ref: refs/heads/v3.0
ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü OcaklarıdövizakpchpmhpAhmet b.karabacakhasan külünk
DOLAR
46,9929
EURO
53,6680
ALTIN
6.225,55
BIST
14.321,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Pazar Açık
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Salı Parçalı Bulutlu
28°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
29°C
ESKİ TÜRKLERDE DEVLET ve TEŞKİLATI

CUMHURİYET DEVRİNDE BİR OSMANLI AKINCISI ZAPTİYE AHMET

11 Temmuz 2026 10:18
8
A+
A-

Halim Kaya

Bugüne kadar okuduğum merhum Mehmet Niyazi Özdemir kitaplarından, bazı hatıratlardan dikkat çeken karakteriyle ismini duyduğum ve merak ettiğimi Zaptiye Ahmet ile ilgili önce yeğeninin bir kitap yazmış olduğunu duymuştum. Ancak Dursun Gürlek’in “Cumhuriyet Devrinde Bir Osmanlı Akıncısı – ZAPTİYE AHMET” isimli kitabını görünce merakımı gidermek için alıp okumaya karar verdim. Dursun Gürlek’in yayına hazırladığı bu kitaptaki yazıların farklı düşüncede ve farklı dünyaların adamları olan farklı insanlara ait olması, bu farklı kişilerin hepsinin Zaptiye Ahmet hakkında söyleyecek bir çift lafının olmuş olması da hem onun gizemini hem de benim merakımı daha çok artırıyor.

Dursun Gürlek’in yazdığı bu “Cumhuriyet Devrinde Bir Osmanlı Akıncısı-ZAPTİYE AHMET” isimli kitap Temmuz 2020 tarihinde birinci baskı olarak Bilge Kültür Sanat tarafından 240 sayfa olarak yayınlanmış. Kitap; “İçindekiler”, “Mukaddime”, “Canım Ağabeyim – Nuriye Uğur Akın”, “Zaptiye Ahmet – Mehmet Niyazi Özdemir”, “Bizim Zaptiye – Özer Revanoğlu”, “Hakk’a Yürüyen Son Akıncı – Ahmet Nuri Yüksel”, “Şanlı Ahmet’im – Mahir İz”, “Zaptiye Ahmet – Nevzat Kösoğlu”, “Ahmet Yücel İçin – Galip Erdem”, “Zaptiye Ahmet’i Kaybettik – Galip Erdem”, “Ahmet Yücel – Dr. Âsâf Ataseven”, “Günümüzün Ulubatlı Hasan’ı – Hekimoğlu İsmail”, “Bir Genç Osmanlı Öldü – Ergun Göze”, “Ahmet Yücel?.. Eyvah ki Eyvah – Münevver Ayaşlı”, “Kosigin’e Tek Protesto Marmara’dan Geliyor – Ahmet Güner Elgin”, “Ahmet Ersin Yücel – Kadir Mısıroğlu”, “Ah Ahmet, Ah!… – İsmail Oğuz”, “Genç Bir ölüye Dair – Mehmed Şevket Eygi”, “Zaptiye Ahmet, Ruhun Şad Olsun – Raif Karadağ”, “Bir Akıncının Ardından – Ahmet Rıfat”, “Ahmet Yücel’in Rüyası – Abdullah Dervişoğlu”, “Değerlere Gölge Düşmesin Diye Mazeret Kabul Etmeyen Delikanlı Zaptiye Ahmet – Mehmet Cemal Çiftçigüzeli”, “Ahmet’ten Hatıralar – Hasan Arvasi”, “Ahmet Yücel – İmam Mustafa”, “Tanışalım Arkadaş! – Erdem Öztekin”, “Ahmet Yücal İle Birkaç Dakika – Rahime Kadirioğlu”, “Zaptiye Ahmet’in Ardından – Müslim Turan”, “Erken Giden Mektup – Peyami Turan”, “Ahmet Yücel’in Ardından – Dinçer Baykan”, “Zaptiye Ahmet – Dursun Ali Çemberci”,  “Adam Gibi Adam: Zaptiye Ahmet – Üstün İnanaç”, “Zaptiye Ahmet ve Mesele Çekmek – Hüdavendigar Onur”, “Vasiyetnamesi”, “Mukaddeme – Ahmet Yücel”, “Hür Düşünce Üzerine – Ahmet Rıfat” bölüm başlıklarından oluşmakta olup sonuna konulan “Ekler” kısmında da Zaptiye Ahmet’e ait hatıralar ait resimler ve fotoğraflar yer almaktadır. Muhtemel Dursun Gürlek’in bu kitaba alamadığı Ahmet Ersin Yücel nam-ı diğer Zaptiye Ahmet’i anlatan başka yazarlar ve yazılar da vardır.

