı her müdahalenin sonrasında çözüm sürecine zarar verildiği gerekçesi ile “günah keçisi” ilan edilip korkutan bir iktidarla Türkiye karşı karşıyadır. 

Erdoğan, terörist eylemleri engellemeyen aksine göz yuman ve bu bağlamda görevini yerine getirmeyen askeri ve siyasi sorumlular için yeni bir düzenleme getirileceğini şöyle söylemişti: “Çıkıyor, ‘yol yapma, baraj yapma, geçiş yollarına kontrol noktaları kurma’ diyorlar. Asker operasyon düzenlemek için valiliğe başvuruyor. Valilik izin vermiyor. İzin verilmediğine dair belgeler askerin arşivinde. Asker, ’20 yıl sonra bana niye gereğini yapmadın diye sorulduğunda ben bu belgeleri göstereceğim’ diyor. Haklı olarak kendini güvenceye alıyor”.

Bu sözleriyle Tayyip Erdoğan, açıkça güvenlik güçlerinin elini kolunu bağladığını ve görevlerini yapmalarına engel olduklarını itiraf etmiş oluyor…Başbakan, asker operasyon yapmak için valiliğe başvurduğunda‘bizim talimatlarımız doğrultusunda Valilik izin vermiyor demiş oluyor.  

Erdoğan iktidarı, yolu kesen teröristlere karşı yasa ve anayasadan kaynaklanan görevlerini yerine getirmelerini engellediklerini ve güvenlik güçlerine görevlerini yaptırtmayarak onlara suç işlettiklerini söylüyor.

İşte bu nedenle yine Tayyip Erdoğan, Asker yirmi yıl sonra bana niye gereğini yapmadın diye sorulduğunda ben bu belgeleri göstereceğim diyor. 

Aynı sorunun daha vahimini Başbakan Erdoğan’ın kendisine sorulabileceğini hiç aklına getirmiyor. 

Bu nedenle Erdoğan, yasa tasarısı hazırlıklarının yapıldığını bu tasarının “terörle mücadele sürecinde –terörle mücadele edilmemesine- karar veren siyasi ve askerlerin” durumlarının yasal hale getirileceğini söylüyor.

Tayyip Erdoğan, gerçekte “çözüm süreci” adı altında ülkenin topraklarını ve halkını korumadığını, terör örgütünün yol kesme, baraj yapma, araç yakma eylemlerine sessiz kalarak suç işlediğini bu yüzden kendi durumunu ve güvenlik bürokrasisini yasal güvenceye almaya çalıştığını itiraf etmiş oluyor. 

AKP bu yasa tasarısıyla aslında kendi bürokratlarının eylem ve davranışlarını güvence altına alıyor. Yasa tasarısı özü itibarıyla AKP’nin işledikleri suçları suç olmaktan çıkarmak tasarısıdır. PKK’lılarla ilgili olarak getirdikleri düzenlemeler ise ayrıntı mertebesindedir.

AKP açıkça yasaları değiştirerek ihaneti ve vatana kast etmeyi güvence altına almaya çalışıyor.

Bu Yasa Tasarısı Nereden Çıktı?
Bu yasa tasarısını KCK/İmralı/Kandil işbirliğiyle geliştirdikleri eylemler ortaya çıkarmıştır. PKK terör örgütü AKP’yi iki noktada tehdit etmiştir. Birincisi Cumhurbaşkanı Seçim Sürecini ortaya koydukları yol kesme eylemleriyle terörize edebileceklerini göstermişlerdir. İkincisi de bölgedeki oyların Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını sürecinde bloke edilebilmesi için bu tasarıyı getirmişlerdir. 

Cahit Mervan’ın ANF’de yayınlanan ve Lice Direnişinin Şifreleri başlıklı yazısında yaşanacakların şifresi verilmiştir. Mervan şöyle diyor: “PKK bazen kendi koşullarını da zorlayarak, hatta askeri açıdan risk alarak örneğin 2007 genel seçimler, 2009 yerel seçimler, 2010 Anayasa Referandumu ve 2011 genel seçimler ve 2014 yerel seçimler öncesi ya eylemsizlik kararı aldı ya da tek taraflı ateşkes ilan etti. Şimdi durum çok farklıdır”.

