ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü OcaklarıdövizakpchpmhpAhmet b.karabacakhasan külünk
DOLAR
17,9580
EURO
18,4256
ALTIN
1.035,86
BIST
2.864,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Salı Açık
31°C
Çarşamba Az Bulutlu
31°C
Perşembe Az Bulutlu
31°C
Cuma Açık
32°C

HEPİNİZ TÜRKSÜNÜZ

HEPİNİZ TÜRKSÜNÜZ
28.06.2022
0
A+
A-

HEPİNİZ TÜRKSÜNÜZ

Halim KAYA

Amerikalı yazar Gene D. Matlock’un yazdığı “Ey Dünya İnsanları- Hepiniz Türksünüz – Kayıp Bir Uygarlığın Sırları Dünyayı Nasıl Değiştirebilir?” kitabını Üniversite okurken aynı evde kaldığımız ev arkadaşım İbrahim Balaban’ın tavsiyesi üzerine haberdar oldun ve alıp okudum.

Gene D. Matlock’un “Hepiniz Türksünüz” kitabını Özgür Umut Hoşafçı dilimize çevirmiş. Hermes yayınevi kitabın 1. baskısını Aralık 2008 yılında elimizdeki bu 10. baskıyı da Ekim 2021 de yapmış. Kitabın İngilizce orijinal adı “What Strange Mystery Unites the Turkish Nations, İndia, Catolicism, and Mexico? A Consise but Detailed History of Things Divine and Earthly” olan kitaba tercüme eden Özgür Umut Hoşafçı “Ey Dünya İnsanları- Hepiniz Türksünüz – Kayıp Bir Uygarlığın Sırları Dünyayı Nasıl Değiştirebilir?” adını vermiştir. Kitabın Türkçesinde adının altına muhtemelen İngilizce adından kaynaklı “Türk Uluslarını, Hindistan’ı, Katoliklikliği ve Meksika’yı Hangi Garip Gizem Birleştiriyor? İlahi ve Dünyevi Şeylerin Kısa ama Detaylı bir Öyküsü” alt açıklama yerleştirilmiş. Kitap Yazarın Önsözü, Çevirenin Önsözü bölümlerinden sonra on sekiz bölümden oluşmakta daha sonra Kitapta Kullanılan Referanslar Hakkında ve Önerilen Referanslar başlıklı iki bölüm eklenmiştir. Kitabın içindekiler bölümüne bakarsanız kitap 325 sayfa görünüyor ancak sayfaların sayısıyla kitabın sonunda 290 sayfa olduğunu görürsünüz. Kitabın sayfa sayısında da bir tutarsızlık, ya da bir baskı hatası var. Çünkü 325 sayfadaki Başlık olan “Önerilen Referanslar” bölümünün de birkaç sayfa sürdüğünü sayarsak kitabın 35 -40 sayfa kadar eksik olduğu gibi bir durum ortaya çıkıyor.

Kitabın tanıtımında 2013 yılında vefat eden ilk Türk Avrupa Güzeli seçilen Günseli Başar’ın çabaladığını ve kitabın yazarının İstanbul ve Bodrum’da konferanslar vermesini sağladığı ve bu konferansları organize ettiğini, ayrıca kitabın yazarının romantik Türk tarihçisi Kazım Mirşan ve Muazzez İlmiye Çığ, Kemal Menemencioğlu gibi Türk isimler ile tanışıklığı olduğunu da görüyoruz.

Yazar Nuh Tufanında su dolan Kuzey Kutup Dairesi kar ve buz kaplanmış, burada yaşayan Hyperborca’lar lanetlenmiş olarak görür ve bu Hyperborca’ları “Dünyadaki bütün ulusların atası olan Hyperborca sakinleri, bugün bizim Türkler olarak adlandırdığımız insanlardır” (S:21)diyerek tarif etmektedir. Ancak Türklerin tarihte Gök Tengri inanışına sahip olmaları ve tek tanrı inancını muhafaza etmeleri bu lanetlenmiş kavim olmalarını biraz meşkuk kılmaktadır.