Kusura bakmayın Dursun Gürlek ile bir karşılaşmayı aktarmadan geçmeyeceğim. On, on beş yıl önce bir İstanbul gezisi sırasında İstanbul’da bir semt’ten bir semte trenle giderken yolculuk sırasında bir durakta Dursun Gürlek trene bindi ve doğruca karşımdaki boş koltuğa oturdu. Birbirimize baktık. Ben konuşmak istedim ancak, rahatsız ederim korkusu benim bu duygumu bastırdı. Ama ben daha önceden görüşüp tanışmadığım bir yazarı karşımda görmekten o kadar mutlu olmuştum ki, içimden kendi kendime okumanı faydaları düşünüyor, onu bu sayede tanıdığım için de övünüyordum. İşte böyle hiç ummadığın bir yerde önemli birsini görüp tanıya biliyorsun diye kendine bir paye bile çıkarabiliyordum. Taşra insanın bir yazarı görmekten dolayı aldığı hazzı anlatamam size.

Günümüzün milli ve dini değerlerini kaybetmiş insanına bir nasihat ve uyarı babından Ord. Prof. Dr. Mükremin Halil Yinanç’tan aktardığı “Dünya tarihinde gelmiş geçmiş hanedanlar içinde en degerli, en şerefli iki büyük hanedan vardır. Bunlar da Hanedan-ı Âl-i Resulullah ile Hanedan-ı Âl-i Osman’dır.” (s.12) paha biçilmez bir bilgi, bir işaret fişeğidir. İşaret fişeğidir çünkü Zaptiye Ahmet’in karakterinin temelinde bu iki hanedan olan saygısı ve edeceği iki kelamı varsa o iki kelamında “Hanedan-ı Âl-i Resulullah ile Hanedan-ı Âl-i Osman” üzerine olmasının sebebinin birisi Ord. Prof. Dr. Mükremin Halil Yinanç ise birisinin de Ziya Nur Aksun olduğunu ifade eder Dursun Gürlek.

Ahmet Ersin Yücel nam-ı diğer Zaptiye Ahmet’ini zamanın İstanbul’unda Marmara, Küllük ve Çınaraltı kıraathanelerine takılan sağ’dan ve sol’dan aydın zümresinin tamamı tanırlar. Ancak benin gibi Anadolu’dan taşralılar ve Zaptiye Ahmet sonrası nesillerden Dursun Gürlek gibi zümre de Zaptiye Ahmet’in nam ve şanını merhum Mehmet Niyazi Özdemir’den duymuştur. İşte Dursun Gürlek tam da bunu “Bendeniz, ‘Zaptiye Ahmet’ nâmını ilk defa 1970’li yıların ortalarında duymaya başladım. Özellikle merhum Mehmed Niyazi Özdemir Ağabey’imizin sık sık ondan bahsetmesi, tam bşr mücadeleyle geçen kısa hayat hikâyesini anlatırken çarpıcı anekdotlar nakletmesi merhuma duyduğum ilgiyi daha da artırdı.” (s.12) ifadeleriyle bunu tevsik etmektedir.

