buca escort

Ayakkabı Bot ve çizme Günlük ayakkabı Bot ayakkabı modelleri Çizme ayakkabı Terlik ayakkabı Sandalet Babet Spor ayakkabı Topuklu ayakkabı İç giyim Mayo Çorap Fantezi giyim İç çamaşır takımları Sütyen Gecelik Pijama takımı Gece elbisesi Plaj giyim Giyim Büyük beden Tesettür Etek Trenckot tarz eşofman takımları bayan Mont Gömlek Pantolon T-shirt Sweatshirt Kırmızı elbiseler Ceket Çanta Çanta aksesuarlar Bebek bakım çantası Spor çanta Okul çantası Laptop çantası Portföy çanta Bel çantası Postacı çantası El çantası Sırt çanta Bebek bakım çantası Omuz çantası

beylikdüzü escort
ilbet
ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü OcaklarıdövizakpchpmhpAhmet b.karabacakhasan külünk
DOLAR
18,8197
EURO
20,3115
ALTIN
1.128,47
BIST
4.997,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
5°C
İstanbul
5°C
Yağmurlu
Pazar Hafif Yağmurlu
5°C
Pazartesi Çok Bulutlu
3°C
Salı Yağmurlu
3°C
Çarşamba Çok Bulutlu
5°C
Antalya Kumluca Konyaaltı Manavgat Muratpaşa Kaş Alanya Kemer aksu Döşemealtı kepez demre elmalı finike gazipaşa korkuteli serik

YILMAZ ÖZAKPINAR’IN PENCERESİNDEN MÜMTAZ TURHAN VE BATILILAŞMA MESELESİ

<strong>YILMAZ ÖZAKPINAR’IN PENCERESİNDEN MÜMTAZ TURHAN VE BATILILAŞMA MESELESİ</strong>
24.01.2023
0
A+
A-

YILMAZ ÖZAKPINAR’IN PENCERESİNDEN MÜMTAZ TURHAN VE BATILILAŞMA MESELESİ

Halim KAYA

Yılmaz Özakpınar tarafından hazırlanmış “Mümtaz Turhan ve Batılılaşma Meselesi” adlı kitap Türkiye Diyanet vakfı tarafından yürütülen “Oku-Düşün Serisi” içersinde yayınlamayı düşündükleri 200 kitap arasında “Çağdaş İslam Düşünürleri” kapsamındaki 4. kitap olarak 1995 yılında kasın ayında birinci baskısı yapılmış, cep boy diyebileceğimiz bir ebatta 191 sayfa olarak toplumun istifadesine sunulmuştur.

“Her medeniyet kitaplarla inşa edilmiştir.” bakış açısıyla yola çıkan Türkiye Diyanet Vakfı yetkilileri “Müslümanlar(ın) günümüz dünyasının temellerini, ilmi tecessüsün, hakikat aşkının muharrik gücü ile” (S:VI) kurulduğunun bilincinde olarak atalarımızın kurduğu İslam medeniyetinin temellerinin üzerinde yeni bir medeniyet hamlesi olacak kitap yazımını organize ederek basımını yapmak suretiyle “Türk ve İslam irfanın yeniçağa damga vurmasının” taşlarını yollara döşemeye çalışmışlardır.

Yılmaz Özakpınar Mümtaz Turhan’ın Kültür değişmelerini Serbest ve Mecburi kültür değişmeleri olarak iki ayırdığını; “serbest kültür değişmelerinin ölçütünün değişiklikleri halkın kendisinin istemesi ve başlatması, eğer yönetim başlatıyorsa değişikliğin kabulü için halkın zorlanmaması gerektiği” ni söylediğini, Mecburi kültür değişmeleri dönemini de kendi içinde dört safhada “İkinci Mahmut zamanı [mecburi kültür değişmeleri] (1808-1839), Tanzimat Devri [mecburi kültür değişmeleri] (1839-1876), ikinci Abdülhamit Dönemi [mecburi kültür değişmeleri] (1876-1908) ve Meşrutiyet Devri [mecburi kültür değişmeleri] (1908-1923)” (S:10) olarak incelediğini ifade etmiştir.

Yılmaz Özakpınarın “Hassas bir gözlemci olduğu halde, kısa süreli izlenimlerine hareket etmezdi. Davranışların ortaya çıktığı şartları ve zaman boyutundaki gelişmesini dikkate alır ve böylece karakterini kontrol ederdi” (S:12) ifadelerinden Mümtaz Turhan’ın aceleci olmadığını, kararlarını neticeye göre değil de bir süreç olarak cereyan eden zaman zarfındaki fiillerin gerekçelerine göre verdiğini anlıyoruz. 

