DOLAR
8,4565
EURO
10,2691
ALTIN
503,28
BIST
1.441
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Parçalı Bulutlu
Salı Gök Gürültülü
24°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
27°C
Perşembe Gök Gürültülü
20°C
Cuma Gök Gürültülü
19°C
CEMAL KURNAZ HOCA’DA YUNUS SEVGİSİ Halim Kaya Cemal Hocayı hiçbir kitabını okumamakla birlikte yıllardır tanır, uzaktan uzağa da sever kendime yakın hissederdim. Herhalde Türk milletine verdiği değer beni kendisine cezbediyordu. Nitekim ilk okuduğum kitabı da “Türk Olmak” kitabı oldu. Bu kitabı okuyunca yazdığım ve Ülkü Yaz sitesinde yayınlanan kitap analiz...
TÜRKÇE BAKIŞ Gazi KARABULUT Dünya, coğrafyamız ve ülkemiz oldukça zor günler geçiriyor. Bir yandan küresel bir salgın ile mücadele edilmeye çalışılırken öte yandan küresel güçler küresel saldırılarını piyonları aracılığıyla devam ettiriyor.   Dünyayı kendi emperyal çıkarları doğrultusunda şekillendirmek isteyen küresel güçler, bölgemizde bu küresel güçlere bir şekilde stratejik işbirliği içinde olan...
KARACAOĞLAN Asena Kınacı MORAL Karacaoğlan edebiyatçılar, dilciler ve halk bilimciler tarafından bir kişiden çok konar-göçer Oğuzlar -Türkmenler- arasında bir şiir söyleme, türkü icra etme tarzı olarak değerlendirilmektedir. Bu yönüyle onlara göre Türk Dünyasında değişik zaman ve mekânlarda yaşamış Karacaoğlan adıyla ve üslubuyla bu geleneğin kurallarına göre şiir söyleyen pek çok...
YUNUS EMRE’YLE HASBİHAL – 8 Ahmet URFALI      Yunus’un öğretisinde insanın bir diğerine olan sevgisi, birleştirici ve bütünleştirici bir işlev yüklenirken; hümanizm öğretisinde insanın kendini öne çıkarma, kimseye benzememe, her türlü bağdan kurtulma ve tam anlamıyla bireysel olma hedefi birbiriyle çelişir. Burada ‘ben merkezli’ bir yapı karşımıza çıkarken; Yunus’ta Allah aşkıyla...