Ahmet Ersin Yücel nam-ı diğer Zaptiye Ahmet hakkında yazılıp söylenenleri duyan bir kişi onun çok uzun yıllar yaşadığını ilim irfan sahibi olmasının yanında büyük bir tecrübeye sahip kişi olarak algılıyor. “Cumhuriyet devrinde tam bir Osmanlı akıncısı gibi yaşayan Ahmet Ersin Yücel, nam-ı diğer Zaptiye Ahmet, 27 Temmuz 1942’de Yozgat’a dünyaya geldi.” (s.15) ve “16 Temmuz 1969 Çarşamba günü 27 yaşında Rahmet-i Rahmana kavuştu.” (s.15) görüldüğü gibi henüz 27 yaşında bugünün gençlerinin oyunda oynaşta olduğu bir yaşta karakteri ve sahip olduğu ilmi meziyetleri sayesinde onlarca insanı hakkında yazmaya sevk edecek bir hayat yaşayarak bu âlemde hoş bir seda bırakarak ebedi âleme göçmüştür.

Dursun Gürlek merhum Mehmed Niyazi Özdemir’den Ahmet Ersin Yücel’e neden “Zaptiye Ahmet” dendiğinin hikâyesini aktarır. Merhum Ahmet Ersin Yücel otobüste bir kadına sarkıntılık ederek rahatsız eden birini eğer kadın da buna yüzvermiyorsa ve rahatsızlığını ifade ediyorsa gidip bir yumruk atar, bazen Mehmed Niyazi Özdemir ile birlikte yumruk attığı kişi ve arkadaşlarından dayak bile yerler imiş. Bu olay da haftada bir iki kere cereyan eder olunca “İşte bu tavır ve tutumundan dolayı Özer Revanoğlu ona “Zaptiye Ahmet” lakabını taktı. Âmiyâne tabirle ‘cuk’ oturduğu için ondan sonra Ahmet’i hiçbir zaman ‘Zaptiye’siz anmadık. O, bizim “Zaptiye Ahmet”imiz oldu.” (s.45) arkadaşı tarafından bu lakap takılmış.

Mesele geçme” (s.45) meselesinde de Dursun Gürlek merhum Mehmed Niyazi Özdemir’den Zaptiye Ahmet “mayası müsait bir delikanlı” (s.45)  ile tanışınca ona dah iyi bir Müslüman yapmak için İslam’ı tebliği edermiş ve kendisi bu İslam’ı anlatma işine “Mesele geçmek” (s.45)  dermiş. Asıl önemlisi bu İslam’ı anlattığı kişiler hakkında eğer “Bu adam beşinci meseleye kadar bizimle beraberdir.” (s.45) der ise o kişi ile İslam’ın şartlarının dışında ortak bir yanlarının bulunmadığını ifade eder, eğer sıralandırdığı milli, dini, tarihi esaslara yatkın bulur “Bu adamla altıncı meseleye kadar beraberiz” (s.46) derse o kişiyle İslamiyet’in dışında milli bakımdan da birlikte olduklarını ifade ettiğini ve bu kişi ile her şeye rağmen dostluk kurmayı salık verdiğini, hatta işi on bir numaraya kadar da çıkardığını aktarmaktadır.