PKK-KCK’nın üst düzey sorumlularının açıklamalarında, Türkiye Cumhuriyeti’ne 1 Temmuz 2014 tarihine kadar süre tanınıp meydan okunduğu medyaya düşmüştü. 

Terör örgütü, öne sürdüğü şartların Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından 1 Temmuz 2014 tarihine kadar yerine getirilmemesi halinde “silahlı eylem” seçeneği de dahil olacak şekilde her yönteme başvuracağını örtülü de olsa dile getirmiştir.

Yol kesme sürecinde bu çok açık bir tehdit olarak ortaya çıkmıştı. Açıkçası yaşananların anlamı da şuydu:
Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde AKP taleplerimizi yerine getirmezse süreci terörize ederiz!

Diğer yandan seçim sürecinde Tayyip Erdoğan, AKP’nin oylarının birinci turda
kendisini seçmeye yetmeyeceğini bilmektedir. Erdoğan’a sunulan anketler bunu gösteriyor. Bu durumda, kemikleşmiş BDP oyları belirleyici olacak. Bu da Öcalan’ın konumunu güçlendiren bir husus. Bunu çok iyi hisseden ve de hissettiren Öcalan, seçimlerden önce, barış sürecinin hukuki statüye kavuşturulmasını aksi takdirde “karışmam ha!” restini çekmişti. 

Tayyip Erdoğan, önünü göremediği için ne olur ne olmaz babından kendini güvenceye almak istedi. Kendi tabiriyle demokratik sürecini yasal güvenceye alan bu netameli yasayı Meclis’e sundu. Öcalan bu yasayı istiyordu. 

Öcalan’ın “Yasanın Meclis’e gelmesi tarihi bir gelişmedir” demesi her şeyi özetliyor.

Terör Örgütüyle Birlikte Türkiye’ye Kast Etmek Yasal Hale Geliyor!
Yasa maddesi aynen şöyledir: “Gerekli görülmesi halinde, yurtiçindeki ve yurtdışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri çalışmalar yapılmasına karar verecek. Bu çalışmaları gerçekleştirecek kişi, kurum veya kuruluşları görevlendirecek”.

İçişleri Bakanı Efkan Ala, Çözüm sürecine yönelik hazırlanan yeni paketle hükümetin çözüm iradesinin yasal bir zemine kavuşturulacağını söylüyor.  “Bu anunla birlikte; devletin şu anda yürüttüğü ve bundan sonra yürüteceği faaliyetleri yasal çerçeveye oturuyor. Yani bu konularda çalışma yetkisini meclis onaylamış oluyor”diyor. İktidar yetkilileri yasa dışı örgütle yasa dışı görüşmeler ve yasa dışı bağlantılar kurduklarını itiraf etmiş oluyorlar. 

Oslo’da, Kandil’de ve İmralı’da terör örgütü mensuplarıyla yapılan yasadışı görüşmeler yasanın bu maddesiyle yasal hale getirilecekmiş. 

Demek ki, şimdiye kadar yasal dayanağı olmayan görüşmeler yapılıyordu. Bu yasa çıkarılıncaya kadar yapılan görüşmeler yasa ve anayasa dışıydı. 

İktidar mensupları önce yasaları çiğniyor, sonra da eylemlerine uygun olacak şekilde yasaları değiştiriyor. Böyle bir yöntem demokratik, anayasal hukuk devletinde yoktur. 

AKP çoğunluğuna dayanarak hangi yasal değişişikliklere giderse gitsin. İşledikleri suçlardan ötürü yargılanmaktan kurtulamayacaklardır. 