Yılmaz Özakpınar’ın Mümtaz Turhan için “Nasihat etmezdi, Tavsiyede bulunmazdı. Yanındakilere, yetiştirmekte olduğu gençlere ne vatan millet sevgisinden, ne ahlaktan, ne de bilim zihniyetinden söz etti.” (S:14) ifadelerini okuduktan sonra hemen etrafından müspet veya menfi etkilenmez, çevresine karşı vurdumduymaz bir adam olduğu kanaatine kapılmamak gerekir çünkü Yılmaz Özakpınar onun için “Tutum ve davranışlarıyla örnek olarak ortadaydı, o kadar. Mümtaz Turhan, tam anlamıyla bir ahlak kahramanı idi.” (S:14) diyerek Mümtaz Turhan’ın karakter ve ahlak olarak teorisyen gibi hareket etmediğini,  boş ve nafile konuşanlardan olmadığını zaten inandığı fikir ve düşünceleri kendi hayatına tatbik eden icracı bir kişilik olduğunu ortaya sermektedir. Mümtaz Turhan’ın topluma yaşayarak örnek olduğunu, bütün yaşantısıyla da toplumun içinde olduğunu söylemektedir.

Yazdığı yazılarında fert ve şahsiyet üzerinde duran Mümtaz Turhan, toplumcu görüşün tarif ettiği fert ile ferdiyetçi görüşün tarif ettiği fert her ikisinde de aynı adla anılıyor olsa da tariflerinden yola çıkarak bu fertlerin farklı olduğunu söyler. Toplumcu teorideki; toplumun bütün etkilerine kendini kaptırmış olan ferdi fert olarak kabul ederken Ferdiyetçi görüşün tarif ettiği toplumu etkileyen, değişiklikler meydana getiren, topluma yeni fikirler kabul ettiren, icabında ona yön veren fert’i fert olarak kabul etmez, artık bu ferdin insan gelişiminin çok daha yüksek bir kademesini temsil eden “şahsiyet” olduğunu (S:19) ifade eder. Buradan yola çıkarak da Toplumsal görüş ile Ferdiyetçi görüşün aynı meseleyi ele alan iki karşıt görüş olmadığını, fert ve şahsiyeti gibi iki farklı konuyu ele alan farklı farklı görüşler olduğunu Mümtaz Turhan’ın yukarıdan beri yapmış olduğu “şahsiyet” açıklamalarından sonra daha net anlıyoruz. “Şahsiyet, başka özellikleri yanında yüksek ahlak değerlerine de sahip olduğu için, topluma yararlı olmakla birlikte, toplum karşısında hür ve bağımsız bir vaziyet alır. İşte toplumu kötü eğilimlerden koruyacak ve yükseltecek olanlar böyle şahsiyetlerdir. Bir toplumun gerçek aydınları da böyle şahsiyetler arasından çıkar.” (S:21) Ayrıca Mümtaz Turhan Şahsiyet ve Kurum arasında da bir paralellik olduğunu kurumları gelişmemiş toplumların büyük şahsiyetleri çıkaramayacağını düşünür. “Kurumları kuvvetli olan toplumlarda büyük şahsiyetler yetişir; büyük şahsiyetler yetiştiren toplumlarda kurumlar kuvvetlenir.” (S:22)

Kültür Değişmeleri adlı çalışmasında Mümtaz Turhan’ın ideolojiye müspet bakmadığını toplumu kalkındırmak için gerekli ivmeyi sağlayamayacağı, bu heyecanı verebildiği bir avuç insanın da bu kalkınma için yeterli olmayacağını düşündüğünü ifade eden Yılmaz Özakpınar bu kitabında Mümtaz Turhan’ın “Bizim durumumuzda olan toplumlar, şahsi menfaat endişesinden uzak, fedakâr ve idealist şahsiyetlere muhtaçtır. İnsan ne soyuyla sopuyla, ne zenginlikle, ne mevki ile ne de sırf bilgileriyle yücelir, insanın yücelmesi, kendini aşan yüce bir idealle bütün varlığını adamakla olur.” (S:24) idealizmi ve idealist insanı savunduğunu ifade etmektedir. Ülkü-Yaz internet sitesinde yayınlanan “Yılmaz Özakpınar’ın Penceresinden Mümtaz Turhan’ın Kültür Değişmeleri’ne Bir Bakış” adlı bir önceki yazımızda ideoloji ile ilgili bu olumsuz düşüncesine katılmadığımızı ve ideolojiyi ideal olarak algıladığımızı ifadeye çalışmıştık. Mümtaz Turhan idealizmi kurumları yerleşmemiş toplumlar için elzem görürken kurumları yerleşmiş toplumlarda idealizm vurgulamaya gerek olmadığını söyleyerek idealist olmayan kendi menfaatini önceleyecek kişilerin güçlü kurumlar tarafından topluma hizmet etmeye yöneltilerek bu menfaatperest insanların bu yolla menfaatlerini en iyi şekilde sağlamalarını temin ettiğini ifade eder. Sabri F. Ülgener’in Osmanlının kapatilistleşemediği için geri kaldığını ve yıkıldığını ifade ettiği, Mehmet Genç’in ise Osmanlının geri kalmadığı bile isteye kabul ettiği bir zihniyet dolayısıyla yıkıldığı, geri kalmış dedndiği zamanlarda bir kalkındığı ve teknoloji ürettiğini söylediği ama ikisinin de zihniyete dayandırdığı yıkılmanın sebebi olan kalkınamama, geri kalmanın cevabını Mümtaz Turhan’da bulduğumuzu söyleyebiliriz. Bu cevabı oluşturan sebepleri de şahsiyetli ve idealist insan yetiştirememe ve kurumlarını kurmakta gecikmiş olması olarak sayabiliriz.