SELÇUKLU’DAN OSMANLI’YA ALEVîLİK

SELÇUKLU’DAN OSMANLI’YA ALEVîLİK
08.06.2014
0
A+
A-

Bizim bugünkü,”Bektaşiler” ve aşağı yukarı Şah İsmail’den
beri de Anadolu Alevîleri dediğimiz yüzde-yüz “Oğuzlar”ın
çeşitli boylarına mensup olan ve kendilerine Türkmenler de
denen,önce tamamen “senkrist(bağdaştırmacı);sonra
“Heteredoks Müslüman”(sünni olmıyan) kardeşlerimizin
mutlak inanç ve birtakım zan sebebiyle geçmiş tarihimizde
mağdur edildilkleri bir gerçektir.Şimdi biraz bu deyimleri
açalım:
Alevî kardeşlerimiz ehil olmayanlar tarafından yapılan,
özellikle yakın zaman “Osmanlıca”metinleri tercüme ederken
çok hatâ yapıyorlar ve “Oğuzlar’ın Türkmen
boyundanız”diyorlar.Bir kere böyle bir ifade yanlıştır. “Oğuz”
ve “Türkmen”tabiri etnolojik olarak aynı anlamdadır.”Oğuz”
adı Türkler’in Müslüman olmadıkları devreye aittir.Bu yönü ile
“Türkmen” Müslüman olmuş Türk olarak vasıflandırılabilir.
Selçuklu devri “Babailik”hareketine bugün için ağır islâmi
anlam yükleyenlerin sayısı bir hayli azalmıştır.Zaten o zaman
“Alevîlik”adı Anadolu Türkmenleri’ni inanç olarak hiçbir
şekilde ifâde etmiyordu.Çünkü Hz.Ali olmasaydı “Babailik”
yine olacaktı.Sultan Sencer’e karşı Türkmen isyanında da
böyle söylemler mevcut değldir.Bu hareketlerin sosyal içeriği
kültüreldir ve devletteki yabancı unsurlara karşı “Türklük”
tepkisidir.Bu bakımdan “Babaî” hareketine iştirak eden2
Anadolulu’da bütün Türkmemlerin tarihten gelen evvelki
inançlarına(Şamanizm vs.) bir miktar da yüzeysel İslâm
motiflerinin eklenmesidir.En başta “Karamanlılar” 10.000 kişi
ile bu harekete iştirak ettikleri düşünülürse bunlar ileri
zamanlarda hiçbir şekilde “Alevî”olmamışlardır.
Hacıbektaş Veli’nin “Babaîer”haraketine iştirak ettiği doğru
olmakla beraber önde gidenlerden değildir;fakat kardeşi
Menteş’in bu eylemlerde öldürüldüğü gerçektir.Bektaş geri
durduğuna göre bu duruş şuurludur be kafasında bir takım
oluşumlar mevcuttur.İşte bu bakımdan ona “Babailer”in lideri
İlyas Horasanî’nin “Halifesidir” derler ki bu husus da tarihi
kayıtlar ve Türkmen cemiyetinin o zamanki sosyal yapısına
tamamen uygundur.
Anadolu Selçuklular’ı kesinle güçsüz bir devlet değildir.Bunu
Türk Moğolları iyice bildikleri için 20 sene kapıda
beklediler.Çok ilgi çekicidir ki Sünni Hz.Mevlâna ve Batınî
Baba İlyas o zamanki Anadolu’nun kültür ve inanç önderleri
olarak Moğollar’ın yurtlarını işgâline çok aldırış etmemiş
hatta desteklemişlerdir.Bu hususun izahı çok
zordur.Ezildiğinden bahsedenler dönüp bir de bu durumu
irdelemelidirler.
Cengiz Han’ın varlığına son verdiği Harezmşahlar’ın; o zaman
Celâleddin Mengüberdi gibi cihangir bir komutanın
idaresindeki dünyanın en güçlü ordusu 1229’da Anadolu’ya
girdi;fakat Selçuklu ordusu Yassıçemen’de onları feci bir
yenilgiye uğrattı.Moğollar pusuda beklerken ardından
1240’da “Babailer” ayaklandı ve onlar da tenkil3
edildi.Esasında o zaman devleti elinde bulunduranlar
nezdinde(Muineddin Pervane) çok itibarlı olan Hz.Mevlâna
bile Moğol tehlikesine ses çıkarmadı.Bu sebeble Mevlâna’yı
suçlayan bugünkü aydınlar savundukları “Batıniler”in de
köküne kadar Selçuklu’yu istemediklerini isyanla ispat
etmişlerdi.İşte işin tam zamanıdır diyen Türk Moğolları
1243’de Anadolu’ya girdi ama Kösedağ’da Selçuklulkar
tarafından bozuldular ve işgal için biraz daha beklemek
zorunda kaldılar.
Moğollar Anadolu’ya tam hâkim oldukları sırada her ikisi de
Horasanlı olan Hacıbektaş 1271,Hz.Mevlâna 1273 tarihinde
hakkın rahmetine kavuştular.Bu zamanda Mevlâna’nın
görüşleri ile çok tanınmış bir şahsiyet olmasına karşılık
Hacıbektaş beliki çok tanınan birisi değildi.Çünkü o zamanda
Şeyhi Baba İlyas’ın adını anmak mümkün olmadığı gibi
ihtilâlci görüşlerini 15.asır Osmanlı tarihçilerinden torun
Aşıkpaşaoğlu bile savunamaz.
Yeniçeri Ocağı’nın nasıl ortadan kaldırıldığını biliyoruz;lâkin
kuruluşu bir sürü esanelerle doludur.Bir kere “Hacı Bektaş”ın
henüz tanınmadığı bir toplumda bu ocağı “Bektaşilik”
temellerine oturtmak mümkünse de “Batını-Alevî” bir yapı
ile izah etmek kesinlikle mümkün değildir.Tabii olarak sadece
14.asır için bu iddialarda bulunulabilir.Osmanlı’nın kuruluşu
ile ilgili olarak anlatılanlar da bir masaldan öteye
gitmez.Şüphesiz tarihçe doğu olanlar vardır;ama kesin olarak
ispat edilemiyen şeyleri tarihi hadiseleri izah ederken
materyal olarak kullanamayız.4
İşte ocak işi ile ilgili anlatılanlara bakarsanız böyle bir
masaldan öteye gitmez.Çünkü 1362-65 arasında Çandarlı Halil
tarafından kurulduğu bilinen bu ocağı kuranın da o fikirde
olduğu söylenemez.Dünya Osmanlı’nın kuruluşu ve sosyal
müesseselerin teşkilâtlanmasında artık “Âhilik”müessesesine
fazla itibar etmiyor.Görülmiyen ve fazla hesaba alınmayan bir
husus vardır ki,Osmanlı’nın teşekkülündeki sosyal bünyede
kesinlikle halk seviyesinde bir tartışma ve düşmanlık bahis
konusu değildi.O zamanın Türk cemiyetinde hakim aydın
unsurlar şehirleşmiş “heteredoksi” unsurlardı.Birçok Osmanlı
müessesesinin Selçuklu’nun devamı olduğunu
söylebiliriz;lâkin bürokrasi anlamında böyle bir iddianın
savunulması zordur.Zaten Anadolu Selçukluları ile ilgili
yapılan son çalışmalarda bunlardaki inanç yapısı ve
elementlerinin Büyük Selçuklular’dan daha değişik bir yapıda
olduğı ifâde edilmektedir.Türkistan,İran,Irak,Suriye
Selçukluları’nda olduğu gibi tekdüzen bir “Ortadoks
İslâmiyet”kesinlikle söz konusu değildir.İşte İmparatorluk
oluşumuna kadar Osmanlı toplum yapısını bu tarzda ve
değişik cephelerden görürsek “Osmanlı Aleviliği”ni daha kolay
anlarız.Yarın devam edeceğiz.
Esen kalın.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.