AKP hangi yasayı çıkarırsa çıkarsın, hangi düzenlemeye getirirse getirsin, önümüzdeki süreçte organize suç örgütü ve terör örgütünü özgürleştiren onun mal varlıklarına el koymayan ve onu Türk halkını tehdit eden bir konuma getiren, siyasetçiler, akil adamlar, gazeteciler, onları iyiymiş gösterip toplumu yanılgıya düşürenler bunun hesabını yargı karşısında vereceklerdir. Söz konusu olan vatandır. Yapılanlar da vatanın varlığına ve bütünlüğüne kast etmek fiilidir.

PKK’ya Örtülü Af!
Paketteki Örgütte olmasına rağmen şiddete bulaşmamış olanlar takibata uğramadan eve dönebilecek” maddesi, aslında Mehmetçik katili PKK’lılara örtülü af anlamına gelmektedir. PKK’nın kırsalda yaptığı katliamlar, döktüğü kanlar ve işlediği suçların failleri zaten belli değil. Dağdaki katillerin hangisinin hangi suçu işlediğini ne adalet ne de devlet biliyor. Böylece PKK’lıların işledikleri suçlar ‘Adalete intikal etmemişse, suç işlenmemiş sayılacak’. PKK’nın şehit ettiği binlerce şehidin  failleri belli değildir. 

Sadece kamu görevlileri açısından değil, o bölgede vatandaşa karşı PKK terör örgütünün işlediği faili meçhuller var. 

Anayasa’ya, ceza yasasına tamamıyla aykırı bu yasa maddesi devletin kendini inkar etmesi anlamına gelmektedir. Devleti yok sayan, anayasayı formaliteye indirgeyen, terör örgütüne, göstermeden suç işleme özgürlüğü veren bir tekliftir. 

Hasan Cemal İle Cengiz Çandar İşin Nereye Varacağını Söylüyor!
Hasan Cemal: “Türkiye dâhil bölgedeki Kürtler artık dört parçaya bölünmüş yaşamaktan yana değiller. Bu demek değil ki, bugünden yarına Türkiye, İran, Irak ve Suriye Kürtleri tek bir devlet çatısı altında toplanacaklar. Elbette kolay değil.

Kürtler, Türkiye dâhil, kendi yaşadıkları ülkelerde kendi kendilerini yönetmek isteyeceklerdir, istiyorlar.
Bunun adı güçlü yerel yönetim olabilir, özerklik olabilir, federasyon olabilir ve nihai olarak Irak’taki yöneliş gibi bağımsız devlet olabilir. Türkiye Kürtleri dâhil bu ‘kendi kendini yönetme’ isteğini söndürmekbugün artık olanaksız.”

Cengiz Çandar, “Kürdistan Ayrılır, Sınırlar Değişir” başlıklı yazısında şunları söylüyor: “Irak için, giderek Suriye için ve tüm Ortadoğu için geçerli. Ya “sınırlar değişmeden ülkeler parçalanacak” veya “ülkeler parçalanarak sınırlar değişecek”.

Gelinen noktada, Irak’ta oluşacak bir “Bağımsız Kürdistan”ı, en önce Türkiye’nin önlemeye kalkışması düşünülürdü. Oysa, “Yeni Ortadoğu Konfigürasyonu”nda, Türkiye’nin en yakın müttefiki, Irak Kürdistanıdır.
Türkiye’nin bağımsız Kürdistan’a ebelik yapabileceği akla gelir miydi?

Olabilir. Olduğu vakit, “Kürdistan” kurulur; Ortadoğu’da sınırlar değişir…

PKK Demokratik Özerkliği Fiilen Uyguluyor!
Hükümetin “çözüm süreci” kapsamında hazırladığı 6 maddelik tasarı TBMM’ye gelirken PKK da eşzamanlı olarak “çözülme süreci” adımlarını hızlandırdığı medyaya yansıyan haberler arasındadır.

Terör örgütünün “Demokratik Özerklik Projesi” dediği “mahalle meclisleri” Hakkari’nin Biçer mahallesinin ardından Sümbül ve Dağgöl mahallelerinde uygulamaya geçirildi. Köylerde “köy komünleri” ve şehir merkezlerinde “mahalle meclisleri”nden sonra kent meclislerinin kurulması planlanıyor. Sonraki aşamada ise kent meclislerinin sözde  “demokratik özerkliğe” dönüşmesi bekleniyor. 