Ya Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Efendiye söylediğine ne demek lazım. Bu sözler bugün birisine söylense hiç olgunlukla karşılanır mı? Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Efendinin anlayışı da meseleyi başka bir boyuta çıkarmaktadır. Zaptiye Ahmet ve Mehmed Nizyazi Özdemir İstanbul İmam Hatip Lisesinin bir törenine iştirak etmişlerdir. Zaptiye Ahmet yerinden kalkarak hürmetle elini öptüğü Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Efendiye “Sen ne âlim, ne fâzıl bir adamsın. Bu başındaki pislik, saçtığın ışığı gölgeliyor. Bir de ondan kurtulabilsen ne kadar iyi olur.” Dedikten sonra ortalık karışmış ve insanlar Zaptiye Ahmet için “Kim bu serseri, Hoca’ya nasıl hakaret eder!” diye hücuma başlamışlar. Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Efendi kalabalığa “Çocuğa bir şey söylemeyin, dedikleri doğrudur.” demiş. Mehmed Nizyazi Özdemir Zapitiye Ahmet’in bu sözleri Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Efendiyi tanıdığı halde söylediğini “Ahmet ise Hoca’yı şahsen de tanıyormuş. Ahmet, doğru bildiği bir hususu her yerde, her platformda savunurdu. Hatır gönül düşünmez, sözleri eğip bükmezdi.” (s.48) Buna benzer bir durumu yaklaşık yirmi beş gün önce Samsun Site caminde bir Cuma günü Cuma namazından önce ben de yaşadım. Mutad olduğu üzere namazdan yaklaşık bir saat önceden camiye girmiş, herhangi bir tarikata bağlı olmamakla beraber kendi halimde vird edindiğim bazı tesbihleri zikrediyordum. Boylu postlu, uzunca simsiyah sakaları olan, cübbe ve sarıklı otuz, otuz beş yaşlarında bir genç camide o an buluna üç beş kişiden birisi olan bana yönelerek yanıma geldi ve selam verip, Peygamber efendimizden bir Hadis-i Şerif naklederek bana “bıyıklarını kısaltsan, Peygamber efendimiz böyle yapmıştır.” dedi. Ben tebessümle karşıladım, ama içimden de “Erkenden Camiye namaz kılmaya gelmiş adama İslam mı tebliğ edilir” diyerek geçirdim. Genç adam bir şey demeden beş altı saf önde oturan başka bir adamın yanına gitti ve adama bir şeyler söyledikten sonra tartışmaya başladılar ve o genç adama dönere “Şu an İslam dairesinden dışarı çıkıyorsun, farkında mısın” dedi. Ne bende Ömer Nasuhi Bilme olgunluğu vardı, ne de tebliğci o gençte. Ben kendimi dini bilen ve yaşayan bir olarak görmüş,  genç de hem karşısındaki diğer adamı din dışına atmıştı.

Özer Revanoğlu arkadaşı Zaptiye Ahmet’in sadece yanlışları düzeltmediğini bazen iyi ve güzel gördüklerini de sahiplendiğini, bu minvalde yolda gördüğü tanımadığı bir adamın ak sakallarını “Adamın eli, yüzü ne kadar nurluydu. Sakal da mübareğe çok yakışmış.” diyerek öper. Ancak Zaptiye Ahmet sakalını öptüğünü vatandaşı hiç tanımamaktadır.

Birde hoşaffff!” (s.66) zaptiye Ahmet Türkçe kelimelerin yerine yabancı kelimeler kullanılmasını doğru bulmazmış. Bir gün İstanbul Lalelide yemek yemek için girdiği lokantada garsondan hoşaf ister. Garson “bir komposto” diye bağırınca garsonun kolundan tutup ben komposto istemedi hoşaf istedim diye itiraz eder. Adam tama iki aynı şey dediği halde hoşaf istemeye devam eder ta ki garson “bir hoşafff!” diye bağırınca garsonu serbest bırakır.

Kendisi muhtac-ı himmet bir dede/Nerede kaldı gayriye himmet ede” (s.68) Şairi laedri olan anonim bir beyitte  “Kendisi himmet muhtaç olan kişi başkasına nasıl himmet etsin” ya da “Kelin ilacı olsa başına sürer” diyen halkın aksine Zaptiye Ahmet cebindeki son kuruşu da yardım olarak muhtaç başka birine verir, kendisini hiç düşünmezmiş. Özer Revanoğlu Mersin Silifkeli hemşerisi Mahmut adlı kişiye Zaptiye Ahmet’in cebindeki son para olan elli lirayı çaktırmadan kucakladığı sırada cebine koyduğunu ve hiç eğlenmeden de Mahmut’tan ayrıldığını aktarır (s.67-68).