Gene D. Matlock’un  “What Strange Mystery Unites the Turkish Nations, İndia, Catolicism, and Mexico? A Consise but Detailed History of Things Divine and Earthly” adlı kitabına tercüme ederken “Hepiniz Türksünüz” gibi iddialı bir isim veren Özgür Umut Hoşafçı aşırı iyimser bir tutum içindedir. Sadece Türklerin insanlığın temelini oluşturan beş ırkın Türklerden meydana geldiğini söylemesinin dışında şu ana kadar Teslis inancının dışındaki bütün dinlerin bela musibet getirdiğini ve kargaşa yarattığını, zaten inancın da farklılaşarak çoğalmaktan farklı farklı inançlar oluşturmaktan dolayı kargaşa olduğunu söylemektedir. Burada kitabın başlığı kadar iddialı bir Türklük vurgusu yoktur. Türklerin ve Hinduların inanç (S:26) sistemlerinin Teslisten sapmaya sebep olduğu anlatılmaya çalışılmış. Şu cümle de “Birçok insan inançları uğruna ölebilir. Biz kadim Türkiye ve Hindistan’da bunu yaptıklarını kesin olarak biliyoruz. Böyle bir akılsızlığa meyin neden olduğunu siz tahmin edin.” (S:32) bizi doğrulamaktadır. “İnsanoğlunun gelişimini hızlandırmalı kendimizi bu pis bataktan kurtarmalıyız. Kendimizi Baba ve Kutsal Ruh’a sıkıca bağlamalıyız. Kutsal Teslis ’in tam anlamına sadakatle bağlanmalıyız.” (S:33) Türk ve Hin inanç sistemlerinin mirası tevarüs etmiş olanlara Tanrı Bel ya da İkincil Tanrı deyip (S:32) aşağılık bir tapınma ile utanç ve tiksintiden bahsederken hem bir sonraki sayfada tam bir misyoner gibi yukarıdaki tırnak içindeki cümleyi sarf eden yazar Teslis propagandasına Türkleri de alet etmekte ve inançlarındaki binlerce yıllık Türk düşmanlığının kaynağını ortaya koymaktadır.

 Yazar ve çevirmen “İnsanoğlu kendi Türk kökenlerini tanımayı ve gerçek Meru Dağı’nın Hindistan’da olduğunu reddetmeyi sürdürdükleri sürece, Baleva uğruna kan akıtmaya ve öldürmeye devam edeceğiz.” (S:35) gizli olarak Siyon dağının Hindistan’da olduğunu ve Türklere dayanan köklerinin bilinmediği için bugün ki İsrail’in Meru (Siyon) dağı olduğuna inandığı için kan akıtıldığını ve insanların öldürüldüğünü söylerken aslında Türkleri ve Hinduları suçlamaktadır.     

Güncel olması bakından ele almak gerektiğine inanıyorum. Prof. Dr. Osman Karatay Rus Ukrayna savaşı çıkınca Ukrayna’nın Türk olduğu yönünde bilgiler paylaşmış ve Türkiye’nin desteklerinin yerinde olduğunu söylemişti. Ruslar Ukrayna’yı işgal etmeye başlayınca ABD ve diğer batılı ülkelerden yardım alamadı ve bizim verdiğimiz SİHA’larla Ruslara karşı koymaya çalıştı. Baz iç muhalefet ise neden ilgilendirmediği halde Ukrayna’ya destek olduğumuzu söylediler. “Kazaklar (Ukraynalılar) Millet desek millet değil, kabile desen kabile değildirler. Kendilerini Slav asıllı sayıyorlar; fakat hala ana dil Türkçe’yi unutmadılar.” (S:42) bazı tarihçilerin o zaman Ukraynalıların Türk olduğu yönünde yaptığı açıklamaları destekler mahiyette bir bilgidir.

