GÖKTÜRKLER ÜZERİNE

Celil Altınbilek

MOZAİKÇİLİK – SENTEZCLİK – TÜRKÇÜLÜK

Bu haber 06 Şubat 2015 - 15:13 'de eklendi ve 585 kez görüntülendi.

Ali Bademci

 

 

 

Atatürk zamanında  “Türkçülük”  dünyadaki bütün Türkler’e göre tarif edilirdi. Fakat İsmet Paşa’dan itibaren, özellikle  II.Dünya Savaşı ortamında  Stalin’in Sovyet baskıları yüzünden  Atatürk devri Türkçü’lerine   sırf siyasi sebeplerle”Turancı-Irkçı-Faşist-Pantürkist” gibi  suçlamalar ortaya çıkıp iktidar da  bu görüşlerin yanında bulunup  meşhur “1944 Irkçılık-Turancılık” dâvâsı ortaya çıkınca  çok değerli  birçok milliyetçi fikir adamı  “Anadoluculuk” diye  yeni bir milliyetçilik şekli  ortaya koydular. Bunların ilk temsilcileri Mehmet Kaplan ve Mümtaz Turhan gibi  kıymetli bilim adamlarımızdı, son temsilci de rahmetli Erol Güngör’dür. En önemliler olarak yukarıdaki mümtaz kişileri ortaya koyduk ama  benzer olarak daha birçok ağabeyimizi sayabiliriz. Aslında sosyolojik olarak Türkçülük gibi Anadoluculuk’un da  sağlam bir tarifi yaplmamıştır. Çok ilgi çekicidir yaşadıkları  zamanlarda   bu insanlar ile Atatürk devri Türkçülüğünde ısrar eden  zevat arasında  öyle çok büyük ve göze batan tartışmalar da yaşanmadı. Hatta bunlardan birçoğu birbirinin öğrencisi ve hocası durumundaydı. Ara sıra  Atsız Bey bunlara yönelik tamamen hamasi,  biraz da sitemle karışık “Hadi Be Anadolucu” dediğini  biliriz de “Git oradan Turancı-Faşist” diye cevap aldığını  pek hatırlamıyoruz. Belki arşivler taransa ve o zaman her iki guruba da yakın bulunanlar dinlense belki    değişik şeyler bulunabilir, ama,  Türkçüler’le Anadolucular arasından  derin bir düşmanlık olduğunu hiç sanmıyoruz. Meselâ  bizler iki kesimi de okurduk, Türkçüler’in yanındaydık ; lâkin diğerlerinin de  Türk milliyetçiliğinde yerlerini doldurmanın mümkün olmadığı kanaatindeyiz.

Baştan beri Türk milliyetçiliğinin  siyasetteki adlandırması olan  Ülkücülük, siz adına ister Pantürkizm ister Turancılık deyin, Türkçülüğü  dünya Türklüğüne göre tarif edegelmişlerdir. Biraz da sanki kavram kargaşalığı ve ölçüzsüzlük buradan gelmektedir. Evinde  oturup  bol keseden ahkam keserek  “Turancıyım “ demek çok kolay, hatta  başka şeyler ve sıfatlar da  bulabilirsiniz; lâkin ilmî bir yazı olarak şunu kağıda dökün, hatta kaynaklandırarak  tez haline getirin derseniz bocalar kalırlar ve işte o zaman çamur işleri başlar. Çünkü bu kuru iddialar genellikle “Hocalar” dan geliyor;   madem  kıvırmaya gerek olmadan  bir misal olmak üzere “Turancı” sıfatını  kullanacaktık da neden bir öğrencinize ders olarak verip de üzerinde çalışmadınız; şöyle uluslararası  hakemli bir dergide bu görüşleri savunmadınız! Çünkü bu görüşlerle ancak heyecanlı gençler kandırılabiliyor, ancak hocasına secde ettirilmesi sağlanabiliyor. Yani bizde sadece “İlâhiyat gericiliği” değil, akademik gericilik de vardır ve bunun sağı solu yoktur. O zaman evinde savunduğun görüşleri siyasette savunamazsın;  onun için bizde siyasette doğru dürüst Türkolog ve tarihçi de göremezsiniz; tabii birkaç istisna dışında! Siyasette hudutsuzluk diye  bir şey olamaz, siyaset müessesesinin çevresi siyasi hudutlarla  işaretlenmiştir. Bu sebeble  bugün ve tarihin birçok devrinde  olduğu gibi  birden fazla Türk devleti, birden fazla Türk Milleti anlamı ile sonuçlanmıyor. Bu sebeble  Turancılık siyasette çok anlam taşımıyor  ve günlük siyasette de anlatımı da pek zordur. Zaten doğru dürüst anlamı da inanın ki  bilinmiyor. Lakin  yine de  “Turancıyız” diyebiliriz bunun kimseye zararı olamaz, kendimizi tatmin ederiz. Hele hele  bu deyimin tartışılarak birimizi suçlamamız  katiyyetle mümkün değildir! Mesela bana göre bugünkü  sosyal medya aracılığı ile  dünyadaki bütün Türkler’in birbiriyle anlık temas kurması “Turancılık”ın  te kendisidir. Bana da  neden bu tartışmalı konulara giriyorsununuz diye  eleştiri getirmeyin! Elbette fikirlere ve düşüncelere  pek hürmetkarız, fakat  bazı kutsal değerlerde aşırılıkları öne çıkararak şahsiyetimizi  ispatlayamayız; bunun yolu tefekkürdür. “Kızıl Elma” da “Turancılık” gibi sadece  bir kültürel motiftir ve karşılıkları ancak destanlarda  ve  efsanelerde   bulunabilir. Ciddi ciddi “Ben Şamanım” diyen bilgisizlere de  şahsen şaşıyorum; Şamanlık iste Türk kültürünün sadece bir elementidir ve her kültür tezahürümüz içinde  ufak tefek izleri vardır. Öyle bir din yerine ikame falan edemezsiniz !

