DOLAR
8,7727
EURO
10,4586
ALTIN
503,26
BIST
1.399
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Gök Gürültülü
26°C
İstanbul
26°C
Gök Gürültülü
Salı Mevzi Sağanak
26°C
Çarşamba Gök Gürültülü
26°C
Perşembe Mevzi Sağanak
28°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
TARİH TEKKERÜR EDER Mİ? Fuat YILMAZER Tarih tekerrürden ibarettir sözünün doğru olduğuna inanmıyorum. Tarih tekerrür etmez ama aynı veya benzer hataları tekrarlarsan aynı veya benzer olaylarla karşılaşmak tabidir. Bu tarihin tekerrürü değil, hataların tekrarı ile aynı veya benzer sonuca varmanın karşılığıdır. Hataların tekrarlanmaması için bilinçlenmek, bilinçli olarak hafızayı taze tutmak...
ZİYA GÖKALP MÜZESİ Kenan EROĞLU Ünlü düşünürümüz Ziya Gökalp konusuna devam ediyorum.  Bu gün Ziya Gökalp’in büyük damadı  Ali Nüzhet Göksel’in  “ZİYAGÖKALP MÜZESİ” açılışı nedeniyle 1956 tarihinde  ulusal ölçekte yayın yapan  “VATAN” gazetesine yayınlanan açıklamasını yorumsuz olarak aktarmak istiyorum.          “ Dün (23 Mart 1956) Ziya Gökalp’ın doğumunun 80. yıldönümü idi. Bu vesile ile Diyarbakır’daki evi...
SECCEDEN SEHPAYA ELMA VE BIÇAK Asena Kınacı MORAL Ş. Adnan Şenel tarafından yazılan “Secdeden Sehpaya Elma ve Bıçak”*, “ismiyle müsemma” diyebileceğimiz bir roman: Yüreği imanlı alnı secdede bir gençliğin sehpalarda, işkencelerde, falakalarda, Filistin askılarında umutlarının ellerinden alınışını anlatmış ve adına da yakışmış. Ak alınlarıyla secdeden sehpaya gidenleri en güzel anlatan...
YUNUS EMRE’YLE HASBİHAL – 13 Ahmet URFALI      Yunus, şairden çok bir filozof ve ahlâkçı idi. Düşüncelerini tasavvufa dayanarak savunmaktadır. Onda tasavvuf kaos içindeki bir toplumda kozmoza varan bir yoldur.                                                   İ.Hakkı Baltacıoğlu 37. Aşk uluları söyledi aşktan kuruldu bu yurt Gönül kardeşliğinin ışığı alınlarda şavklandı Yıldızlardan sağılan sevgiyi çoğaltıp bengisuyla Kırbalar...

MİLLİYETÇİLİK

MİLLİYETÇİLİK
30.04.2017
0
A+
A-

Ali BADEMCİ

           alibademci@gmail.com

 

 

Milliyetçiliği bu şekilde anlayacağız; bizi bölen, milleti ayrıştıran siyasete yaklaşmayacak prim vermeyeceğiz! Günümüzde Türk insanının, siyasetten arınarak kendine gelmesi, doğru düşünmesi  ve doğru kararlar  alması gerekiyor! Bu bir mecburiyettir ve Türk insanının birbirinin kucağından başka sığınacak limanı kalmamıştır. Bu topraklarda  daha binlerce yıl adam gibi yaşamak istiyorsak   birbirimizi sevmekten başka çaremiz yoktur

 

 

MİLLİYETÇİLİK

 

Referandum sonuçlarına göre  milliyetçileri yeni bir dönem ve yeni bir sınav beklemektedir. Milliyetçilerin  “Hayır” oyu kullanmasının siyasî sonuçlarından ziyâde   toplumsal reaksiyonunu iyi okumak zorundayız! Bu okumanın sağ cephesi  siyaset müessesesine  isyandır; tabanından farklı yollara giren  siyaset şiddetle  cezalandırılmış, âdeta felç olmuş; sol milliyetçilik ise  hiç fire vermemiştir! Böyle bir sonuç çok önemlidir ve Türk siyasetinin  geleceğini belirleyecek derecede  dikkatle izlenmesi gerekmektedir. Atatürkçü sol milliyetçilik, elbette  ülkücülük olarak  tanımlanan sağ milliyetçiliği  azamî derecede  ciddiye almaktadır; fakat aynı şeyi  beridekiler için söylemek mümkün değildir. “Ulusalcılık”  aşırı derecede ideolojik bir harekettir ve arka plânı bulunmaktadır; fakat  “Atatürkçü”  ve “Sosyal Demokrat” milliyetçiliği  önemsemek gerekiyor!  Bu cephede  ses koro halinde  çıkmasına rağmen  temelinde  “Atatürk” gibi vazgeçilmez bir tabu bulunmaktadır.