Gene D. Matlock Rusya’nın başkenti Moskova’nın sadece kuzeyinin eski Türk yerleşim yeri olmadığını diğer üç yöndeki yerleşim yerlerinin isimlerinin Türkçe köklerini sayarak söyledikten sonra “Türkçe ‘Uzak’ anlamında, ‘Aleman’ denirdi. Günümüzde Almanya olan Alemania ismi buradan gelir. Pek çok ‘Germen kavmi’ mavi gözleri, geniş elmacık kemikleri ile belirgin biçimde Kıpçak görünüşlüydü ve runik yazılarında, adetlerinde ve halkın hafızasında da gösterildiği gibi Türkçeyi konuşuyorlardı. Onlar uzak Altay’dan gelen kişilerdi!” (S:45) diyerek Almanya’nın Türklüğünü isimin Türkçe olması, fiziki yapıları ve kurganlarıyla izah etmiştir. Aslında ‘Alman’ kelimesinin Türkçe olduğundan ziyade ‘Germen’ kelimesinin Türkçe olup olmadığına bakmak daha doğru olacaktır. Çünkü halk kendini Germen olarak tanıtıyor. Alman kelimesi Türkler arasında kullanılan bir kelimedir.

Eski Türkçe bir terim olan ‘Ing’, ‘Ganimet’ anlamına gelir. Bu ‘Ingland’ın kökeni, ‘Zapt edilmiş / Ganimet Alınmış Toprak’ değilmiş? Türkler gelmeden önce adaya Albion denilirdi.” (S:49) diyerek İngiltere’nin Türk olduğunu ileri sürer ve kurganların da İskoçya’da bulunmayıp İngiltere’de bulunmasını, at üstünde oynadıkları POLO oyunun da Türklerin düşmanlarının kafasıyla oynadıkları ve artık unutulmuş bir oyun olduğu bilgilerine dayandırır.

Dünyanın yarısını ele geçirdikten sonra Kıpçaklar, tarihi unutmuş/bırakmış gibi görünüyorlar. Her büyük kanlı savaşın ardından, ya ‘yeni’ milletlere dönüşerek, ya da diğer milletlere karışarak, uluslar birbiri ardına Deşt-i Kıpçak’ı terk etti, Türkler güneşin altındaki kar gibi, eriyip gittiler.” (S:50) diyerek Türk milletinin eleştirilecek bir yönünü, zaafını çok güzel tespit etmiştir. Türkler hep kültür erozyonuna uğramış ve gittikleri yerlerde kendilerini ve kültürlerini muhafaza edememiş, dönüşmüşlerdir. Güneş Dil Teorisini ve Tarih Türkler ile başlar tezini destekler açıklamalarıyla Gene D. Matlock artık Türkiye’de resmen terkedilmiş olan bir tarih anlayışına işaret etmektedir.

Gene D. Matlock eşi ile Meksika Tijuana’da 1989 yılında bir hafta sonu geçirirken Alman Araştırmacı-Yazar Andreas Faber-Kaiser “İsa Hindistan’da yaşadı ve Öldü” adlı kitabını alır. Bu kitabın konuyu aydınlatıcı en iyi kitap olduğunu söyler. Kutsal kitaplardan Hindu Kutsal kitabı Bhavishya Puruna İsa’nın Hindistan’a kaçışını anlatır ve MS 115 de yazılmıştır. “Günlerden bir gün (Kral) Salivahana Himaliya dağlarına gitmiş ve güçlü kral, orada Hunların ülkesinin merkezinde bir dağın yakınında oturan seçkin bir şahsiyet görmüş. Salivahana ona kim olduğunu sormuş. O da tatlılıkla; ‘Ishvara Putaram ya da ‘Tanrı’nın Oğlu’ ve Kanaya Garbam ya da ‘bir Bakire’nin Çocuğu’ olarak bilinirim” demiş.” (S:56) Kutsal kitaptaki ‘Tanrının Oğlu ve Bakire Çocuğu olmak” bu iki özellik Hz. İsa’nın bilinen iki vasfıdır. 

Gene D. Matlock “Hepiniz Türksünüz” kitabının anlatım dili olarak çok dağınık, zaman zaman başka konulara ve açıklayıcı bilgiler geçerek anlaşılmayı zorlaştırmıştır. Konu anlatım tarzı basitten karmaşığa ya da oluşumdan tekamüle doğru değil. Her şeyi bilen bir adama anlatır gibi karışık bir anlatım tercih etmiş. Zaman Zaman da eski kitaplarından bahseden cümleler zaten konuya hâkim olamayan okuyucuyu tamamen konudan uzaklaştırıyor ve anlamasını zorlaştırıyor.  Buna tercüme edenin tesiri de var. Çünkü tercümeyi akıcı bir hiyerarşik düzende yapmamış, sonda verilmesi gereken başta verilmiş gibi, ayrıca tercüme ederken kendi açıklamalarıyla da konu bütünlüğünü bozmuş.