Mümtaz Turhan’ın şiddet taraftarı ve ırkçı olmayan, millete mensup olmanın gereği milletini seven bir bilimsel milliyetçilik tarif ettiğini söyleyen yılmaz Özakpınar “[Mümtaz] Turhan’ın tasarımladığı milliyetçilik, geleneklerin ana kaynağına dayanarak modern ihtiyaçlara cevap verecek kurumları kurma hedefini güder. Milli kültür, millet olan bir toplumun üyelerinin bilincinde, zihniyetinde, davranışlarında ve eserlerinde billurlaşan hayat tarzıdır. Billurlaşma şimdiki zamanda cereyan eden bir süreçtir; ama billurlaşan içeriğin bir kısmı tarihten gelir. Yani millet tarihiyle de şimdiki zamandadır. Gelenekler ve tarih bir millete başarma hüneri, yaşama gücü ve güven verir.” (S:28-29) ifadeleriyle de Mümtaz Turhan’ın milliyetçiliğinin geleneksel ve tarihi vasıflarla beslenerek günümüzde de cereyan ederken geçmişten hale devam eden bir süreç olarak gördüğünü, anlık geçici bir heves olmadığını bir hayat tarzı olduğu vasfını da taşıdığını zımnen ifadeye çalıştığını görüyoruz. Ona göre mümtaz Turhan’ın milliyetçiliği muhafazakâr ve ilerlemeye yöneliktir.

Yılmaz Özakpınar Mümtaz Turhan’ın milliyetçilik üzerine yazdıklarıyla daha sonra bilimin hedefleri üzerine yazdığı diğer yazılarını birlikte değerlendirince gelenekçi ve inkılâpçı mücadelesini sürdürenlere şöyle bir mesaj verdiğini ifade ediyor. “Millete, neye inanması neye inanmaması, nasıl yaşaması gerektiğini söylemeyi, onun iç dünyasına ve özel hayatına müdahale etmeyi bırakın. Milletin problemlerine, gerçek problemlerine, objektif bir tutumla ve uzmanca araştırmalarla çözüm bulun. Bu ülkede bir bilim hayatı kurmaya çalışın. Bilim sadece bilebileceği alanla uğraşsın. Bilime, bilemeyeceği konularda, sahte bilim adamlarının ağzından söz söyletmeyin. Böyle yapılması bilimi yararsızlaştırmakta, milleti de aziz bildiği her şeye karşı imiş gibi gösterilen bilimden soğutmaktadır. Oysa bilim, bu milletin en çok muhtaç olduğu bir faaliyettir.” (S:34-35)  

Yılmaz Özakpınar Mümtaz Turhan’ın “millet olma ve milli kültürü kurma” yı savunmasından yola çıkarak Selçuklu ve Osmanlı gibi iki medeniyet zirvesi devlet kurduktan sonra hala millet olmak ve milli kültürden bahsetmek bu iki devletimiz millet olamadıysa bu yüksek medeniyetli devletleri nasıl kurduğunu düşünmemizi isteyerek aslında Mümtaz Turhan’ın Selçuklu ve Osmanlı’nın millet olamadığından bahsetmediğini, onların zamanında en yüksek medeniyet sahip Türk milleti olduklarını kabul ettiğini, ancak o zaman bilime sahip olmadan da güçlü devlet kurarak var olunabildiğini, bu gün ise bilime sahip olmayan milletlerin geri kaldığını bilime sahip olanları da kalkınıp yükseldiği ifade etmektedir.(S:36-40) “Onun için eskiye dönmek isteyen gelenekçiler de, eskiden bizde ne var idiyse onların hepsinin bizi bu hale düşürdüğünü sanan inkılâpçılarda dünya gerçeğine sırt dönüyorlar. Ne Osmanlı imparatorluğu din ve gelenekleri yüzünden battı, ne de Türkiye sırf din ve geleneklerle bugün ihtiyaç duyduğu güce erişebilir. Osmanlı imparatorluğu bilimi kavrayamadığı ve ondan yararlanamadığı için gücünü koruyamadı. Bütün mesele bu yeni bilim faktörünün önemini ve etkilerini kavrayabilmek noktasında düğümlenir.” (S:40)