Bütün arkadaşları ve tanıdıkları Zaptiye Ahmet’in milliyetçi muhafazakâr bir karaktere sahip olmakla birlikte siyasetten hoşlanmadığını ve hiçbir siyasi parti ile ilişkisinin olmadığını ifade ederler. Ancak bir istisna Özer Revanoğlu onun MHP ile bir gönül bağını nasıl kurduğunu anlatır.  “9 Şubat 1969’da Adana’da yapılan Büyük Kongre’de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi adını alıp ‘Üç Hilal’i amblem olarak kabul edince Ahmet’in itirazı söz konusu olmadı. Yedek subay öğretmenken bana gönderdiği mektupta Adana Kongresi’ni nasıl büyük bir heyecanla takip ettiğini yazıyor; üç hilalli parti bayrağı için de, ‘Azizim, bu müthiş bir şey.’ diyordu.” (s.74) Zaptiye Ahmet’in bu tasvip ve onayını arkasında Osmanlının her şeyin meftun olmasının yattığı aşikârdır. Üç hilal Osmanlı Devlet Bayrağı olarak bugün MHP’nin parti bayrağıysa o zaman o parti de hürmete değerdir Zaptiye Ahmet için.

Ahmet Nuri Yüksel “Hakk’a Yürüyen Son Akıncı” (s.81) başlıklı azısında “Ahmet’in mahkemesi tek celselikti. Tehir ve tâlik [askıya alam-Uzatma, gün atama] yoktu. Meseleyi derhâl ve anında tetkik eder, enini boyunu ölçer ve şimşek süratiyle gereğini düşünüp karar verir ve hükmü infaz ederdi. Yani Ahmet, davanın hem polisi hem savcısı hem hâkimi hem de infaz memuruydu. Onun kararlarının temyizi de yoktu.” (s.83) ifadeleriyle Zaptiye Ahmet’in “Geciken adalet, adalet değildir” düsturuyla tek elden adalet dağıttığını, adalet dağıtmakta acele ettiğini ifade etmektedir.

Aslında Zaptiye Ahmet adına “melese geçmek” babından anlatılan bir takım hatıralar, zamanla ve anlatan kişiler değiştikçe rivayetler üzere anlatanlar vasıtasıyla başkalaşarak vurgu yapılan ve mesele geçmenin sebebi olan husus aynı kalmakla birlikte yer, zaman, kişiler gibi diğer unsurları değişiklik göstermeye başlamaktadır. Tıpkı daha önce bir İmam Hatip Lisesi toplantısında bulunan Ömer Nasuhi Bilmen hoca için anlatılan fötr şapka meselesinin zamanla değişip camiden çıkan nur sakallı bir ihtiyar (s.85) hacıya dönüştüğü gibi değişmektedir. Zaman adeta gerçek olayları masallaştırmakta, destanlaştırmakta, efsaneleştirmektedir.

Ayrıca Zaptiye Ahmet hakkında farklı farklı insanlar tarafından anlatılan bütün hatıraların anlatım tarzı ve üslubu farklı olsa da menşeinin Mehmet Niyazi Özdemir’in kitaplarında anlatmış olduğu Zaptiye Ahmet anılarının farklı yorumlanmasıdır. Eğer Zaptiye Ahmet hakkındaki merhum Mehmed Niyazi Özdemir anılarını yazmasaydı bugün Zaptiye Ahmet hakkında tekrar edilen bir durum olsa da başka hiçbir bilgiye ulaşmamız mümkün olmayacak, belki de Zaptiye Ahmet’in yaşadığından onu görenlerden başka kimse haberdar olmayacaktı.

Zaptiye Ahmet’i ülkücü yapan sebeplerin her ne kadar Nihal Atsız’ın Osmanlı sevgisi ve MHP’nin üç Hilalli bayrağı olduğu söylense de onu asıl ülkücü yapan sebep bence ülkücülerin “İslamiyet ruhumuz Türklük bedenimiz” sloganı ve “Türlük şuur ve gururu İslam ahlak ve fazileti” ilkesidir. Nitekim bizim bu kanaatimizi Galip Erdem “Türklük şuuru ve İslam ahlakına öylesine yürekten bağlıydı ki sokağa taşan terbiyesizlikleri gördükçe sabredemezdi, çileden çıkardı; tek başına münakaşaya girer, yetmezse kavgaya tutuşurdu.” (s.99) ifadeleriyle teyid etmektedir.