Tengri (S:73) kelimesinin Türklerin ilk dinin adı olduğunu ve Tanrı kelimesine karşılık gelen çok farklı kelimeler olduğun hata Tengri kelimesinin tanrıların bulunduğu yer olarak ifade edilebileceğini, Türklerin insanların kökeni olduğunun yanında inanç olarak da köklerinin temelini attığını ve hatta Haç’ın (S:78) ilk icat edildiği toplumun Türkler olduğunu da yüzeysel bir anlatımla anlatmaya çalışmıştır. Gene D. Matlock “Hepiniz Türksünüz” kitabında Tanrı’yı (Yaratılış) demek manasında, hatta ilk yaratılış olarak görmektedir. “Gerçekte, bizim Hıristiyan haçımız Tengri dininden Türemiştir.” (S:84)

Gene D. Matlock “İnsanlığın kendi kurtuluşu ve hayatta kalışı için çözmesi gereken bütün gizemleri insanlığın ilk beş ırkından miras aldık: Yadu, Turvasa, Druhyus, Anu ve Puru. Aryanlar olarak da bilinen bu ırkların her biri ve hepsi aynı zamanda Türk’tü ve hala da Türk (Ari ya da Kuru)” (S:97) diyerek insanoğlunun temelini oluşturan ırkların Türklüğünü iddia ediyor. Yeryüzündeki semavi ya da insanoğlunun oluşturduğu bütün dinlerin kutsal kitaplarından ve çeşitli araştırmalardan çıkan buluntulardaki bilgilerden yola çıkan Gene D. Matlock yeryüzünde Nuh tufanından başka tufanlarında olduğunu, İnsanların daha önce çok uzun boylu olduklarını ve ruhlarının kendi bedenlerinden çıkıp tekrar kendi istekleri doğrultusunda bedenleriyle birleştiklerini, yeryüzünde insanoğulları ve Tanrı oğullar diye farklı iki insan türünün olduğunu, Tanrı oğullarının insanoğlu kızlarıyla evlenerek çocuklar yapmaya başladığını, büyük ihtimalle kastettiği Tanrı oğulları olmak üzere bunların ışıktan yaratıldığı, ışık yaratıkların kendi başına uzayda gezegenler arasında dolaşabildiği gibi de iddiaları bulunmaktadır.

Tengri’ye tapan Türklerin kendilerinden sonra gelen insanlardan daha rasyonel olduğunu, bütün esas değerli madenleri eritmeyi öğrendiklerini, dünyanın nerdeyse bütün alfabelerini icat ettiklerini (S:103) gemilerin içinde her yere seyahat eden gök bilimci, şair, bilim adamı ve filozof olduklarını (S:104) da Gene D. Matlock’dan öğreniyoruz.

Piri Reis’in haritası gibi belgeler kara ve hava araçlarını mekanize eden yegâne uluslar olarak doğrudan iki ulusu işaret etmektedir: Türkiye ve Hindistan” (S:108) diyen Gene D. Matlock Piri Reis haritasını çizebilecek kadim bir ulusun en az 12000 sene önce havagemilerinin olması gerektiğini ifade eder.

Gene D. Matlock, 2500 yıl önce kuzeyden Hindistan’a gelen atlıların buranın yeni halkı olduğunu ve bu yeni halkın “Türkler-Sakalar/İskitler” (S:116) olduğunu ve Hinduların Buda’yı tam bu zamanlarda öğrendiğini ve bu yüzden de Buda’ya “Şakyamuni” veya “Türk Tanrısı” olarak isimlendirdiğini, Buda öğretisini Türklerin yaydığını iddia eder.  Ayrıca Hindistan’da 50 milyon insanın “Gök Tanrı” inancına mensup olarak yaşadığını ve bunların ne Budizme ne de İslam İnancına uymadıklarını, onları çevrenin Hıristiyan olarak tavsif ettiğini ancak ayinleri ve sembolleriyle dünyada ki geriye kalan diğer Hıristiyanlara da benzemediğini, Tengri’nin Haç’ını tanıdıklarını söyleyerek bunların Türklerin saf inançlarını ilk haliyle muhafaza eden tek topluluk olduğunu da iddia etmektedir. Bugün her on Hintli ve Pakistanlıdan beş’ inin soyunun yani Yüzde ellisinin soyunun Türklere dayandığını da ifade etmektedir.