Yılmaz Özakpınar bugün ki modern dünyaya çehresini veren bilim nasıl bir şeydir? Sorusunu sorduktan sonra Mümtaz Turhan’ın bilimle ilgili düşüncelerini Maarifimizin Ana Davaları ve Bazı Hal Çareleri,Garplılaşmanın Neresindeyiz?, Atatürk İlkeleri ve Kalkınma adlı eserlerinde yayınladığını söylemektedir. Bu eserlerdeki ifade ettiği fikirlerden yola çıkarak Mümtaz Turhan’ın “Cumhuriyet devrinde biliminin öneminin anlaşıldığını ancak süreç tam kavranamadığı için yüzeysel kalındığını” (S:45) belirtir. Daha sonra Mümtaz Turhan’ın “Bilime dışarıdan bakılınca onun bir zihin faaliyeti olarak asıl nitelikleri görünmez. Görünen, onun sonuçları olan bilgiler ve teknolojideki uygulamalardır. Bu yüzden topluma bilimi getirme girişimleri, Batı’daki hazır bilgileri öğrenmek ve öğretmekle sınırlı kalmıştır.” (S:45) dediğini tespit ederek kendisi de Mümtaz Turhan’ın bu “Kavrayamama” faktörüne ek olarak “tutum yanlışlığı”na düşüldüğünü söyler. Bu tutum yanlışlığını da “Meşrutiyet devri batıcı aydınları, bilimi kendi içinde bir değer olmaktan çok dine ve geleneğe karşı bir kuvvet olarak görmüşlerdir. Onlar bilimi, dini inançların ve geleneklerin alternatifi olarak topluma sunmuşlardır. Onlara göre, dünya tarihinde yeni bir olgu olarak Batı’da gelişen bilim, hem ilerleme, zenginlik ve güç kaynağıdır, hem de dogmalara ve hurafelere karşı aklı temsil eder. O halde, eskiden kalma dini inançları ve gelenekleri bir kenara bırakıp bilimi almalıyız.  ” (S:45-46) şeklinde tarif eder. Yılmaz Özakpınar’a milli kültür ve medeniyeti doğru bir yere oturttuğu medeniyet teorisi tarifiyle başlayan hayranlığım bu kitabıyla biraz daha arttı. Bu hayranlığımızın sebebi hem ustasının gittiği bilim yoldan giderek onun söylemediklerini söylemesinden dolayı, hem de söylemek istediklerini eğip bükmeden cesurca söylemsinden dolayıdır. Bilimde bu değimlidir zaten, bir öncekilerin üstüne bir şeyler koymak, böylece ilimde ilerlemek. Ve Yılmaz Özakpınar “Cumhuriyet devrinde [de] yönetime yakın olan ve yönetimi etkileyen aydınlar, dünyanın değişmesinde en önemli yenilik olan bilimi anlamaya ve topluma benimsetmeye çalışacak yerde, bütün enerjilerini eskiyi kötülemeye ve yıkmaya harcadılar. Dini inançların ve geleneklerin bizi geri bıraktığı fikrini aşılamaya çalıştılar. Dini inançlarla ve geleneklerle savaşmaya yönelik bir bilim propagandası hareketi, bilimin Türkiye’deki geleceğini daha başından yüzeysizliğe mahkûm etti.” (S:46) diyerek meşrutiyet aydınının tutumlarının Cumhuriyet aydınına da sirayet ettiğini ifade etmeye çalışmıştır. 

Yılmaz Özakpınar Mümtaz Turhan’ın bilimin ne olduğunu, nasıl bir süreç olduğunu, bilim felsefesi ve bilim metodolojisini anlatmadığını, bir zihniyet olduğu üzerinde durmadığını ama bilimin toplumca kabulünü sağlayacak, bilimin hükümetler vasıtasıyla toplumda kurumsallaştırılmasını sağlayacak yol olarak bilimin en karlı yatırım olduğuna kalkınmayı sağlayacak teknoloji vs. ile hükümetleri bilimi almaya pragmatik olarak ikna etmeye çalıştığını söylemektedir. Bilimin, bilimsel araştırmanın ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini ise “Bilim bilgi değil, yeni bilgiler doğruma sürecidir. Bu sürece araştırma diyoruz. Bilimsel araştırma, bilim adamları arasında iş birliği ile yapılır. Her bilim adamı kendisinin uğraştığı problemle ilgili olarak kendinden önceki ve kendi zamanındaki başka araştırıcıların fikirlerinden, ortaya koydukları bilgi ve tekniklerden yararlanır. Bilim adamları, sadece geçmişin kendi zamanlarına kadar gelen birikiminden ve birbirlerinin çalışmalarından yararlanmakla kalmazlar, aynı zamanda birbirlerini eleştirirler.(…) O halde bilim, bilme hali değil, bilmeye çalışma faaliyetidir. Bilme halini oluşturan bilgiler, bilimin, bilmeye çalışma faaliyetleri için hareket noktası olan ve o faaliyetlere ışık tutan birikimden ibarettir.” (S:47-48) ifadeleriyle ortaya koymaya çalışmıştır.  