PKK’lılar açıkça şunu söylüyor: Hakkari BDP İl Eş Başkanı Miraz Çallı şehrin geçmişten günümüze merkezi yönetimlerden uzak durduğunu hep ‘mirler’ eli ile yönetildiğinden söz ediyor. Çallı, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde diğer tüm uluslar gibi bizler de önderliğimiz Sayın Abdullah Öcalan tarafından geliştirilen demokratik ulus paradigması çerçevesinde oluşumlarımız sürüyordiyerek niyetlerini açıkça ortaya koyuyor. Rojava modelinden ilham aldıkların ifade eden Çallı, çözüm sürecini nasıl bir fırsata dönüştürdüklerini ise şöyle ifade ediyor: “Siyasi soykırım operasyonları nedeniyle inşa çalışmaları kimi zaman durma noktasına gelmiş kimi zaman ise durmuştu. Artık meclislerimiz dışarıdan kendini savunabilir pozisyon alabilecektir.” 

DTK Meclis üyesi Songül Morsümbül, Lice’de karakol ve kalekol yapımına karşı gösterilen direnişin sürdüğünü belirterek, halkın yeni bir yaşam kurduğunu artık devletin militarist güçlerini bölgeden çekmesini istedi!

Cizre’de Cizre kent meclisine bağlı yedi mahallede mahalle meclisi kurulmuş durumda. 

Ayrıca Hakkâri ve diğer illerde PKK şehitliklerine doçkalar yerleştirilmiş durumda! Buralardan güvenlik güçlerine ateş ediliyor ve ateşle karşılık verilmesi bekleniyor.

Öcalan’ın daha önce ifade ettiği özerk Kürdistan’ı AKP kendi elleriyle inşa ediyor! 

Atalay’ın İthal Çözümü ve İthal Kavramı: Sessiz Devrim
İki dillilik ve çok kültürlülük politikalarının mimarları, liberalleşme ve modernleşmenin milliyetçi/etnik duyguları yumuşatacağı görüşünü ileri sürmüşlerdi. Zamanın Kanada Başbakanı Pierre Trudeau, bu varsayımdan hareketle Quebec gerilimini azaltmak için  “Sessiz Devrim” adını verdiği bir stratejiyi yürürlüğe koymuştu. 

Bu anlayışa göre kültürler liberalleştikçe, insanlar geleneksel adetleri ya da iyi hayat kavrayışları bakımından ulusal gruptan benzerleri ile daha az şey paylaşacak ve ortak bir uygarlığı paylaşma bakımından giderek, daha fazla öteki ulusların üyelerine benzeyecektir. Bu durumda kişiler, etnik ya da milli kimliklerine sıkıca sarılmayı bir kenara bırakacaklardır.

Beklentilerin aksine liberal uygulamalar kimliklerin, etnisitenin ve milliyetçiliğin gücünü sınırlandırmak, etkisini azaltmak bir yana milli değerlerle birlikte el ele gitmiştir.

Uygulaması Quebec’te yapılan  “Sessiz Devrim”  çok sayıda liberalin aynı zamanda sıkı milliyetçi olduğunu da ortaya çıkarmıştır.  “Sessiz Devrim”  Quebec’te ayrılıkçılığın ve etnisitenin gücüne güç katmıştır. 

“Sessiz Devrim” Quebec’te ‘Kanadalı Fransız kimliği yerine Quebecli Fransız’ kimliğinin alınmasına neden olmuştur.

Aynı olgu Belçika’da da görülmüştür. Belçika Flaman toplumun liberalleşmesi, milliyetçi/ayrılıkçı duyguların hızla tırmanmasına neden olmuştur. 

AKP iktidarı PKK terörü karşısında diz çöküşünün adını “Sessiz Devrim” koyarak iflas etmiş bir stratejiyi örnek almıştır. Beşir Atalay’ın icraatları kendisinin sessiz devrim kavramını sessizce teslim olmak olarak algıladığı anlaşılıyor.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.