… doğuştan filozof ve şair, ferasetli bir yönetici ve parlak bir kumandan olan Erke Han, Türk kültürünü hiç olmadığı kadar yükseltmişti. Onu Doğu’da zirveye çıkarmıştı Onun huzurunda, “Türk” sözünü, sesleri titreyerek telaffuz ediyorlardı. O kadar kutsal bir sözdü.” (S:119) diyen Gene D. Matlock, Erke Han’ın Kuşan tahtına MS.78 yılında çıktığını ve 23 yıl hükümdarlık yaptığını, onun asıl silah olarak ne kılıç, ne kargı, ne de örme demir zırh kullandığını, onun asıl silahının kelam yani söz olduğunu da ifade eder. Erke Han’ın prensibi “iyilik yap dünya da sana daha iyi olsun” ve “Kurtuluşu eylemlerinizde arayınız” (S:120) dur. Bugün inandığımız İslam’da da “Sana kötülük bile yapsalar sen iyilikle mukabele et” ve ayeti kerimede “Biz insanın kaderini fiillerine yükledik. (İsra Suresi 13. Ayet” bu iki prensibin bulunması gösteriyor ki, Türkler hep tek tanrı inancına ve vahye inana gelmişlerdir.

Gene D. Matlock, Hindistan’daki eski halklarla bağ kurmak için Türkleri kafaları insan suretinde vücudu yılan suretinde (Nagalar) tasvir ederek bir benzeşme kurmaya çalışırken Amerika’daki kadim kültürler ve Aztekler, İnkalar, Mayalar ile Kızılderililere mensup halklarla da “Rakshasalar (barbarlar) denilen Tatarlı Hunlar idi. ‘Meru Dağı dolaylarındaki Kutsal Ülke’den gelen Hunlar (Tatar’lar) anlamına gelen Huna-Bhu’dan gelmişlerdi. Bu kabilelerin çoğu yamyamdı., kabileler arası savaşa düşkündü, dini törenlerde insan kurban etme uygulamaları yapardı, bebeklerin alınlarını yassılaştırırlardı, savaşlarda kafaderisi yüzerler ve pek çok Amerikalı Kızılderili kabileye atfedilen başka adetleri yaptıkları gözlenirdi. (S:163) diyerek Türklerle aralarında bağ kurmaya çalışmaktadır. Annem, evden birisiyle dışarıdan bir kişinin ya da bir olayın arasında benzerlik kurulurken benzetilen vasfı beğenmediği zaman “başka benzetecek bir şey mi bulamadın, bizden uzak olsun” derdi. Gene D. Matlock da benzetmeleri için aynı şeyi söylemek gerekir “bizden uzak olsun” Tarihte hiç soy kırım yapmamış, savaşın genel kuralı olan yaşlıya, kadına, çocuğa, hayvanlara, yeşile, ekili alanlara dokunmama ilkelerine daima bağlı kalmış bir millete bu benzetmeler art niyetli değilse, o zaman Türklerin medeniyet kuran vasıflarını bilmediğini gösterir. Aztekler, İnkalar, Mayalar ile Kızılderililerin dillerinde “gemi adamı”, “Gemi sahipleri” manasına gelen kelimeler ile sanki kendilerinin eski kıtadan gemilerle taşındıklarını bildiklerine dair işaretler ortaya koymaktadır. 