Yılmaz Özakpınar’a göre “Şu halde bilimin ilerleme yolu;

a)- Problem oluşturan olguları açıklayacak yanlışlanabilir fikirlere varma,

b)- Fikirlerin mantıksal sonuçlarını çıkardıktan sonra, o sonuçların doğada bulunup bulunmadığına bakarak o fikirleri test etme,

c)- Test işlemindeki deneysel gözlemlerle desteklenerek doğruluk ihtimali kuvvetlenmiş fikir, ileride ona uymayan gözlemler ortaya çıktığı takdirde, o gözlemler ışığında düzelterek ya da değiştirerek yeni fikirlere varma ve  (b)’deki metotla, bu sefer o yeni fikri test etme basamaklarından geçer” (S:52) diyerek bilimsel gelişmenin sürecini de tarif eder. Yılmaz Özakpınar’a göre bilimsel bilgi kesin değildir, yanlışlanabilir ancak doğrulu desteklenmiş bilgidir. “Bilimsel araştırma faaliyeti gözlem, fikir, test, fikirle uyuşmayan yeni gözlemler, yeni fikir, test, o yeni fikirle uyuşmayan yeni gözlemler, daha başka bir fikir, test tarzında sürer gider ve doğru kabul edilen fikirden kesinlikle emin olunabilecek bir son nokta asla gelmez.” (S:53) Bilimi dogma olarak kabul edenler bilimin bu “asla gelmeyecek son nokta” prensibinden vazgeçip bilime son bir nokta öngörmüş, sonsuz kere araştırmadan vazgeçildiğini farkında olmadan zımnen tasdik etmişlerdir denebilir.  

Yılmaz Özakpınar Mümtaz Turhan’ın gözlemlediği köyden gelen cemaatin şehirde uğramış olduğu kültür değişmeleri ve sonra tekrar köye göçle yaşanılan kültür değişmelerinden Köydeki kültürdeğişmeleri için “Cemaat, yalnız maddi kültür vasıtaları bakımından değil, manevi kültür bakımından da değişikliğe uğradığı halde, değişmeleri sınırlama ve seçimden geçirme prensibi sayesinde, yabancı kültür karşısında kendine güveni kaybetmemiştir.” (S:76) tespitlerini yaptıktan sonra değişimlerin sağlıklı olmasını sağlayan üçüncü prensibin de “Yerine daha faydalı ve daha kullanışlı bir unsur konmadan eskilerden hiçbir unsur terk edilmemiştir.” (S:76) ilkesini eklemektedir. Köydeki Kültür değişmelerini sağlıklı kılan üç unsur; değişimleri sınırlama, değişimleri seçimden geçirme ve değişimlerin yerine daha faydalı ve daha kullanışlı unsurları kabul etmeden eskiyi terk etmeme olarak özetlenebilir.  

Yılmaz Özakpınar, Mümtaz Turhan’ın II. Mahmut ve Tanzimat döneminde yapılan değişiklikleri kültür değişmeleri bakından köksüz ve hedeflerin tespit edilmeden gerçekleştirilmiş değişiklikler olarak bulduğunu ve “Bir kısım Türk fikir adamlarına göre Tanzimat’ın en büyük fenalığı, eskiyi yıkmadan, onun yanı sıra yeniyi kurmasıdır. Böylece kurumlarda meydana getirilen ikiliğin bir kargaşa ortamı doğurduğu ileri sürülmüştür. Medresenin yanında mekteplerin, şer’i mahkemelerin yanında nizami mahkemelerinin açılmasını bu ikiliğin örnekleri olarak gösteril” (S:92) diğini ancak Mümtaz Turhan’ın bu eleştiriyi “Daha doğrusu, o devirde yapılanların, daha sonra Cumhuriyet devrinde yapılması mümkün olan inkılâplarla mukayese edildiğini, o yüzden de onların yeteri kadar köklü görülmediğini” (S:92) kabul etmediğini bu eleştiriyi yapanların o günün şartlarını göz önünde bulundurmadığını söyleyerek Yılmaz Özakpınar’ın yaptığı tespitte Mümtaz Turhan’a göre Tanzimat döneminde köklü değişimler yapmak için Cumhuriyet döneminde kazanılan bir İstiklal harbi Türkiye’si yoktur.  

Mümtaz Turhan’ın milliyetçi biri olduğunu söyleyen Yılmaz Özakpınar, hatta onun bir sohbetlerinde “çeşitli vesilelerle, dünyanın önde gelen birçok filozofu, sanatçısı, bilim adamı ve devlet adamı ile bir arada bulundum. Kendimi daima onların eşiti hissettim. Ama vakur Türk köylüsünün yanında aşağılık duymaktan kendimi hiçbir zaman alamamışımdır” (S:97) diyecek kadar romantik bir milliyetçi olduğunu ifade de etmekten geri durmaz. Yılmaz Özakpınar yanlış anlaşıldığını düşündüğü için Mümtaz Turhan’ın “Batılılaşmak diye bir şeyden söz etmesi, Türk milletinin, değişen dünyanın şartlarına ayak uyduracak dinamizme kavuşmasını istediği içindi. Bu da bilimle olacaktı. Bilim de Batı ülkelerinde idi. Batı’dan bilimi almamız gerekiyor deseydi de batılılaşmak diye bir deyime saplanmasaydı daha iyi olurdu” (S:97) diyerek kavram kurbanı olduğunu ifadeye çalışır. Mümtaz Turhan’ın Batılaşma kavramına yüklediği mananın da “Turhan’ın anladığı batılılaşma çok yalındı: Batı’da ilerlemiş olan ve Batı’lı ülkelerin gücünü temsil eden bilimi [zihniyetini] öğrenme, yapma ve o zihniyetle bütün toplum işlerini daha etkin bir hale getirme. Bilim zihniyeti, ona göre, Türk kültürünü yeni bir canlılığa kavuşturacak ve onun sürekli gelişmesini sağlayacak.” (S:97) anlamda olduğunu ortaya koymuş, Mümtaz Turhan’ın bu yüzden Meşrutiyet aydınlarını “dinden, ör ve adetlerden uzaklaşarak Avrupa yaşayışını yüzeysel bir şekilde taklit etmeye” (S:98) yöneldikleri ve programlarında bilim konusu olmadığı için büyük bir zihniyet sakatlığı içinde oldukları yönünde eleştirdiğini de belirtir. Yılmaz Özakpınar’a göre “Yani o, batıcı değildir. Turhan, Türk kültürünün bütünlüğünü koruyarak ve Türk milletinin dinine, tarihine, diline, geleneklerine saygı göstererek, Batı’dan sadece bilimi almak suretiyle sağlıklı ve gerçek anlamda bir ilerleme meydana getirme taraftarıdır.” (S:98

Yılmaz Özakpınar Mümtaz Turhan için bilim yoksa ilköğretim seferberliğinin, üniversite sayısının 100 çıkarılmasının (bu gün 200’ün üzerinde üniversitemiz var diye öğünüyoruz.), televizyon kanallarının sayısının artırılmasının, köprüler, barajlar, dev alışveriş merkezleri, lüks oteller yapmışsınız, Avrupa modasını yakından takip etmişsiniz öneminin olmadığını onun için bunların sınırlı değerde ve sahte kalkınmalar olduğunu asıl kalkınmanın, hakiki gücün en ileri olanlarla her alanda rekabet edebilecek ilerlemeyi sağlayan bilme ve yapabilme gücü olduğunu ifade ederek “Bu gücü sağlayan bilimdir. Bilim ne üniversite sayısıyla ne de öğretim üyesi sayısıyla ölçülür. Nitelik yoksa, niceliğin değeri yoktur. Bir memlekette üniversite denince her şeyden önce bina anlaşılıyorsa, öğretim üyesi denince üst düzeyde bir öğretmen akla geliyorsa o memlekette henüz bilimin “b”si yok demektir.”  (S:106) diyerek onun bilime bakışını ortaya koyar.

Yılmaz Özakpınar Mümtaz Turhan’ın II. Abdülhamit zamanı için iki tespit yaptığını bunlardan birincisine göre Abdülhamit’in içe kapanan bir siyaset gütmesi dolayısıyla batılılaşma meselesi üzerindeki çalışmaların daha önceki dönemlerde padişah tarafından yürütülürken II. Abdülhamit zamanında halk tarafından yürütülmeye başlanmış, II. Abdülhamit muhafazakâr halk tarafına yer almıştır. İkincisine göre ise iki yüz yıldır devam eden Batılılaşma hareketlerini bir eğitim faaliyetine dönüştüğü, meydana gelen fikri gelişme sonucunda mücadele maddi olan kültür değişmelerinden manevi kültür değişmelerine evrilmiştir.(S:118)

İkinci Meşrutiyet zamanında Avrupa’nın askeri üstünlüğünün arkasında bilimin olduğunu keşfeden devlet adamı ve bir kısım Türk aydınının durumunun  “Ama bilimin nasıl edinileceği, işe neresinden başlanacağı, Avrupa’da organize bir şekilde durmadan ilerleyen bilimsel düşüncenin bilinmeyenle yüz yüze en ön saflara nasıl ulaşacağı, bilimin fiilen nasıl yürütüleceği ve bir sosyal kurum olarak bilime toplumda nasıl işlerlik kazandırılacağı kestirilememiş” (S:131-132) olduğunun tespitimi Mümtaz Turhan’dan aktaran Yılmaz Özakpınar bu durumdaki devlet adamları ve aydınların da çözümü “Onun için her tarafta bilimin değerinden ve öneminden genel sözlerle bahsedilmesine rağmen, fiiliyatta, çarçabuk gözle görünür sonuçlar verecek tedbirler ön plana çıkarmak” (S:132) sanarak, farkında olmadan ya da be yapacağını bilememenin doğurduğu çaresizlikten dolayı “bilim ihmal ediliyordu” (S:132) neticesine ulaşmaktadır. Mümtaz Turhan ve Yılmaz Özakpınar’ın Batı’nın bilim zihniyetini almak düşüncesinden yola çıkan Alparslan Türkeş onlara ilave olarak Batılıların mevcut teknik ve icatlarını da bilm zihniyetiyle birlikte alalım, Türk toplumunu belli bir seviyeye kalkındıralım ve bunların üzerine kendimizde elde ettiğimiz bilimsel zihniyet ile  bilimsel araştırmalar yaparak yeni keşif ve icatları kendimiz yapalım diyerek “Çağlar Üzerinden Sıçrama Tezi”ni Dokuzışık Doktrininde ortaya koymuştur. 

Yılmaz Özakpınar Mümtaz Turhan’ın Osmanlı İmparatorluğunun ilk dört yüzyıllık tarihinde Batı dünyası ile temas ve mücadele kazandığı başarılar dolayısıyla Batı Medeniyetini hakir görmeye başladıklarını, bu hakir görmenin sonucu kendilerini gelişmelere kayıtsız kaldığını ve bu kayıtsızlıkla onda “manevi bir izolasyonu da içerdiği için Batı’ya karşı ruhi bir körlük meydana getirmiş. Rönesans, reform, coğrafi keşifler, iktisadi ve teknik gelişme, tomurcuklanmakta olan yeni bilim zihniyeti gibi değişimlerin farkına varılmadı ” ğını ve “Avrupa’nın pratik görgü ve deneyim esasına dayanan bir medeniyet tipinden bilime dayanan bir medeniyet tipine geçişin Osmanlı toplumu tarafından algılanmadığını” (S:142) düşündüğünü ifade etmektedir. “Nihayet öyle bir zaman gelmiştir ki artık aradaki asıl farkın hangi alanda olduğu görülse de, onu tam anlamıyla kavramak ve onu Osmanlı kültüründe bütün şartlarıyla gerçekleştirmek becerilemez bir iş olmuştur.” (S:142

Yılmaz Özakpınar, Mümtaz Turhan’ın Batılılaşmadan neyi kastettiğini açıkladıktan sonra batılılaşmaya nereden başlanacağı konusunda ki soruya da diğer faaliyetlerin üzerinde en verimli etkiyi yapacak faaliyeti isabetle seçmek gerektiğini düşündüğünü beyan eder.Batılılaşmaya başlama faaliyet başlangıç noktası olarak da “Ona göre, bu faaliyet eğitimdir.” (S:151) diyerek onun eğitimin toplumun ilerlemesinin temeli olan insanı ele alıp yetiştirdiğini düşündüğünü de ortaya koyar.

Mümtaz Turhan’ın “Köy Kalkınması” ve “Kültür, Teknik ve Sanayi Merkezleri” konusundaki fikirleri Alparslan Türkeş’in “9 Işık doktrini” adlı kitabında “Tarım Kentleri” adı altında yer almış, köyden göçü önlemek ve köylünün kalkınması için okul, sağlık ocağı ve diğer ortak kullanılabilecek araç gereçler ile donatılmış merkezi bir köy etrafında organize olmuş köylerden bahsedilmiş, ancak Mümtaz Turhan’ın kendisine karşı çıkanlar gibi Alparslan Türkeş ve Ülkücüler de karalanarak halkın teveccühünden uzak tutulmuş, iktidarı engellenerek fikirlerinin uygulanmasına fırsat vermemişlerdir.

Yılmaz Özakpınar Mümtaz Turhan’ın toplumumuzda bilimin eksikliği üzerinde durduğunu, toplumu bilimin değiştireceğini savunurken isabet ettiğini söyleyerek hakkı sahibine teslim ederken ancak Mümtaz Turhan’ın toplum yapısının bilimsel analizini yapmadığını söyleyerek de eleştirmiştir. Yılmaz Özakpınar’a göre “Bilim, toplumdaki zihniyeti değiştirecektir; fakat öte yandan, toplumdaki zihniyet, bilimin algılanmasını ve kurumlaşmasını engellemektedir.” (S:171) Yılmaz Özakpınar Mümtaz Turhan hakkında eğer toplum yapısının bilimsel analizini yapsaydı “o zaman bilimin toplumuzda niye gelişmediği, gelişmesi için toplum yapısının ne gibi bir değişiklik geçirmesi gerektiği meselelerine de belki el atmak zorunda kalacaktı.” (S:170) diye düşünmektedir.

Yılmaz Özakpınar Mümtaz Turhan’ın Batı Medeniyetine girelim manasında söylediği Batılılaşma kavramının medeniyet tarifindeki “maddi vasıtaları ve tekniği” kapsar yönündeki ifadelerinin yanlış anlaşılmaya sebep olduğunu ve toplumda bu yüzden Batı medeniyetine girme konusunda tereddütler oluştuğunu ifade etse (S:178-179) de bunun dış saiklerini de düşünmek gerekir. Batı medeniyetine girme konusunda toplumda tereddütler oluşturan bu dış saiklerden en önemlisi de batılaşma taraftarı olduğunu söyleyen bazı aydın kisveli kültür devşirmelerinin Batı medeniyetine girmek için batıdan damızlık erkek getirmek gerektiğini savunacak kadar süfli bir görüşü bu kavrama iliştirmeleridir. Bu Saiklerden diğeri de kültür ve medeniyetimizi koruma güdüsüyle hareket eden Siyasal İslamcı anlayışın yapmış olduğu aşırı yıkıcı yorumlardır.

