BÖLGESEL TÜRK ETNOLOJİSİNDE “KARA”

Bu haber 08 Şubat 2019 - 15:31 'de eklendi ve 418 kez görüntülendi.

 

     Ali BADEMCİ

       alibademci@gmail.com

 

 

Bizi arayan birçok dostumuz oluyor; eski kimlik arayışları peşindedirler! Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun büyük dedesinin Antakya Semerciler Camii İmam ve Hatibi olduğunu, bu cami külliyesinde gördüğümüz “Ferman” sûretinden anlamıştık. Dolayısiyla bugünkü Suriye’de serbest çalışma ortamı ne kadar kısa sürede sağlanırsa bir çok gerçeğin de böyle ortaya çıkacağını ve bölge kültürü ile dostlarımızın tatminkâr bilgi bulacağını sanıyoruz! Biz bu konuda İdlip İli Cisrişuğur (Uç Şehri-Uğur Köprüsü-Uğur Mekânı) ilçesine çok önem veriyoruz. Bizi takip edin!

 

 

BÖLGESEL TÜRK ETNOLOJİSİNDE “KARA”

 

 

Hocam Sencer Divitçiğolu tarih düşüncemize sosyolojik uygulamaları getiren ilk bilim adamlarımızdandır. Üstelik onun tarzı ne Annales Okulu ne de ondan etkilenen Köprülü Ekolü’nün değerlendirmeleridir. Halil İnalcık ve İlber Ortaylı da Köprülü yolunda çalıştılar ve sosyolojik tarihi vurguladılar. O bakımdan bu iki tarihçimizin de görüşlerini biraz daha ileriye taşımak gerekiyor. İlginçtir ki Divitçioğlu da batı metotları ile çalışmasına rağmen ülkemizde sosyolojik tarih görüşünü bir adım daha ileri taşıyarak “Türk Etnolojisi”ni matematik metotlarla anlatmağa çalışmıştır. Ne yazık ki günümüzde onun çalışmalarını devam ettiren ne öğrencisi ne de bilim adamı bulunmuyor! Bugün etnolojinin coğrafya ile ilgisi sosyolojinin de çok üzerine çıkınca küreselleşme olgusunun öne çıkardığı kimlik arayışları ile etnoloji küçük üniteli insan beraberliğinin ilgi odağı hâline geldi. Yeniden “soy-boy-âile köklerimizi” arıyoruz! Haklısınız!

 

Henüz açık saha haline gelmeyen Suriye olgusunun etnolojik Anadolu’yu açıklayacak en önemli bilimsel alan olduğu çalışanları hayrete sevk ediyor. Gerçekten bölgede çok kuvvetli ve hâkim olan “Oğuz” olgusu biraz daha açılabilmektedir. “Kara” sözcüğü hem “Yazıtlar”daki anlamına yaklaşmakta hem de “Karalar”ın “Dokuz Oğuz Boyu” olduğu daha yakından gözlemlenmektedir. Sencer Divitçioğlu’na göre “Dokuz Oğuzlar”ın “Üç Karluklar”ı “Batılı”olan ve “Ana Oğuzlar”ı takib edenlerdir. Hoca bu görüşünü Christopher Backwith’e(1945) dayandırmaktır. “Üç Karluk” göçünün olay tarihlerimizde “Karluk Göçü” başlığı ile izlerine görüyoruz. Müstakîl çalışılmamış olan “Türk Göç Tarihi”nde Bağdat Halifeliği hizmetine gelen paralı Türk askerlerin Karluk, bir kısım Güney Kıpçakları ve Yığmalar olduğunu çok iyi biliyoruz. Kaşgarlı “Karluklar”ı tam “Oğuz” olarak tarif ediyor.

Türkler’in Müslüman oluşu ne müşterek değer, ne de Arap jenosidi ile ilgilidir, zamanın Buhârâsı çok sonradan İran’ı fabrika hâline getiren heteredoksi inançların adetâ akademisi durumuna gelmişti. Bunu görmeyenler işe tam bir şoven anlayışla yaklaşıyor ve şımarık pozlar veriyorlar. Doğrusu bunun tam tersidir. İşte o düşüncelerin İslâm merkezine itelediği paralı askerler gerçekte “Fergana Karlukları”ndan başkaları değildi. Müslüman Türklüğün erken döneminde İslâm merkezlerinde Türk bilginleri ve Suriye’de “Tolunoğlu”ve “İhşidler”i başka türlü izah edemeyiz. Herhalde tatminsiz ve çoğu Hilâfet düşüncesine göre ayrılıkçılığı gözlemlenen Bağdad’dan Suriye’ye ilk muhacirlerin işlevi budur. Fakat ilginçtir ki organizeleri zamanın devlet mefhumuna uygun “Ortadoks İslâm”dır. Ama yine de ilginçtir ki “Suriye Heteredoksi”sinin kökleri Türkistan’dadır ve zamanın “Nusayri II. Kurucusu” “Alp Cili” Buhârâ’dan Kaşgar’a, oradan da Bağdad’a satılmış Türkler’dendir! Çünkü Cili bugün Amuderya kenarında hâlâ Türkmen kışlağıdır.(Tackistan-Ciliköl)