Gene D. Matlock en sonunda ‘Doğru Din Hangisi? (Haç Bilimi 101) başlıklı bölümde ‘Doğru Din Hangisi?’ sorusunu sorarak bütün dinlerin kökeninde (Krishti) olduğun iddia etmiş ve bunu da “Esasen, Düalite, Haç ve Kutsal Teslisin bütün insan varlığının temel taşları (Krishti) olduğunu kabul eden dünyadaki bütün dinler Doğru Din’dir.” (S:167) cümlesiyle cevaplandırarak diğer dinlerin doğru olduklarını kabul ettirebilmelerinin şartı olarak Krishti’nin bütün dinlerin ortak temel noktası olduğuna mahkûm kılmıştır. Eğer yeryüzündeki bir din Krishti’nin bütün dinlerin ortak noktası olduğunu kabul etmezse doğrudan kendisinin de doğru bir din olmadığını kabul ve ilan etmiş olacaktır. Halbuki bizim inancımıza göre doğru din Allah’ın Cebrail (a.s.) vasıtasıyla bir peygambere vahyettiği ve vahyedilen şeriatın başka bir peygamber tarafından nesh edilmediği müddetçe doğru dindir. Şu anda yeryüzündeki tek ilahi ve doğru din İslam’dır. Öteki (Yahudilik ve Hıristiyanlık) semavi dinler en son Peygamber Hz. Muhammet tarafından nesh edilmiştir. Diğer dinler de zaten insan eliyle inşa edilmiş olduğundan içinde insan aklının ürettiği doğru hükümler de bulunsa din olarak bizim anladığımız manada bir din değildir.

Türklerin Gök Tanrının yardımıyla Avrupalılardan ileri olduğunu ve hiç yenilmediklerini, ayrıca demiri Türklere Gök Tanrı hediye (S:185) etmiştir. Bronz kılıçlara sahip olan Romalıların demirin bronzu yenmesi (S:186) gibi Demir kılıçlara sahip olan Türklere yenilmesi Gene D. Matlock’e göre kaçınılmazdır. Türklerin üstün gelmelerinin sebebini öğrenmek isteyen Ermeniler Piskopos Gregoris’i Türklere gönderir. Türkler Piskopos Gregoris’i vaftiz ederler. Su ile vaftiz edilme Tenri dininin kilit törenlerinden, yeni doğmuş bebeklerin Sonsuz Mavi Gökyüzü’nün krallığına girmeden önce buzlu vaftiz teknesine batırıldığı tören, Kadim Altay’dan kaynaklanmaktadır. “İlk Hıristiyanlarda vaftiz yoktu, olamazdı. Onu, Avrupa’da ancak Kıpçakların gelişlerinden sonra öğrendiler.” (S:187) Bugün hala Erzurum’da “çelikleme yapmak” adı altında çocukların yaylalarda doğar doğmaz soğuk suya sokulduğu, çelikleme yapılan çocuğun daha sağlıklı olacağına inanıldığı, böyle bir çelikleme olayına şahit olan bir profesörün şehirde kendi çocuğu doğduğunda da aynı işlemeleri yaptığı ancak çocuğun hastalandığı, profesör Erzurumlu çocuğun hastalanmayıp kendi çocuğunun neden hastalandığını merak edip sorması üzerine esprili bir cevapla “onun babası da “çelikleme “yapılmıştı. Atadan bir sağlamlık vardı.” karşılaştığı anlatılır.

Gene D. Matlock’ın kitabında sadece din kitaplarında anlatılan efsanevi tarihi anlatmıyor, ayrıca biyoenerjiden ve solar enerjinin sağlık alanında kullanılmasından, evrensel yaşam enerjisinden ve yeni bir Hristiyan inanç felsefesinin oluşumundan da bahsetmesi kitabı anlaşılmaz kılıp, dağınık ancak birbiriyle ilgisiz bilgilerin art arda sıralanmış olduğu bir bilgi yığınına dönüştürüyor.

Ben hiç Hıristiyanlığı, İsa’yı, Haç’ı Teslisi övdüm mü diye soran Gene D. Matlock, “Haç-düşmanı din zayıflayacak be batacaktır, çünkü Haç ve Kutsal teslisi reddeden bir din düşmeye mahkumdur.” (S:217) diyerek söyledikleriyle çelişmektedir. Ancak bu huşu kendine sorulduğunda buna da şöyle “Benin anlatmak istediğim Haç, Teslis bugün batıda halkın inandığı Haç ve Teslis değil Türklerin ve Hinduların ortaya koyduğu Haç ve Teslistir” cevap vereceği muhakkaktır. 

Gene D. Matlock Hıristiyanlığın eskiden beri var olduğuna, teslis, Haç ve vaftiz ’in ilk Türkler tarafından Hindulara yayıldığı fikrinin destekleyicisi olarak Carl Jung’un “… teslis karşıtı ve teslis yanlısı fikirler anlayışı… Hıristiyanlığın doğuşundan asırlar önce de vardı.” (S:225) teslisin İsa’dan önce de var olduğunu söylediği ifadelerini aktarır. 

Türkler bile kendilerinin ve Hinduların bütün insanlığın atası olduğundan habersiz.” (S:248) Gene D. Matlock’un bu cümlesine ancak, bunun farkına Atatürk varmıştı, biz onun yolundan gitmedik diyerek cevap verebiliriz. “Türkler bizimle de bağlantıya geçiyor, çünkü hepimiz damarlarımızda onların kanını taşıyoruz. DNA’larımız ve Hıristiyanlığımız bunu yüzde yüz kanıtlayacaktır.” (S:248

1005 yıl önce yeni bir dinin Türklerin Tengri’sini ve Biricik Oğlu’nu, Keder/Keser’i yerinden ettiğini ve Kuzey ve Güney yönlerinin kutsal yönler olarak kabul etmeye zorlandıklarını, Aryalar veya Panchala Krishtayalar (ilk Hristiyanlar) olmayı bıraktıklarını, aynı zamanda Meksikalıların da bu durumu yaşadığı, Azteklerin de Türklerin ve Hinduların bu yeni dini kabul ettiği zamanlarda Kuzey ve Güney yönlerini kutsal kabul ettiklerini ancak Türklerin sırası gelince Tengri’nin ve Biricik Oğlu Keder/Keser’in iradesini kucaklamak yani eski dinlerine geri dönerek Dünyanın Umutsuzları olmaktan çıkacaklarını ve Dünyanın Umudu olacaklarını, eskisinden hiç olmadığı kadar daha güçlü olacaklarını iddia etmektedir. (S:252) Gene D. Matlock Türklerin Tengri dinini bıraktıkları yeni bir dine girdikleri tarih olarak verdiği 1005 yıl öncesi, Türklerin İslam dinine topluca girdikleri 10. yüzyıla denk gelmektedir. Kurtuluş savaşından hemen önce geri kalmışlığın sebepleri tartışılırken geri kalmışlığın sebebi olarak İslam dini gösterilmiş şimdi de çok az bir kesim tarafından hala gösterilmeye devam etmektedir. Şunu da atladığını hemen belirtelim ki Türkler İslam ile şeref yap olduktan sonra Selçuklu ve Osmanlı devletleri gibi iki cihan devleti kurmuş ve ilimde irfanda önderlik yapmıştır. Gene D. Matlock tarafından yapılmış bir kehanet değilse Türklerin Tengri dinine döndükten sonra tekrar eski muhteşem günlerinden daha fazla gelişeceklerini iddia etmektedir. “… Türkler büyük güç kazanmak için Tengri dinine geri dönmelidirler.” (S:275) Eğer zorlam efsane ve mitolojik yorumlarla Türkler kendilerinin İsa’dan önceki Hıristiyanlar olduğunu kabul ettirip Hıristiyanlığa döndüremezsek eski dinleri olan Tengri inancına döndürmeliyiz mantığıyla misyoner bir çalışma görüyoruz.

   Gene D. Matlock “Ey Dünya İnsanları- Hepiniz Türksünüz – Kayıp Bir Uygarlığın Sırları Dünyayı Nasıl Değiştirebilir?” kitabında her ne kadar tarihi bilgiler veriyor görünse de bu tarih biliminin dayandığı arkeoloji, antropoloji vs. gibi kaynaklardan beslenmek yerine doğrudan kelimelerin benzeşmeleri yoluyla mitolojik efsanelerden yola çıkarak Türkleri,  Hinduların, Azteklerin, Mayaların, İnkalar, Kızılderililerin ve Meksikalıların hata daha ileri giderek Greklerin kökeni olarak ilan etmekte ve Haç, Teslis, (Baba-Oğul-Ruhul Küdüs) gibi sembolleri Türklerin icat ettiğini sonradan günümüzde yaşayan Hristiyanlığa geçtiğini iddia ederek bağ kurup akıllarını çelerek Hıristiyan yapmak olmaz ise eski dinlerine Tengri inancına geri dönmeleri hususunda ikna etmek gibi bir misyonu gizlemiştir.           

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

bettilt giriş