Aslında yılmaz Özakpınar kültür ve medeniyet ayrımını Ziya Gökalp ve Mümtaz Turhan’dan ayrı yaparak medeniyeti maddi vasıtalara, tekniğe ve teşkilata, kültürü de manevi unsurlara dayandıran tasnif şeklinden vazgeçmiş ve medeniyeti ahlak ve inanç nizamına dayalı uluslararası bir kavram olarak tarif ederek bir İslam Medeniyetinden kültürü de bu inanç ve ahlak nizamının eseri olarak milli bir yapıda tarif ederek Türk kültüründen  ve diğer İslam devletlerinin kültürlerinden bahsetmiştir.

Mümtaz Turhan’ın yanlış anlaşıldığından bahseden Yılmaz Özakpınar geldiği netice olarak Türk Milletinin İslam medeniyetinden olduğunu ve bu medeniyeti de asla değiştirmesi gerekmediği ancak bir kültür unsursu olarak gördüğü bilim ve onu üreten bilim zihniyetini başka bir medeniyet olan Batı Medeniyeti tarafından üretilmiş olsa bile alarak Türk kültürüne bir unsur olarak katabileceğini, hem de İslam medeniyetinde kalarak bunu yapabileceğini ifade etmektedir. (S:186-187

Mümtaz Turhan’ın öğrencisi Yılmaz Özakpınar tarafından hazırlanmış “Mümtaz Turhan ve Batılılaşma Meselesi”  adlı bu kitabı ile Mümtaz Turhan ve Kültür Değişmelerini incelediği “Mümtaz Turhan” adlı çalışmalarını okumadan Mümtaz Turhan’ı anladığını söylemek biraz havada kalan iddia olacaktır.  

Escort Kayseri Escort Ardahan Escort Balıkesir Escort Nevşehir Escort Muş Escort Tunceli Escort Niğde Escort Şırnak Escort Giresun Escort Çanakkale Escort Manisa Escort Afyonkarahisar Escort Tekirdağ Escort Kars Escort Ankara Escort Polatlı Escort Mamak Escort Çankaya Escort Haymana Escort Sincan Escort Keçiören Escort Pursaklar Escort Etimesgut Escort Aydın Escort Kırklareli Escort Trabzon Escort Ordu Escort Konya Escort Siirt Escort Kahramanmaraş Escort Artvin Escort Kilis Escort Yalova Escort Batman Escort Van Escort Eskişehir Escort Antalya Escort Muratpaşa Escort Kemer Escort Kaş Escort Alanya Escort Konyaaltı Escort Manavgat Escort Kumluca Escort Tokat Escort Bayburt Escort İstanbul Escort Sancaktepe Escort Bağcılar Escort Kayaşehir Escort Mecidiyeköy Escort Fulya Escort Beşiktaş Escort Zeytinburnu Escort Kartal Escort Tuzla Escort Küçükçekmece Escort Üsküdar Escort Merter Escort Güngören Escort Sarıyer Escort Bayrampaşa Escort Çatalca Escort Esenler Escort Bakırköy Escort Kadıköy Escort Maltepe Escort Şerifali Escort Çekmeköy Escort Kağıthane Escort Beylikdüzü Escort Başakşehir Escort Kurtköy Escort Beykoz Escort Ataşehir Escort Sultanbeyli Escort Esenyurt Escort Fatih Escort Eyüpsultan Escort Avcılar Escort Büyükçekmece Escort Beyoğlu Escort Nişantaşı Escort Pendik Escort Bahçelievler Escort Ümraniye Escort Şişli Escort Kocaeli Escort İzmit Escort Gebze Escort Karaman Escort Ağrı Escort Rize Escort Adana Escort Seyhan Escort Çukurova Escort Amasya Escort Erzincan Escort Kastamonu Escort Malatya Escort Yozgat Escort Mersin Escort Anamur Escort Yenişehir Escort Akdeniz Escort Erdemli Escort Mezitli Escort Silifke Escort Edirne Escort Çorum Escort Gaziantep Escort Şehitkamil Escort Şahinbey Escort Nizip Escort Isparta Escort Karabük Escort Düzce Escort Gümüşhane Escort Kırıkkale Escort Bartın Escort Burdur Escort Uşak Escort Adıyaman Escort Muğla Escort Dalaman Escort Marmaris Escort Milas Escort Datça Escort Fethiye Escort Bodrum Escort Samsun Escort İlkadım Escort Atakum Escort Aksaray Escort Bilecik Escort Şanlıurfa Escort Zonguldak Escort Osmaniye Escort Sakarya Escort Bingöl Escort Kütahya Escort Elazığ Escort Bursa Escort İzmir Escort Konak Escort Çeşme Escort Gaziemir Escort Buca Escort Bayraklı Escort Karşıyaka Escort Urla Escort Balçova Escort Bornova Escort Bergama Escort Çiğli Escort Bolu Escort Bitlis Escort Diyarbakır Escort Sivas Escort Iğdır Escort Denizli Escort Sinop Escort Erzurum Escort Kırşehir Escort Çankırı Escort Mardin Escort Hatay Escort Hakkari
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.