“Yazıtlar”daki “Budun” bugünkü millet deyiminin karşılığı değildir, fakat Divitçioğlu’nın matematikleşdirdiği ve “Türk Etnolojisisi”nin temel argümanı olan “Ak Budun-Kara Budun” ikilemi kendini kanıtlamış bir gerçektir. Olguya örnek gösterilen “Akbudun” baba nesli, “Karabudun” ise ana nesli olarak resmedilmektedir. Dolayısiyla “Oğuz” ve “Karluk” ayrılığı İslâmi dönemde biraz daha belirginleşmiş, “Karluk” organizesi “Karahanlılar” olarak ilk “Müslüman Türk Devleti” olma şerefini kazanırken, diğer “ 6 Karluklar” başka din ve inançları denemişlerdir. Ana Oğuzlar ise hiç din değiştirmedi ve batı serüvenine sonuna kadar devam ettiler.

Kim ne derse desin Türklüğün Önasya’da “Mihver Coğrafyası” ve “Kültür Bahçesi” Suriye’dir. Bu coğrafyanın hemen her yerinde “Kara-Karaca” sözcükleri “Türkmen” mefhumunun alt şubesi ve çekirdeksel etnos mefhumu olarak değerlenlediriliyor. Bu yaygınlığı Anadolu’nun “Karaman” olgusuna benzetebiliriz ve herhalde işin aslı da budur. Hazarlar’ın “Akbudun” sınıfının sanırız aykırılığını da “Karayim-Karalar-Karay” ifâdelerinde buluyoruz. Uzunçarşılı ve Köprülü, Suriye’nin “Kara-Karaca” sözcüklerini “Kara Yusuf-Kara Mehmed” ile özdeşleştirerek bu Oğuz topluluklarını da aynı çembere alıp kendilerine “Mürit Şiî” diyorsa da bu görüş hiç de doğru değildir. Bölgede Emir Timur’a karşı birçok “Karakoyunlu” bulunabilir, lâkin onlara “Şiî” gözü ile bakmak katiyen mümkün değildir. Timur Asi kıyılarında yerleşik Karluk ve Oğuzları yerlerinden ettiği, dağlara sürdüğü için derin bir düşmanlık oluşmuştur. Emir’deki “Savran-Savranlı” asabiyetinin Türkistan’da bile devam etmesi bunun aksülâmelidir. “Sauran-Savran-Savraniler” Yesevî Ata anlamında ilk Müslüman Türklerdir, onlara “Şiî” denmesi gerçekleri yansıtmıyor.

“Karaman” adına nisbetle bugün Anadolu’da Suriye’den de fazla “Kara” ve “Karalar” yer ve boy-soyadları vardır. İlginçtir ki Suriye’deki “Karalar-Karacalar” da Anadolu’nun “Karamanlılar”ı gibi yakın zamana kadar meşe kömürcüsüdür. Bugünkü Hatay’da tesbit ettiğimiz eski adı “Çaksın-Çaksına” olan yer ve boy adının, “Karaman”dan geldiğini Samandağı içinde ve Kisecik Köyü’nde yaşayan birçok âile bilmektedir. “Çaksın” kömür ocaklarına dizilen ve yere rabtedilen kesme meşelerin diziliş şeklidir ki, Kastamonu’da film dizisinde kullanılan “Karalar” köyü resimlerinde de bu gerçeği görüyoruz! O devâsa kömür ocaklarına bakınız!

Bizi arayan birçok dostumuz oluyor; eski kimlik arayışları peşindedirler! Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun büyük dedesinin Antakya Semerciler Camii İmam ve Hatibi olduğunu, bu cami külliyesinde gördüğümüz “Ferman” sûretinden anlamıştık. Dolayısiyla bugünkü Suriye’de serbest çalışma ortamı ne kadar kısa sürede sağlanırsa bir çok gerçeğin de böyle ortaya çıkacağını ve bölge kültürü ile dostlarımızın tatminkâr bilgi bulacağını sanıyoruz! Biz bu konuda İdlip İli Cisrişuğur (Uç Şehri-Uğur Köprüsü-Uğur Mekânı) ilçesine çok önem veriyoruz. Bizi takip edin!

Muhabbetle.

 

 

 

 

 

 

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments