1 Kasım 1928 Harf İnkılabı’nın yıl dönümünde; TDT 13. Ankara Zirvesi ile benimsenen 34 Harfli Ortak Türk Alfabesi, Gaspıralı İsmail Bey’den Atatürk’e uzanan “dilde birlik” davasını bir asır sonra 300 milyonluk Avrasya sathında gerçeğe dönüştürüyor.
Bir milletin ruhu, varlık şuuru ve istikbal hafızası dilinde yaşar. Türk milleti; Orhun kıyılarında dikilen bengü taşlardan bu yana sözünü taşa, deriye, kâğıda ve nihayet dijital çağa nakşederek medeniyet kurmuş kutlu bir millettir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Kasım 1928 tarihinde kabul ettiği 1353 sayılı Kanun, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nde okuma yazmayı kolaylaştıran bir alfabe değişikliği değildi. Bu adım; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Başöğretmen sıfatıyla kara tahta başına geçerek başlattığı millî maarif seferberliğinin ve Türkçenin ses yapısını modern çağın yazı disipliniyle buluşturan büyük bir kültür devriminin adıydı.
Aradan geçen bir asrın ardından, 1 Kasım’ın ifade ettiği bu tarihî anlam; Ankara’da imzalanan 163 maddelik TDT Ankara Bildirisi ile 300 milyonluk Türk dünyasının ortak çatısı haline gelmiştir.
Türk yazı dilinin birliği meselesi, 20. yüzyılın başında Türk aydınlarının en büyük ortak davasıydı. Kırım’da İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” meşalesiyle alevlenen bu ülkü; 1926 yılında toplanan 1. Bakü Türkoloji Kurultayı’nda bütün Türk boylarının Latin esaslı ortak bir alfabede buluşması kararıyla somutlaşmıştı.
Atatürk, 1 Kasım 1928’de Harf İnkılabı’nı hayata geçirirken yalnız Anadolu coğrafyasını değil, Bakü’de filizlenen bu ortak Türk dünyası vizyonunu da göz önünde bulundurmuştu. Nitekim 1933 yılında yaptığı ünlü konuşmasında “Orada dilleri bir, inançları bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Milletler buna manevi köprülerini sağlam tutarak hazırlanır. Dil bir köprüdür…” diyerek Türk dünyasıyla alfabe ve dil köprülerinin asla yıkılmaması gerektiğini vasiyet etmişti.
Ne var ki 1930’lu yılların sonunda Sovyet emperyalizmi, Türk boylarının birbirini anlamasından ve birleşmesinden dehşete düşerek her bir boy için farklı Kiril harfleri ve yapay imla kuralları dayattı. Kazak’ı Kırgız’a, Özbek’i Azerbaycanlı’ya, Tatar’ı Türkmen’e yabancılaştırmak için harfler arasına yapay demir perdeler örüldü.
İşte Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde Türk Akademisi ve Türk Dil Kurumu öncülüğünde uzlaşılan 34 Harfli Ortak Türk Alfabesi, bu asırlık parçalama projesini tarihin çöplüğüne atmıştır:
Türkiye Türkçesindeki 29 harf korunmuştur.
Türkistan ve Kafkasya lehçelerindeki gırtlak ve geniz seslerini karşılamak üzere Ä, Ň, Q, X, W harfleri eklenerek ortak bir ses uyumu yakalanmıştır.
Bu uzlaşma; hiçbir boyun lehçesini yok saymayan, aksine her boyun fonetik zenginliğini ortak bir havuzda birleştiren muazzam bir medeniyet mutabakatıdır.
1 Kasım 1928’de sarf edilen o kurucu emek, bugün Taşkent’ten Lefkoşa’ya, Bakü’den Astana’ya kadar kardeş cumhuriyetlerin parlamentolarında kanunlaşmaktadır.
Ortak alfabe sayesinde gelecek nesiller; birbirlerinin edebiyatını, şiirini, bilimsel makalelerini ve haber bültenlerini hiçbir tercümana ihtiyaç duymadan okuyup anlayacaktır. Ortak alfabe; aynı zamanda ortak ticaret hukukunun, ortak dijital veri tabanlarının ve savunma sanayiindeki ortak terminolojinin de temelini teşkil etmektedir.
Kara tahta başında yakılan o maarif meşalesi; bugün 34 harfle Türk asrının ufkunu aydınlatmaktadır.