Bizim kuşak milliyetçileri kendilerini “Ülkücü” diye vasıflandırılan hareketin göbeğinde  düşünmüşlerdir; bu hareket saflarında acı-tatlı hâtırlarımız bulunmaktadır. Lâkin bugüne kadar  milliyetçiliğin siyasetine soyunanlar   bu tertemiz duyguları  görmemezlikten gelmişlerdir. O süreçte muhalefet diye adlandırılan  hareketin içinde de bulunmadık; ayrılmayı ve komuta merkezini terk etmeyi kendimize zul’ saydık, fakat gelinen nokta ortadadır! Siyaset iktidar oldu da bakanlık koltukları  hırsızlarla dolduruldu; acaba temizlendim mi derken  mahalli idarelerdeki  pis kokular ülkücüleri canından bezdirdi! “Artık yeter” demenin zamanını  işte referandumda yakaladık! Varsın seçime kadar ikram edilen bakanlık koltukları da doldurulsun; ama netice değişmeyecektir; çünkü ülkücüler  aldatılmışlardır!

1970’lerde  Nihal Atsız akibetin böyle olacağını   görmüştü; fakat çoğunluk siyasî iradenin peşinde gittik! Bu yol  elbette  yanlış değildi; fakat 2000’lerden itibaren  hareket hem düşüncede hem de  uygulamada  belli merkezlerin ve kafası boş insanların  kontrolüne girmiştir! Dolayısiyle  geldiğimiz noktada  milliyetçilik küsurattır ve siyasilerin elinde oyuncak olmuştur! Artık başımızın çaresine bakmalıyız; en büyük  işkence âile işkencesidir; ülkücüleri zindanlar değil kendi siyasi hareketinin  yabancılaşması  çileden çıkarmıştır. O sebeble derneklere mi döneceğiz, kitapları mı okuyup yazacağız, kendimizi bir türlü bu zilletten kurtarmalıyız! Öyle işi “Devlet meselesi” diye derinlere götürmenin  hiçbir anlamı yoktur! Aşikarı anlamayan siyasetin, derini anlaması hiç mümkün değildir; siyasette keramet kalmamıştır.

Milliyetçilik her devletin  ideolojisidir;  ülke insanlarının  birlik, beraberlik ve kardeşliği demektir! Hiçbir dinî ve iktisadî  görüşlere katılmadan  kültürel değerleri  tertemiz oksijen olarak teneffüs etmektir. Dün çocuktuk, artık yaşlandık, siyasetin stresine bile dayanamıyoruz! Türk milleti ve milliyeti  bölünme kabul etmeyen bir bütündür; herkes Türktür ve herkes Müslümandır! Ufak tefek renk ayrılıkları  kadı kızında kusur aramak gibidir! Elbette  hepimiz sünnî ve hepimiz  alevîyiz! Aynı zamanda Anadolu’da  her Türk, Kürt-Laz-Çerkez- Abaza-Gürcü-Boşnak-Çeçen’dir. Dünyada ise Kazak-Azeri-Kırgız-Türkmen-Özbek-Tatar-Nogay-Başkurt’tur! Aksini nasıl iddia edeceğiz? Dış Türkler ile ülkelerimiz ve devletlerimiz ayrı olabilir, fakat biz tek milletiz! Orta Asya’da Tacik ve Moğol, Anadolu’da  Fars, Arap ve Kürd’ü  çemberin dışına atamayız!

Türk devlet oluşumlarında “Etnitizim” yoktur; kültürümüz  modern millet ve milliyet anlayışının ta kendisidir! Türkçede “Irk” kelimesi yoktur, “Kavim-Kabile Asabiyeti” bir Arap ve Fars  geleneğidir! Böyle eğilimlere milliyetçilik değil “Şovenizm” denir; halbuki   Türk devlet idarelerinde  siyaset canavarından evvel  halklar arasında bir çatışma söz konusu değildir; yine de yok diyebiliriz! Geçmişteki “Ermeni”, günümüzdeki “Kürtçü” ayrılıkçılık  yapay ve siyasidir! Bugün dünyanın neresinde olursa olsun her “Ermeni”nin gönlünde  derin bir Türkiye özlemi ve Türk sevgisi vardır! Siz diyasporaları geçin!

Milliyetçiliği bu şekilde anlayacağız; bizi bölen, milleti ayrıştıran siyasete yaklaşmayacak prim vermeyeceğiz! Günümüzde Türk insanının, siyasetten arınarak  kendine gelmesi, doğru düşünmesi  ve doğru kararlar  alması gerekiyor! Bu bir mecburiyettir ve Türk insanının birbirinin kucağından başka sığınacak limanı kalmamıştır. Bu topraklarda  daha binlerce yıl adam gibi yaşamak istiyorsak   birbirimizi sevmekten başka çaremiz yoktur.

İyi pazarlar efendim.

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.