1980’den sonra   Türkiye siyasetine  Türk milliyetçiliğini  tarif için Özal tarafından yeni bir görüş ileri sürüldü; makam-mansıp peşinde  bir anda ANAP’lı olan bazı  eski milliyetçiler de  bunu kabullendi: Anadolu bir mozaiktir; yani Türk değildir; çünkü yüzyıllardan beri  bu topraklarda yaşayan insanlar  işte  X. asırdan itibaren  Türklüğe dönüşmüştür. O zaman dünyada yaşayan   milletler için vatan sözkonusu değildir ve  insanoğlu yaratıldığında hayvanlar gibi seyyar gezen insanlar,  bulundukları toprağın rengini sürekli olarak değiştirmişlerdir. İşte muzır fikir budur; çünkü Türkler Anadolu ve  Orta Doğu’ya geldikleri zaman  buranın durumu yerli- yabancı, Hırstiyan-İslâm kaynaklarında yeteri kadar  açıklanıyor ki bu yukarıdaki görüşleri destekleyecek  bilgi bulunmadığı gibi, aksine  dil bulguları ve arkeolojik kazılar sadece bu bölgede değil dünyanın birçok farklı coğrafyasında “Türk” yaşamış olabileceğini ortaya koymaktadır. Osmanlı’nın Yeniçeri’den ibaret olduğunu  sanan ahmak zihniyet ne ne kadar budala ise,  Padişah analarının  Kösem ve Hürrem’den ibaret olduğunu bir magazin bilgisi olarak kullananlar da o derece  yanlış kanaat sahibir. Çok benzememekle birlikte tarihte her millet ve din için kullanılan siyasi evlilikler ile bizim “padişah” analığının çok farkı yoktur. Bu sebeble hiçbir  Osmanlı padişahının Türklüğü inkâr ettiğini söyleyemediğimiz gibi, babasının anası  Türk olan kendisi ise Türk olmayan bir anadan doğmuş olan  olan  Şah İsmail’i Türklüğün dışına atabilir misiniz?

Zamanında da çok tenkid edilmiş olan  “sentez” düşüncesi de  çok sağlam  olmadığı gibi maalesef  ucubeden başka bir şey değildir. ”Türk Milliyetçiliği”  zaten bir sentezdir, için de elbette  İslâm unsuru da vardır; fakat bunun yanında birer kültür unsuru olarak  diğer inançlarımız da bulunmaktadır. Fakat elbette  Türklüğün büyüme ve hükümran bir millet olma  asırları  İslâm’la gerçekleşmiştir. En azından bu devirler bilgili, belgeli, medeni müesseseleri olan bir uzun  dönemdir. Çünkü İslâm’dan evvel Türk tarihinde  daha açıklanmamış birçok husus vardır; hatta bu husus dünyada varlığını sürdüren bütün milletler için geçerlidir. Bu sentez işi ilk ortaya çıktığında  herhangi tartışma yaratmamıştı; çünkü siyasi bir slogan ve siyaseten söylenmiş  bir deyimdi. ”Mozaikçilik” gibi  muzur amaçları da bulunmuyordu. Ancak şimdi kendini ispat edemeyen zavallılar  ağalık koltuğunda  başkalarını “Sentezci” diye  itham ediyorlar. Bunun muhatabı doğrudan doğruya ister kabul edelim ister etmeyelim  siyaset kurumudur. Bu bakımdan itibar edilecek bir şey değildir.

Kendi aramızda ve çok iyi niyetlerle bazı şeyleri tartışacaksak, daha tutarlı, daha bilgili ve daha akıllı olmak zorundayız. “Millet gidiyor aya biz kalıyoruz yaya” hesabı hareketi küçültecek   davranışlarda bulunmamalıyız. Türkiye’nin geldiği bugünkü ortamda  MHP düşmanlığı  Türk Milliyetçiliğine de Türkçülüğe de ihanettir. O çoktan miadını doldurmuş   “Şununla olmuyor istemezük”  isyanlarını oynamanın  zamanı geçmiştir. Bu harekette ya varız veya yokuz, çamura yatıp  demelenmenin, kişilik boşluklarını  herşeye karşı olmakla  doldurmaya kalkmanın  akılla izah edilir tarafı yoktur. Lütfen geniş açıklamalarla  bana da aynı hikayeleri anlatmaktan vazgeçin; hiçbir şeyi cevapsız bırakmam lakin bu konuda çok tepkiliyim. Partili filan da değilim, kaç defa sordum kaydımı da bulamadılar, fakat yine de MHP’liyim ve reyimi vermeye, fakat  arkasını da takip etmeye devam edeceğim; bazıları varsın yine de “Muhalif “, bazıları da “taraftar” demeyi sürdürsün.

 

Muhabbetle

 

 

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.