Zaptiye Ahmet’in kısa ömrü boyunca fırsat buldukça ve mesele geçecek birisini buldukça terk etmediği mesele geçmeyi bakın Galip Erdem ağabeyi onun ölümü üzerine Devlet gazetesinde 21 Temmuz 1969 yılında yazdığı “Zaptiye Ahmet’i Kaybettik” (s.101) başlıklı yazısında nasıl tarif ediyor: “Bir aralık ticaret hayatına atılmıştı ya, hiç değiştirmediği ve ömrünün son saniyesine kadar büyük bir aşkla bağlandığı biricik mesleği, ‘mesele geçmek’tir. Mesele geçmek, cahillerin gözündeki gaflet perdesini yırtmak demektir. Mesel geçmek çağımızın cüceliğinden doğan aşağılık duygusundan kurtulmak, tarihimizin büyüklüğüne dönüş demektir. Mesele geçmek, Türk milletinin yüce değerlerine sahip çıkmak, bilhassa Osmanlı İmparatorluğu döneminin dünyaya hâkim olmasındaki esrarı tanımak demektir.” (s.102)

Dr. Asaf Ataseven ise herkesten farklı, başka ancak aynı manaya gelen kelimelerle onu anlatıyor: “Onu yakından tanıyanlar zekâsını, nükte dolu konuşmalarını, daima gülen yüzünü, rind-meşrep hallerini bilirler. Ahmet’i bunlarla beraber derin imanı çerçeveler. O, mizaç ve karakterine uygun eski kültürümüzün kaynaklarına inmiş, tam şahsiyetini bulmak için Edebiyat Fakültesi’ne girmiş ve kısa zamanda eski Müslüman Türk’ten hatıra, kelimenin tam manasıyla Osmanlı olmuştu.” (s.104)

Münevver Ayaşlı da Zaptiye Ahmet’i kendi üslubunca ama herkesle aynı manaya gelen kast ile “son derece terbiyeli ve nazik, cömert ama ne kadar cömert; Müslüman kadar cömert, Türk kadar cömert, Osmanlı kadar cömert Ahmet Yücel” (s.112)

Zaptiye Ahmet için ilk orijinal değerlendirmeleri Mehmed Niyazi Özdemir yapmış ve onun yazdıklarından aynı hatıraların üslup farkıyla anlatımı yaygınlaşmıştır. Mehmet Niyazi Özdemir’den sonra en orijinal ve nev-i şahsına münhasır anlatım ve farklı bilgi Kadir Mısıroğlu’nun “Tanıdıklarım” adlı kitabından Dursun Gürlek tarafından özetlenerek “Ahmet Ersin Yücel” başlığıyla alınmış olan yazısındadır. Kadir Mısıroğlu Ahmet Ersin Yücel için “arkadaşları haklı olarak ‘zaptiye’ yakıştırmışlardı ki bu doğru bir vasıflandırma olmakla beraber o sıradan bir ‘zaptiye’ değil, bence bir ‘akıncı reis’ gibiydi. Zira kavgasının arkasında ilmî gerçekler vardı. O sade bir Osmanlı hayranı değil, bu hayranlığı kısacık ömrüne sığmayacak derecede dini ve tarihi malumatla besleyen gerçek bir mücahidi.” (s.121) diyerek onun mücadelesinin bilgiye ve ilme dayandığını, heyecana dayanan kuru bir cihangirlik olmadığını ifade etmektedir.

Muhteşem İmparatorluğu Yıkanlar, Musul Meselesi, İsrail Ortadoğu ve Amerika, Türk Hariciyesinin Çetin Sınavı Kıbrıs, Deryaları Dize Getirenler, Şark Meselesi, Petrol Fırtınası kitaplarını yazan ve Petrol Fırtınası çıktığı yıllarda 1973 yılında dönemin Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile “Türkiye’nin petrol Yatakları ve rezervleri” hakkında görüşmek üzere gayet sıhhatli bir şekilde gittiği Ankara’da bir otel odasında esrarengiz bir şekilde ölü bulunmuş olan Merhum Raif Karadağ Zaptiye Ahmet’in buraya kadar hiç kimsenin bahsetmediği Ayasofya da namaz kılması mevzuunu anlatıyor. Zaptiye Ahmet Ayasofya’nın ibadete açılmasını istiyordu. “Nitekim bu düşüncesini kuvveden fiile de çıkarmış, bir gün herkesin gözleri önünde, camiye girdiği arkadaşları ile orada namaz kılmıştı. Tabii şikâyet edilmiş, polisçe ifadesi alınmıştı. Bu sebeple siyasi polis ile aşinalık da kurmuştu.” (s.130)

Hasan Arvasî’nin Ağustos 1969 tarihinde Söğüt Gazetesinde yazdığı Zaptiye Ahmet ile ilgili hatıralarında onun mücadele niyetini “Ahmet’in büyük dava cephesine bir nebzecik olsun şahsi ihtiras bulaşmamıştı. Parlak mücadelesi, bazılarında –az bir nispette de olsa- mevcut, liderlik devşirmek, şöhret temin etmek vesaire gibi ümit ve kayıtlar veya eklemelerden berî, tamamen katıksız, sırf hakikat bildiğinden idi. Bu yüzdendir ki asla önde, ortaya sürülmek kaygusuna düşmemiş, sadece gerektiğinde çıkışlar yağmıştır; hem de ne azim ve cesaretle!” (s.157) ifadeleriyle tespit etmektedir. Bugün ben dava adamıyım diyen herkesin okuyup örnek alması gereken bir hal ve davranıştır.

İmam Mustafa da Zaptiye Ahmet’in insani bir vasfını anlatıyor “Arkadaşlar arsında meydana gelen, insanlık icabı, hafif dargınlıklar, küskünlükler, onu çok üzerdi. Onları barıştırmak için uyku dahi uyumaz, arar, bulur, konuşur, aralarını bulur, ondan sonra rahat edebilirdi ancak … Arkadaşlar arasındaki kara kedileri kovar, buzları eritir, kalpleri bir lehimci misali birbirine bağlamağa bütün azmiyle çalışır, muvaffak olduğu zaman da güzel nükteleri ve tatlı dili ile, “Kaç kişiyiz birbirimizi anlayan kardeşim.” der, sevincinden tebessümünü gizleyemezdi.” (s.158-159)

Zaptiye Ahmet, üniversiteyi bitirmiş ve bitirmek üzere olan arkadaşlarının adına kendisini çok seven Mahir İz Hocaya aralarındaki samimiyete dayanarak sorar; “Hocam, aramızda öğrenimini tamamlamış olanlar ile mezuniyetlerini bekleyen öğrenciler var. Bunlar evlenmek istiyorlar; ama evlenecekleri hanımı nerede, nasıl bulabileceklerini bilmiyorlar. Malum, sokakta, şurada burada gördükleri işe yaramaz. Yarayanlar ise evlerinde oturduklarından bizler göremiyoruz. Bu işi nasıl halledeceğiz?” (s.165) Mahir İz Hoca “Her kim nerede oturuyorsa, nerelere takılıyorsa veya nerede okula gidiyorsa oranın camiine gitsin. Meseleyi imam efendiye açsın; bu konuda yardımcı olmasını rica etsin. İmam efendi cemaati yakından tanıdığı için kimin evlenme çağında oğlu veya kızı olduğunu -genellikle- bilir. Dolayısıyla ‘Git, filan adamı gör.’deyiverir.” (s.165-166) Mahir İz Hoca devamla “Sizler birini tanıyan bir grup gençlersiniz. Aranızda evlenme çağına gelen kız kardeşi olanınız yok mu? Muhakkak vardır. Bunu niçin söylemeyecekmişsiniz? Deyince Ahmet ayağa katlı, ‘Benim böyle bir bacım var, adresimiz de şu. Talip olan gidip babamdan isteyebilir.’ dedi. Nitekim bu yolla Avukat İsmail Hakkı Akın Bey kıza talip oldu, istedi ve evlenip çoluk çocuğa karıştı ” (s.166)

Zaptiye Ahmet’in bir de lokantanın iş yapmaması hususunda bir hikâyesi var ki hem samimiyet hem de masumiyet nişanesidir. Üç ay olmasına rağmen iş yapamayan bir lokantada yemek zamanı yemek yiyen Zaptiye Ahmet lokanta sahibine işlerinin nasıl olduğunu sorar, adam işlerinin iyi olmadığını söyleyince etraf bakınır gerçekten bu saate kendinden başka kimse yok. Ancak karşıda bir fotoğraf asılıdır. Bu fotoğrafı kaldırırsan rızkın artar der ve çıkar gider. Birkaç gün takip eder Adam fotoğrafı kaldırınca da arkadaşlarını bu lokantaya yönlendirince adam iş yapmaya başlar. Tesadüfen uğramış gibi yaparak tekrar lokantaya gittiği bir gün işlerin nasıl olduğunu tekrar sorar. Lokantacı işlerinin açıldığını söyler.(s.166) Ve ona “Abi Allah senden razı olsun. Veli misin evliya mısın?” der (s.167).

Kitapta dah sonra Zaptiye Ahmet’in yazmış olduğu vasiyetnamesi, “Mukaddeme” (s.188) başlığı ile Zaptiye Ahmet’in bir kitabın başlangıcı, girişi yani ön sözü mahiyetinde yazdığı ancak II. Beyazıt’ı başlı başına bir kitap mahiyetinde ve çok net anlattığı bir yazı, yine Zaptiye Ahmet’e ait Türk mimarisinin nasıl olması gerektiğini anlşatan “Mimaride Ruh” (s.199) yazısı, daha sonra da “Hür Düşünce Üzerine” (s.202) başlıklı Zaptiye Ahmet’ten ziyade Fikir Hürriyetini ve yobazlık konusunu izah eden Ahmet Rıfat’ın bir yazısı yer almaktadır.

Ölümünün üzerinden geçen elli yedi yıl sonra (Ölümü Temmuz 1969) derlenerek alınmış bu yazılar ile bir mücadele adamının kısacık ömründe nasıl bir iz bıraktığını anlatan ve bugün artık eğer bu kitap ve bu kitapta derlenen yazıları olmasa hatırlayacak kimsenin kalmadığı bir zamanda Zaptiye Ahmet’i yaşatan ve bugüne ve gelecek nesillere aktaran bir kitap hazırlayarak Dursun Gürlek Zaptiye Ahmet’i daima yaşatacak, gelecek nesillere de dava adamı olmanın ölçülerini aktaracak bir vazifeyi ifa etmiştir. Sadakayı cariye olarak bundan daha iyi bir hizmet olmazdı. Sana Teşekkür ederiz Dursun Gürlek.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Bağdar Caddesi EscortDeneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren SitelerDeneme Bonusu Veren SitelergrandpashabetGrandpashabetgrandpashabetgrandpashabetritzbetmecidiyeköy escortgrandpashabetgrandpashabetmanavgat escortJojobetpusulabet girişCasibomjojobet girişMeritbetMeritbetjojobetdedebet girişkingroyaljojobet güncelgrandpashabet linkdeneme bonusujhjhjojobettipobetbetasusmarsbahisngsbahiscratosroyalbetbetgaranti girişjojobetholiganbetjojobetpusulabetsekabetmatbetgrandpashabet girişonwinmarsbahistambet girişgrandpashabetcashwin girişholiganbet girişbetsalvador girişbetsalvador girişvevobahisvdcasino girişteosbetbetgarantitambetgrandpashabet girişcashwinteosbetholiganbetbetsalvadormatbetchild pornesrar satın aljojobet girişgrandpashabetpusulabetsahabetholiganbet girişmavibet girişimajbetİmajbetslotbarjojobetpusulabetpusulabetgrandpashabetcasibomGrandpashabet Güncel Girişcasibommatbet girişmatadorbetmatadorbetonwinsahabetmatadorbetpusulabet girişsekabet girişmatbet girişbetsalvadorcasinomilyonholiganbetjojobet1winnesinecasinocasinowonwbahispalacebet girişholiganbet Deneme Bonusu Veren Sitelergrandpashabetgrandpashabetcasibomjojobet girişgrandpashabetpadişahbetcasibom